ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da DİSK'in "D"si
TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Yeniden Galatasaray’dayız!..


Türkiye’de kayıplara karşı mücadelenin adımları bundan 5 yıl önce atılmaya başlanır. Gazi Direnişi’nin öfkesi ve kararlılığının ardından devlet, bir devrimciyi, Hasan Ocak’ı kaybeder. Hasan Ocak ile birlikte devlet tarafından kaybedilen diğer devrimciler de aranmaya başlanır. Kayıplara karşı mücadelenin bir aşamasında, her Cumartesi günü Galatasaray’da kayıplar sorulur ve zamanla “kayıpların değil katillerin listesi” istenir. Ve gün geçtikçe kazanılan Galatasaray, devletin faşist uygulamalarının teşhirinin bir kürsüsü haline gelir. “Hepimiz kayıp anası, hepimiz tutsak yakınıyız” diyen yürekler buluşur. Her cumartesi, çocuklarını arayan Plaza de Mayo anaları selamlar Galatasaray’ı. ‘96 yılı SAG ve ÖO sürecinde her hafta devlet yeniden teşhir edilir ve zaferin bir gün öncesi, en kitlesel eylem Galatasaray’da gerçekleştirilir.

Bu süreçten sonra, kayıplarla mücadelenin ve toplumsal hareketin gerilemesinden kaynaklı olarak Cumartesi eylemleri de etkisini yitirir. Kaybedilen ve tutsak düşen devrimcilerin yakınlarınca kazanılan mevzi, İHD’nin inisiyatifiyle sürerken, artık eski etkisinin kalmamasıyla bitirilir.

F tipi cezaevlerine karşı Galatasaray eylemleri yeniden gündemde. Devrimci hareket için Galatasaray, kazanılan, ancak sonradan kaybedilen, kayıplar ve devletin faşist uygulamalarına karşı mücadelede sembolleşmiş bir mevzidir. 2 haftadan beri Galatasaray’da gerçekleşen eylemlere devletin tahammülsüzlüğünün arkasında, hücre tipine karşı yapılan eylemlere genel tutumu olduğu kadar, geçmiş mücadele birikimine sahip çıkılmasının tahammülsüzlüğü vardır.

Yeniden Cumartesi eylemlerini, cezaevlerinde süreklileşen hak gasplarını teşhir etmek, F tiplerine karşı tepkiyi büyütmek ve örgütlemek, cezaevleri sorununu gündemde tutmak amacıyla sahiplenmeliyiz.

Ancak bu mevziyi kazanırken “dışarıdaki devrimciler” ile “devlet” arasında bir irade savaşı değil, F tipleri şahsında devrimci sınıf ile devlet arasında bir çatışmaya dönüştürme bakışıyla davranmalıyız. Her Cumartesi “ses getirecek” eylemden öte, geniş emekçi kesimleri, cezaevleri sorununa karşı duyarlı kılabilmenin odağı haline çevirmek; merkezinde tutsak ailelerinin yeralacağı, tüm sendika, kitle örgütleri ve emekçi katmanları katacak bir çalışma örgütlemek gerekmektedir.




“Hücre Karşıtı Platform”un
düzenlediği panele 500 işçi ve emekçi katıldı

Gebze’de F tipi cezaevleri paneli


Gebze’de sendikalar, siyasi partiler ve devrimci çevreler tarafından oluşturulan “Hücre Karşıtı Platform”un, 28 Temmuz tarihinde yaptığı paneli, yoğunluğunu işçi-emekçilerin oluşturduğu yaklaşık 500 civarında kişi izledi.

“Demokrasi ve İnsan Hakları Paneli”nin ilk konuşmacısı, İst. Barosu’ndan Av. Kemal Aytaç; devletin demokrasi ve insan hakları ihlallerini anlattıktan sonra, şu an için “demokrasi” konusunda en acil ve ciddi konunun F tipi cezaevleri olduğunu söyledi. Köhnemiş adliye binaları ve Adalet Bakanlığı’nın masrafları için para bulunamazken, hücrelerin yapımı için 66 trilyon liranın ayrılmış olmasının, devletin bu konudaki kararlılığının göstergesi olduğunu belirtti. Kandıra Cezaevi’ni gezen heyetin de içinde yer alan Aytaç, F tipinin tecrit ve izolasyon amaçlı olduğunu, herkesin buna karşı mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.

İkinci konuşmacı, SES Cezaevi Komisyonu’ndan Dr. Ahmet Tellioğlu ise, devletin faşist uygulamalarına muhalefet eden herkesin kapitalist sistemce cezalandırıldığını ve yolunun mutlaka cezaevinden geçtiğini belirttikten sonra, hücre tipinin son dönemde devrimci tutsaklara ve işçi-emekçilere yönelik en kapsamlı saldırı olduğunu, bunda asıl amacınsa hak arama mücadelesi veren işçi ve emekçilerde moral bozukluğu yaratmak olduğunu, dışarısının ve içerisinin, ancak “direne direne kazanacağı”nı vurguladı. Cezaevindeki sağlık koşullarından da bahseden Tellioğlu, hücrelerde bunların daha ağır boyutlarda yaşanacağını belirttikten sonra, hiç bir insanın hücrede yaşayabilecek kadar sağlıklı olmadığı ifadeleriyle sözlerini bitirdi.

Üçüncü olarak, İst. İHD Şb. Sekreteri Av. Gülseren Yoleri ise, hücre tipi cezaevlerinin amaçları ve yarattığı tahribatlarla, dünyada ve Türkiye’deki uygulamalarını anlattı. Hücre tipine karşı mücadelenin gün geçtikçe büyüdüğünü, Hücre Karşıtı Birlik ve benzeri platformların son derece önemli olduğunu vurguladıktan sonra, hücrelerde yaşayan devrimci tutsakların anlatımları ve cezaevinden gönderilen bir mektupla konuşmasını tamamladı.

Panel, geç saatte başlamasına ve uzun sürmesine rağmen, sonuna kadar ilgiyle izlendi. Söz alan bir tutsak anası; çocuklarının can güvenliği olmadığını, Ulucanlar-Burdur benzeri operasyonların yaşanmasından endişe duyduklarını dile getirdi. Başka bir ana ise, Ulucanlar’da çocuğunun gözünü kaybettiğini ve benzeri operasyonların önümüzdeki günlerde de yaşanabileceğini belirttikten sonra, herkesin hücre tipi cezaevlerine karşı mücadele etmesi çağrısıyla sözlerini noktaladı.




Bergama saldırısı sevkle sonuçlandı


25 Temmuz’da Bergama Cezaevi’nde “tünel” bahanesi ile yapılan saldırı, Buca Cezaevi’ne yapılan işkenceli sevkle sonuçlandı. Hatırlanacağı gibi saldırı haberinin gelmesiyle aileler Bergama’ya gitmiş, gözaltına alınmış ve günlerce Bergama Cezaevi’ne yakın bir yerde beklemişlerdir.

29 Temmuz tarihinde avukatların arabuluculuğuyla yapılan anlaşma uyarınca, devrimci tutsaklar Buca Cezaevi’ne sevkedildiler. Ancak sevkten sonra yine bildiğini okuyan cezaevi yönetimi, tutsakların kazanılmış haklarını da ellerinden alarak, işkenceye daha cezaevine ilk girişte başlamıştır.

Yaşanan bu gelişmelerin üzerine, İzmir Adliyesi’nde İHD ve tutsak yakınları tarafından basın açıklaması ve yaralı tutsakların tedavilerinin yapılması için dilekçe verilip suç duyurusunda bulunuldu. Eylemde “Zindanlar yıkılsın, tutsaklara özgürlük!” ve “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!” sloganları atıldı.

Kızıl Bayrak/İzmir

Basına ve kamuoyuna

25 Temmuz 2000 tarihinde Bergama Cezaevi’ne “tünel bulunduğu” gerekçesi ile yapılan müdahale sonucu 3 koğuş kepçe ile yıkılmıştır. (...) Temmuz 2000 tarihinde sorunun büyümemesi için arabuluculuk yapan avukatların tanıklığında herhangi bir saldırıya maruz kalmadan Bergama Cezaevi’nden Buca Cezaevi’ne sevk edilmişlerdir.

(...)

Derneğimize yapılan başvurulara göre: Mesut Avcı-çenesi kırık (çocuk maması ile arkadaşları tarafından besleniyormuş ve kendisinin üç kez kelepçe ile ameliyat edildiği yönünde bilgi gelmiştir); Ali Çamyar -darp, Turan Ustabaş -darp, Taşkın Türkmen-darp, Mesut Taştemur-sol omuz çıkık, Veli Velidedeoğlu-darp, Ali Aslan-darp-gaz bombasından nefes darlığı-yüksek tansiyon, Ali Can Kaya-darp-, Veli Aktan -mide kanaması, Barış Yıldırım -darp, Tamer Çadırcı -kolu kesik, Ulaş Göktaş -darp, Ümit Kanlı -darp, vardır. Tüm tutuklu ve hükümlülerde gaz bombasından kaynaklı nefes alamama sorunu mevcuttur. Yine diğer tutuklu ve hükümlülerde de darp izleri mevcuttur. 1.8.2000 günü saat 16:00’da cezaevine giderek müvekkilleri ile görüşmek isteyen dernek başkanımız Av. Ercan Demir de keyfi bir şekilde cezaevine alınmamış ve müvekkilleri ile görüştürülmemiştir.

İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi olarak yaşanan bu saldırıyı ve hak gasplarını protesto ediyor ve sorunun acilen çözümü için yetkilileri göreve çağırıyoruz. (...)

İHD İzmir Şubesi Yönetim Kurulu / 02.08.2000






Ankara: Hücre karşıtı eylemler sürüyor


F (hücre) tipi cezaevlerini protesto etmek için çeşitli illerden Ankara’ya yola çıkan TAYAD’lı aileler, daha Ankara’ya varmadan faşist devletin kolluk güçleri tarafından yolları kesilerek vahşice dövülmüş ve içerisinde ağır yaralıların da olduğu 60 kişi gözaltına alınmıştı.

Ankara TİYAD da, bu faşist saldırıyı protesto etmek için 31 Temmuz’da YKM önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polis yine azgınca saldırdı, 18 kişiyi yerlerde sürükleyerek gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında tutsak ana-babalarının yanında, “F Tipi Cezaevlerine Karşı Aydın ve Sanatçı Girişimi” içinde yer alan Fikret Başkaya da vardı.

Ailelere dönük bu tahammülsüz tavrı protesto etmek ve gözaltına alınanların derhal bırakılması, diğer illerden gelen ailelerin Ankara’ya alınması için yine Ankara TİYAD, aynı gün saat 16.00’da, bu kez Yüksel Caddesi’nde bir basın açıklaması yaptı. Yaklaşık 70 kişinin katıldığı basın açıklamasında TİYAD, TUYAB, AÜ Hücrelere Hayır Platformu ve Aydın Girişimi dövizleriyle yer aldı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Gözaltılar serbest bırakılsın!”, “Buca-direniş!, Ümraniye-direniş!, Diyarbakır-direniş!, Ulucanlar-direniş!, direniş büyüyor, gelenek sürüyor!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!” gibi sloganların atıldığı basın açıklamasından sonra, 10 dakikalık sembolik bir oturma eylemi gerçekleştirildi.

YKM önünde gözaltına alınan 18 kişi ise ertesi gün savcılığa çıkarıldıktan sonra serbest bırakıldı.

1 Ağustos günü, şehir dışından gelen ailelerden oluşturulan 15 kişilik heyetin Adalet Bakanı ile görüşme talebi kabul edildi ve aileler Adalet Bakanlığı’na geldiler. Adalet Bakanı daha aileler gelmeden Bakanlık’tan kaçarcasına ayrıldı. Ama ailelerin “Bakan’la görüşmeden buradan ayrılmayız” tutumu karşısında gelmek zorunda kaldı.

3 saat süren görüşmenin ardından aileler bir açıklama yaparak Bakan’ın yine F tipi cezaevlerini övdüğünü, açıklamalardan tatmin olmadıklarını ve ertesi günü yine oluşturulacak bir heyetle Sincan Cezaevi’ni gezeceklerini söylediler. Aileler ayrıca “çocuklarımız oraya girmemekte kararlı, bizler de kararlıyız. F tiplerine karşıyız ve mücadele etmeye devam edeceğiz” dediler. Açıklamanın ardından aileler, Ankara girişinde bekletilen diğer ailelerin yanına döndüler.

Kızıl Bayrak/Ankara




SAG-ÖO şehitleri için anma toplantısı


Yurtdışında uzun bir süredir sermaye devletinin devrimci tutsaklara dönük F tipi hücre saldırısına karşı faaliyetlerini sürdüren merkezi Devrimci Tutsaklarla Dayanışma Komitesi (DETUDAK), 4. yıldönümünde SAG-ÖO şehitlerini anma toplantısı gerçekleştirdi. Almanya’nın Duisburg kentinde düzenlenen toplantıya 400’ü aşkın kitle katıldı.

Toplantı DETUDAK adına yapılan konuşma ile başladı. Konuşmada özetle, ‘96 yılındaki SAG-ÖO’nun anlam ve önemine değinildi, eylemi zafere ulaştıran devrimci iradenin, kararlılığın ve sermaye devletinin saldırılarına karşı devrimci birliğin altı bir kez daha çizildi. Ardından SAG ve Ölüm Orucu ruhuyla günümüzdeki hücre tipi saldırısına karşı mücadele çağrısı yapıldı.

Toplantıya Türkiye’den davetli olarak gelen TUYAB’lı bir tutsak yakını ve Av. Kemal Yılmaz da birer konuşma yaptılar. Özellikle tutsak yakınının konuşması kitle üzerinde olumlu etki yaptı, heyecan ve coşkuya neden oldu. Toplantıda bir de sinevizyon gösterimi yapıldı. ‘96 SAG-ÖO şehitleri ile Ulucanlar şehitlerinin görüntüleri kitlenin öfkesini doruğa çıkardı. Salondaki hemen herkes tek bir yumruk olmuş, tek ses halinde “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!” sloganlarını haykırıyordu.

Müzik gruplarının yanısıra şiir ve tiyatro grubu toplantıya ayrı bir renk kattılar. Toplantıya başından sonuna dek devrimci coşku ve heyecan hakimdi. “Hücreler ölümdür girmeyeceğiz!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!” etkinlik boyunca en çok atılan sloganlar oldu.

Devrimci tutsaklarla dayanışma faaliyetimizi bundan böyle daha etkin ve daha yaygın biçimde sürdürmeye devam edeceğiz.

Kızıl Bayrak okurları/Köln