20 Ağustos 2005
Sayı: 2005/33 (33)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıfa güven kazandıran bir çalışma
  Erdemir işçisi yağmacılara
karşı nöbette
   Özelleştirmeler ve uygulanmayan
mahkeme kararları
  Belediye Gelirleri Kanun Taslağı
yasalaşmayı bekliyor
  Özelleştirmeye karşı mücadele ve sorunları
İşsizliği kapitalizm üretiyor
Deprem öldürdü, kapitalizm
süründürüyor!
  KESK’in “eylem” takvimi!
  Görüşmelerden çekilip greve hazırlanılmalı!
  Tersanelerde iş cinayetleri biz sessiz
kaldıkça devam edecek!..
Örgütlenelim ve ayağa kalkalım!
  Kapitalist barbarlık bebeklerimizi de
katlediyor!
  Emekçi kadın özgürlük ve eşitlik, yani sosyalizm ister!
  Mamak II. Kültür ve Sanat Festivali
deneyimi (Orta sayfa).
  Başarılı ve coşkulu bir festival
  Siyonist işgalciler Gazze Şeridi’ni
boşaltıyor
  İran’a ABD-İsrail tehdidi

  İşgalcinin gölgesinde yapılan anayasa
pazarlıkları tıkandı

  Bush yönetimi “arka bahçe”deki askeri
yığınağı arttırıyor
  Bir gezi ve anlattıkları
  ODTܒde soruşturma saldırısına karşı
kampanya
  Taban inisiyatifleri üzerine /Kamu Emekçileri Bülteni
  Şoven gericiliğin
hizmetindeki aydınlar
  Genç İşçi Bülteni'nden
  Çernobil, kanser ve devlet gerçeği...
  Tekirdağ F Tipi'nde saldırılar
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

İşgalcinin gölgesinde yapılan anayasa pazarlıkları tıkandı

Geçen yıl kukla yönetim tarafından hazırlanan geçici anayasada, yeni anayasanın taslak metninin 15 Ağustos'a kadar tamamlanması, anayasanın da Ekim ayında referanduma sunulması öngörülüyordu. Taraflar arasında sıkı pazarlıklar son saatlere kadar devam ettiği halde, 15 Ağustos'a kadar taslak metin üzerinde anlaşmaya varılamadı. Toplantı bir hafta ertelendi.
Hararetli pazarlıklar Şii, Sünni, Kürt çevreler arasında yaşanıyor. ABD denetiminde süren pazarlıklar, işgal sonrasında Araplar arasındaki mezhepsel bölünmenin ciddi bir boyuta vardığını da gösteriyor.

Anayasa adı altında rant pazarlığı

71 kişiden oluşan Anayasayı Hazırlama Komitesi'nin (AHK) sürenin dolmasından önce 11 saatlik bir toplantı yaptığı, çetin pazarlıklara konu olan toplantıdan beklenen sonuç çıkmayınca toplantının bir hafta sonraya ertelendiği bildirildi.

Pazarlıklar devam ederken Bağdat'ta bir basın toplantısı yapan Irak ‘Devlet Başkanı' Celal Talabani, ülkenin güneyinde bir Şii federasyonu kurulması ve din-devlet ilişkileri gibi iki önemli konuda tartışmaların sürdüğünü, bunların dışında pazarlıkların bir sonuca bağlandığını ifade etmişti.

Müzakereler sonucu taslak metinde Irak'ın resmi adı ‘Irak Federal Cumhuriyeti' olarak belirlendi. Irak'ın kuzeyindeki Kürt peşmergeler de bölgenin güvenlik güçleri olarak tanınıyor. Liderler, Kerkük'teki durumun en geç 15 Aralık seçimlerine kadar ‘normalleştirilmesi' konusunda da anlaşmaya vardı. Bu ifadeyle, Kerkük'ten Saddam döneminde sürülen Kürtler'in kente geri dönmesinin kastedildiği belirtildi.

Pazarlıkların sonucunu açıklayan AHK üyesi Salih El Mutlak, ‘dün gece geç saatlerde, Irak'ın petrolünün Şiiler, Kürtler ve Sünniler arasında paylaşılması konusunda anlaştık' dedi. Söylendiğine göre, Irak petrol kaynaklarının, merkezi yönetim ve 18 bölge kenti arasında nüfuslarına göre paylaşılmasına karar veren AHK, bu durumu kanunlarla kesin bir biçimde belirledi. Ancak petrol kaynaklarının nüfusa oranlı bir biçimde paylaşılmasına karar verilmesine rağmen, ürünlerden elde edilecek gelirin paylaşılması konusunda kesin bir hüküm belirlenmedi.

Şiiler de federe devlet istiyor

Anayasa taslağı etrafında pazarlıklar devam ederken, Şiiler de federe devlet istemini dillendirmeye başladı. Şiiler'in etkin isimlerinden Abdülaziz El Hekim, ‘Şiiler'in kendi federal devletine sahip olması gerektiğini' söyledi. Bu talep pazarlıklara yeni bir boyut kattı.

Şii liderlerin federalizm talepleri, Şii ‘Irak Başbakanı' İbrahim Caferi tarafından olumsuz karşılandı. Caferi'nin sözcüsü, ‘Şii bölgesi kurulması fikri bizim için kabul edilmezdir' açıklamasında bulundu.

Irak anayasasını hazırlayan komisyonun Sünni üyelerinden Kemal Hamdun ise, federasyonun Irak'ı dini ve etnik olarak böleceğini söyledi. Hamdun, ister güneyde isterse kuzeyde olsun federasyonu istemediklerini belirterek, kuzeydeki Kürt bölgesininse savaştan önce kabul edildiğine dikkati çekti.
El Hekim'in sözlerini değerlendiren komisyonun Sünni Arap üyelerinden Salih El Mutlak Şii Arap liderin açıklamasını şaşkınlıkla karşıladıklarını belirtti. El Mutlak, bunun Irak'ı İranlılar'a vermek anlamına geldiğini öne sürdü.

Irak petrolünün önemli bir kısmı ülkenin kuzeyindeki Kürtler'in, bir kısmı da güneydeki Şiiler'in elinde bulunuyor. Bu ise federal bir yapı içinde ‘Kürt-Arap Şii ittifakı'nı gündeme getirebilir. Sünni Arap çevreler buna kesin olarak karşı çıkıyor.

Kürt devletine doğru...

Şii Araplar'ın federalizm talebi tartışma konusu olurken, eğer konjonktürde bir değişiklik olmazsa, Kürtler'in devletleşme yönünde önemli bir aşama olan federasyon talebi konusunda kayda değer bir engel görünmüyor. Kerkük sorunu da muhtemelen Kürtler'in hedeflediği çerçevede bir çözüme kavuşturulacak.
Şiiler'in şeriat talebine karşın Kürtler laik-federatif bir yapıdan yana tutum alıyorlar. Bundan vazgeçecek gibi de görünmüyorlar. Bu kararlılık bunca yılın mücadelesinin yanısıra, Barzani-Talabani ikilisinin savaş çetesiyle işbirliği içinde olmalarının sağladığı avantajlardan da kaynaklanıyor. Verili durumda gelinen yer, bağımsızlıktan bir önceki adımdır. Uzun yıllardan sonra bu olanağı yakalayan Barzani-Talabani ikilisi, bu durumdan azami bir kazançla çıkma çabası içindeler. Bununla bağlantılı olarak, kendi ordularını kurabilecekleri, kendi yasalarını yapabilecekleri, kendi petrol ve su kaynaklarını kontrol edebilecekleri bir federatif yapıyı hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Şeriatın koyu gölgesi

Çoğunluğu elinde bulunduran Şiiler'in dayandığı iki parti, Abdülaziz el Hakim'in Irak İslam Devrimi için Yüksek Konseyi (SCIRI) ile Başbakan İbrahim Caferi'nin Dawa'sı, Irak'ın bir İslam devleti olmasından yana. Bunun anlamı, İslamı yasaların temel kaynağı haline getirmek, görece ileride olan şu anki medeni kanunu değiştirip, evlilik, boşanma, miras gibi konularda şeriat yasaları uygulamak. Bu karanlığa dönüş yönünde belli adımlar da atılmış durumda. Şiiler'in dini lideri Ayetullah Ali Sistani Irak'ın İslam Cumhuriyet olması için bir süre önce fetva vermiş ve Bedr Tugayları Şiiler'in yoğun olduğu bölgelerde şeriat yasalarını fiilen hayata geçirmeye çalışıyor.

Ülke emperyalist orduların işgali altındayken yapılan bu kirli pazarlıkların uğursuz işlevlerinden biri, işgali meşrulaştırmasıdır. Pazarlığa oturan düşkün takımı, yüzbinden fazla Iraklı'nın katlinden sorumlu olan işgal ordularının varlığından rahatsızlık duyduklarına dair herhangi bir serzenişte bile bulunmuyorlar. İşgal yüzünden yaşamları tam bir cehenneme çevrilen Iraklı emekçiler ise bir ölüm-kalım mücadelesi veriyorlar. Bu ülke halklarının insanca bir yaşama kavuşabilmeleri için yerli veya yabancı her tür yağmacıdan kurtulmaktan başka bir çıkış yolları yok.

----------------------------------------------------------------------------------

İşgal ordularının doktorları da işkenceci

Ebu Garib zindanından yansıyan işkence belgeleri, Anglo-Sakson işgalcilerin demokrasi adı altında sergilediği ikiyüzlülüğü ortaya sermişti. İşkencenin Amerikan devlet politikası olduğu belgelerle açıklandığı halde, birkaç asker ‘günah keçisi' ilan edilerek olay geçiştirilmişti. Son günlerde kamuoyuna açıklanan belgeler, ABD ordusundaki askeri doktorların da işkenceye aktif bir şekilde katıldıklarını ortaya koydu. Amerikan askeri doktorlarının sadece Ebu Garib zindanında değil fakat Irak'taki birçok zindanda işkenceye katıldıkları da belirlendi.

İşkenceci doktorların icraatlarına ilişkin bir rapor hazırlayan Uluslararası Kızılhaç Komitesi, ABD'li askeri doktorların işkence izlerini yokettiklerini, adli işkence raporları üzerinde sahtecilik yaptıklarını, hatta işkencecilere önemli tıbbi bilgileri vererek, işkenceyi daha etkili hale getirmek için çalıştıklarını belirtti. Kızılhaç raporunda ayrıca, ‘Doktorlar ve diğer sağlık çalışanları, işkencecileri korumak ve işlerini kolaylaştırmak için her türlü yolu deniyorlar. Sorguculara özel bilgiler sağlayan doktorlar, böylece cezaevinde tutulan mahkûmların daha güçsüz düşmesine ve daha ağır işkencelere maruz kalmasına neden oluyorlar' vurguları yeraldı. Doktorların, ABD ordusuna bağlı gizli servis üyeleriyle birlikte çalıştığını ifade eden Kızılhaç, işkencenin daha sistematik hale getirilmesi için bu çalışmalara ‘Davranış Biçimleri Konsultasyon Takımı' adı altında tıbbi bir grubun eklendiğini de belirtti.

Öte yandan işkenceci doktorların ‘etik kurallarını hiçe saydığını' belirten İngiltere Medikal Araştırmalar Derneği, ‘Tıbbi Etik Komitesi' Başkanı Michael Wilks, ‘Bu doktorlar, tıbbi etiği hiçe saydıkları gibi, mesleki kurallarımızdan da vazgeçmişler. Doktorların işkenceye ortak oldukları belgelerle ispatlanmasına rağmen, ABD yönetimi tedbir almıyor' dedi.