6 Eylül'03
Sayı: 35 (125)


  Kızıl Bayrak'tan
  Türk devleti işgal taşeronluğuna hazırlanıyor!
  Demokratik hak ve özgürlükler için mücadeleyi yükseltelim!
  Ordu ve hükümet ABD'ye uşakça sadakatini gösterme telaşında
  ABD emperyalizmi Irak halklarını birbirine kırdırmaya hazırlanıyor
  1 Eylül'ün gösterdikleri
  1 Eylül eylemlerinden...
  İkinci yılında 11 Eylül...
  ABD saldırganlığı halkların direnişi karşısında çaresiz
  Kölelik yasası ve sınıf hareketi
  Her düzeyde parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitim!
  Irak'ta ne oldu biliyor musunuz?
  Ağartıoğlu direnişi üzerine...
  Kamuda toplu görüşme oyununu bozalım... Seyirci değil taraf olalım!
  Gizli genelgenin açık sonuçları ve görevlerimiz...
  Barış ve Kürdistan halkına dayatılan "barış"...
  İşçi sınıfına, özgürlüğe ve sosyalizme adanmış bir yaşam: Julius Fuçik
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
1 Eylül’ün gösterdikleri

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle çeşitli kentlerde bir dizi eylem ve etkinlik düzenlendi. Büyük metropol kentlerde düzenlenen 1 Eylül mitinglerine binlerce insan katılırken, Diyarbakır’da düzenlenen bölgesel miting-şenliğe 100 bine yakın insan katıldı. Ayrıca birçok ilde de kitlesel basın açıklamaları ve çeşitli salon etkinlikleri yapıldı. Düzenlenen eylemlerden bazıları devlet terörüne maruz kalırken, İzmir’de toplanan binlerce kişi polis saldırısını direngen bir tutumla karşıladı. 1 Eylül etkinliklerinde genel olarak ABD işgali ve asker gönderme tezkeresi ile Öcalan’ın sağlık durumu önplana çıktı.

Ülke genelindeki 1 Eylül tablosu kabaca böyle. Bu tabloya ilişkin yapılacak bir değerlendirme için 1 Eylül’ün dönemsel anlam ve önemini temel almak gerekir. Ancak buradan hareketle 1 Eylül tablosundan yansıyanları ve olası sonuçlarını sağlıklı biçimde değerlendirebiliriz.

2003 1 Eylül’ünün ayırdedici özelliği, sermaye iktidarının ABD hesabına jandarmalığa soyunduğu, bunun için asker gönderme tezkeresi için hazırlıklarını yoğunlaştırdığı bir döneme denk geliyor oluşudur. Bu anlamıyla 1 Eylül esas itibariyla, ABD uşaklarıyla, ABD jandarmalığına hayır diyen ve bir kez daha tezkereyi sokakta yırtmayı hedefleyen toplumsal güçlerin karşı karşıya gelerek boy ölçüştükleri bir gün olma özelliğini taşıyordu. Bundan dolayıdır ki ABD uşakları özel biçimde bu güne hazırlık yaptılar. Tek tek örnekler üzerinden değil ama bir bütün olarak 1 Eylül gösterilerine karşı aldıkları tutuma bakıldığında da bu açık biçimde görülmektedir.

Sermaye iktidarının tezkere hazırlığı

Sermaye iktidarının, tezkereyi engelleyecek toplumsal güçleri bugünden kontrol altına alma, terbiye etme ve buna uygun gerekli toplumsal-siyasal-psikolojik koşulların oluşturulması bakımından işlev gören birçok organı ve kurumu 1 Eylül’de ilk ciddi sınavlarını verdiler. Bundan dolayı 1 Eylül tablosundan hareketle düzenin ve görevli kurumlarının yakın gelecekte nasıl hareket edeceklerini de görmek mümkün.

1 Eylül’de sermaye devleti farklılaşan, ancak birbirini tamamlayan bir tutum izledi. Örneğin birçok ilde yoğun polis ablukası altında mitingler organize edilirken İzmir gibi bir ilde mitinge yasak konulmasını ve yasağa rağmen alanlara çıkan kitlenin terörize edilmesini buna bir işaret saymak gerekir. Dahası 1 Eylül sonrasında medyaya ve devlet sözcülerine hakim dil ve yürütülen propaganda bu yargıyı güçlendirmektedir. Öyle ki İzmir’de yaşanan çatışmalarla birlikte birçok mitingde yaşanan gerilimler ve Öcalan lehine yapılan gösteriler provokatif ve saldırgan bir biçimde günlerce burjuva medya tarafından işlenmiştir. Yürütülen propagandanın ekseni “barış mitinginde savaş” teması etrafında kurulmuştur. Böylelikle bir yandan devlet terörü meşrulaştırılırken, diğer yandan savaş karşıtı mücadelenin şiddet içeremesi gerektiği topluma empoze edilmeye çalışılmıştır.

Sermaye devletinin 1 Eylül’de izlediği bu tutumdan hareketle şu sonuçlar çıkarılabilir: Birincisi, tezkere karşıtı mücadelenin kontrol dışına sıçraması durumunda her türlü zorbalıkta sınır tanınmayacaktır. İkinci olarak, toplumsal yığınların potansiyel tepkilerinin mücadele kanalına akmasını engellemek ve devrimci güçlerden yalıtmak için her türlü provokatif eylem ve manipülatif araç kullanılacaktır.

Teslimiyet platformunun
“Barış projesi”nin çöküşü

1 Eylül, diğer yanıyla savaş karşıtı toplumsal muhalefetin mevcut durumu, gücü ve gelişme potansiyellerine de bir ölçüde ayna olmuştur. Mevcut tabloya bakıldığında 1 Eylül eylemlerine katılımın yakın geçmişe nazaran zayıf olduğu görülmektedir. Diyarbakır bir yana bırakılırsa birçok ilde katılım düşmüş durumdadır. Hava şartları vb. çeşitli olumsuzluklar sol yayınlarca bu durumu gerekçelendirmek için mazeret olarak sunulmaktadır. Ancak gerek 1 Eylül’ün anlam ve önemi, gerekse geçen yıllar için de aynı şartların sözkonusu olduğu dikkate alınırsa, mevcut tabloyu gerçek bir zayıflık olarak nitelemek kaçınılmazdır. Bu zayıflık üzerine özellikle durmak ve gereken sonuçları çıkarmak, ABD uşağı sermaye iktidarına karşı direnişin örülmesi bakımından önemlidir.

1 Eylül son yıllarda özellikle teslimiyetçi Kürt platformunun siyasal açılımlarına odaklı bir gün halini almıştır. Bu nedenle 1 Eylül eylemliliklerinin bileşimi ve içeriği daha çok bu hareket tarafından belirlendi. Dolayısıyla bu yılın 1 Eylül gösterileriyle son yılların 1 Eylül gösterileri arasında yapılacak bir karşılaştırmada özellikle bu olguyu gözetmek gerekir. Buradan bakıldığında katılım bakımından mevcut zayıflamanın ana kaynağının Kürt kitlelerinin 1 Eylül’e ilişkin ilgi ve beklentilerindeki zayıflama olduğu söylenebilir. Her ne kadar alanlara çıkan onbinlerce insanın ana gövdesini Kürt emekçi kitleleri oluşturuyorsa da gerçek budur.

Bu zayıflığın en önemli nedeni, teslimiyetçi platformun “Toplumsal Barış ve Demokratik Cumhuriyet” çizgisinin çöküşüdür. Bu çizgi, kurulu düzenin ve devletin kutsanması üzerinden ulusal eşitlik ve özgürlük taleplerinin bir yana bırakılmasıyla, devletin inkarcı ve imhacı siyasetini değiştireceği beklentisine dayalı idi. Eğer silahlı mücadeleye son verilir ve silahlı güçler tehdit-engel olmaktan çıkarılırsa, devlet de toplumsal barış yönünde gerekli adımları atacaktı. Bu platformun çözüm adı altında Kürt halkına sunduğu barış projesi buydu ve böylesi bir barışı gerçekleştirmek Öcalan tarafından bir misyon olarak yüklenilmişti.

İmralı duruşmalarında bu platformun açıklanmasının üzerinden 4 yıl geçti, ancak devrimci değer ve mevzilerin tasfiyesi yönünde atılan adımlar devletçe karşılıksız bırakıldı. Dahası Kürt hareketinde çözülme sürdükçe sermaye devleti koşulsuz teslimiyette kararlı olduğunu her defasında daha güçlü biçimde ortaya koydu. Son olarak “Topluma kazandırma yasası” adı altında cilanan pişmanlık yasası ve ABD ile yapılan kirli pazarlıklarla Güney Kürdistan’da mevzilenmiş silahlı güçlerin imhasına ilişkin hazırlanmakta olan planlar, artık bu platform için denizin bittiğini ayan beyan ortaya koyuyordu.
1 Eylül’den kısa bir süre önce KADEK ve Öcalan tarafından yapılan açıklamalarla bu sürecin tek taraflı bir ateşkes olarak sürdüğü ve gelinen yerde bu şekilde devam etmesinin imkansız olduğu ilan edilerek çift taraflı bir ateşkes için “yol haritası” sunulacağı ve “daha sert bir savunma” yapılacağı ilan edildi. 1 Eylül, bu “açılım”ın kitlesel gösterilerle ilan edileceği ve Kürt halkının desteğinin teyit edileceği bir gün olarak tasarlandı. Ancak her ne şekilde açıklanmaya çalışılırsa çalışılsın, ortada duran teslimiyet platformunun Kürt halkı üzerinde herhangi bir beklenti yaratmaya mecali olmadığıdır. Teslimiyet platformunun “barış projesi”nin içeriğinin gözle görünür hale gelmiş çöküşünün tescillenmesiyle Kürt halkının ilgi ve bklentileri zayıflamıştır. İşte 1 Eylül’de Kürt halk kitlelerinin katılımındaki zayıflamanın gerisinde bu gerçeklik durmaktadır ve 1 Eylül aynasında görülen en önemli olguların başında da bu gelmektedir.

İşgal ve uşaklık karşıtı mücadelenin
imkan ve zayıflıkları

Bu yılın 1 Eylül’ünde önceki yıllardan farklı olarak Kürt sorunu yanında emperyalist savaş olgusu da belli bir ağırlık oluşturdu. Katılımın ana ağırlığını DEHAP kortejlerinde yürüyen Kürt emekçi kitleler oluşturmasına karşın tablo genel olarak böyleydi. Teslimiyetçi platformun 1 Eylül’ü “Çözüm için yol haritası”na endeksli bir gün olarak tasarlamasına karşın alanlara çıkan onbinlerce Kürt emekçisi ABD işgaline ve jandarmalığına karşı olduklarını da ortaya koydular. Bu olgu bugün için henüz net bir tutuma dönüşmekten uzaksa da, teslimiyetçi platformun “barış proje”sinin çöküşüyle birlikte düşünüldüğünde, Kürt emekçilerinin emperyalist-kapitalist düzene karşı mücadele kanalına yöneldiklerini göstermektedir. Barış için mücadelenin emperyalist-kapitalist düzene karşı mücadeleden ayrı düşünülemeyeceği ve savaşların kaynağının bu düzen olduğu bilinci giderek olgunlaşacaktır.

Diğer yandan bu yılın 1 Eylül’ünde bağımsız bir katılım ve duruşu sağlayabilme zeminine sahip olan sol hareketin büyük bir bölümünün katılımı hem zayıf, hem de KADEK çizgisinin gölgesinde kalmıştır. Bunun en önemli nedeni sol hareketin büyük bölümüyle yaşadığı iddiasızlaşma ve siyasal erozyondur. Bundan dolayıdır ki, 1 Eylül’e katılım yönünde anlamlı bir çaba sergilenmemiştir.

1 Eylül’e sendikaların katılımı ise sembolik düzeyde kalmıştır. Bunun nedenlerini işçi ve emekçi hareketinin yaşadığı genel sorunlarda aramak gerekir. Böyle olduğu ölçüde ortaya çıkan durum şaşırtıcı değildir. Sendikalara egemen bürokratlar 1 Eylül’e katılımı örgütlemek için kıllarını dahi kıpırdatmamışlardır. Onların bu tutumları bundan sonra da farklı olmayacaktır. Kamu emekçileri, sendika yönetimlerinin iradeleri dışında işgal ve uşaklık karşıtlıkları üzerinden alanları doldurabilirler, ancak işçi sendikaları söz konusu olduğunda durum değişmeyecektir. 1 Eylül bunu bir kez daha kanıtlamıştır.

İşçi ve emekçilerin 1 Eylül tablosundan yansıyan durumları dikkate alındığında, geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemde de savaş ve uşaklık karşıtı mücadelenin yaşayacağı bu en önemli zayıflık sürmektedir. Bu zayıflık savaş karşıtı muhalefetin en önemli handikapı durumundadır. İşçi ve emekçilerin harekete geçirilememesi, örgütlenecek mücadeleyi temel toplumsal güçlerinden yoksun bırakmaktadır. Dolayısıyla dün olduğu gibi bugün de komünistler işgalciler ve uşaklarına karşı örgütlenecek mücadelede esas dikkatlerini bu alana vermek zorundadırlar. 1 Eylül’ün ortaya koyduğu en önemli olgulardan biri de budur. Bu, hem genel olarak işçi ve emekçi hareketinin ciddi ve tutarlı bir işgal karşıtı mücadelenin yegane toplumsal gücü olmaları gerçeğinden dolayı, hem de Kürt emek&ccdil;i halkının 1 Eylül vesilesiyle dışavuran düzen karşıtı dinamiklerini değerlendirebilmek için böyledir.