ARSIVANA SAYFA
 
5 Ağustos '00
SAYI: 28
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Kamu emekçilerine kararname saldırısı
MGK komutasında İMF-TÜSİAD operasyonları
KESK bürokratları ve KHK
DİSK'in II. Genel Kurulu
Kendini tekrar ve yokoluş

Konuşmalar ya da DİSK'in "D"si
TİS komitelerinde örgütlenelim!
Burjuvazi hayvanca sömürüde sınır tanımıyor!
Sendika ağalarının sermaye için artan önemi
Öncü-devrimci kamu emekçilerinin...
Eğitim-Sen 4. Olağan Kongresi üzerine
Gençlik hareketi ve partinin güncel...
Metal işkolunda TİS süreci ve sendikaların durumu
Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu açıklamaları
Fikret Başkaya ile konuşduk...
Hücre karşıtı eylemler ve devrimci meşruiyet
Yeniden Galatasaray'da yız!
Komünistler ve zindan politikası!
Cezaevinden grevdeki EXSA işçilerine mektup...
MGK'nın Kıbrıs'a müdahale planı yürürlükte!
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Kızıl Bayrak hakkında konuştuk
Mücadele Postası
 
Tüm yazılar





 
 
Proletaryanın altında birleşip
savaşacağı bayrak!



E. Eskiçırak


Partiyi kazanan hareketimiz, partiyle birlikte geçmiş geleneğin en iyi bir biçimde süzülüp yeniden üretildiği bir programı da ortaya koydu. Böylelikle bu coğrafyada komünist işçi hareketi marksist yöntemin tüm açıklıklarını taşıyan bir programa sahip oldu. İdeolojik gıdasını Marksizm dışı kaynaklardan alan ve hiçbir zaman proleter sınıf zeminine ve bakışaçısına oturamayan geleneksel solun, ortaya işçi sınıfının programı olacak bir çerçeve koyamaması şaşılacak bir durum değildi. Bu açıdan programımız ancak ondan köklü bir kopuşun ürünü olabilirdi ve öyle de oldu.

Türkiye coğrafyasının kendini parti olarak lanse eden grupları, tabii ki ortaya program adı altında bir şeyler koymuşlardır. Eklektik bir yapıya sahip olan, kendi sınıfsal önyargılarına yer yer Marksizm’in yedirilmesiyle oluşturulan bu programlar, bu hareketlerin eylemlerine yön veren bir güç olamamıştır. Bu, sözkonusu metinlerin zayıflığıyla birlikte, sol hareketin bu konudaki ciddiyetizliğiyle de ilgilidir. Kendi yolunu el yordamıyla bulma ve her esintinin peşine takılma hastalığı kronik olan geleneksel sol, programını asla dostun-düşmanın önünde göndere çekilmiş bir bayrak olarak ortaya koyamamıştır.

Başlangıçtan itibaren hareketimiz, ideolojik çizgiyi temel alarak geleneksel soldan köklü bir kopuş yaşasa da, saflarında bu bilinci geliştirip işçi sınıfına ve geleneksel devrimci sola maledilmesi noktasında yoğun bir çabaya girilmesi gerektiği açıktır. Bu noktada kamuoyuna sunulan, hem yayın organları üzerinden hem de kitaplaştırılarak sunulan kongre belgelerimizin önemi büyüktür. Bu belgelerin yayınlanmasının temel işlevlerinden biri, program konusundaki bilinçsizliğin ve çarpık anlayışların etkilerini ortadan kaldırmaktır. Bu açıdan başta komünist militanlar olmak üzere, devrimciler ve öncü işçiler programımızı bu belgeler ışığında inceleyebilmelidirler.

Programımızı bu yöntemle inceleyebilenler ve bunu başka program iddialarıyla karşılaştırabilenler, programımızın yöntemsel, yapısal ve içerik olarak üstünlüğünü rahatlıkla görebileceklerdir. Genel marksist birikim üzerinden Türkiye sınıflar mücadelesine proletarya cephesinden bakan herkes, diğer program iddialarının ideolojik olarak nasıl anlamsızlaştığını farkedecektir. Bu iddianın doğruluğunu anlamak isteyen herkesin yapması gereken tek şey, genel marksist-leninist birikim üstünden, onunla beraber kongre belgelerini incelemektir.

Ama programımızın sınıf kitleleri tarafından benimsenmesinin temel yolu bu olmayacaktır. Sınıf mücadelesinde proletarya, mücadelesinin her aşamasında programın yol göstericiliğini bizzat savaşım içinde görecektir. Kuşkusuz bu, temelde, komünist kadroların bir bütün olarak programımızın gücünü sınıf mücadelesi içinde kullanıp kullanamamasına bağlı olacaktır. Bunu kazanabilmek, birçok şeyin yanısıra, öncelikle kadroların kendilerinin bu silahla donatılmasıyla olanaklıdır.

Kuşkusuz ki bir örgütün teorik düzeyi ve programı, onun en ileri güçlerinin kolektif düşünsel çabalarının bir ürünüdür. Bu açıdan ortaya çıkan programla kadro ve sempatizanların bunu içselleştirme düzeyi arasında başlangıçta doğal bir fark bulunur. Devrimci örgüt için normal olamayacak olan, bu farkın ortadan kaldırılamamasıdır. Kuşkusuz ki mücadele içinden doğan bu programı gene mücadele içinde içselleştireceğiz. Ancak bu tamamen bilimsel bir yöntemle ortaya konulmuş olan programı kavramak için çok yoğun bir iç ideolojik eğitime gereksinimimiz olduğu gerçeğini karartan bir anlayışı beslememelidir. Her türden kolektif çalışmanın ötesinde, her kadro ve kadro adayı bununla yetinmeyerek, marksist-leninist klasikler ve kendi yayınlarımız üzerinden bir ek çalışma içine girmelidir. Bunu yapamamak, 13 yıllık birikime ve mücadeleye karşı en büyük haksızlık olacaktır. Hiçbir komünist militan bu yükü boynunda taşıyamaz.

Partimizin programı sınıflar mücadelesinin her aşamasında işçi sınıfına yol gösterecek içeriğe ve güce sahiptir. Programın bu gücünün somut bir güce dönüşmesi, başta biz yerellikteki yoldaşlar olmak üzere, tüm yoldaşların çabasına ve yaratıcılığına bağlı olacaktır. Kuşkusuz ki parti programının gücünü kullanmanın bir yanı da, basınımızda programı etkin bir şekilde gündemleştirebilmektir. Dışımızdaki tepkileri yansıtmak önemli olduğu kadar, komünist militanların da programla ilgili görüşlerini ortaya koymaları, hem programın tartışılmasına vesile olacak, hem de program kavrayışı üzerinden ortaklaşmanın zeminlerinden birini sağlayacaktır. Bu nedenle her militan görüşlerini ortaya koyma çabası içinde olmalıdır.


Programımızın yapısı ve teorik
bölüm üzerine

Yayınları takip eden devrimci okur, tüm kongre sürecinde programın yapısı üzerinde çok durulduğunu görmüştür. Bu bile başlangıçtan itibaren program sorununa yaklaşımdaki ciddiyeti göstermektedir. Kongremiz öncelikle program tartışmasını soyut bir tartışma olmaktan çıkarmış, tarihsel örnekleri o dönemin özgünlükleriyle birlikte tartışabilmiştir. Sonuçta, geleneksel marksist-leninist program anlayışına tam bir bağlılıkla, coğrafyamızın sınıf mücadelesinin özgün ihtiyaçları program formunda birleştirebilmiştir. Örneğin program yapısında geleneksel forma bağlı kalınmış, program tıpkı geleneksel devrimci program örnekleri gibi iki ana bölümden oluşturulmuş, özlü ve kısa olmasına dikkat edilmiş, ama coğrafyamızdaki özgünlüğü nedeniyle ulusal sorun ayrı bir başlık altında ele alınmıştır.

Program temelde iki ana bölüm üzerinde inşa edilmiştir. Teorik ve ilkesel bölüm ile siyasal-pratik bölüm, yani Türkiye devrimi bölümü. Ama unutulmaması gereken, programın bir bütün olduğudur. Programımızın birinci muhatabı olan işçi sınıfı, özellikle acil demokratik istemler ve emeğin korunması istemleri etrafında programla kenetlenecektir. Sınıf hareketinin şu anki mücadele düzeyine yol gösterecek, onu ileri çıkaracak talepleri programda arayanlar, bulmakta hiç zorlanmayacaklardır. Örneğin, lastik grevi ertelemesinden taban alım fiyatlarına kadar her türlü sorunda, programımızın mücadeleyi genelleştirip ilerletecek talepleri vardır. Bu talepler sınıfı yoğun bir mücadelenin içine çekmek, mücadele düzeyini yükseltmek, kendi deneyim ve kazanımlarından öğrenmesini sağlatmak noktasında yeterince güçlü ve toktur. Bu mücadele ancak, işçilerin bir sınıf olduğunu ve burjuvaziyi yıkmadan haklarına gerçek ve kalıcı bir tarzda kavuşamayacağını anlatabildiği ölçüde başarılı olacaktır.

Bunun yanısıra, somut talepleri ileri sürerken önemli olan, bunun teorik bölümle olan bağının doğru kurulabilmesi ve anlatılabilmesidir. Örneğin 7 saat işgünü ve fazla mesailerin kaldırılmasını isterken, bunun kapitalizm için anlamını, çocuk emeğinin sömürülmesine karşı çıkarken patronun neden buna ihtiyaç duyduğunu programın teorik bölümü üzerinden gösterebilmeliyiz. Teorik bölümün işin doğası gereği bilimsel dilinin işçiler tarafından anlaşılamayacağını sanmak yanılgıdır. Sonuçta bu bölüm o işçinin somut olarak yaşadıklarının genelleştirilip bilimsel bir tarzda ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Patronun ayakta kalmasının kendisinin satılacak bir şey üretmesine ve emeğinin karşılığını alamamasına dayandığını bir işçiden çok kim anlayabilir?

Programımızın muhatabı olan devrimci hareket ise, henüz programımız üstünden bir şey ortaya koymuş değildir. Bu konuya olan yabancılıkları ortada olduğu için, buna şaşırmamak gerekir. Yerelliklerde yapılan tartışmalar üzerinden ise, hareketlerin kadrolarının kendi programlarından bile bihaber olduğu rahatlıkla söylenebilir. Program ciddiyetindeki yoksunluk, Marksizm’e yabancılık, teorik gerilik vb. nedeniyle, devrimci hareketin yerellikteki kadrolarının programın bütünü ve yöntemi noktasında bir tartışma yapabilmelerini bekleyemeyiz, ama dönem dönem geleneksel solun çok sevdiği cımbızlama yöntemiyle şu veya bu maddenin veya terimin tartışılmasına rastlamaktayız. Bu eğilime karşı tartışmayı programın bütününe ve mantığına çekmek, bütünü üstünden program tartışması yapabilmek, muhataplarımızın program bilincini geliştirmek açısından önemlidir. Bununla birlikte, şu veya bu maddenin ya da terimin tartışılması noktasında programımızın her kelimesi itinayla seçilmiştir.

Kendi programından habersiz olan devrimci hareket kadrolarının, bizim programa verdiğimiz önemi anlayamayıp, kendi çapında küçümser havalara girmeleri de dönem dönem karşılaştığımız bir durumdur. Bu onların Marksizm-Leninizm’den ne kadar uzak olduğunun göstergesi kabul edilmeli ve program konusundaki marksist klasikler tavsiye edilmelidir.
Bugüne kadar geleneksel solun bu konudaki zaafı üzerinden kendine alan açmaya çalışan, ancak dejenerasyon ve tasfiyecilikten başka bir şey yaratmayan bir dizi çevrenin ideolojik manada yarattığı bulanıklık, programımızla birlikte son bulmuştur. Gerçek bir programın ancak mücadele içinden çıkabileceğini ve bir örgütsel omurgaya dayanması gerektiğini, kendi küçük-burjuva aydın karakterleriyle çeliştiği için, kabul edemeyen bu çevrelerin sınıflar mücadelesinde hiçbir yer tutmadıkları da gözönüne alındığında, anlamsız varlıklarının ortadan kalkacağı düşünülebilir.

Programı örgütten ve sınıftan koparıp akademik bir çalışmaya indirgeyen bu çevrelerin bugün programımıza ilişkin bir şey söylemeleri beklenebilir. Ancak, toplumsal mücadelede yeri olmayanların, bizim programımızı anlamak bile istemeyecekleri açıktır. Bırakın bir grup “Devrim” akademisyeni ellerindeki son dalın da alınmasının can havliyle söylenip dursun. Toplumsal mücadelede yer tutmayan ve tutmak da istemeyenlere karşı ideolojik mücadele vermenin bir anlamı yoktur.


Program ve kapitalizm

Kapitalizmin eski kapitalizm olmadığı, kapitalizmle birlikte onun sınıflarının da artık eski sınıflar olmadığı iddiasının solun ideolojik yapısında dolaylı ya da doğrudan bir etki alanı bulduğu bir ortamda, programımız, kapitalizmde meta üretimi ve ücretli emek sömürüsünün devam ettiğini tok bir şekilde tespit eder. Kuşkusuz ki herşey gibi kapitalizm de sürekli değişikliğe uğramıştır, ama özünde değişen hiçbir şey yoktur. Onun özünü ancak bir proleter devrim değiştirebilir.

Kapitalizm bölümündeki devlet tanımlaması, devletin, burjuva sınıfının dolayısıyla kapitalizmin bekçiliğini yapan bir aygıt olduğunu tespit ederken, hangi biçimde alırsa alsın sınıfsal özünün değişmeyeceğini vurgulamıştır.

Burjuva devletin şu veya bu biçimini devletin kendisi zannedenlerin; bunun üstünden yapay tartışmalara girip, sınıfsal özü dışında devletin şu veya bu görünümü üzerine orijinal tespitlerde bulunanların; bu biçim ya da görünümleri çarpıcı isimlerle sözde orijinal teorilerinin temel taşı yapanların; ya da faşizme, faşist diktatörlüğe karşı mücadele deyip, başkalarını bunu görmemek ve stratejilerinin temeli yapmamakla eleştirenlerin vb., bütün bu konum ve tutumdakilerin, devletin şu veya bu biçim değişikliği meydana geldiğinde bocalamaları, ya da kendi mücadelelerini bir gün devletin sadece biçimini değiştirmeye indirgemeleri, hep olasılık dahilinde olacaktır. Zaten dünün “İşçilerin Köylülerin Devrimci-Demokratik Diktatörlüğü” ya da “Demokratik Halk İktidarı” savunucularının bugünün düzen içi “demokratik cumhuriyetçiler”i olmaya sürükleyen temel ideolojik zaafiyet alanlarından biri, tam da burasıdır.

Programımız kapitalizmin genel işleyişini ve yol açtığı sonuçları, hiçbir fazlalığa yer vermeden, berrak bir biçimde ortaya koymuştur. Bu konuda eksik gibi görünen, sadece, insanla emeği arasındaki yabancılaşma sürecinin özel bir vurguyla ifade edilmemesidir. Gerçi bu, genel olarak bu bölümün tamamından çıkarılabilecek bir olgu olsa da, ayrı bir ifadeye konu olabileceğini düşünüyorum.


Programımızda enternasyonalizm


Programımız başından sonuna kadar enternasyonalist bir bakışın ürünüdür. Parti daha başında kendini dünya devriminin Türkiye’deki öncü müfrezesi olarak tanımlar. Devrimin kapitalizmin eşitsiz gelişmesinden dolayı bir veya birkaç ülkede öncelikle gündeme geleceğini, farklı aralıklarla birbirini izleyen devrimler süreci üstünden dünya sosyalist cumhuriyetler birliğine doğru yürüyeceğini tespit eder.

Bunu böyle kavramadan Komintern, dünya partisi, dünya devrimi üzerinden söz söylemek, kişiyi sadece kendi coğrafyasındaki devrimci görevlerden kaçmanın zeminine götürür. Bununla bağlantılı olarak, devrime başlamanın olanaklarıyla sosyalizmin kuruluşunun olanakları arasındaki çelişkinin sağlıklı çözümü dünya devrimine bağlanmıştır. Devrimin bir ya da birkaç ülkeyle sınırlıyken karşı karşıya kalabileceği sorunların çözümü ile çözümü kendisi için amaçlaştıran bakışı, programımız birbirinden ayırmıştır. Programımız “ulusal sosyalizm”i mahkum eder. Sorun asla, karşı karşıya kalınan sosyalizmin inşası ve bunun için proleter iktidarın sağlamlaştırılması noktasında çözüm üretmek değildir. Sorunun asıl çözümünün uluslararası devrimin kendisinde olduğu gerçekliğini gözardı etmek, tek ülkede sosyalizmin sorunlarına üretilen mecburi çözümleri teori düzeyine çıkarmaktır.

Programımızın enternasyonalizmle ilgili belirlemeleri kuşkusuz ki yukarıda aktarılanlarla sınırlı değildir. Bu konuyu ortaya koyan birkaç sayfa, sahip olduğu yöntemsellikle onlarca kitaptan daha açıklayıcıdır. Hareketimiz bu konuda yöntemsel açıklığa sahip olduğu gibi, somut dönem ve politikaların değerlendirildiği belgeleri de bulunmaktadır. Artık program formuna da kavuşmuş olan bu yöntemselliğimizle bu birikim genişletilmeli, sosyalizmin belli başlı sorunları üzerine daha ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalarda Türk solunun çok sevdiği tarzda ütopik, soyut tartışmalara girilmemeli, yaşanılan deneyimin ana olguları inceleme konusu yapılmalıdır. Hareketimizin bugün onlarca kitabın hacmini aşan ideolojik birikimi vardır. Bu birikim kendi başına bile tarihsel sorunlar konusunda büyük bir değer taşımaktadır. Hareketimiz tüm dünyadaki proleter mücadele birikiminin üstünden yükselmiştir. Ancak tarihsel sorunları sadece Stalin ve muhalifleri arasındaki çatışmanın jüriliği olarak algılama eğilimi sola hakimdir. Bizden tarihsel sorunlar üzerine böyle bir değerlendirme bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Stalin geldi, tek ülkede sosyalizm hakim oldu; Kruçev geldi, revizyonizm doğdu türünden sığ bir bakışın ya tutucu-dogmatik ya da liberal-inkarcı bir zemine oturacağı kesindir. Partimiz iki eğilimi de reddeder.

Sosyalist inşa sürecinde bu sorunlarla karşı karşıya kalacak olan proletarya ve onun partisidir. Programımız bugünden sorunları aşabilecek yöntemsel açıklığa sahiptir. Devrimimizin inşa sürecinin sorunlarının yaşanan deneyimlerden farklılık göstermesi olasılığı büyüktür. Fakat programdaki ele alışa da rengini veren yöntemsel bakışımıza kıskançca sahip çıkabildiğimiz oranda, bu sorunların çözümünde belli bir rahatlığa sahip olacağımız da açık olmalıdır.


Sosyalizm ve komünizm

Bugün programımızda sosyalizm ve komünizm üstünden büyük projeler bulmak arayışına girenlerin bu çabasını, programın yapısı konusundaki cahilliklerinin ürünü sayabiliriz. Zira, bu konuda bir takım soyut projeler üretmek, bu olguları mükemmelliyetçi bir tarzda bugünden her yönüyle tanımlamaya kalkmak, ütopizmden başka bir şey değildir.

Sosyalizmi komünizme giden yolda bir süreç olarak tanımlayan program, komünizmi emeğin (insanın) tam olarak özgürleşmesi olarak tanımlar. Sosyalizmin ayrı bir aşama gibi algılanışını reddeder.

Gelecek projesi sunmak adı altında gelin tartışalımcılar, geleceği birlikte kuralımcılar, kamucu programcılar, soyut çerçeveler sunup durmuşlardır. Onlar için hiçbir zaman varabileceklerini düşünmedikleri bu aşamaları tanımlamak bir tür zihin jimnastiğidir. Yapısal özelliklerini bir yana koyarsak, bu konuda hep ciddiyetsiz davranmışlardır.


Programımız tüm başka program
iddialarını anlamsızlaştırmıştır

En ileri marksist-leninist kavrayışla coğrafyamızın özgünlüklerin bileşimi olan programımızla birlikte, bütün başka program iddiaları anlamını yitirmiştir. Ütopizme, projeci sosyalizme, liberal inkarcılığa karşı çıkan programımız, burjuvaziye karşı proletaryanın altında birleşip savaşacağı bayrağı olmuştur.

Herkes kendi bayrağı altına!
Tüm komünistler, komünist işçi partisi saflarına!