ARSIVANA SAYFA
 
8 Temmuz '00
SAYI: 25
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Saldırıları püskürtmek için mücadelenin önündeki hain...
Büyük bir siyasal sınıf çatışmasına doğru
Sermayenin siyasal başarısının dayanakları...
ESK toplantısı ve Koç'ların şansı
Türkiye'de ve dünyada yoksullaşma
Belediye işçileri İstanbul'da üç belediyede grev ilanı astı
Çayırhan Termik Santrali 23 Haziran'da özelleştirildi
SES'e yönelik saldırılar sürüyor
2 Temmuz Ankara mitingi sonrasında yüzlerce kişi...
Asım Bezirci mezarı başında 2 Temmuz anması
ÇEAŞ soygunu
Bir dağıtımdan gözlemler
Programda tarım ve köylü sorunu/2
Murat Dil ölümsüzdür!
Burdur Cezaevi'nde katliam girişimi
ÇHD'nin Ankara yürüyüşü
Hiçbir güç devrimci iradeyi kırmaya yetmeyecektir
Hücre sistemi ölümdür, izin vermeyelim!
Otomobil İşçileri Danışma Konferansı Sonuç Bildirgesi
Rusya'da iktidarın manevra alanı daralıyor!
Exsa işçilerine mektup
Komünist militanlardan parti programı üzerine
Mücadele tarihimizden
Bir roman: O bir militandı
Mücadele postası
 
Tüm başlıklar





 
 
14 Temmuz 1889:

II. Enternasyonal’in kuruluşu

I. Enternasyonal, işçi sınıfının uluslararası örgütlü gücünü oluşturma ihtiyacından doğmuş, kendi döneminde bu ihtiyaca olabildiğince cevap vermişti. Ancak doğrudan Marksizm’in egemen olmadığı 1. Enternasyonal’de, bir yandan değişik politik
1889 Enternasyonal
İşçi Kongresi’nin talepleri



Paris Enternasyonal İşçi Kongresi:

Emeğin ve insanlığın kurtuluşunun ancak, kapitalizmin tasfiyesi ve üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin gerçekleştirilmesi için sınıf olarak uluslararası düzeyde örgütlenerek siyasal iktidarı ele geçirme mücadelesi veren proletaryanın eseri olabileceği inancıyla;

Kapitalist üretim biçiminin hızlı gelişmesiyle adım adım bütün uygar ülkeleri kapsadığını,

Kapitalist üretim biçiminin bu gelişmesinin işçilerin daha fazla sömürüleceği anlamına geldiğini,

Giderek yoğunlaşan sömürünün, işçi sınıfının siyasal olarak ezilmesine, iktisadi olarak boyunduruk altına alınmasına ve ahlaken yozlaşmasına yolaçacağını,

Bunun sonucu olarak, ellerindeki bütün araçlarla, onları ezen ve insanlığın her türlü özgür gelişimini tehdit eden bu toplumsal örgütlenmeyle mücadele etmenin, bütün ülkelerin işçilerinin ortak sorumluluğu olduğunu; bu bakımdan herşeyden önce mevcut iktisadi düzenin yıkıcı etkilerine eylemli bir şekilde direnmek gerektiğini gözönünde bulundurarak;

Kapitalist üretim biçiminin egemen olduğu her ülkede, işçilerin korunmasına dönük etkili yasaların zorunlu olduğuna karar vermiştir.

***

Bu nitelikteki yasalara temel olarak, kongrenin talepleri şunlardır:

a) Genç işçiler için günlük çalışma süresi sekiz saatle sınırlandırılmalıdır;

b) Ondört yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklanmalı ve her iki cinsten çocuklar için çalışma süresi altı saatle sınırlandırılmalıdır;

c) Doğanın kesintisiz çalışmayı gerektirdiği sanayi dalları dışında gece işi yasaklanmalıdır;

d) İşletme biçiminin kadın organizmasına zararlı olduğu bütün sanayi dallarında kadınların çalıştırılması yasaklanmalıdır;

e) Kadınların ve onsekiz yaşından küçüklerin gece çalıştırılması yasaklanmalıdır;

f) Her işçiye haftada aralıksız otuzaltı saat dinlenme hakkı tanınmalıdır;

g) İşçilerin sağlığına açıkça zararlı olan sanayi dalları ve işletme biçimleri yasaklanmalıdır;

h) Takas sistemi yasaklanmalıdır;

i) Ücretin, gıda maddeleri veya işverenin dükkanlarından alışveriş hakkı şeklinde ödenmesi yasaklanmalıdır;

k) Taşeron sistemi yasaklanmalıdır;

l) Özel iş bulma büroları yasaklanmalıdır;

m) Tüm işletmeler, sınai kuruluşlar ve ev işletmeleri, ücreti devlet tarafından ödenen ve en az yarısı işçilerden oluşan fabrika müfettiş heyetlerince denetlenmelidir.

***

Kongre, toplumsal ilişkilerin sağlıklı olması bakımından zorunlu olan bu önlemlerin uluslararası yasalar ve anlaşmalarda yeralmasının gerekliliğini açıklarken; bütün ülkelerin proleterlerini, bunun için hükümetlerine baskı yapmaya çağırır. Bu yasalar ve anlaşmaların gerçekleşmesi halinde, titizlikle uygulanıp uygulanmadıkları denetlenmelidir.

Kongre ayrıca, kadın işçileri eşit hakka sahip olarak aralarına almalarının, erkek işçilerin görevi olduğunu açıklarken; cins ve ulus ayrımı gözetilmeksizin her işçiye eşit ücret verilmesini ilke olarak talep eder.

Kongre, proletaryanın tam anlamıyla kurtuluşa erişebilmesi için işçilerin heryerde örgütlenmelerini zorunlu sayar ve kısıtsız, tamamen özgür örgütlenme ve sendikalaşma hakkını savunur.

(Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, Cilt 2, s. Ek 91)

eğilimlerin çatışmasının sonucunda yaşanan bölünme (Marksizm, Anarşizm vs.), diğer yandan barikat savaşlarında alınan fiziksel yenilgiler, I. Enternasyonal’in güç kaybederek dağılmasına yol açmıştı. II. Enternasyonal I. Enternasyonal’in yarattığı boşluğu daha ileri bir düzeyden doldurmuştur.

14 Temmuz 1889’da kuruluşunu ilan eden 2. Enternasyonal’e, artık sınıf savaşımında proletaryanın gelişiminin ve politizasyonunun sonucu olarak, çeşitli ülkelerdeki işçi sınıfı partileri katılıyordu. Bu partilerden en güçlüsü de hiç kuşkusuz Alman Sosyal Demokrat Partisi idi. II. Enternasyonal’in kuruluş kongresi olarak nitelenebilecek Paris kongresi, 1889’da, birçok ülkeden yüzlerce delegenin katılımıyla gerçekleşti. Böylelikle proletaryanın kapitalizme karşı sosyalizme kazanılması ve bu doğrultuda eğitilmesi mücadelesi enternasyonal bir örgüt düzeyi ve gücü kazandı. II. Enternasyonal, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak tüm ülkelerde kutlanması gibi önemli kazanımlara imza attı.

Ancak kapitalizmin barışçıl gelişme dönemi tarafından belirlenen koşullar içerisinde faaliyet gösteren II. Enternasyonal’in akibetini de bu tarihi koşullar belirledi. Bir yandan barışçıl-legal çalışma koşulları, öte yandan emperyalist aşırı kârlarla beslenip palazlanan işçi aristokrasisi ve sendika bürokrasisi, II. Enternasyonal’i oportünizmle karakterize olan çürütücü bir sürece soktu. Ve bu çürüme, 1914’de patlak veren emperyalist savaşla birlikte bütün açıklığıyla ortaya çıktı ve sosyal-şovenizme batan II. Enternasyonal’i çöküşe götürdü.

I. Enternasyonal’in “sosyalizm için proleter mücadelenin, uluslararası mücadelenin temelini attı”ğına işaret eden Lenin, II. Enternasyonal’in ise, “hareketin bir dizi ülkede, geniş yığınsal yaygınlaşmasının tabanının hazırlandığı bir dönemi belirlediğini” söyler.

Komünist Enternasyonal Programı ise, üç enternasyonal hakkında şu değerlendirmeyi yapar:
“... Birinci Enternasyonal, uluslararası proletaryanın sosyalizm uğruna verdiği mücadelenin düşünsel temelini yarattı. İkinci Enternasyonal en iyi günlerinde işçi hareketinin kitleler arasında enine boyuna yayılmasının zeminini hazırladı. Üçüncü Komünist Enternasyonal, Birincinin çalışmasını sürdürmekte, İkincinin oportünizmini, sosyal-şovenizmini ve sosyalizm üzerindeki burjuva tahrifatını kararlı bir şekilde reddederken, onun çalışmasının meyvalarını toplamaktadır; Üçüncü Enternasyonal proletarya diktatörlüğünü bir gerçeklik haline getirmeye başlamıştır."





Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek ...
‘82 Temmuz’unda ölüm orucuna başladılar... Ölümsüzleşerek faşist rejime diz çöktürdüler...

İhanet ve teslimiyete karşı direnişin yolunu açtılar


12 Eylül faşist cuntasının temel hedefleri arasında devrimci ve yurtsever tutsakları sindirmek, kişiliksizleştirmek vardı. Bu amaçla her türlü insanlık dışı uygulama hayata geçirildi. Zindanlara yönelik bu saldırıların ilk uygulandığı yerlerden biri Diyarbakır Cezaevi oldu.

Bu baskı politikalarına karşı ilk olarak 1980 yılının Aralık ayında tutsaklar 12 günlük açlık grevine gittiler. Ancak baskı ve terör artmaya devam etti. 1981 baharında baskılar vahşet düzeyine çıkarıldı. Direnen herkes hücrelere atıldı. Battaniye ve yataklar dahil, eşyalarına el konuldu. Günde on kişiye bir kepçe yemek verilmeye başlandı. Tutsaklar her gün defalarca kalas, demir çubuk ve coplarla kaba dayaktan ve işkenceden geçirilmeye başlandı. Bu baskılarla istenenler; tutsakların İstiklal Marşı ve yemek duası okumaları, Türk olduklarını söylemeleri, subayların önünde ayağa kalkmalarıydı.

Bu baskılara karşı 15 tutsak 4 Mart 1981’de ölüm orucuna başladılar. Tutsakların geri kalanı da fiili direniş şeklinde mücadele ediyorlardı. Ölüm orucunun 45. gününde, taleplerin karşılanacağına dair söz verilmesi üzerine eylem bitirildi. Ancak baskıların devam etmesi üzerine ÖO’dan çıkan tutsaklar da fiili direnişe katıldılar. Bu direniş Haziran ayına kadar sürdü, ancak yenilgiyle sonuçlandı. Bunun üzerine askeri marşlar ezberletme, askeri eğitim yaptırma, mahkemede esas duruşa geçirme, mahkemeye gidiş-gelişlerde zincire vurma ve mahkemeye öyle çıkarma, mahkemede konuşturmama türünde baskılar uygulamaya konuldu. Ardından da sistematik işkenceler eşliğinde itirafçılaştırma dayatıldı.

Bu insanlık dışı uygulamalara karşı önce ‘82 Newroz’unda Mazlum Doğan yaktı ateşi... Ardından 18 Mayıs’ta Dörtler...

Ve nihayet bir grup PKK’li tutsak 14 Temmuz’da çıktıkları mahkemede ölüm orucuna başlayacaklarını açıkladılar. Bu direnişin 56. gününde Kemal Pir, 61. gününde M. Hayri Durmuş, 64. gününde Akif Yılmaz, 66. gününde de Ali Çiçek ölümü kucaklayarak, faşist diktatörlüğe taleplerini kabul ettirmeyi ve diz çöktürmeyi başardılar. Böylece ihanete ve teslimiyete karşı nasıl direnilebileceğinin de yolunu gösterdiler.