ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da
DİSK'in "D"si

TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Tamer Atış’ın (Sosyal-İş) konuşmasından:

“İlkelerimize sahip çıktık mı?”


(Tamer Atış 112 oyla yeni yönetim kuruluna seçildi...)


“... İlkelerimize sahip çıktık mı? Kararlarımıza sahip çıktık mı? Yapabileceklerimizi söyleyip, söylediklerimizi yaptık mı? Gerçekçi olduk mu? Tüzüğümüze sahip çıktık mı? Tüzük yapısının ilkelerimize uygunluğunu hiç inceledik mi? Yöneticiler olarak birbirimizle, sendikalar, yani tüzel kişiler olarak ilişkilerimizde dayanışmayı, kardeşliği, baskısız sömürüsüz bir dünya ideallerimizin gereği olan yoldaşlığımızı sürdürebildik mi?(alkışlar) Ayrıca, bunları bilince çıkarmak için kaygımız oldu mu?

Bize göre ne yazık ki olmadı. Bunların hiç birine olumlu yanıt verebilmek ne yazık ki olanaklı değil. Yeniden faaliyete geçtiğimiz süreçte, ne yazık ki, her koyun kendi bacağından asılır yoz anlayışına düşüldü. Biraz sonra üzüntüyle değineceğimiz gibi, “her sendika kendini kurtarsın” sözü en yetkili ağızlardan işitildi. İlkelerimiz unutuldu, unutturulmaya çalışıldı. Kendi kurallarınıza uymazsanız, bir gün gelir başkalarının kurallarına uymak zorunda kalırsınız. (...)

DİSK’in ‘94 Genel Kurulu’nda bunu söyledik. ‘97’de yine söyledik. Şimdi yine söylüyoruz. ‘92’den ‘97 sonuna kadar barajları yıkmak için DİSK tarafından atılmış hiçbir adım yoktur. (...)


“DİSK’i yönetenler eliyle DİSK çok yıpratıldı”

12 Eylül’ün DİSK’e verdiği tahribat yanında, özellikle son iki dönemde DİSK’i yönetenler eliyle DİSK çok yıpratıldı. Burada eleştirilerimizin yönü çok net anlaşılmaktadır arkadaşlar. DİSK’in yıpratılmasında yönetenlerin bir kısmı aktif tavırlarda bulunmuş, bir kısmı ise pasif kalarak katılımda bulunmuşlardır. Bunu da belirtmekte yarar görüyoruz. Bu dönemlerde, “mazeret istemem, sendika başkanları iyi çalışsınlar barajı aşsınlar” gibi, içerikte barajı yıkmaya yönelik hiçbir anlamı bulunmayan, baraja boyun eğmekten öte, barajı önümüzde bir sınav gibi göstermeye çalışan cümleler, ne yazık ki dönemin DİSK başkanının ağzından çıktı. Barajları yıkma mücadelesini, tüzüğü gereği vermek zorunda olan bir örgütün, hele DİSK gibi bir örgütün başkanının bu türden konuşmaları yapması anlaşılır gibi değildi. (...)


Sendikacının sağcısı solcusu olmaz” diyen başkanlar

Sendikacının sağcısı solcusu olmaz” sözü de, hatırlarsınız, bu sözler de, başkanı olduğu konfederasyonun tüzüğünün 4. maddesinin farkında olmayan kişi tarafından söylendi. (Alkışlar) O anki tüzük, ekonomik mücadeleyle siyasi mücadeleyi ayırmamayı gerektiriyordu. Bunun bir başka örneği, 17 Nisan seçimleri öncesinde yaşandı. 5 Şubat ‘99 tarihli başkanlar kurulunun, 17 Nisan seçimlerine ilişkin bildirisini, sanıyorum, dönemin DİSK başkanı hatırlıyordur. Ne diyordu bildiri? Emekten ve demokrasiden yana sol partileri destekleyelim. Bu aslında DİSK’in tüzüğünde yer alıyordu. Şimdi bu salonda bulunan tüm arkadaşlara soruyorum. DİSK Başkanlar Kurulu’nun, seçimde desteklenecek siyasal partileri niteleyen o metninde DSP’yi bulan, DSP’nin tanımlandığı iddiasında olan bir arkadaşımız var mı? Bizi lütfen aydınlatsın. O metnin şu şu değerlendirmeleri DSP’yi kapsar desin. Bize göre DİSK Başkanlar Kurulu’nun o metninde yer alan kararında kesinlikle DSP yoktur. Hele hele 12 Eylül öncesinde DİSK yöneticilerini hapse attıran, ‘DİSK için gölge etmesinler başka ihsan istemem’ diyen Bülent Ecevit hiç yoktur. (Yoğun alkışlar) (...)

DİSK genel kurullarının bundan böyle DİSK’in başına böyle işler açmayacağını, yöneticilerini belirlerken daha özenli davranacağını umuyoruz. DİSK’in ve bağlı sendikalarının taleplerinin yerine gelmesi, ciddiye alınması, hükümetler, kamuoyu ve işçi sınıfının gözünde önemli bir yerde durması için, DİSK’in ve bağlı sendikalarının yöneticilerinin çok daha dikkatli olması gerekiyor. Kendi kuralını tanımamak, kurul kararlarını önemsememek, DİSK’in görenekleri içinde yoktur. Hiçbir kurul uygulanmasın diye kararlar almaz. Hiçbir kurul kararlarını uygulamamak üzere bir yönetimi göreve getirmez. (...)


Yıllardır baraj saldırısına karşı
hiçbir şey yapılmadı

Tüzük komisyonu hazırlıklarını incelemişsinizdir. Arkadaşlar, sizler, barajı yıkmak mücadelesini hem konfederasyon tüzüğü, hem sendikalarımızın tek tek tüzükleri gereği, daha da ötesi dünya görüşlerimiz gereği vermek zorunda olan sendika yöneticileri olacaksınız, DİSK’in tüzüğüne Çalışma Bakanlığı istatistiklerini esas alan düzenlemeleri sokmaya çalışacaksınız. Bunları başkaları da görür, Yaşar Okuyan da okur ve istatistikleri gözünüze sokar. (...)

Bundan böyle DİSK, ilkelerine, geçmişine aykırı yönlere götürülmemeli. Hiçbir kurul kararı olmaksızın toplumsal barış aldatmacasının içine, hele kendi başkanının eliyle hiç götürülmemeli. Geçmişte DİSK’in çanına ot tıkayacak olanlarla barışılabilineceği sanılmamalıdır. (Alkışlar)

Bir benzeri de ESK da yaşanmıştı hatırlarsanız. Hiçbir kurul kararına bile gerek duymadan ESK’da bir vardık, bir yoktuk. İşin kötüsü varken varlığımız, yokken yokluğumuz da belli değildi. (...)




Konuşmalar ya da DİSK’in “D”si


Yapılan konuşmalar, DİSK’in en azından sıkı hatipler yetiştirmekte uzmanlaştığını gösteriyordu. Eski-yeni yöneticiler dahil olmak üzere, hemen her konuşmacı, ağzından DİSK’in “D”sini düşürmedi. Söze devrimcilikle başladı, devrimcilikle bitirdi. Fakat, hakkını teslim etmek gerekirse, DİSK delegasyonuna en iyi devrimcilik dersi veren, bir konuk konuşmacı, İP temsilcisiydi. Kongrenin ilk günü son konuk konuşmacı olarak söz alan kemalist İP’in temsilcisinin “6 okta birleşme” çağrısına, DİSK delegelerinin “olumlu” yanıt vereceğini, aslında, yükselen alkışlar işaret etmekle birlikte, CHP operasyonunun böylesine başarıyla sonuçlanacağına da pek ihtimal verilmiyordu.

“DİSK’in içinde bulunduğu durum” konusunda, hemen tüm konuşmacılar hemfikir görünüyordu. Her birisinin vaadi de DİSK’i içine düştüğü bu kötü durumdan çıkarmak iddiasını barındırıyordu. Ne var ki, bu duruma nasıl düşüldüğü ve daha da önemlisi, nasıl çıkarılacağı konusunda somut görüş ve öneri getiren de olmadı.

“Somutluk” bazında en derli-toplu konuşmalardan biri, Sosyal-İş temsilcisi Tamer Atış’a aitti. Ancak o da kendi içinde tutarsızlıklar, çelişkiler barındırıyordu. R. Budak’ın, DİSK’in tarif ettiği siyasi mücadeleyi DSP’de bulmasını ağır bir dille mahkum eden Atış’ın, yeni CHP’li başkan önderliğinde CHP ağırlıklı bir Yönetim Kurulu’nda siyasal mücadeleyi neye “endeksleyeceği”ni ise önümüzdeki süreç gösterecek.

DİSK’in en tepesinde yer alarak mücadelenin önüne en fazla barikat oluşturanların en keskin nutukları atması, konuşmalara ilgiyi en alt seviyeye indiriyordu. Delegelerin büyük çoğunluğu, çok yakından tanıdıkları bu şahısların kimlikleriyle taban tabana zıt konuşmalarını haklı olarak ciddiye almıyordu.

Buna rağmen kongreye tabandan doğru ciddi bir müdahale olabilecek bir inisiyatif gelişmedi. Konuşmacıların büyük çoğunluğu DİSK’te değilse bile bağlı sendikalardan birinde yöneticilik yapmış (dolayısıyla sorumluluğu şu ya da bu oranda paylaşmış), şimdi de ya yönetime aday veya bir adayın aktif destekleyicisi sıfatıyla konuşuyor, eleştiriyor, suçluyor, aklıyorlardı...




DİSK’in yeni başkanı CHP’den

İktidarsız örgütün başına iktidarsız siyaset


Kongrenin arifesinde sözleşme yetkisi düşürülen DİSK-Tekstil Sendikası’nın Başkanı ve CHP PM üyesi Süleyman Çelebi, DİSK’in yeni patronu seçildi. Fakat DİSK bu kongrede sadece başkanını değil, yönetim kurulunun çoğunluğunu da CHP’lilere teslim etti.

Hemen tüm konuşmacıların, hemen her vesileyle “DİSK geleneği”nden sözettiği kongrenin bu iradesi, yeni DİSK’in yeni ve eski yöneticilerinin “gelenek”ten neyi anladığı-neyi kasdettiklerini de göstermiş oldu: DİSK’in burjuva düzen ve burjuva partilerle göbek bağının açıktan kurulması...

Artık DİSK de, düzen partilerine “resmen” yaslanan sendikalardan biridir. Böylece, DİSK geleneğine değilse bile, Türk-İş’in, üst düzey yöneticilerini meclise, ardından da Çalışma Bakanlığı’na (sermayenin sınıfa yönelik saldırılarını daha bilinçli yönetsin diye) gönderme geleneğine sığınılmış oluyordu.

Kuşkusuz bu sonuç durup dururken, birden bire ortaya çıkmadı. Bir önceki genel başkanını, ilk seçimde iktidara gelecek DSP’den meclise yolladıktan sonra, sıra, muhalefete “sızma”ya gelmişti. Ve tabii ki, “D”sini koruduğu sürece bu, DİSK için ancak “sol” muhalefete yamanma olabilirdi, öyle oldu.
Sermaye-emek çatışmasında “tarafsızlık”ı ilke edinmiş, böylece de, toplumsal muhalefetteki tüm “eski” itibarını yitirmiş yeni DİSK’e de, muhalefet bile olamayan CHP yaraşırdı.

DİSK tabanı, yani bağlı sendikalara üye işçilere gelince...

Onlar bu kongrede de söz, karar, irade ortaya koymadılar. Kendilerine nasıl bir yönetim yakıştırdıkları hakkında fikir belirtmediler. Ancak, sermayenin saldırıları böyle sürdükçe ve DİSK’in yönetimi saldırılar karşısında böyle edilgen kaldıkça, elbette söz sırası onlara gelecek...