Ukrayna müzakereleri...
Ne savaşın sonu, ne de barışın başlangıcı
Savaş tüm yıkıcılığıyla sürerken, uzun bir aradan sonra ABD’nin de dahil olduğu Rusya-Ukrayna görüşmeleri yeniden başladı. Rusya, Ukrayna ve ABD, Abu Dabi’de ilki 23–24 Ocak’ta, ikincisi ise 4–5 Şubat’ta olmak üzere iki tur “barış” müzakeresi gerçekleştirdi.
Kamuoyuna yansıyan tek somut sonuç, karşılıklı olarak 157 savaş esirinin serbest bırakılması oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi atadığı Steve Witkoff, bu esir takasını “olumlu bir işaret” diye nitelendirse de görüşmelerin içeriğine dair temel başlıklar belirsizliğini koruyor.
Görüşmelerin içeriğine dair bilgiler, halen büyük ölçüde kontrollü sızıntılara dayanıyor. ABD kaynaklı değerlendirmelerde giderek belirginleşen yaklaşım, Ukrayna’nın bu savaştan toprak kaybı olmaksızın çıkamayacağı yönünde. Ateşkes, seçimler ve referandum gibi başlıklar etrafında dolaşan senaryoların, bu kabulün kamuoyuna dolaylı biçimde benimsetilmesine yönelik olduğu görülüyor. Washington açısından mesele “Ukrayna’nın kazanması” değil, krizin kontrol edilebilir ve yönetilebilir bir çerçeveye oturtulmasıdır.
Müzakerelerin önümüzdeki haftalarda devam edeceği ve bir sonraki turun ABD’de yapılmasının planlandığı bildiriliyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, “Rusya’nın savaşı sürdürme iradesini ortadan kaldıracak her türlü görüşme formatına açık olduklarını” söyledi. Ancak bu söylemin sahadaki gerçeklikle ne ölçüde örtüştüğü tartışmalıdır. Nitekim Washington’un, savaşın haziran ayına kadar sona erdirilmesi yönünde Kiev’e baskı yaptığı yönünde emareler var. Rus tarafı ise, müzakerelerin tümüyle sorunsuz ilerlemesi hâlinde dahi bir barış anlaşmasının en az bir buçuk ay süreceğini açıkça dile getiriyor. Kukla Zelenski yönetiminin baş müzakerecisi Umerov’un verdiği bilgilere göre, Abu Dabi’deki ikinci turda özellikle ateşkesin nasıl uygulanacağına dair teknik yöntemler ele alındı. Ancak bu görüşmeler sürerken Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hava saldırılarını sürdürmesi ve enerji altyapısını yeniden hedef alması, “barış” söyleminin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Müzakere sürecinde dikkat çeken bir başka unsur, sahadaki bazı kritik gelişmelerin tercihen büyütülmemesidir. Moskova’da Rus Genelkurmay Başkan Yardımcısı Vladimir Alekseyev’e yönelik suikast girişimi bunun en çarpıcı örneği oldu. Abu Dabi’deki görüşmelerde Rus heyetinin kilit isimlerinden biri olmasına rağmen, olay müzakereleri koparacak bir krize dönüştürülmedi. Bu tutum, tarafların masayı devirmekten ziyade zamanı yönetmeye ve pozisyonlarını tahkim etmeye odaklandıklarını gösteriyor.
Buna karşılık Ukrayna içinde savaşın sürmesinden yana olan aşırı sağcı ve faşist çevrelerin sert çıkışları, çatışmanın uzamasından siyasal ve ideolojik olarak beslenen bir hattın hala etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Savaşın “yıpratma” karakteri ise en açık biçimde Ukrayna’nın altyapısında ve toplumsal dokusunda hissediliyor. Elektrik üretim kapasitesinin büyük bölümünün devre dışı bırakılması sivil yaşamı felç etmekle kalmıyor; savaşın sürdürülebilirliğini de doğrudan etkiliyor. Ukrayna bugün toplam elektrik üretim kapasitesinin yaklaşık yarısıyla ayakta durmaya çalışırken, Kiev gibi büyük kentlerde siviller günde yalnızca birkaç saat elektrik alabiliyor. Bu tablo, enerji tüketiminin esas bölümünün askerî ve onunla bağlantılı faaliyetlere aktığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, ülkenin kalan ekonomik ve fiziksel kapasitesi neredeyse bütünüyle savaşa tahsis edilmiş durumda.
Ancak tabloyu belirleyen esas unsur insan gücü krizidir. Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın son dönemde yaptığı açıklamalar, bu krizin artık gizlenemez bir boyuta ulaştığını ortaya koyuyor. Milyonlarca -en az 2 milyon- erkeğin askerlik çağrılarına uymadığı, ülkeyi terk ettiği ya da kayıt dışına çıktığı açıklanırken; silah altındaki on binlerce askerin de birliklerini izinsiz terk ettiği, fiili firar sayısının 200 bini aştığı ifade ediliyor. Bu durum, Batı’dan gelen silah ve mali desteğin sahada savaşacak insan gücü olmadan anlamını büyük ölçüde yitirdiğini gösteriyor.
Müzakerelerin teknik içeriğine bakıldığında da benzer bir tıkanma söz konusu. Rus tarafı, Donbass’taki askerî ve fiili kontrolün tanınmasını temel bir koşul olarak öne sürerken, Kiev yönetimi bunu resmî söylem düzeyinde reddetmeye devam ediyor.
Odessa için talep edilen “güvenlik garantileri”, Ukrayna’nın Karadeniz’e açılan son stratejik kapısını kaybetme korkusunun açık bir göstergesi.
Buna karşın Moskova, sahadaki askerî üstünlüğünü müzakere masasında gerçek bir pazarlık unsuruna dönüştürmeye çalışıyor.
Ortaya çıkan tablo, tarafların eşit koşullarda bir barış arayışından ziyade, savaşın yarattığı yıkımı yönetilebilir bir düzeye çekmeye çalıştıklarına işaret ediyor.
Ukrayna açısından bu süreç, ağır bir toplumsal ve demografik yıkım pahasına “ayakta kalma” çabasıdır. ABD ve Batı açısından ise kontrolsüz bir çöküşü önleyerek Rusya ile yeni bir denge hattı kurma arayışıdır. Bu çerçevede Avrupa cephesinde de yeni arayışların dillendirildiği görülüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa’nın güvenlik, ekonomi ve stratejik bağımsızlık alanlarında köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu belirterek, Rusya’nın da dâhil olacağı yeni bir güvenlik mimarisi çağrısı yaptı. Brüksel’de yapılacak kritik AB zirvesi öncesinde gelen bu açıklamalar, Avrupa’nın yalnızca Ukrayna’daki savaşın sonucuna değil, ABD ile olası gerilimlere karşı da yeni bir konumlanış arayışında olduğunu gösteriyor. Macron’un “Avrupa’da, Rusya’nın da katılımıyla yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmek zorundayız” sözleri, kıtanın emperyalist dengeler içinde kendisine daha “bağımsız” bir alan açma çabasının ifadesidir.
***
Bu savaşın ve yapılan müzakerelerin emekçi sınıflara sunacağı bir “kazanç” yoktur. Savaş, Ukrayna’da olduğu gibi Rusya’da da bedelini yoksulların, işçilerin ve gençlerin ödediği bir yıkım süreci olarak sürüyor.
Ukrayna müzakereleri ne savaşın sonu ne de barışın başlangıcıdır. Olası bir “barış”, savaşın sona ermesi değil, güç dengelerinin yeniden tahkim edilmesi için verilen stratejik bir aradan ibaret olacaktır. Ukrayna masasında konuşulan “barış”, halklar açısından yıkımın sona ereceğine değil, farklı biçimler altında süreceğine işaret ediyor. Ancak bu yıkım yalnızca Ukrayna ve Rusya ile sınırlı değil. Küresel etkileri olan bu savaşın faturası, Avrupa’da, ABD’de ve küresel ölçekte işçi ve emekçilere yokluk ve yoksulluk olarak fatura edilmeye devam edecek.
Bu savaşı gerçek anlamda sona erdirebilecek olan, her yönüyle bedelini ödeyen emekçilerin ve ezilen halkların, işçilerin birliği ve halkların kardeşliği temelinde yükseltecekleri ortak ve birleşik mücadeledir.
|