ARSIVANA SAYFA
 
8 Temmuz '00
SAYI: 25
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
Saldırıları püskürtmek için mücadelenin önündeki hain...
Büyük bir siyasal sınıf çatışmasına doğru
Sermayenin siyasal başarısının dayanakları...
ESK toplantısı ve Koç'ların şansı
Türkiye'de ve dünyada yoksullaşma
Belediye işçileri İstanbul'da üç belediyede grev ilanı astı
Çayırhan Termik Santrali 23 Haziran'da özelleştirildi
SES'e yönelik saldırılar sürüyor
2 Temmuz Ankara mitingi sonrasında yüzlerce kişi...
Asım Bezirci mezarı başında 2 Temmuz anması
ÇEAŞ soygunu
Bir dağıtımdan gözlemler
Programda tarım ve köylü sorunu/2
Murat Dil ölümsüzdür!
Burdur Cezaevi'nde katliam girişimi
ÇHD'nin Ankara yürüyüşü
Hiçbir güç devrimci iradeyi kırmaya yetmeyecektir
Hücre sistemi ölümdür, izin vermeyelim!
Otomobil İşçileri Danışma Konferansı Sonuç Bildirgesi
Rusya'da iktidarın manevra alanı daralıyor!
Exsa işçilerine mektup
Komünist militanlardan parti programı üzerine
Mücadele tarihimizden
Bir roman: O bir militandı
Mücadele postası
 
Tüm başlıklar





 
 
Çayırhan Termik Santrali 23 Haziran’da özelleştirildi

Ankara’ya giden işçilerin yolu
Sincan’da askerler tarafından kesildi


21 Haziran’da Çayırhan Termik Santrali TKİ’den TEAŞ’a devredilmiş, böylece özelleştirmenin önü açılmıştı. 2000 işçinin çalıştığı santralin maden ocaklarında 1260 civarında işçi çalışıyor. 750 işçi ise TEAŞ’ta çalışıyor. TKİ’de çalışan işçiler Türkiye Maden-İş Sendikası’nda, TEAŞ’ta çalışan işçiler ise Tes-İş’te örgütlüler. Üç yıldır özelleştirme saldırısının ilk sıralarında yer alan Çayırhan’ın bir gecede satışı; TÜPRAŞ ve POAŞ’ın satışından sonra birkaç parmak hareketiyle gerçekleşen bir operasyon niteliğinde.

Çayırhan işçisinin üç yıldır dönem dönem güçlü denilebilecek özelleştirme karşıtı bir duruşu var. Ancak, işçilerin santralin satıldığını işverenin güvenlik için çağırdığı 500 jandarmayı görerek öğrenmeleri, sendikanın ise satış öncesi hiçbir şey söylememiş olması, işçilerin şu an içinde bulundukları durumu açıklıyor. Son üç yıl içinde Çayırhan’da miting, Ankara’da yürüyüş yapılmıştır. Ancak saldırının büyüklüğü ve santralin enerji sektöründeki yeri düşünüldüğünde, özelleştirmeyi geri püskürtebilecek bir örgütlülük ve eylem hattı ortaya konulamamıştır. Bunun en açık göstergesi, santral satıldığında işçilerin ne yapabilecekleri konusunda bir açıklıklarının ve tabandan gelen bir örgütlülüklerinin olmamasıdır. Çayırhan özelleştirme saldırısında enerji sektöründe ilk sıralarda, ancak gelişebilecek bir satışa karşı hiçbir ön hazırlık yok, bir işyeri komitesi oluşturulabilmiş değil.

İşçiler satış karşısında ortak bir tavır sergileyemiyorlar. 600 işçi 2 Temmuz devir teslim tarihinden bir önceki güne kadar emeklilik için başvuruyor. 500 işçi ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile görüşmek ve öfkelerini haykırmak için 30 Haziran’da Ankara’ya yola çıkıyor. Ancak Sincan’da askerler tarafından şehre girilmelerine izin verilmiyor ve geri dönmek zorunda kalıyorlar.

İşçiler 1 Temmuz’dan itibaren çalışmaya devam ediyorlar. Çayırhan’a gittiğimizde bizimle konuşmaktan çekinmeleri ya da artık yapılacak hiçbir şey yok ruh haliyle hareket etmeleri, işçilerin durumunu açıklıyor. İşçiler çekiniyorlar, çünkü işverenin sözleşme bitene kadarki tutumunu ölçemiyorlar. Özelleştirmenin sonuçları hakkında çok fazla bilgileri yok. İşçiler satış hakkında konuşurlarsa, işverenin kulağına gitmesinden, tazminatlarını kaybetmekten korkuyorlar.

Kızıl Bayrak/Ankara




Türkiye Maden-İş Sendikası Orta Anadolu Şubesi (Çayırhan TKİ Şubesi) Başkanı Hasan Dündar ile özelleştirme sorununu görüştük:

“Çayırhan işçisi saldırıyı
yalnız aşabilir miydi?”


TKİ’nin Park Termik şirketine satışı bir anda oldu, işyerinde örgütlü sendika olarak hiç haberiniz olmadı mı bu satıştan?

‘80 öncesi işyerlerinde işletmeler 5 kişi tarafından yönetiliyordu, bu 5 kişiden biri de işçi temsilcisiydi. O zaman sendikaların buna benzer durumlardan haberi oluyordu. Ama şimdi biz de ne olup bittiğini basından takip edebiliyoruz. Çünkü biz ya oyalanıyoruz, ya da yanlış bilgilendiriliyoruz.

Düşünün, bir gece yatıyorsunuz kamu işçisisiniz, sabah uyandığınızda özel bir şirkete devredildiğinizi öğreniyorsunuz. Doğal olarak işçilerde işverene, sendikaya karşı bir güvensizlik oluşuyor. Gelecek kaygısı ne yapacağını şaşırtıyor işçiye ve işçiler bir günde emeklilik için başvurmak zorunda kalıyorlar. Tam 600 işçi bir günde emeklilik için başvurdu.

Bu satıştan sonra işçilerin sosyal kazanımlarında ne gibi kayıplar olacak?

Kazanılmış hakların kaybı sözkonusu değil. İşçi arkadaşlar bu konuda fazla kaygılanıyorlar. Bunları yapmak kolay değil. Çünkü sözkonusu işletme küçük bir yer değil. Santral ve madeni özel bir şirket 20 yıllığına devralıyor. Sendika bu hakları korumanın garantisidir.

Özelleştirmeden sonra sendikanın durumu ne olacak?

Sendikanın durumunda bir değişiklik olmayacak. Sözleşmemiz 10 Ocak’ta sona eriyor. Yeni sözleşmeyi TKİ ile değil de Park Termik ile yapacağız. Sendikalı işçilerin üyeliklerinde de bir değişiklik olmayacak.

Ancak biz biliyoruz ki, özelleştirmenin gerçekleştirildiği işletmelerde, sendika yeni alınan ve sendikasız çalışmaya zorlanan işçilerle boşa düşürülüyor. Sendikanız bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor mu?

Bu tehlike her zaman var ve bizim de bu tehlikeye karşı duruşumuz mutlaka olacaktır. Zaten bu saldırının zemini de hazır. 15 yıldır işyerine işçi alınmıyor. Bu da küresel saldırının bir parçası olmalı.

İşçilerde bir yılgınlık var, “olan olmuş” diyorlar. Belki satış geri çekilmez, ama en azından kazanılmış hakların korunması için sendikanız neler yapmayı planlıyor?

Tabii bundan sonraki çalışma bütün bunları gözetecek. Ama daha önce işçilere de, diğer arkadaşlara da sordum; “ne yapılabilirdi?”

Daha önce neler yapıldı?

Daha önceleri burada mitingler yapıldı, direnişler örgütlendi. Çayırhan işçisi Ankara’daki mitinglere en ön saflarda katılım sağladı. 35 yıldır biz özelleştirmeyle yatıp özelleştirmeyle kalkıyoruz. Sonunda da korktuğumuz başımıza geldi.

“Ne yapılabilirdi?” sorusunun cevabı, örneğin işyeri komiteleri olabilir miydi?

Tabii olabilirdi, ama Çayırhan işçisi saldırıyı yalnız aşabilir miydi? Daha önceki denemelerde de maden işçisi elinden geleni yaptı. 3 gün Ankara yollarına düştü. Ama santral işçisi ses çıkarmadı. Yazık ki Çayırhan işçisinin kaderiyle başbaşa olduğunu gördük.

Santralde kaç işçi çalışıyor, hangi sendikada örgütlüler?

750 kadar işçi Tes-İş Sendikası’nda örgütlü.

Tes-İş herhangi bir karşı koyuş sergiledi mi?

Hayır. Yalnızca genel başkanları gelmiş ve bir toplantı yapmışlar, o kadar.

İşletme satıldı, ama asıl saldırı bundan sonra geleceğinden, işyerinde yaşanan kendiliğindenliği aşmak için komitelerin örgütlenmesi gerekmiyor mu?

Ben biraz farklı değerlendiriyorum. Bu ülkede neden Hak-İş diye, Türk-İş diye, DİSK diye sendikalar var? Ya da örneğin bugün neden özelleştirmeci partiler mecliste? Benim işçilerim bu partilerin il-ilçe örgütlerinde çalışıyorlar, oy kullanıyorlar, koşturuyorlar. Önce buradan başlamak lazım. Siz diyorsunuz ki, komite kurun. Ben bu insanlarla komite kuracağım, ama bu insanlardaki genel mantık şu: “Ben bulunduğum yeri kaybetmeyeceğim, ama özelleştirme olunca sendikadan hesap soracağım.” Önce bu partileri destekleyeceksin, sonra özelleştirmeler başladığında oturup ağlayacaksın! Bunun mantığı yok ki. Önce bunları çözmek gerekiyor.

İşçiler özelleştirmenin gerçekte ne anlama geldiğini biliyorlar mı?

Hayır, bilmiyorlar. Çimentoda ilk özelleştirme olduğunda bir işçi eşi diyor ki; “Kocam önceleri özelleştirmelerden, grevlerden bahsederdi. Ama biz çok da ne olduğunu bilmiyorduk. Ama ne zaman özelleştirmeden sonra kocam işsiz kaldı, ben üç çocuğumla aç kaldım, o zaman anladım özelleştirmenin ne olduğunu”. Biz ‘93’te ilk kez TEK’in ikiye bölünmesiyle bu sorun üzerine bir şeyler anlatmaya başladık. Bunun üzerine yöre milletvekilleri dediler ki, “sendikacılar macera peşinde, her yer satılır, Çayırhan satılamaz”. İşçilerimizin büyük bölümü bize değil onlara inandı. Bugün olanlar ortadadır.

Çok anlattık işçi arkadaşlarımıza; İMF dedik, DB dedik, küresel saldırı dedik, ama ne zaman arkadaşlarımızın başına geldi, o zaman anladılar.

Kızıl Bayrak/Ankara