İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde 2023 yılında kulüpler, kendilerine ait odalardan öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite emekçilerinin herhangi bir onayı alınmadan ait oldukları Hamlin Hall’dan sürüldü. 

O günden bugüne, kayyım Naci İnci’nin Güney Kampüs’ü öğrencisizleştirme ve aidiyetsizleştirme çalışmaları hız kesmeden devam etti. Henüz dönem açılmadan kampüs odalarını üniversite bileşenlerinin söz, yetki karar hakkını gasp ederek sürme çalışmalarıyla yeniden yüzünü gösterdi. 

Kulüp odalarında direniş nöbetine başlayan öğrenciler, 7 Şubat Cuma günü direnen akademisyenlerle basın açıklaması yaptı ve direniş nöbetlerini gün boyu sürdürdü.

Basın açıklamasıyla eş zamanlı yürütülen kulüp temsilcileri ile dekanlık arasındaki toplantıda taşınmanın birkaç gün ertelenmesi sözü alındı, ancak sermaye devletinin üniversitedeki temsilcisi olan kayyımlık, kulüp bileşenleriyle yapılan anlaşmayı tahmin edilebileceği üzere yok saydı. 

Şafak vakti kulüp odalarına polis-ÖGB-kayyımlık iş birliğiyle baskın düzenledi. Okulu öğrencilerin üzerine kilitleyip içeride direnenlere gözdağı vermek üzere polisleri, tomaları okulun önüne yığan kayyımlık, öğrenci kulüplerini yangından mal kaçırırcasına boşalttı. Taşıma işlemi için çeşitli şirketlere günübirlik taşıma işçiliği ilanı verdiren kayyımlık, yükleme için gelen bir kamyonun çarpmasıyla bir masayı da kırdı. Kulüp odaları Hisar Kampüs’te kulüplerin faaliyeti açısından işlevsiz ve sosyal açıdan izole odalara mahkûm edildi.

Dönemin ilk gününde bu faşist baskı ve zorbalığa karşı geri adım atmamak için direnenler olarak alanları doldurduk. “Kayyım elini kampüslerden çek!”, “Naci İnci rektörümüz değildir!” sloganlarıyla sesimizi yükselttik. Basın açıklamamızın ardından gasp edilen Hamlin Hall binasına yürüdük. Bu direnişin bir gerçekliği de yoğun bir ÖGB ve polis şiddetiydi. 30’u aşkın polis aracıyla üniversiteyi savaş alanına çevirmeyi hedefleyen saldırılara rağmen, biber gazlı ve kalkanlı saldırılara göğüs gerenler olarak bu kez de ÖFB binasına yürüdük ve binaya girmek için ÖGB’lerin ördüğü etten duvarı yararak binayı işgal ettik. Bu esnada gerçekleşen ÖGB saldırıları sonucunda bizimle beraber birçok öğrenci darp edildi. Önlerine koyulan bu zinciri de yok sayarak kıran direnişçi öğrenciler olarak, spor salonunda şarkılar ve sloganlar eşliğinde forum topladık. 

Dışarıdaki polis ablukasının yarattığı çeşitli “ihtimaller” ve “söylemler” nedeniyle forum karar alıcı nitelikte tamamlanamadı. Öğrencilerin, güvenliklerini almak üzere toplu bir şekilde kampüsten çıkışı örgütlenerek eylem bitirildi. Kayyımlığın, Boğaziçi Direnişi’nin yüzlerce eylemine şahitlik etmiş olan Güney Meydan’daki eski binasından ayrılarak Nafi Baba Türbesi yakınlarında tek yönlü bir yolun sonundaki binaya taşınması da, Güney Kampüs’ü kulüp ve toplulukların faaliyetlerinden arındırma ve öğrenciler için bir sosyal alan olmaktan çıkarma çabası da aynı amaca hizmet etmektedir. Bu amaçlardan biri üniversiteleri öğrencisizleştirmek, her türlü bir araya gelişlerin ve direnişlerin önünü alma kaygısıdır. Kayyımlık için bu ihtiyaç kendisini mutlak güvene alma kaygısının açık bir tezahürüdür.

Bizler tüm bu saldırılar karşısında direnişi büyütecek, kayyımlara ve kayyım düzenine karşı örgütlü mücadelede ısrarcı olacağız! Öğrencilere sorulmadan alınan kararlara geçit vermeyeceğiz!

Kayyımlar gidecek, biz kalacağız!

BOUN’den bir DGB’li

 

 

Erken “istihdam”, gecikmiş “eğitim”

 

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bir süre önce “3 yılda üniversiteden mezun olabilme imkanı” üzerine çalıştıklarını duyurmuş, ardından hazırlanan taslağın detayları açıklanmıştı. Yeni uygulamanın maddelerinden de görmekteyiz ki, sermaye iktidarı gençliğe sefalet, sömürü ve geleceksizlik dışında hiçbir şey vaat etmiyor. Gençlerin daha erken yaşta istihdama katılabilmesi için yol arayan YÖK, bu uygulama ile kapitalistlere genç işçiler sağlamak için çaba harcadığını itiraf etmiş oldu.

“Okurken mi çalışmak, çalışırken mi okumak?”

Dünyada ve özellikle Türkiye’de üniversiteli gençlik, kapitalist iktidarların uyguladığı iktisadi-sosyal politikalardan ötürü okurken de çalışmak zorunda kalıyor. Ancak gelinen noktada çalışmak artık gençlik için bir tercihten çok, hayatta kalmanın zaruri faaliyetlerinden biri haline gelmiştir. Zira kapitalizmin krizlerinin faturası işçi-emekçilere kesilmekte, geniş gençlik kitleleri de bundan dolaysız bir şekilde etkilenmektedir.

Öte yandan, günbegün artan işsizlik oranları gösteriyor ki, sermaye iktidarının “genç iş-gücünü kapitalistler için hazır tutma” politikaları, işsizler ordusunun kalabalıklaşmasına yol açıyor.    

YÖK’ün uygulamaya çalıştığı modelin olağan “kazanımları” ise şöyle sunuluyor:

-“Model, üniversitelerin uluslararası rekabet gücünü artıracak, öğrenci hareketliliğini güçlendirecek, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerinde yetkin insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sunacak ve mezunların iş piyasasındaki uyumunu hızlandıracak.

-Üniversitelerde öğrencilerin erken dönemde araştırma yapabilmesini, proje geliştirebilmesini ve sektörle temas kurabilmesini sağlayacak yeni bir akademik ekosistemin kurulmasına imkân sağlayacak.

-Türk öğrencilerin yurt dışındaki yüksek lisans programlarına kabulünü kolaylaştıracak, Erasmus ve ortak diploma programlarını artıracak, Türkiye’nin uluslararası akademik görünürlüğünü güçlendirecek.

-Öğrenciler, daha erken istihdama katılabilecek ve esnek kariyer yollarına sahip olacak.”

Görüldüğü üzere, halihazırda eğitime yönelik hiçbir şey vaat etmeyen bu model, aleni bir biçimde öğrencileri farklı sömürü kanallarına mahkum etmenin yollarını arıyor. Zaten bugün birçok genç ekonomik sıkıntılardan ötürü ya üniversiteye hiç gidemiyor ya da eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Yani sistem “erken istihdam” için döne döne genç iş-gücü üretiyor. Bu ise düzenin gençliğe sömürü ve geleceksizlik dışında bir şey vaat etmediğini kanıtlamaktadır. 

Gençliği bu açmaza iten kokuşmuş sermaye düzeni ve onun bekçileri, toplumun geneline olduğu gibi gençliğe de sistematik bir şekilde Orta Çağ karanlığı ve geleceksizlik dayatıyor. Buna katlanmak, gençlik için kader mi? Değil elbette. Bu cendereyi parçalamak ise, ancak gençliğin düzene karşı devrimci mücadeleyi yükseltmesiyle mümkün olabilir. Tarihsel olarak da biliyoruz ki sosyalizm, üniversitelerin özgür bilim ve düşüncenin merkezi haline gelmesinin yegane koşuludur. Dolayısıyla mevcut koşullarda emekçi sınıflara mensup olan gençliğin hem akademik, demokratik ve sosyal istemleri için harekete geçmesi hem de devrim ve sosyalizm mücadelesine katılması, içinde bulunduğu cendereyi parçalayabilmesinin tek olanağı haline gelmiştir.

İstanbul’dan bir DGB’li