ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da DİSK'in "D"si
TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
İktidar yetkilileri yalan söylüyor!...
Bir kısım köşe yazarı yalan söylüyor!...

Örgüt baskısı var diyenler...
Gelin bizle de görüşün!


Hücre hapishanelerin tartışılmaya başlandığı günden bu yana iktidar sözcüleri, devrimci tutsaklara türlü yalan ve demagojilerle saldırıyor, bu sayede hücreleri halkın gözünde meşrulaştırmaya çalışıyor. En son 27 Temmuz 2000 tarihinde Mehmet Ali Birand'ın hazırlayıp, CNN-Türk Televizyonu'nda yayınladığı 32. Gün Programı'na katılan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'un ifade ettiği; "F tipi cezaevlerini, tutukluları örgüt liderlerinin baskısından kurtarmak için inşa ediyoruz" sözleri bu iftira, yalan ve demagojilerden en sık kullanılanıdır. Ali Suat Ertosun'un bu sözleri elbette yeni değildir. 12 Eylül'ün faşist generallerinin demagojilerini kendisi devralmıştır. Bugün sürdürüyor. Bir süre önce de Adalet Bakanı'ndan bir kısım köşe yazarına kadar hücreleri savunanlar bu ifadeleri kullandılar. Hatta "sempatizanlara ayaklarını yıkatan örgüt liderleri bile var" diyerek daha da pervasızlaştılar.

İktidar temsilcilerinin bu söyledikleri bir yerde anlaşılırdır. Çünkü onlar MGK'dan aldıkları talimat gereği, tutsakları yok etmeyi önlerine hedef olarak koymuşlardır. Ve bu talimatı yerine getirmek için -her zaman yaptıkları gibi- işkence, katliam, her türden fiziksel saldırı yanında, en aşağılık iftira, yalan ve demagojileri de kullanmaktadırlar.

Fakat bu yalanları köşelerinde yazan yazarlara soruyoruz. Bir parça meslek onurunuz kalmışsa cevap verin;

Bu yazıları yazarken kaç tane hapishaneye gittiniz?..
Kaç tane tutsakla konuştunuz?..

Hapishanelerde böyle bir tablo yaşandığına ilişkin kaç tane mektup aldınız?..

Bunlara cevap veremezler, çünkü; bunların hiçbiri olmamıştır. Bu köşe yazarları oturdukları yerden generaller, MİT ve patronları tarafından kendilerine dikte ettirilenleri yazmışlardır. Bu sorulara cevap veremezler, çünkü; cevap verdiklerinde kendi yalancılıkları, çanak yalayıcılıkları, para için kalemlerini sattıkları ortaya çıkacaktır. Giderek bu tür yalanlara daha fazla başvuracakları kesindir. Çünkü halkımızın biz devrimci tutsakları sahiplenmesi ve hücrelere karşı eylemler geliştirmesi sonucu, bugün açıktan hücreleri savunacak kimseyi bulamamaktadırlar. Bu nedenle MGK olaya el koymuş ve son toplantının ardından "F tiplerinden vazgeçilmez" şeklinde açıklama yaparak tehdit etmiş, korku yayarak tepkilerin önünü kesmek istemiştir.

MGK brifinglerine gide gele egemenlerin açıklamalarından satır arası mesajlar çıkarma konusunda ustalaşmış bazı köşe yazarları ve televizyon programcıları "talimat gereği" hemen işe koyuldular. Mehmet Ali Birand'ın programı, program süresince sorulan "danışıklı" sorular ve "ilk kez 32. Gün programında yayınlanıyor" övünmeleriyle sunulan "F Tipi" HÜCRE HAPİSHANELER görüntüleri bu nedenle tesadüfi değildir. İktidarın acizliğinin, çaresizliğinin, destek arayışının ifadesidir.

Ali Suat Ertosun'a televizyonlarda çığırtkanlık yaptıracak, "halkımızın bizi desteklemesini bekliyoruz" dedirtecek kadar destekten yoksundur, çaresizdir iktidar.

ÇAĞRIMIZDIR; "Örgüt baskısı var" diye yazanlar, programlar yapanlar; bu programlara çıkarak bu yalanları söyleyenler; "sözlerim doğrudur, her zaman arkasında dururum" diyorsanız, gelin tutsaklarla görüşün.

"Siyaset Meydanı"nı, "32. Gün"ü ve hücreleri konu alan tüm diğer programlarınızı gelin hapishanelerde yapın. Bütün tutsakların düşüncelerini alın, dinleyin. Ona uygun hareket edin. Tek tek istediğiniz tutsakla konuşun. Hapishane yetkilileriyle gelin. İstediğiniz koşullarda, yalnız, istediğiniz tutsağa istediğinizi sorun. Sizlere bu yalanları söyletenlere başvurun. Hikmet Sami Türk, Ali Suat Ertosun size izin versin. Onlarla gelin. Hatta onları getirin zorlayın. Halkımızın gözü önünde canlı yayınlarda tartışalım. Gelin istediğiniz hapishanede, istediğiniz kadar kalın ve izleyin.

Hangi tutsak örgüt baskısı altındaymış, hangi tutsak zorla direnişlere sokuluyormuş, kim istediği kitabı okuyamıyormuş, okumak istenilen kitapları sorun. Kim kimi eğitecek, dönüştürecek durumdadır onu görün. Sorun ki, asıl olarak kimlerin baskı uyguladığını görün. Tutsakların istediği kitapları ve gazeteleri almayanların, ailelerin gönderdiği resimleri içeri sokmayanların, yırtanların kim olduğunu görün. Örneğin gidin Ulucanlar'da; Burdur'da katliamdan kurtulanlarla konuşun, Cemalettin Çakmak'la, Veli Saçılık'la, Sadık Türk'le konuşun, programınıza çıkarın. Ülkemiz hapishanelerinde baskıları, katliamları, işkenceleri kimlerin yaptığını biliyorsunuz, bunu görün ve bunları halkımıza gösterin. Meslek ahlakı bunu gerektiriyor. Eğer "bende var" diyorsanız gereğini yapın. Danışıklı dövüş yapılan, MGK talimatlarıyla hazırlanan programlarda değil; tutsakların, tutsak ailelerinin katıldığı programlarda tartışın bunları. Ali Suat Ertosun orada açıklasın; hangi tutsak yakını, "evladımı örgüt baskısından kurtarın" diye kendisine dilekçe vermiş. Açıklasın ve bunu ailelere ispat etsin. Bunu yapmazsanız yalancılığınız, kalemlerinizi sattığınız ortaya çıkacaktır.

"Yok böyle değiliz" diyorsanız tekrar çağrı yapıyoruz.

GELİN HAPİSHANELERE, BURALARDA TEKRAR EDİN SÖYLEDİKLERİNİZİ. Biz bekliyoruz.

1 Ağustos 2000

DHKP-C, TKP(ML), TKP/ML, TİKB, Direniş Hareketi, MLKP, TKİP, THKP-C/MLSPB, TDP, Devrimci Yol davasından tutsaklar




Tünel bahanedir; amaç hücreleri meşrulaştırmaktır


5 Temmuz 2000 tarihinde, “mahkemeye gitmiyorlar” bahanesiyle Burdur’da tutsaklara vahşice saldıran; kollarını dozerlerle kopartan, tecavüz eden... her türlü işkenceyi yapan faşist devlet, 26 Temmuz günü sabaha karşı bu kez, Bergama Hapishanesi’ne katletmek için saldırdı.

Burdur Hapishanesi’nde gerçekleştirilen saldırının ardından yaralı tutsaklardan bir kısmı Bergama Hapishanesi’ne sevk edilmişti. Yaralı tutsaklar yaşadıkları vahşeti kamuoyuna duyurmak ve faşist devletin katliamcılığını göstermek için yaşadıkları işkenceleri fotoğraflarla belgelediler. Basın ve televizyonlarda geniş yer bulan bu vahşetle gerçek yüzü ortaya çıkan faşist devlet, hazımsızlığını yine tutsaklara saldırarak gösterdi. Bergama Hapishanesi’nde Burdur’dan gelen 6 tutsak basına açıklama yaptığı için dövüldü ve haklarında soruşturma açıldı. Kazanılmış haklar gaspedilerek görüşlere kısıtlama getirildi, çocuk görüşü ve akraba ziyaretleri kaldırıldı. Ve giderek tırmanan saldırılar asıl olarak 26 Temmuz 2000 günü sabaha karşı, devrimci tutsakların özgürlük tünelinin açığa çıkarılması bahanesiyle bir saldırıya dönüştürüldü.

(...)

Özgürlüğe Kavuşma Eylemi Tutsakların En Meşru Hakkıdır! Saldırı Gerekçesi Yapılamaz! Devrimci tutsakların hapishane duvarlarını aşarak, halkın mücadelesine katılma istek ve çabası bundan sonra da sürecektir. Bir kez daha haykırıyoruz ki, devrimci tutsaklar “suçlu” değildir. Emperyalizm ve uşakları tarafından gayrı-meşru bir tarzda tutsak edilmişlerdir. Bu gerçek özgürlük eylemlerinin meşru temelidir. Bu nedenle fiziki özgürlüğe koşma hakkını kullanan devrimci tutsaklar değil, bu hakkı geçici de olsa gaspedenler suçludur. (...)

Gelinen noktada faşist devletin özgürlük eylemi girişimini gerekçe göstererek Bergama’da tutsaklara saldırmasının çok açık bir nedeni vardır: SALDIRI BAHANESİYLE HÜCRELERİ MEŞRULAŞTIRMAK. (...) Ulucanlar katliamı, Burdur ve Bergama’da gerçekleştirilen katliam saldırıları; İşkenceci, katliamcı faşist devletin hücreleri nasıl bir işkencehaneye çevireceğinin göstergesidir. Koğuşlarda bir aradayken bu derece saldırıya cüret edenlerin hücrelerde neler yapacağı açıktır.

Tüm saldırıları, tüm katliam girişimlerini devrimci kararlılığımız ve irademizle boşa çıkaracak, faşizmin yalan ve demagojilerini bir kez daha bozacak ve zaferi halkımızla kazanacağız...

Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!...
Katliamların, işkencelerin hesabını soracağız!...
Hücrelere girmedik girmeyeceğiz!..


30.07.2000

Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu
ve tüm Cezaevlerindeki Devrimci Yol, THKP-C/MLSPB ve TDP Davası tutsakları




Halkın kurtuluşu ve gerçek özgürlük için mücadele eden bütün işçilere, yoksul halklarımıza, kamu emekçisi memurlara, avukatlara, doktorlara, mühendislere, aydın ve sanatçılara çağrımızdır...

“F-Tipi” hücre cezaevlerini
sizlerle birlikte kapattıracağız!


Egemenler ve onların hükümeti, halklara karşı geniş, uzun süreli ve sert bir saldırı dalgasını yeniden başlatmıştır. Bu saldırının arkasında İMF, Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşlarla başını ABD ve Avrupalı emperyalistlerin çektiği emperyalist devletlerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yeni saldırı dalgasının adı “İstikrar Programı”dır. (...)

Özelleştirmeye karşı çıkan işçiler, karşılarında polis copunu, jandarma kurşununu buluyorlar. Daha iyi ve insanca yaşama yetecek ücret için sokağa çıkan kamu emekçileri, polisin meydan dayağıyla karşılaşıyorlar. Avukatların, doktorların, mühendislerin mesleki ilkelerine, insanlık onurlarına saldırıyorlar. Aydın ve sanatçıları ya devletten, baskıdan, sömürüden yana olmak ya da işkence görmek, hapse atılmak tercihiyle karşı karşıya bırakıyorlar.

Sendikaların karşısına %10 barajı, grev ve dayanışma grevi hakkının kullanılmasının karşısına polis ve askeri çıkarıyorlar. (...) Halklarımızın özgürlük tutkusunu yok etmek, açlığa, sefalete, kölece bir yaşama mahkum etmek için saldıran egemenler ve onların faşist devleti, devrimci tutsaklara da aynı amaçla saldırıyorlar. Dün Buca’da, Ümraniye’de, Ölüm Oruçlarında, Diyarbakır Zindanları’nda, Ulucanlar’da onlarcamızı katleden faşist devlet, en son olarak hepinizin bildiği Burdur Vahşeti’ni yarattı.

Şimdi, bütün bu saldırıların özeti olan, onlardan daha kapsamlı, daha planlı ve daha uzun vadeli yeni bir saldırıya hazırlanmaktadır. Bu saldırının adı “F-Tipi” hücre cezaevleridir. (...) Fakat, nasıl ki, bütün bir halkı teslim almak mümkün değilse, devrimci tutsakları teslim almak da mümkün değildir. Devrimci tutsaklar bu gerçeği, 12 Eylül faşizmi sırasında “asmayalım da besleyelim mi” tehditleri altında, idam sehpalarında ve ateş çemberlerinden geçerek kanıtladılar. (...)

Hepimizin, yani işçi ve emekçilerin kurtuluşu ve gerçek özgürlük için mücadele eden tüm güçlerin, özgürlük, mutlu ve güzel bir gelecek tutkusunu yok etmenin simgesi haline gelen “F-Tipi” hücre cezaevlerine yanıtımız da aynı olacaktır. Bizi öldürebilecekler ama asla teslim alamayacaklar, diz çöktüremeyecekler, özgürlük tutkumuzu yok edemeyecekler. Bu bir savaştır ve bu savaşta özünde güçlü olan biziz.

Gücümüzü davamızın haklılığından, emekçi halklarımıza bağlılığımızdan, özgür ve mutlu geleceğin bize ait olacağına dair sarsılmaz inancımızdan, halklarımızın bir parçası olarak aynı saflarda, aynı kurtuluş amacı için savaşıyor olmaktan alıyoruz.(...)

Faşist devletin yöneticileri ve hükümet bu gerçeği gördükleri için şimdiden manevralara başvurmaya, bizi bölecek, bazılarımızı kararsızlığa, belirsizliğe, kafa karışıklığına itecek yollar aramaya başladılar, şimdilik buldukları yol “F-Tipi” hücre cezaevinin “sakıncaları”nı giderecek düzenlemeler yapma sözünü vermektedir. (...) Ama bu, hücre cezaevlerini kabul ettirmek için başvurulan bir manevra ve yalandan başka bir şey değildir. Onlar, devrimci tutsakların kararlılığı; emekçi halklarımızın, aydın, yazar ve sanatçılarımızın devrimci tutsakların yanında açıkça saf tutmaları karşısında bir geri adım atmakla birlikte asıl amaçlarından vazgeçmiş değiller (...)

Değerli Dostlar;
Sizler bugüne kadar öncü ve önder bölüklerimizin bir kısmı olan devrimci tutsakları sahiplenmekle, egemenlere karşı tutsakların yanında saf tutmakla özgürlüğüne ve onuruna düşkün bütün halkların yaptığını yapmış oldunuz. Tıpkı, İsrail zindanlarındaki tutsaklarını unutmayan ve “Tutsaklara özgürlük yoksa, barış da yok” diyen onurlu ve özgürlüğüne düşkün Filistin halkı gibi. Tıpkı, toplumsal devrimlerini yaparken ilk iş olarak hapishaneleri basan pek çok ülkenin özgür ve onurlu halklarının yaptığı gibi...

Türkiye’de zindanlar açlığın, sefaletin, kölece yaşamın, zulmün kaleleri; zalimlerin egemenliğinin bir ayağını oluşturmaktadır. Fakat, bu kalelerin duvarları halklarımızın özgürlük tutkusu karşısında daha şimdiden çatlamaya başlamıştır. Zafer bizim olacak, çünkü özgürlük ateşi bir kez halklarımızın yüreğine düşmüştür ve artık mutlaka sonuca ulaşacaktır.

Yürekleri tutuşturan bu özgürlük meşalesini, mücadele birliğimizi, savaşma kararlılığımızı bir milim gevşetmeden zalimlerin kalelerinin burçlarına dikene dek mücadele edelim.

“F-Tipi” hücre cezaevlerini sizlerle birlikte kapattıracağız.


27.07.2000

Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu
ve Tüm Cezaevleri’ndeki Devrimci Yol, THKP-C/MLSBP ve TDP Davası Tutsakları