26 Temmuz'03
Sayı: 29 (119)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'ta ABD jandarmalığına hayır!
  Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...
  Demokratikleşme oyununda 7. perde açıldı...
  İMF ile 5. gözden geçirme görüşmeleri tamamlanmak üzere...
  Kürt halkına karşı yeni kirli oyunlar...
  AB'den ekonomik, sosyal ve demokratik haklar beklenemez...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri
  Kamu TİS'leri ihanetle sonuçlandı!
  Kamu emekçileri hareketine acil müdahale zorunluluğu
  Çırpındıkça batacaklar
  Emperyalist güçler İran üzerindeki baskıyı artırıyor
  Abbas hükümeti ABD-İsrail dayatmalarına boyun eğiyor...
  Saldırılara karşı örgütlü/birleşik mücadele!
  Genç İşçi Bülteni'nden...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Eğitim hakkımız gaspediliyor...
  Polkima'da TİS süreci, lokavt ve grev aşamaları
  Irak'ta yeni tuzak
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Saddam’ın oğullarının öldürülmesine bağlanan umutlar daha baştan direniş duvarına çarptı...

Çırpındıkça batacaklar

C. Kaynak

ABD emperyalizminin Irak’ta içine düştüğü çıkmaz giderek derinleşmeye, batışı da aynı yoğunlukla hızlanmaya devam etmektedir. Bugüne kadar besledikleri tüm umutları birer birer kursaklarında kalan igal güçleri, artık, çareyi önlerine gelen her dala tutunmaya çalışmakta aramaktadırlar.

Paul Bremer’in atadığı geçici Irak Konseyi beklenen etkiyi yaratmadı. Irak halkı bir uşaklık yemini ile işbaşı yapan bu kukla oluşumu muhatap almamakta. Sonu gelmeyen pazarlıklar sonucunda kendisine bir başkan seçemeyen, Birleşmiş.Milletler Örgütü nezdinde görev yapacak bir temsilci bile atayamayan geçici konsey, Irak halkının sorunlarına çözüm getirmek bir yana işgal güçlerinin ihtiyaç duyduğu emniyet supabı işlevini dahi görememektedir. Dolayısıyla, işgal güçlerinin üzerindeki basınç hafiflemedi, tam tersine, Irak halkının direnişi gün geçtikçe güçlenmekte, eylemler çoğalmakta ve ABD gü çlerinin kayıp sayıları artmaya devam etmektedir.

Saddam’ın oğullarının öldürülmesine bağlanan umutlar

Böyle olunca, ABD idaresi ve İngiltere hükümeti şimdilik umutlarını Saddam Hüseyin’in oğullarının öldürülüşüne ve Saddam’ın kendisinin aranmasına bağlamış durumdalar. Saddam Hüseyin&.146;in oğullarının öldürülüşünün direniş hareketi üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını, direniş dinamiğini kıracağını ve böylece karamsarlığın ağır basmasıyla, direnişin yerini işgal güçleri ile işbirliğine terk edeceğini hesaplıyorlar.

Savaş çetesinin başı George Bush; “Sayısız Iraklı’nın öldürülmesi ve işkence görmesinin sorumlusu olan Saddam Hüseyin’in oğullarının kariyerleri son buldu. Şimdi, Iraklılar eski rejimin artık ebediyen kaybolduğunu ve bir daha geri d&oum.;nmeyeceğini her zamankinden daha iyi biliyorlar” diyerek, Musul operasyonuna bir dönüm noktası önemi atfetmektedir. İçine düştükleri zafer sarhoşluğunu gizlemekte zorluk çeken ABD sorumlularından CİA eski başkanı James Woolsey, “Uday ve Kusay’nin ölümü şelale misali bir etki patlamasına yol açacaktır. Bundan sonra Irak’ta her şey ABD için daha kolay olacaktır” diyor.

Saddam Hüseyin’in oğullarının öldürülmüş olmasının sadece Irak’ta direniş dinamiğini kırmakla sınırlı olmayacağı, bunun yanı sıra, ABD ve İngiltere kamuoylarını yatıştırıcı bir işlev görece&curre.;i de ileri sürülmektedir. Aylardır günübirlik asker cenazesi karşılayan ABD kamuoyunda bu etkiyi daha da güçlü kılabilmek için Pentagon ceset görüntülerini kullanmaya karar verdi. Oysa, geçen mart ve nisan aylarında Irak güçlerinin esir aldıkları Amerikan ve İngiliz askerlerinin televizyonlarda görüntülenmesine Washington ve Londra çok sert tepki göstermişti. Uygulamanın, savaş esirlerinin statüs&u.ml;nü belirleyen, Cenevre Antlaşması’nın ayaklar altına alınmasıyla eşanlamlı olduğunu iddia edilmiş ve sonuçlarına katlanılması gereken bir “savaş suçu” teşkil ettiği söylenmişti. Bugün kendi kenilerine moral vermek ve kamuoylarını uyuşturmak için cesetlere sarılan ABD idaresi ve ingiliz hükümeti, başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere bir çok uluslararası kuruluş tarafından Irak’ta mahkumları insan ık dışı koşullarda tutmak ve onlara işkence yapmakla suçlamaktadırlar.

İşgale suç ortağı arayışları sonuç vermiyor

ABD emperyalizmi bir yandan Saddam Hüseyin’in oğullarının öldürülüşünü kutlar ve olayı kamuoyunda en iyi bir biçimde kullanmanın senaryosunu hazırlarken öte yandan da suç ortağı arayıını sürdürmektedir. George Bush, “İstikrarlı ve özgür bir Irak hedefine ulaşmak için askeri ve mali katkıda bulunmak üzere dünyanın tüm ülkelerine” çağrıda bulunarak ısrarlı talebini bir kez daha yineledi.

Fakat, ABD’nin çağrıda bulunduğu muhatapları net bir cevap vermeye bir türlü yanaşmıyorlar. Birkaç ay önce hedef oldukları küstahlıktan intikam alır bir eda ile kendilerini ağıra satmakta, bö.ürlenerek tahlillerde bulunmakta, Washington’a çıkmazdan kurtulmak için, kibar bir dille de olsa, nasihat çekmektedirler. Rusya ve Fransa’nın diğerlerine göre açık bir biçimde ve doğrudan ifade ettikleri tavıra göre, ABD konuyu yeniden ve toptan görüşülmek üzere Güvenlik Konseyi’ne getirmelidir. Fransız dışişleri bakanı, “Konu bazı yamalamalarla geçiştirilecek bir mesele değildir. Birleşmiş Milletler Örgütü’nün sorumluluğu altında bir uluslararası istikrar gücün oluşturulması ve Irak’a gönderilmesi i&cc.dil;in konunun yeniden ve teferruatlı bir biçimde Güvenlik Konseyi’nde görüşülmesi ve karara bağlanması gerekir” diyor.

Irak’ta paçaları tutuşmuş durumda olan ABD ve İngiliz diplomasisinin bu uğurda sürdürdükleri yoğun çabaların yaz tatili nedeniyle kısa sürede belli bir sonuç vermesi imkansız gibi görünm.ktedir. Hindistan hükümetinin bir ara sıcak baktığı söylenen 17 bin asker gönderme niyetinden vazgeçmiş olduğu anlaşıldı. Körfez ülkelerine yapılan baskılar da henüz somut bir sonuç vermediği için, en azından şimdilik, boşa çıkmış sayılırlar.

Amerikan askerlerinin ölmeye devam ettikleri bir ortamda ABD emperyalizmine yardım eli uzatmak zorunda kalanlar onun ilk silah arkadaşları oluyorlar. Bunların başında, G8 zirvesine üye olma vaadiyle savaş arabasına koşturulan İspanya hük&uum.;meti gelmektedir. İspanya’ya verilen vaad elbette verildiği an unutuldu; ama Aznar hükümeti geri adım atamamakta ve şimdilik 60 kişilik teknik bir ekibi Irak’a göndermekle sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmaktadır. Katkısını sadece üç aylık bir süre ile sınırlı tutmaya çalışan İspanya, eylül ayı başında asker sayısını 1300’e çıkartacağını açıkladı.
Irak dosyasının, Washington’un belirlediğı özüne dokunulmama koşulu ile, yeniden havale edilmek istendiği Birleşmiş Milletler Örgütü de benzer bir tavır sergilemekte, çekingen davranmakta. Önceki g&uu.l;n George Bush, birkaç ay öncesine kadar ciddiye almadığı, genel sekreter Kofi Annan’ı olağanüstü bir samimiyetle kabul etti, sırtını okşadı ve yardım talebinde bulundu.

ABD emperyalizminin uyguladığı tazyikin etkisi henüz kırılmadığı için BM Örgütü de, mevcut durumuyla sıkışmış haldedir ve bir çıkmaz içinde bulunuyor. Washington’un dayatmaları ile onun politikası.a karşı çıkan devletlerin tavrı arasında, Irak halkının ihtiyaç ve taleplerine, kısmen de olsa, tekabül edecek bir sentez yapmak mümkün olmamaktadır. Buna rağmen, Kofi Annan 22 Temmuz tarihli Güvenlik Konseyi toplantısında “Irak halkının iradesini temsil eden meşru bir hükümetin derhal kurulmasını ve ülkenin askeri işgalinin bir an önce son verilmesini” önermek zorunda kaldı.

Saldırdıkça, kan döktükçe
daha da batıyorlar

ABD emperyalizminin yardımlarına başvurduğu devletler ve platformlar bekle gör politikası izlerlerken, ünlü “bulaşık yıkama” misyonunu üstlenmekten kaçınırlarken, geçen süre ABD’nin yüzy&uum.;ze kaldığı sorunların daha da karmaşıklaşmasına yol açmaktadır. Hatta, son günlerde ABD idaresi bünyesinde bazı çatlakların belirdiği, çelişkilerin açıkça ifade edilmeye başlandığı iddia edilmektedir. Henüz somutluk kazanmamış bilgilere göre, Pentagon’un başını çektiği kliğin mevcut politikanın uygulanmasında ısrar ettiği, diğer bir grubun, muhtemelen Colin Powell’in temsil ettiği akımın, kısmi tavizler verilmesinden yana olduğu söylenmektedir.

Bu durumda, kendi başlarını kurtarma derdinden başka bir endişeleri bulunmayan Saddam Hüseyin’in oğullarının öldürülmüş olmaları ve cenazelerinin görüntülerinin kullanımı boş bir çırpınıştan başka .ir anlam taşımamaktadır. Deyim yerinde ise çaresizlik içinde kıvranan işgal güçleri kaş yapmaya çalışırlarken göz çıkarıyorlar. İşgal güçleri devrik rejime saldırarak kendi barbarlıklarını gizlemeye çalıştıkça, Saddam’a yeniden itibar kazandıran bir etkinin doğmasına yol açılıyor. Saldırdıkça ve kan döktükçe daha da batıyorlar.

Örneğin, Baas partisi rejiminden nefret eden Iraklılar, eski rejimin sorumlularının yargı önünde hesap vermelerini tercih ettiklerini belirterek, ABD’nin yoketmek politikasına karşı çıkmaktadırlar. Musul’da tahrip edi.en villanın çevresine biriken kent sakinleri Amerikan askerlerini alkışlamadılar. Tam tersine, “Amerika’nın terörizmini” kınayan kitleler, anında üç Amerikan askerinin kentin batısında öldürülüşünü “intikamın başlangıç noktası” olarak tanımlayıp; “Hepimizin evleri yakında işgalcilerin saldırıları sonucu böyle tahrip edilecek. Saddam’ın iki oğlu Iraklılar’dı ve elde silah öldüler. Eğer hata yapmışlarsa bu Amerikalılar’ın değil bizim sorunumuz&#.48; diyerek, toplumda yaygın bir kanıyı ifade ettiler.

Hesapların boşa çıktığına bir kez
daha tanık olacağız

Saddam’ım oğullarının öldürülüşünün direniş hareketi ile ilgisinin olmadığını, onun üzerinde kırıcı bir etki yapmayacağını ve ABD sorumlularının hesaplarının bir kez boşa çıktığını .örmek için fazla beklemek gerekmedi. Musul operasyonunun yapıldığı gün işgal güçlerini hedefleyen saldırıların ölçeği aniden arttı ve bir gün içerisinde beş Amerikan askeri öldürüldü. Böylece Washington’un sarılma fırsatı dahi bulamadığı bir umut daha kursağında kalmış oldu. Saddam’ın kendisini bulup yok etmeleri de aynı etkiyi yaratacak, işgal güçlerine karşı direnişi kamçı amaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.