Sendikaların üye sayıları düşürülüyor...
Sendikal haklar için mücadeleye!
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, altı ayda bir “İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin İstatistikleri” yayımlamaktadır. 2026 Ocak ayı verilerine göre, 16 milyon 699 bin 84 işçiden yalnızca 2 milyon 413 bin 790’ı sendika üyesi. Sendikalaşma oranı ise yüzde 14,45’tir.
Geçen yılın ocak ayında sendikalı işçi sayısı 2,5 milyon, sendikalaşma oranı ise yüzde 14,97’ydi. Bir yıl içinde sendikalı işçi sayısı 110 bin 757 kişi azaldı. 2003 yılında sendikalı işçi sayısı 2 milyon 717 bin 326 iken, bugüne kadar toplam 303 bin 536 kişilik bir düşüş yaşandı. Oysa bu sürede ücretli işçi sayısında büyük bir artış oldu.
Burjuvazinin sınıf çıkarlarına hizmette sınır tanımayan AKP iktidarı, sendikasızlaştırma saldırılarına açık biçimde omuz vermiştir. Bu nedenle sendikalaşma oranı yüzde 10’lardan yüzde 6’lara kadar gerilemiştir. Resmî verilere göre 1980 yılında 2,2 milyon sigortalı işçi bulunuyordu ve bunların 1,5 milyonu sendikalıydı. Gelinen noktada çalışan işçi sayısı 17 milyona dayanmasına rağmen, sendikalı işçi sayısı 2 milyon 413 bin 790’a düşürülmüştür.
Sendikalı işçi sayısındaki gerilemede, 12 Eylül’ün mirası olan işkolu barajı önemli bir rol oynamaktadır. İşkolu barajı hala işçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin önündeki temel engellerden biridir. Aynı zamanda sendika seçme özgürlüğünü de fiilen sınırlamaktadır. Faşist cuntadan kalan baraj uygulaması tüm iktidarlar tarafından korunuş, AKP-MHP rejimi ise sorunu daha da derinleştirmiştir.
Saray rejimi, bir yandan örgütlenme hakkının önüne barajlar kurarken, diğer yandan barajı aşabilen sendikalı işçileri ağalık düzeninin en rafine örnekleri olan sendikalara mahkum etmektedir. Bu nedenle toplu iş sözleşmesi haklarından yararlanmak isteyen işçiler, nicelik olarak güçlü ancak nitelik olarak zayıf, kapitalistlerin denetimindeki sendikalara üye olmaya zorlanmaktadır.
İşkolu barajını aşan sendikalar, işyerlerindeki barajları da geçmelerine rağmen, kapitalistler sendika yetkisine itiraz etmektedir. Haksız işten çıkarmalar, düşük ücretler ve güvencesizlik yoluyla işçiler canından bezdirilmektedir. Sendikalarla birlikte mücadele eden işçiler, örgütlenme düşmanı kapitalistlerin yasadışı saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu saldırılara AKP iktidarı ortak olmaktadır. Tıpkı kapitalistler gibi AKP iktidarı da işçi sınıfını hak aramaktan aciz, örgütsüz bir sınıf hâline getirmek için özel bir çaba sarf etmektedir. Bunun için grevleri yasaklıyor, hak arayan işçilerin üzerine kolluk kuvvetlerini sürüyor.
Sendikalı işçi oranının düşüklüğü, AKP’nin emek düşmanı politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Sermayeyi korumak adına AKP iktidarı açık bir sınıfsal tercihte bulunmaktadır. Güvencesizliğin yaygınlaşmasına hizmet etmekte; işçi sınıfının örgütlü birliğinin temel araçlarından biri olan sendikal hak ve özgürlükleri yok saymaktadır. Her icraatıyla sömürücü/asalak kapitalistlerin “demir yumruğu” olduğunu kanıtlamaktadır.
AKP iktidarı, sendika ve grev hakkının önüne sistemli engeller çıkarmakta; sendikasız ve grevsiz bir Türkiye yaratmak için özel bir çaba harcamaktadır. AKP, 23 yıllık iktidarı boyunca 23 grev yasağına imza atarak emek düşmanlığında sınır tanımadığını kanıtlamıştır. Cumhuriyet tarihinde toplam 53 grev yasağı bulunmaktadır, bunların 23’ü bizzat Tayyip Erdoğan’ın kararıyla uygulanmıştır. Grev yasaklarının yanı sıra güvencesiz ve kayıt dışı işçi çalıştırma da yaygınlaşmaktadır. Halen kayıt dışı istihdamın bayraktarlığını yapan AKP-MHP rejimi, sendika ve toplu sözleşme hakkının kullanılmasının önündeki temel engellerden biridir.
***
Öte yandan, Hak-İş ve bağlı sendikalarındaki “hormonlu” büyümenin temel dinamiğini, kuşkusuz kamu sektöründeki siyaset–sendika ilişkisi oluşturmaktadır. AKP iktidara geldikten sonra kamudaki işyerlerini Hak-İş’e bağlı sendikalara yönlendirmiş, ardından yapılan düzenlemelerle kamuda istihdam edilen işçileri de yine bu sendikalara üye olmaya zorlamıştır. Kamudaki işçiler, işsiz kalmak ya da Hak-İş üyesi olmak arasında bir tercih yapmaya zorlanmıştır.
Hak arayan işçilere ve sendikal örgütlenmeye yönelik yasa/kural tanımaz saldırganlığın esas sorumlusu, bu zorba düzeni tahkim eden AKP-MHP koalisyonudur. İşçilere şiddet uygulayanlar, AKP yöneticileri ya da onların koruması altındaki tetikçilerdir. Hak arayan işçiye düşmanlık, Saray rejiminin “sermayeye dost, emeğe düşman” zihniyetinin somutlaşmış halidir.
AKP–MHP iktidarı işçi ve emekçileri ezmektedir. Bu iktidar, grev yasaklarında ve fiili hak gasplarında sınır tanımamış; toplu iş sözleşmeleriyle kazanılmış hakların gasp edilmesine çanak tutmuştur. Bununla da yetinmemiş, grev yapan işçilere yönelik şiddeti tırmandırmıştır. İşçilere sendikasızlığı, örgütsüzlüğü; yani köleliği ve sefaleti dayatmıştır.
Sermayenin sınıf çıkarlarını korumak için grevleri yasaklayan ve utanmadan bununla övünen AKP’nin ebedi şefi, sömürücü ve asalak kapitalistlerin çıkarlarının bekçisidir. Erdoğan, sermayeyi korumayı ve işçi sınıfını ezmeyi varlık nedeni saymaktadır. Kısacası, sermaye ve onun vurucu gücü olan Saray rejimi, “süzme” bir işçi düşmanıdır. Hal böyleyken bu rejimden demokrasi ve özgürlük beklemek, sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmasını ummak, ölüden gözyaşı beklemekle eşdeğerdir.
***
İşçiler, sendikal hak ve özgürlüklerin gasp edilmesine sessiz kalmak ve katlanmak zorunda değildir. Ancak bu tabloyu tersine çevirmenin yolu, işçi sınıfının örgütlü, birleşik ve militan mücadeleyi yükseltmesinden geçmektedir. Sendikal hak ve özgürlükleri kazanmak, ancak bu rejime ve himayesine aldığı kapitalistlere karşı uzun soluklu ve kararlı bir mücadeleyle mümkündür.
Dolayısıyla bu çürümüş Saray rejimine ve sendikal haklara ve özgürlüklere düşman politikalarına karşı mücadele etmek, onurlu bir yaşam isteyen her işçi ve emekçinin görevidir.
H. Yağmur
|