ARSIVANA SAYFA
 
8 Temmuz '00
SAYI: 25
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Saldırıları püskürtmek için mücadelenin önündeki hain...
Büyük bir siyasal sınıf çatışmasına doğru
Sermayenin siyasal başarısının dayanakları...
ESK toplantısı ve Koç'ların şansı
Türkiye'de ve dünyada yoksullaşma
Belediye işçileri İstanbul'da üç belediyede grev ilanı astı
Çayırhan Termik Santrali 23 Haziran'da özelleştirildi
SES'e yönelik saldırılar sürüyor
2 Temmuz Ankara mitingi sonrasında yüzlerce kişi...
Asım Bezirci mezarı başında 2 Temmuz anması
ÇEAŞ soygunu
Bir dağıtımdan gözlemler
Programda tarım ve köylü sorunu/2
Murat Dil ölümsüzdür!
Burdur Cezaevi'nde katliam girişimi
ÇHD'nin Ankara yürüyüşü
Hiçbir güç devrimci iradeyi kırmaya yetmeyecektir
Hücre sistemi ölümdür, izin vermeyelim!
Otomobil İşçileri Danışma Konferansı Sonuç Bildirgesi
Rusya'da iktidarın manevra alanı daralıyor!
Exsa işçilerine mektup
Komünist militanlardan parti programı üzerine
Mücadele tarihimizden
Bir roman: O bir militandı
Mücadele postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Exsa işçilerine mektup...

“Yalnız kendiniz için değil, Türkiye işçi sınıfı için de kazanmak zorundasınız!”


İşçi dostlarım, kardeşlerim!

Bu mektubu size bir adım kadar yakın olan Ceyhan Cezaevi’nden yazıyorum. Greve çıktığınızın haberini aldığımda ne kadar sevindim anlatamam. Gözüm kulağım televizyon ve gazetelerde. Şu an yanınızda olmayı, kollarınıza girerek halay çekmeyi ne kadar çok isterdim.

Geçenlerde Ceyhan’daki bir televizyon kanalında sizleri seyrettim. Öyle coşkuluydunuz ki, kendi kendime, Exsa’nın yiğit işçilerinin sırtını kimse yere getiremez, dedim. Kimse bu kararlılığı kıramaz. Niye böyle söylüyorum arkadaşlar? Çünkü kazanmaya mecburuz. Çünkü şu an yalnız kendiniz için değil, Türkiye işçi sınıfı için de kazanmak zorundasınız. Sizin de bu bilinçle hareket ettiğinizi düşünüyorum. Çünkü fabrikanın önünde “sınıfa karşı sınıf!” diye haykırıyordunuz.

Bu basit gerçeğin altını kalın kalın çizmek gerekiyor. Karşımızdaki sermaye sınıfını iyi tanımamız lazım. Çünkü bunlarda her türlü dalavere, her türlü hile ve oyun vardır. Niye? Yağlı kasaları daha fazla dolsun diye tabii. Diğer fabrikalarda neler yapmıyorlar ki? Onlar şunu çok iyi biliyorlar: Bölüp parçalamadan, birliğimizi, dayanışmamızı kırmadan bizlerle başedemezler. Onun için de oynamayacakları oyun, etmeyecekleri namussuzluk yoktur. Daha şimdiden grevi kırmak için evlerinize gelmeye, mektuplar göndermeye başlamışlar. Daha düne kadar asgari ücretle sizleri çalıştıranlar, hiçbir sosyal hakkınızı vermeyenler, bugün size yaltaklanıyorlar. Niye? Çünkü, bölmek zorundalar. Çünkü, sizi size karşı kışkırtmak zorundalar. Yoksa kaybedeceklerini biliyorlar. Bu oyun yeni oynanmıyor. Bunu sizler de biliyorsunuz.

Sermaye sınıfına karşı mücadele ederken, kazanmak için şu gerçeği iyi bilmeliyiz: Onların bizi altetmek, yenmek için kurdukları ya da kuracakları oyunlara karşı uyanık olmak! Uyanıklığı her elden bıraktığımızda, zehirli bir yılan gibi yanımıza sokulacaklar; “Vallahi fabrikanın durumu kötü, yoksa size daha fazlasını vermeyi istemez miyiz? Böyle giderse tümüyle işsiz kalırsınız, gelin vazgeçin inadınızdan...” diyecekler.

Beni ister bir ağabey, ister bir kardeş, ister bir işçi arkadaş olarak kabul edin. Bizler birbirimizden öğrenmek zorundayız. Aynı hatalara düşmeyelim, yenilmeyelim diye, size önerilerimle, tavsiyelerimle, uyarılarımla yardımcı olabilirsem ne mutlu bana.

Herşeyden önce greve ilk defa çıkıyorsunuz. Grevler bizim için bir okuldur. Birliğimizi, gücümüzü pekiştirdiğimiz bir okul. Bizler için bu okul, sermayeye karşı savaşmanın, mücadele etmenin okuludur. Mücadele etmeyen, sürekli savaşmayan bir işçi sınıfının kazanma şansı yoktur. Grevler bizim irade gücümüzü ortaya koyar. Patronların tuzu kuru olduğu için, aç kalmak gibi bir dertleri de yoktur. Onun için patronlar, elden geldiğince bizleri yormaya çalışırlar. “Daha ne kadar dayanabilecekler” diye sürekli bizi yoklarlar. Evet, hepimiz birer aile beslemek zorundayız ve ekmeğimizi çoğaltmak için mücadele veriyoruz. Grev sürdükçe, kursağımızdan geçen her lokmanın biraz daha azalmasını bekleyerek, irademizin kırılmasını sağlamaya çalışacaklardır. İçimizden kimilerini satın almaya, moralimizi bozarak birbirimize düşmemize uğraşacaklardır. Ama bilinmelidir ki, Sabancı’nın da üretime ihtiyacı vardır. Siparişleri yetiştirmek, müşterilerini kaybetmemek için en kısa zamanda ölümle korkutup sıtmaya razı etmeye çalışacaktır. Yani, sınıfa karşı sınıf, bir bıçak gibi sürekli bileylenmemizi zorunlu kılmaktadır. Fabrikaya grev kırıcı işçileri sokup üretimi devam ettirerek, bizim belimizi kırmaya çalışabilirler. Bunun karşısında tek bir yumruk, tek bir barikat haline gelmeliyiz. Yoksa, üretim içerde devam ettiği sürece, kazanma şansımız yoktur.

Siz de iyi biliyorsunuz ki, organize sanayide birçok fabrikada ne sendika var, ne de sigorta. Dün siz de sendikasız, taşeron ve paravan şirketlerde gösteriliyordunuz. Mücadeleniz ve birliğiniz olmasaydı, şimdi sendikanız olmazdı. Organize sanayideki sınıf kardeşlerimizi bilinçlendirmek, örgütlemek için onları grevimize çağırmamız, onlara grevimizin haklılığını anlatmamız gerekiyor. Bu, sınıf dayanışmasının örgütlenmesi için de gereklidir. Ne diyorduk, ne diye haykırıyorduk? Sınıfa karşı sınıf! Öyleyse sınıf olarak hareket etmenin yollarını aramalıyız. Çünkü karşımızdaki sermaye sınıfı ne Sabancı’dan ibarettir, ne de Exsa’dan. Exsa işçileri olarak ormanı oluşturan ağaçlardan yalnızca biri olduğumuzu, verdiğimiz mücadelenin de yalnızca kendimiz için değil, sınıfımızın çıkarları için olduğunu unutmadan hareket etmeliyiz.

Diyeceksiniz ki, uzaktan gazel okumak kolay! Ne haddime arkadaşlar. Ama siz nerede duydunuz sınıf mücadelesinin kolay olduğunu? Önemli olan da bu zoru başarmak değil mi? Bugün bilmelisiniz ki, davadaki sınıf kardeşlerimizin gözleri sizin üzerinizde.

Benim işçilik yaşamımdaki tecrübelerimden öğrendiğim şu oldu: Ne zaman birbirimize güvenmediysek, hep kaybettik. Ne zaman üzerimize düşen görevi bir başkasına havale ettiysek, kaybettik. Ne zaman benden önce başka işçi arkadaşlar öncülük etsin, önce atılacaksa onlar işten atılsın diye düşündüysek, herşeyimizi yitirmiş olduk. Bunu, şunun için söylüyorum: Bugün binlerce işçi sendikalı. Ama ne fayda! Özelleştirme, taşeronlaştırma, esnek üretim, sosyal hakların budanması yalnızca sendikasız işyerlerinde değil, bugün tam da sendikalı işyerlerinde yaşanıyor. Çünkü sendikalara kendimiz gibi bakmadık. “Sendika değil mi, aidatlarımızı yatırıyoruz, uğraşsınlar bizim işlerimizle” diye düşündük. Toplusözleşmeden toplusözleşmeye, ben cebime giren paraya bakarım diye düşündük. Sonuç ne oldu? Sendikalarımıza yabancılaştık. Sendikalar başımızda ikinci bir patron gibi davranmaya başladı. Yani, ne ettiysek kendimiz ettik. Grevlerde, toplusözleşmelerde yaşananları seyirci olarak izledik. Oysa bu oyunda seyirci olmaz ki! İşçiler olarak biz seyirci gibi davranırsak, sermaye de her yerde at oynatır.

Öyleyse ne yapmalıyız diye sorar gibi okuduğunuzu düşünüyorum şimdi. Öncelikle sendikamıza gerçekten sahip çıkmalıyız. Sendikayı kendimiz olarak görmeliyiz. Hem kendimizi denetlemeliyiz, hem de seçtiklerimizi denetlemeliyiz. İşleri grev komitesinin üzerine yıkarak evlerimizde oturmamalıyız. Şu süreçte hepimiz her türlü görevi almalıyız. Sınıf dayanışmasının örgütlenmesi için fabrika fabrika, ev ev dolaşmalıyız gerekirse. Birbirimizi asla yalnız bırakmamalı, daha sıkı ilişki içerisinde olmalıyız. Sendikanın kararları asla kendi başına almasına izin vermemeli, onları yalnız bırakmamalı, sürekli denetlemeliyiz. Toplu iş sözleşmelerinin her anını dikkatle izlemeli, her dakikasında söz sahibi olmalıyız. Çünkü bu TİS herşeyden önce sizi ilgilendiriyor. Grev komiteniz var mı bilmiyorum. Bunların mutlaka işçilerin çoğunluğu tarafından seçilmesi şart olmalı. Ve belli aralıklarla bu komiteler sürekli başka işçi arkadaşlarımızla genişletilmeli ya da değiştirilmelidir.

Size bir başka önemli öneride bulunmak istiyorum: Sermaye sınıfı nasıl ki saldırırken toplu şekilde saldırıyorsa, bunlara karşı kazanmanın, mücadele etmenin yolu da sınıfa karşı sınıfsa, grev kararı asılan Adana belediyelerindeki işçilerle “ortak komite-ortak direnişi” örgütlemek için ne duruyoruz? Bunu yalnızca DİSK Tekstil’in, Genel-İş ve Belediye-İş’le birlikte davranması olarak da görmemeliyiz. Greve çıkan işyerlerinin grev komitelerinin grevleri birleştirmek, ortak hareket etmek, işçileri daha fazla yakınlaştırmak için bu gereklidir. Bugün bu şarttır. Ayrıca sizin de bildiğiniz gibi, organize sanayideki tüm patronlar yaşanacak grevleri ve direnişleri ezmek ve kırmak için, ortak bir fonu, ortak bir komiteyi yıllar önce oluşturmuş bulunuyorlar. Organize sanayideki kolluk kuvvetleri de bu işin bir parçası. Yani karşımızda tek bir fabrikanın gücü yok. Onlar sermaye sınıfı ve devleti olarak saldırıyorlar, saldıracaklar. Biz de işçi sınıfı olarak herşeyimizi birleştirmek zorundayız.

Özellikle Exsa’nın bayan işçilerine şunu söylemek istiyorum. Sizlerin kararlılığınızı, gözüpekliğinizi, grevdeki yürekliliğinizi bilmekten gurur duyuyorum. Niye? Çünkü tüm fabrikalarda bayan işçiler, erkeklerden çok daha yiğit, çok daha cesur davranıyorlar. Bir kez değil, defalarca ezildiğinizi biliyorum. Evde ezilen sizlersiniz, sokaklarda yan gözle bakılan sizlersiniz, saçı uzun aklı kısa diye horlanan sizlersiniz. Ev derken, yemek derken, bulaşık derken, temizlik derken, her yerde bizlere göre kat kat sömürülen sizlersiniz.

Yiğit ve onurlu işçi arkadaşlarım! Sizlere söyleyeceklerim öyle çok ki. Ama kısa keseceğim. Mektubuma cevap vermenizi ne kadar çok isterdim. Sizin mektubuma vereceğiniz cevap, tek yumruk tek barikatla, kavga alanında kazanacağınız grev olacaktır. “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyerek, omuz omuza zafer halaylarına duruşunuz olacaktır. “Zafer direnen işçinin olacak!” haykırışıyla, organize sanayideki gümbürdeyen sesinizi mahpustaki penceremizden dinleyebilmemizdir.

Ceyhan Cezaevi’nden komünist bir işçi
26 Haziran 2000