İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri

A. Engin Yılmaz

 

Son dönemin en önemli gelişmesi, Suriye ve Rojava’da yaşananlardır. Kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar Suriye Kürdistanı’nda yeni bir dönemi başlatmış, bunun ilk kurbanı Rojavalı Kürtler olmuştur. Ancak bu durum Rojava ile sınırlı görünmemektedir. Rojava, emperyalistler ve müttefikleri tarafından Kürt sorunu bağlamında varılan yeni mutabakatın yalnızca görünen yüzüdür. Sonuçları, muhtemelen Kürt sorununun geleceğini doğrudan etkileyecek bir ağırlık taşımaktadır.

Türk sermaye iktidarı, Rojava’daki kazanımı Türkiye’deki Kürt sorunu açısından bir tehdit olarak değerlendirmiş ve bu kazanımın tasfiyesini temel hedef haline getirmişti. ABD emperyalizmi ise Ortadoğu’daki hegemonik çıkarları doğrultusunda Türk burjuvazisinin Kürt sorunundaki hassasiyetlerini kabul etmiş, tercihini Türkiye ve HTŞ’den yana yapmıştır.    Kürtlerin özgürlük umutları bir kez daha emperyalist pazarlıkların kurbanı olmuştur. Elbette ABD bunun karşılığını, Türk burjuvazisi ve devletinden fazlasıyla almıştır. 

HTŞ’ye bağlı grupların, Türk devletinin desteğiyle 6 Ocak’ta Halep’in Kürt mahallelerine yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, kısa sürede Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’nin tamamını hedef alan planlı bir tasfiyeye dönüşmüştür. Bu saldırılar, ABD, İsrail, Fransa ve İngiltere’nin onayıyla gerçekleşmiş ve Paris’te yapılan görüşmede Özerk Yönetim’e karşı bir işbirliği oluşturulmuştur. 

Tüm bu gelişmeler, Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeye dönük önceden hazırlanmış bir planı ortaya koymaktadır. Emperyalist güçler dün kendi çıkarları için İŞİD’e karşı savaşan ve büyük bedeller ödeyen Kürtleri desteklerken, bugün IŞİD artığı HTŞ’yi destekleyerek Kürt kazanımlarının yok edilmesini onaylamakta ve katliamlara yol vermektedir.

*** 

SDG’nin uzun yıllardır kontrol ettiği bölgeler, ABD’nin desteğini çekmesiyle birlikte kısa sürede elden çıkmıştır. Bu hızlı çöküşte ABD’nin izlediği politikalar ve bölgede önemli güçleri elinde tutan aşiretlerin hızla taraf değiştirmesi temel etken olmuştur. ABD ve İsrail desteğinin geri çekildiğini gören aşiretler, yüzlerini HTŞ’ye çevirmiş, bu da özerk yönetimin askeri ve siyasi olarak ağır darbeler almasını hızlandırmıştır. YPG’nin IŞİD’le mücadele kartı ise, ABD’nin HTŞ’yi fiilen bu mücadelenin bir parçası haline getirmesiyle etkisiz kalmıştır. Böylece emperyalist güçlerin ihtiyaçları doğrultusunda, dün “terörist” ilan edilen cihatçı bir yapı bugün meşru bir muhataba dönüştürülüp devletleştirilmiştir. 

Bu genel tablo içinde Rojava’nın tasfiye edilme tehlikesi, emperyalist güçlerin çıkar ve hesaplarının olduğu kadar, Kürt hareketinin uzun yıllardır izlediği stratejik çizginin yanlışlığının sonucudur. Emperyalist güçlerle kurulan ilişkiler üzerinden statü ve kazanım elde etme çizgisi, bir kez daha büyük bir hayal kırıklığı ve acıyla sonuçlanmıştır. 

Rojava, ortaya çıktığı andan itibaren Kürt halkı açısından büyük bir kazanım ve umut olmuştu. Ancak maddi varoluş koşulları, Kürt halkı ve hareketinin ödediği ağır bedeller ve fedakarlıkların yanısıra büyük ölçüde ABD öncülüğündeki emperyalist koalisyonun desteğine bağlıydı. Bu destek ise Kürt halkının özgürlüğüyle değil, ABD emperyalizminin çıkarlarıyla ilgiliydi.  

IŞİD ile mücadele sürecinde Kürt halkı ve hareketi, emperyalistler tarafından desteklenmesi gereken bir müttefik ilan edilmişti. İhtiyaç ortadan kalktığı ve daha büyük pazarlıklar gündeme geldiğinde ise Kürt kazanımları gözden çıkarılmış, Rojava’nın tasfiyesi gündeme gelmiştir. ABD, Türkiye ve İsrail’le yürüttüğü pazarlıklar sonucunda Kürtleri bir kez daha feda etmiş, sessizce kaderine terk edilmiştir. 

Emperyalizmin bu ihaneti Kürt halkının tarihinde yeni değildir. Emperyalizm çıkarları gereği Kürtleri defalarca “desteklemiş” ve her seferinde yarı yolda bırakmıştır. Bu tarihsel deneyimlerin biliniyor olmasına rağmen Kürt hareketi aynı dayanıksız hayallere ve umutlara yeniden kapılmıştır. Emperyalizmin doğası gereği, ezilen halkların özgürlüğüyle değil sadece kendi egemenliğiyle ilgilendiği gerçeği ne yazık ki unutulmuştur.

***

IŞİD, Amerikan emperyalizmi tarafından oluşturulan ve desteklenen bir araç olarak Suriye üzerine sürülmüş ve ülkenin bugünkü akıbeti yaşamasında belirleyici bir rol oynamıştı. Bu dönemde Suriye Kürtleri, denetimleri altındaki bölgelerde meşru bir kazanım ve konum elde etmişlerdi. Suriye’deki Kürt hareketi, Kobani kuşatmasına kadar, ABD emperyalizminin dolgu malzemesi olmayı reddetmiş, kendi bölgelerindeki siyasal ve askeri hakimiyeti korumaya ve güçlendirmeye odaklanmıştı. Kobani kuşatmasıyla birlikte söz konusu dengeler köklü bir biçimde değişti. Türk devleti ile ABD, çıkarları gereği IŞİD’i Kürt hareketi üzerine sürdüler. Türkiye’nin hesabı Kürtlerin kazanımlarını boğmak, ABD’nin hesabı ise Kürt hareketini kendine mecbur etmekti. İkincisi başarıldı.

“IŞİD’e karşı Rojava topraklarında savaşıldığı sürece, bu bir yere kadar anlaşılabilir bir ilişkiydi. Ama işin bununla kalmadığını, önce Tabka ve Rakka’ya, sonra Deyrizor’a ve nihayet şimdilerde Ürdün sınırına kadar uzandığını biliyoruz. Bu denli bir yayılmaya getirilen açıklamalar var, ama bunlar inandırıcılıktan yoksundur. Kürtler kendi topraklarında kalmalı ve kendi topraklarını savunmalıydılar. Haklı ve meşru konumu ancak bununla koruyabilirlerdi. Suriye Kürtlerinin ABD hesapları çerçevesinde savaşı Rojava’nın dışına taşırmaları, haklı ve meşru konumlarını tartışmalı hale getirmiştir. Bunu isteyen, kışkırtan ve planlamasını yapan, kendi emperyalist hesapları gereği bizzat ABD oldu. Deyrizor ve ötesi tümüyle Arapların yaşadığı topraklar ve buralarda petrol ve doğalgaz yatakları var. ABD’nin amacı bu stratejik bölgeyi kendi denetimine almaktı. Suriye Kürtleri de buna alet edilmiş oldular.” (Ortadoğu, Türkiye ve Kürt sorunu-1, H. Fırat, Ekim, Sayı: 311, Mart 2018)

ABD emperyalizmi o dönem kendi hesapları çerçevesinde Suriye Kürtlerini İŞİD’e karşı desteklemekle kalmadı, onları ağırlıklı olarak Arapların yaşadığı bölgelere de yönlendirdi. Şimdi ise çıkarları gereği Kürtler oralardan sürülmekte ve katliamla yüz yüze kalmalarına seyirci kalınmaktadır. IŞİD artığı sürülerin Kürtlere dönük her türlü acımasızlığı ve kuralsızlığına onay verilmektedir. Gelinen yerde Kürt halkının tüm kazanımları saldırının hedefidir.

Suriye’de batılı emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin doğrudan müdahaleleriyle uzun süredir devam eden yıkım, emperyalist ve siyonistlerin çok boyutlu hesap ve çıkarları gereğidir. Kürtler başta olmak üzere Suriye halklarına büyük acılar yaşatan gelişmelerin merkezinde ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin kirli ve kanlı çıkarları durmaktadır. Suriye’deki Kürt hareketi ve halkı emperyalistler ve diğer gerici bölge güçleri arasındaki pazarlıkların ve çıkarların en kolay feda edilebileni olmuştur.

Yaşanan gerçekler, Kürt halkı açısından emperyalizmin gerçek yüzünü bir kez daha görünür kılmış, Amerikancı ve Avrupacı hayaller ağır bir darbe almıştır. Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesinin karşısında yalnızca Türk burjuva gericiliğinin değil, aynı zamanda emperyalizmin de durmakta olduğu yeni bir acı deneyimle tekrar görülmüştür. Emperyalizm ve bölge gericiliği birlikte aşılmadan gerçek bir eşitlik ve özgürlük mümkün değildir. Kürt ve Türk emekçilerinin birleşik, anti-emperyalist ve sınıfsal temellere dayanan mücadelesi, Kürt sorununun kalıcı çözümünün yegâne yoludur. Rojava’nın acı deneyimi, bu tarihsel gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Emperyalizmden umut bekleyen her çizgi, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı ve yıkım üretecektir. Özgürlük ancak emperyalizme, gericiliğe ve sömürü düzenine karşı verilecek ortak devrimci mücadeleyle kazanılabilecektir.

***

Bugün Suriye ve Türkiye’de Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik istemleri yok sayılarak tam teslimiyet dayatılmaktadır. Kürtlerin kendi topraklarında yürüttükleri haklı ulusal mücadeleleri ve bedellerle elde edilen kazanımları tereddütsüzce desteklenmeli, buna yönelik her türlü müdahale gayri meşru ilan edilmelidir. Dolaysıyla emperyalistlerin onay ve desteğiyle Türk devletinin Rojava’ya ya da Kürdistan’ın başka bir bölgesine müdahalesinin karşısına dikilmek temel bir sorumluluktur. 

Türkiyeli devrimciler için Kürt halkının yanında durmak vazgeçilmez bir görevdir. Bugün Rojava kazanımı üzerinden Kürt halkına yönelik bir saldırı vardır ve buna karşı haklı ve meşru bir direniş yürütülmektedir. Kendi topraklarını ve kazanımlarını savunmaları, Kürtlerin en doğal ve vazgeçilmez haklarıdır. Bu haklı mücadelesinde Kürt halkı yalnız bırakılmamalı, her türlü destek ve dayanışma sunulmalıdır.