26 Temmuz'03
Sayı: 29 (119)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'ta ABD jandarmalığına hayır!
  Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...
  Demokratikleşme oyununda 7. perde açıldı...
  İMF ile 5. gözden geçirme görüşmeleri tamamlanmak üzere...
  Kürt halkına karşı yeni kirli oyunlar...
  AB'den ekonomik, sosyal ve demokratik haklar beklenemez...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri
  Kamu TİS'leri ihanetle sonuçlandı!
  Kamu emekçileri hareketine acil müdahale zorunluluğu
  Çırpındıkça batacaklar
  Emperyalist güçler İran üzerindeki baskıyı artırıyor
  Abbas hükümeti ABD-İsrail dayatmalarına boyun eğiyor...
  Saldırılara karşı örgütlü/birleşik mücadele!
  Genç İşçi Bülteni'nden...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Eğitim hakkımız gaspediliyor...
  Polkima'da TİS süreci, lokavt ve grev aşamaları
  Irak'ta yeni tuzak
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Eğitim hakkımız gaspediliyor...

İzin vermeyelim!

Eğitimin özelleştirilerek eğitim kurumlarının işçi ve emekçi çocuklarına kapatılması yeni bir olgu olmamakla birlikte, güncel saldırılarla hız kazanmış durumda. AKP’nin hükümet programında eğitim alanına dair söylenenler zaten bu hızlı dönüşümü hedeflemekteydi. Zira eğitimin “her alanında fırsat eşitliği sağlanması” ile kastedilen sermayeye geniş bir yağma alanı açılması, “özel sektörün eğitim yatırımlarında bulunmasını sağlamak” ile kastedilen ise, devlet okullarının tasfiyesi idi. Nitekim hükümetin kurulması ile bu konuda dev adımlar atılmaya başlandı. Planlanan düzenlemelerin bir kısmı hayata geçirilemediyse de, hükümet eğitim alanının tümden ticarileştirilmesini önüne koymuş bulunmakta ve bunun için elinden geleni yapmaktadır.

Sermaye ile kolkola girenler
geleceğimizi çalmak için çalışıyorlar!

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın eğitime aktaracağı para ile ilgili bir tören düzenlendi. Törende imzalanan “Eğitime Katkı Protokolü” oldukça düşündürücü. Zira yıllardan beri çeşitli sermaye kuruluşları eğitime bağış yapmaktalar. Hatta çoğu kez doğrudan kendi adlarını taşıyan okullar yaptırmakta, buralarda mezun olduktan sonra kendileri için ücretli köle haline gelecek gençleri eğitmekteler(!)

Yalnız gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var: Yapılan bağışların, inşa edilen okulların masrafları aynen –hatta maliyeti kat kat aşan miktarlarda- vergiden düşülmektedir. Yani bir sermayedar, vergi olarak vereceği paranın bir kısmı ile okul yaptırmakta, kendi adını ya da firmasının adını bu okula vermekte, böylece hem reklamını yapmakta, hem istediği tipte işçi yetiştirmekte, hem de vergi giderini azaltmaktadır. Fakat yıllardan beri çocuklarını okula göndermek için avuç avuç para döken bu ülkenin emekçileri, vergilerini de kuruşu kuruşuna ödemektedirler, ama ülkedeki hiçbir okul bir işçinin adını taşımıyor. Öyleyse bu ülkede eğitime kim katkı yapıyor? Eğitimin mali yükü kimin omuzlarında? Elbette emekçilerin. Buna rağmen çocuklarını okutamayanlar da yine emekçiler oluyor. Fakat gelgelelim, Başbakan herhangi bir mekçiye değil, sermaye kuruluşlarına teşekkür ediyor.

İşte İMKB tarafından düzenlenen törende yaşananlar kısaca bunlar. Fakat iş burada bitmiyor. Gittiği her yerde önüne konulan mikrofonlara iştahla saldırı programlarını anlatan Başbakan, burada da eğitimi nasıl özelleştireceklerinden bahsetmeyi ihmal etmedi. Devletin eğitim kaynaklarından yoksun olduğunu söyleyerek bir kez daha bizlerle dalga geçmeye kalktı. Devlet her nedense faiz ödemesi ve silahlanma için kaynak sahibidir de, başka halkların topraklarında kontr-gerilla faaliyetlerine kaynak bulabilmektedir de iş eğitime gelince kaynaklar yetersizdir! İşte bunun için bu sermayenin bu alana yatırım yapması gerekmektedir. Dahası bunu teşvik için açılan özel okullardan iki yıl boyunca sıfır, sonraki yıllarda da %25 oranında vergi alınmaktadır. Eğitim ücretlerinin bir dönem için onmilyarlarla ifade edildiği özel okullar vergi ödememektedirler. İşte hüküme programındaki “fırsat eşitliği” budur, sermayenin emekçilere verebileceği bundan ibarettir.
Erdoğan’ın bu konudaki telaşına bir örnek vermek gerekirse şöyle söylediğini hatırlatalım: “Türkiye’de 100 kişinin bir sınıfta okuduğu okullar var, insaflı olmak gerekli. Özel sektörün öğrenci kapasitesi 1 milyon civarında, ancak 600 bin açıkları var... Biz istiyoruz ki, devlet yavaş yavaş eğitimden çekilsin, bu iş tamamen özel sektörde kalsın.” Böylece de eğitime bütçeden ayrılan sınırlı para da farklı harcamalara aktarılabilsin, emekçilerin çocukları sadece mesleki-teknik eğitimden -burada da iliklerine kadar sömürülmek koşuluyla- yararlanabilsin. Geçtiğimiz yıl Mersin’in Erdemli ilçesindeki Teknik Lise, Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi, öğrencilerini çalıştırmak suretiyle 51 milyar döner sermayeye gelir (kâr) elde etmiş. Eminiz, buna rağmen ailelerden inanılmaz aralar talep edilmiştir. Bu koşullarda son derece kârlı bir yatırım alanı olan eğitimi tümüyle özel sektöre devredilmesi için çalışmaların hızlandırılması ve bu gayretkeşliğin ardındaki nedenler ortadadır.

“Özel okullara destek” için ısrar

Herşey gözlerimizin önünde yaşanmaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı, Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan 10 bin öğrencinin devletin imkanlarıyla özel okullarda okutulmasına ilişkin düzenlemenin hayata geçirilebilmesi için iki koldan harekete geçti. Bakanlık, Danıştay’ın “yasal dayanağı yok” gerekçesiyle reddettiği düzenlemeyi yasal zeminine oturtmak için yasa maddesi hazırladı, bu madde okulların satışı için hazırlanan tasarıya eklenmiş durumda.

Bir yandan emekçi çocuklarının tek eğitim olanağı durumunda olan mahallelerimizdeki okullar satışa çıkarılırlarken, bir yandan özel okullara 15 trilyon kazandıracak proje için harcanan muazzam çaba... Türk burjuva hükümetinin yıkım programının eğitim ayağı işte bu!

15 trilyonu özel okullara peşkeş çekme hevesinde olanlar, devlet okullarını ne durumda olduğunu da gayet iyi biliyorlar. İzmir’de geçtiğimiz günlerde 35 ilköğretim okulunun elektriği kesildi. Buna ek olarak TEDAŞ, bir hafta içinde 1239 okulun elektriğini de keseceğini açıkladı. Özel okullara ayrılan payın küçük bir bölümü ile bu okulların tümünün elektriği açılabilir, bakım ve tamirat işleri yapılabilir. Böylece İzmir’deki onbinlerce emekçi çocuğunun eğitim olanakları çalınmamış olur. Oysa bunun yerine bu çocukların sadece çok şanslı olanlarının yararlanacağı bir düzenleme yapılıyor. Fazla söze gerek yok, niyet yoksul öğrencilerin okutulması değildir.

Saldırıları durdurmak bizim elimizde!

Tüm bu saldırıların ortak hedefi bizlerin eğitim hakkıdır. Evet, “Türkiye’de 100 kişinin bir sınıfta okuduğu okullar var”, emekçiler çocuklarını tek umut olarak gördükleri okula göndermek için olanaksızlıklar içinde çırpınıyorlar. Öte yandan bu durum düzeltileceğine, bu “100 kişinin bir sınıfta okuduğu okullar” satılarak, eğitim tümüyle sermayenin eline teslim ediliyor.

Yeni yasama döneminin başında yasalaşacağı söylenen YÖK yasa taslağı, her üniversiteyi bir işletmeye dönüştürerek bizlerin okumasını engellemeyi amaçlıyor. Gençlik ikiye bölünüyor; yıllardan beri en iyi okullara gidenler bundan sonra da aynı imkanlara sahip olacaklar, biz ise en kötü koşullarda gördüğümüz eğitimi de kaybedeceğiz. Kimilerine yönetmek için eğitilmek, kimilerine kölece sömürülmek, kardeş halklara açılan savaşlarda burjuvaların kârları için cephede ölmek düşecek. Bu oyunu bozmalıyız!

Gençliğin ve emekçilerin mücadelesi bu saldırıları durdurabilecek tek güçtür. Eğitim emekçilerinin, aile örgütlenmelerinin ve öğrenci gençliğin sessizliğini bozarak mücadele barikatlarını birlikte örmeleri gerekiyor. Sadece saldırıları püskürtmek için değil, fakat bununla beraber gerçek fırsat eşitliğini, parasız, bilimsel anadilde eğitim hakkımızı kazanmak için savaşmalıyız.



F tipi, D tipi, L tipi hücrelere hayır!

Hücrelerde uygulanmak istenen “Tek tip elbise” dayatmasına karşı İHD, Halkevleri, DEHAP, SDP, Nakliyat-İş, Genel-İş 3 No’lu Şube, BDSP, ÖMP, ESP, DHP, Devrimci Mücadele, İşçi-Köylü ve TAY-DER ortak bir basın açıklaması yaptı.

21 Temmuz günü saat 17:30’da yapılan basın açıklamasında; devletin özellikle 1980 12 Eylül askeri darbesinde uygulamaya sokmaya çalıştığı, “Tek tip elbise dayatmasını, tekrar gündeme getirmesi boşuna değildir. Uygulamaya soktuğu saldırı paketlerini sorunsuz bir şekilde tüm topluma giydirilmeye çalışılıyor” denilen açıklamada, şu görüşlere de yer verildi: “...bugün gelinen noktada cezaevlerinde baskı, işkence ve tecrite son verilmesi yerine 12 Eylül ürünü ‘tek tip elbise’ dayatılmasının yeniden gündeme getirildiği ve F tipi yetmiyormuş gibi ‘yüksek güvenlikli D tipi’ cezaevlerinin yapıldığı, L tipi cezaevleri adı altında tutuklu hükümlülere yönelik emek sömürüsünün hedeflendiğini görüyoruz. Çağrımız cezaevlerinde insan hakları ve insan onurunun korunması. askı-zor-tecrite son verilmesidir...”

Basın açıklaması eyleminde “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Tek tip elbiseye hayır!”, “Devrimci tutsaklar yalnız değildir!” sloganları atıldı.

SY Kızıl Bayrak/İzmir