Bir baskı aracı olarak üniversite
Lise çağındaki gençler, üniversiteye gitmeye dair farklı hayaller kurmakta; kendi “geleceklerini” inşa etmenin bir imkanı olarak “iyi” bir üniversiteye yerleşmeyi istemektedir. Bu plan ve hayallerin bir kısmı gerçekçi olmakla birlikte, uygulanabilirlik açısından ciddi handikaplar içermektedir. Zira bugünkü koşullarda, bırakın iyi bir üniversiteye yerleşmeyi, işçi ve emekçilerin çocukları liseyi dahi bitirmekte zorlanıyor ya da liseye hiç gidemiyor. Bunun gerisinde, emekçilerin derin bir yoksulluk ve sefalet koşullarına mahkum edilmiş olması gerçeği yer alıyor.
Üniversitelerin mevcut koşulları ele alındığında ise, durumun vahameti açık bir biçimde gözler önüne serilmektedir:
“Bugün yüksek öğrenimde ‹eğitim’ gören üniversiteli gençliğin önemli bir kesimi ya AKP’li yıllarda birbiri ardında açılan ve her açıdan niteliği tartışmalı devlet üniversitelerinde ya da yüksek paralar ödenerek kayıt yaptırılan özel üniversitelerde adeta ‹zamanını’ tüketiyor. Bu tablo, özellikle ekonomik-mali krizin de derinleşmesiyle birlikte önemli oranda üniversitelinin eğitim alanından kopmasına yol açıyor. Bir diğer ifadeyle ‹gelecek kapısı’, yaşamın bir dizi başka alanında olduğu gibi eğitim-öğretim süreçleri üzerinden de gençliğin suratına hoyratça kapatılmış bulunuyor.” (Ekim, Sayı: 336, Mayıs)
Özgür düşüncenin ve bilimin merkezi olması gereken üniversiteler, mevcut siyasal iktidarın ve sermaye devletinin gerici propagandasını yapabilmek ya da onun ideolojik-kültürel hegemonyasını tahkim edebilmek için kullandığı birer aygıta dönüştürülmektedir. Bu durum, üniversitelerin mevcut halini devrimci bir değerlendirmeye tabi tutmayı gerekli kılıyor.
Gerici müfredat, gerici eğitim!
Üniversitelerin mevcut durumunu ele alırken karşımıza çıkan en önemli sorunlardan biri, öğrenciye üniversitede dayatılan “eğitim” müfredatıdır.
Somut örneklerle ifade etmek gerekirse, bilimin pek çok alanında (özellikle sosyal bilimlerde) müfredata açık bir sansür uygulanmaktadır. Örneğin, sosyoloji bölümü ders konularından biri olan Marx’ın toplum analizi, en asgari düzeyde ele alınacak şekilde kurgulanmaktadır. Sorun yalnızca müfredatın içeriğiyle de sınırlı değildir; bu içerikleri aktaracak “öğretmen ya da öğretim elemanları” da dinci-gerici AKP iktidarı tarafından belirlenmektedir. AKP-MHP rejiminin ilerici akademisyenleri ihraç etmesi de bu gericilik dayatmasının somut yansımalarından biridir.
Bunların yanı sıra, düzenlenen seminerler ve reklamı yapılan vakıflar, gerici ideolojik-kültürel propagandanın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Bu da gerici ideolojik-kültürel dayatmaların derslerle sınırlı olmadığını, öğrencinin kampüs içi sosyal yaşamında da karşısına çıktığını göstermektedir:
“Üniversitelerin tepesine çöreklenmiş bulunan kayyım düzeni, bir yandan gerici-faşist rejimin ideolojik-kültürel dayatmalarının icra kurulu olarak işletilmektedir. Öte yandan ise akademideki ilerici birikimi tasfiye etmek, söz söyleme, eylem yapma ve örgütlenme alanlarını ortadan kaldırmak için pervasızca kullanılmaktadır. Gerici-faşist iktidarın üniversitelerdeki izdüşümüdür söz konusu olan.” (Ekim, Sayı: 336, Mayıs)
Polisin ve eli kanlı çetelerin okulda ne işi var?
Sermaye düzeninin ve onun bekçisi dinci-gerici AKP iktidarının üniversitelerdeki baskısının bir diğer ayağını ise okul içindeki polisler ve eli kanlı ülkücü-faşist çeteler oluşturmaktadır. İlerici-devrimci öğrenciler, kampüse öğrenci kartları olmasına rağmen alınmazken; nereden geldiği belirsiz faşistlerin ve polislerin kampüsler içinde bu denli rahat dolaşabilmesi, bugünkü üniversitelerin kimlere ve hangi amaçlara hizmet ettiğini açıkça göstermektedir. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Üniversitesi’nde, sermaye devletinin MESEM aracılığıyla katlettiği çocuk işçilerin vesikalık fotoğraflarını asmak isteyen arkadaşlarımıza ÖGB ve sivil polisler saldırmış, fotoğrafları yırtıp atmıştır. Benzer biçimde ilerici-devrimci öğrencilere yönelik tacizler de aralıksız sürmektedir. Aleni biçimde yapılan saldırıları gösteren sayısız fotoğraf ve video kaydı mevcuttur.
Üniversitelere bilinçli bir şekilde polislerin ve eli kanlı faşist-ülkücü çetelerin sokulması, sermaye devletinin ve AKP-MHP iktidarının gençliğin örgütlenmesinden ve mücadele etmesinden ne denli korktuğunu göstermektedir.
Gençliğin devrimci mücadele ihtiyacı
Yukarıda aktarılanlara bakıldığında, öğrenci gençliğin bugün nasıl bir ideolojik ve kültürel baskı altında olduğu görülecektir. Gençliğin, hayatın her alanında burjuva ideolojisiyle ve bunun bir sonucu olarak mevcut siyasal iktidarın gerici politikalarıyla karşı karşıya kaldığı açıktır. Bunun karşısında ise, tıpkı 19 Mart’ta olduğu gibi, öfkesini biriktiren ve eyleme dökmeye hazırlanan bir gençlik bulunmaktadır.
Gelinen aşamada yapılması gereken şey gençlik içerisindeki bu potansiyellerle buluşmak, yüzünü mücadeleye dönen gençlik kesimlerini hem gündelik hem de devrimci talepler ekseninde yan yana getirmek, devrimci bir gençlik hareketi yaratma bakışıyla örgütlemektir.
İstanbul Üniversitesi’nden bir DGB’li
|