İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

İktidar ve sermaye ortaklığıyla talana devam! 

 

İktidar ve sermayenin nazarında doğa, kâr hırsı uğruna talan edilecek bir kaynak deposu; köylünün tarlası ve suyu ise birer atık havuzudur. Bunu İliç’te yaşanan katliamdan Karatepe’deki talana kadar birçok yerde gördük. Kirazlıyayla ise bu zincirin son ama sonuncu olmayacak halkası olmuştur.

Bursa’nın Yenişehir ilçesinde bulunan Kirazlıyayla köyü ranta açıldı ve bunun yıkıcı sonuçları gün yüzüne çıkmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Meyra Madencilik’e ait atık barajı çöktü. Tonlarca ağır metal ve kimyasal atık, tarım arazilerine ve derelere karışarak yaşamı geri dönülemez bir risk altına soktu. Şirket, yaşanan bu felakete dair “rutin bir sebep” ve “doğal afet” söylemiyle suçunu örtbas etmeye çalışsa da köylüler gerçekleri dile getirdi. İktidar ve sermaye ortaklığıyla yapılan doğa katliamları, geleceğimizi ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Atık barajının çökmesi sıradan bir kaza değil, göz göre göre gelen bir doğa katliamıdır. Kirazlıyayla köylüleri ve çevre savunucuları, yıllardır bu ve benzeri sonuçların yaşanacağını ifade etmişti. Aynı zamanda atık barajının inşa edildiği bölgenin zemin yapısının bu yükü kaldıramayacağı bilimsel raporlarla ortaya konmuştu. Meyra Madencilik, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) onayını ancak dördüncü denemesinde alabilmiştir. Bu ısrar, iktidarın verdiği kararların doğrudan bir sonucudur. Köylülerin açtığı davalar ve bilirkişi raporları dikkate alınmamış; jandarma korumasında sürdürülen inşaat çalışmalarıyla köylülerin iradesi kırılmak istenmiştir.

Yaşanan bu doğa katliamının dolaysız sorumlarından biri iktidardır. Zira ortada ortaklaşa yapılan fütursuz bir talan var. Saray rejimi, maden şirketlerinin önündeki tüm hukuki ve çevresel engelleri birer birer kaldırmakta; sermayenin yaratacağı doğa yıkımından elde edilecek kârı esas almaktadır. Şirketin “doğal afet” savunması yapacak kadar küstahlaşabilmesi, iktidarın sağladığı siyasi koruma kalkanından güç aldığının ispatıdır. 

İktidar ve sermayenin nazarında doğa, kâr hırsı uğruna talan edilecek bir kaynak deposu; köylünün tarlası ve suyu ise birer atık havuzudur. Bunu İliç’te yaşanan katliamdan Karatepe’deki talana kadar birçok yerde gördük. Kirazlıyayla ise bu zincirin son ama sonuncu olmayacak halkası olmuştur.

Kirazlıyayla’da toprağa karışan ağır metaller, yalnızca bir köyü değil, geleceği de zehirlemektedir. Köylülerin yaşam alanları, iktidarın rant hırsı uğruna sermayeye peşkeş çekilmektedir. İktidar ve sermayenin bu katliamına karşı durulmadığı takdirde, yarın doğanın talan edilmesi bizzat bu ortaklık eliyle normalleştirilecektir. Bu sömürü ve talan düzenine karşı durmak, çevreyi savunmanın da ötesinde, yaşamı savunma mücadelesidir aynı zamanda…

Kirazlıyayla halkının direnişi, sermayenin ve iktidarın kâr hırsına karşı kurulmuş bir barikattır. Talancıları durdurmak için Kirazlıyayla’da dikilen bu barikatı tahkim etmek, yaşam alanlarını savunma mücadelesinde hayati bir yerde durmaktadır.

S. Sancar

 

Ölüm ve sömürü düzeninden hesap sormaya!

İliç maden katliamının ikinci yılındayız…

 

Erzincan İliç’te, 13 Şubat 2024 tarihinde çevre ve işçi katliamı yaşandı. Liç yığınının çökmesi sonucunda 9 işçi siyanürlü toprak altında kaldı. Siyanür ve ağır metal içeren atıklar çevreye yayıldı. İktidarın “kaza” dediği olay katliamdır, SSR Mining ve Çalık Holding’in ortaklığı ile işletilen Anagold maden şirketinin faaliyetleri sonucunda yaşanan çevre ve işçi kıyımıdır. Katliamdan bir yıl önce aynı madende siyanür borusu patlamış ve Fırat Nehri’ne karışmıştı. Bir yıl sonra 2024’te yaşanan ise kaza değil, madencilik politikalarının, kapitalistlere tanınan ayrıcalıkların sonucunda göz göre göre gelen bir katliamdır. 

AKP iktidarı kapitalistlerin talepleri doğrultusunda maden talanının önünü açmak için düzenlemeler yaptı. “Talan yasası” ile zeytinlikleri, meraları, ormanları, su havzalarını madenciliğe açtı. Bunun yanı sıra, “acele kamulaştırma kararları” ve “mega maden sahası” söylemi eşliğinde hayata geçirilen uygulamalarla her yer maden talanına açılıyor.

***

Geçtiğimiz günlerde Kirazlıyayla’da Meyra Madencilik’e ait atık barajı çöktü. Bu olay her an yeni İliçlerin yaşanma ihtimalinin ne denli güçlü olduğunu gözler önüne serdi. Katliamın ikinci yılında hala süren davada gerçek sorumlular yargılanmadı. Madencilik üzerinden talan düzenini kuran, denetlemeyen ve sürdüren iktidarın kendisidir. Bu düzende gerçek sorumluların hesap vermesini beklemek hayal kurmak olur. AKP iktidarı, hesap vermek bir yana işçi katliamlarında “görünür payları” olanları ödüllendirmektedir. Geçtiğimiz günlerde Dilovası katliamında görevden alınan SGK ve İŞKUR il müdürleri sessiz sedasız görevlerine iade edildi. AKP iktidarı ilk anda tepkilerin önüne geçebilmek için katliamda sorumluluğu olan kimi müdürleri görevden almıştı. Fakat ilk fırsatta söz konusu müdürleri yeniden görevlerinin başına getirdi. 

Dolayısıyla, yeni İliçlerin önünde geçmenin tek yolu ölüm ve sömürü düzenine karşı mücadeleyi büyütmekten, katliamların hesabını sormaktan geçiyor.