26 Temmuz'03
Sayı: 29 (119)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'ta ABD jandarmalığına hayır!
  Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...
  Demokratikleşme oyununda 7. perde açıldı...
  İMF ile 5. gözden geçirme görüşmeleri tamamlanmak üzere...
  Kürt halkına karşı yeni kirli oyunlar...
  AB'den ekonomik, sosyal ve demokratik haklar beklenemez...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri
  Kamu TİS'leri ihanetle sonuçlandı!
  Kamu emekçileri hareketine acil müdahale zorunluluğu
  Çırpındıkça batacaklar
  Emperyalist güçler İran üzerindeki baskıyı artırıyor
  Abbas hükümeti ABD-İsrail dayatmalarına boyun eğiyor...
  Saldırılara karşı örgütlü/birleşik mücadele!
  Genç İşçi Bülteni'nden...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Eğitim hakkımız gaspediliyor...
  Polkima'da TİS süreci, lokavt ve grev aşamaları
  Irak'ta yeni tuzak
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Türkiye itile-kakıla Irak batağına sürülüyor!..

Irak’ta ABD jandarmalığına hayır!

Süleymaniye’de başına Amerikan çuvalı geçirilen, aslında 11 özel tim elemanı değil Türk devleti oldu. Şimdi, başındaki bu çuvalla, itile-kakıla sürüklenişine tanık oluyoruz. İstikamet ilk etapta Irak bataklığı. Düzen cephesinden bu gidişe itirazı olan hemen herkes, Erdoğan ve Gül şahsında, suçu ve sorumluluğu hükümete yükleme çabasında. Oysa, Irak’a asker istendi-istenmedi tartışmalarının kaynağı, iki ABD’li komutanın ordu komuta kademesiyle yaptığı görüşmelerdir. Hükümetteki uşakların suç ve sorumluluğunu azaltmamakla birlikte, sürüklenişin asıl sorumlusu, ülkenin asıl yöneticisi konumundaki generallerdir.

Ordunun bu gücü kazanma sürecindeki en büyük destekçisi ABD, tezkere sorununda hükümete değil askerlere çıkışırken, tam da bu “geçmişe” dayanıyordu. 12 Eylül faşist darbesi nedeniyle ilettiği övgüdeki “bizim oğlanlar” tabirini basite almamak gerektiği, 20 yılı aşkın bir süreden sonra, bugün daha yakıcı biçimde anlaşılmaktadır. “Oğlanlar” onların isteklerini harfiyen yerine getirmelidirler, getirmezlerse ABD getirtmesini bilir!

Aslında düzen cephesinde bu durum, bu ilişki ve sonuçları bilinmez değil. Politika gereği gizleniyor. Geçmişte daha özenle gizlenirdi, şimdi o derece olmasa da belirli bir dil korunmaya çalışılıyor. Buna rağmen giderek daha da laçkalaşan ilişkiler ortamına dil ve ifadeler de uyum göstermeye başladı. Yeni asker gönderme tartışmalarına katılan düzen kalemleri arasında, hükümet üyeleri içinde, hatta konuşmalarda en tedbirli davranan ordu kademelerinde, diline hakim olamayanlar giderek artıyor. Amerika ile ilişkilerin rengi tam bir kepazelikle açığa vuruluyor, savunuluyor.

Örneklerin başında hükümetin başı Erdoğan bulunuyor. Amerika’nın asker talebini büyük bir müjde havasında duyurma gayreti düzen kalemlerini bile isyan ettirdi. Tepki öylesine büyük oldu ki, bu süreçte ikinci adam Gül’ün kullandığı kimi ibretlik ifadeler gürültüye gitti. Türkiye’nin sömürgeleştirilme tarihi yazılırken asla unutulmaması gereken bu sözleri kaydetmekte yarar var, zira bugünkü sürüklenişi sindiren zihniyetin aynası durumunda.

İlk örnek, özür tartışmaları. Gül’ün “özür dilemeli”cilere yanıtı ibret verici: “ABD bir süper güçtür, özür ancak eşit güçler arasında beklenebilir”!!! Gül’ün sözleri aynen böyle ve açık bir itiraf ve ifşanın ifadesi. ABD ile ilişkilerin yeni rengini ise Akşam gazetesine verdiği röportajda şöyle anlatıyor: “ABD ile Türkiye derin müttefik iki ülke” (vurgu bizim). İfade Akşam’ın da çok ilgisini çekmiş olmalı ki, kapakta manşet olarak kullanmış. Üstelik “yeni ortaklık stratejisi” damgasıyla. Bu, ittifaklar konusunda yeni bir tabir. Fakat o tabirdeki sözcüğü Türkiye çok iyi tanıyor; Susurluk’la politika diline yerleşen derin hangi ada sıfat yapılırsa onu kirleten, kanlandıran, karanlıklaştıran bir işlev görüyor. Ve şimdi bu tabir Amerika ile ittifakın nitelğine, hele hele gündemdeki Amerikan jandarmalığı işlevine çok iyi oturuyor.

Zaten Türkiye’nin ABD emperyalizmi için yapmadığı bir kirli savaş kalmıştı. Gerçi bu konuda son derece eğitimli-deneyimli kadro, tim ve birliklere sahip olduğu biliniyor ve sık sık da övgü konusu yapılıyor. Fakat bu deneyim esas olarak Türk devletinin kendi ihtiyaçları üzerinden ve içe, kendi halkına dönük olarak yürüttüğü “kirli savaşlar”dan edinilmiştir. Askeri darbe dönemlerinin insan avları, Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş vb., orduya ve çok gizli “özel” birliklerine “müthiş” tecrübeler kazandırmıştır. Bunlar biliniyor. Bunlarla birlikte bilinen bir başka gerçek, bu savaşların yönetici kadrolarının eğitim ve örgütlenmesine ABD-CİA’nın verdiği destektir. Desteğin sadece ABD’deki kontr-gerilla eğitim okul ve kamp hizmetlerinden yararlandırmayla sınırı olmadığı, önemli nakdi ödemelerin de yapıldığı yine bilinen gerçekler.

Peki ama, ABD bunca “hizmet ve masraf”ı boşuna mı yapmıştır? Sadece Türk devletinin içerdeki muhaliflerini ezmesiyle ABD tatmin olabilir mi? Olamayacağı her vesileyle ortaya çıktı. Ama şimdi karşımıza dikilen vesile doğrudan konuyla ilgili olanıdır. ABD şimdi, dün kendisinin yetiştirdiği, Kürt halkına karşı kirli imha savaşında “deneyim” kazanan özel birliklerin, Irak halkına karşı kullanılmak üzere emrine verilmesini istiyor. “Amerikalı komutanın emrinde” ısrarı, Kuzey’de değil orta bölgelerde faaliyet ısrarı bu ihtiyaca dayanmaktadır.

Yanlış anlaşılmasın, onların eğitim ve deneyimlerine fazla güvendiği için istemiyor. Bu eğitim ve deneyimin ne ifade ettiğini Süleymaniye’de sınadı. Kürt köylerinde kadın, çocuk ve yaşlıların karşısında akbaba kesilenler, ABD timine kuş gibi avlandılar. Yarın Bağdat sokaklarındaki gerilla savaşında ne yapabileceklerini de maalesef göreceğiz. Çünkü her gerilla baskınının acısını nasıl sivil halktan, savunmasız ihtiyarlardan, kadın ve çocuklardan çıkardıklarını çok iyi biliyoruz. Nasıl göz-kulak koleksiyonu yaptıklarını, nasıl cesetlerin başına basarak kameralara poz verdiklerini, köylülere nasıl dışkı yedirdiklerini...

Bunların tümünü, dünya-alem bildiği gibi Amerika da biliyor. Bildiği için de istiyor. Çünkü giderek derinleşen Irak bataklığından kurtulması için çok az seçenek var karşısında. Ya yenilgiyi kabul edip çekilecek; ya işgali bugünkü haliyle sürdürerek iyice batağa saplanacak; ya da işgali Irak halkına karşı kirli bir imha savaşına dönüştürecek...

Görülen o ki, bu üçüncüsüne niyetli ve hazırlıklar bu doğrultuda yürütülüyor.

Şimdi Türk devleti Amerikan emperyalizminin bu kirli planlarına ortak olmaya hazırlanıyor. Hükümet cephesinden bu hazırlığın büyük bir şevkle yürütüldüğü çok açık. Şevk, hükümetin en başı, üst düzey yönetici kadroları tarafından ortaya konuyor. Buna rağmen, altına girilmeye çalışılan suç öylesine büyük ki, hükümet ve meclis içinde de ciddi sıkıntılara yol açacağı görülebiliyor. Ordu için de benzer bir durum söz konusu. ABD’li generallerle görüşmede ordu komutasının “olumlu” yanıt verdiği açıklandı. Bu kurumda da kararın aşağılarda, alt kademelerde sıkıntı yaratması ihtimal dışı tutulmamalı.

Irak’a asker gönderme kararının yaratacağı sıkıntılar, elbette hükümet ve ordunun başındakiler tarafından da görülüyor. Ne var ki, ABD ile ilişkilerin sıkıntısı baskın çıktığı için, içerdeki sıkıntıların dikkate alınması ihtimali fazla görünmüyor.

ABD emperyalizmiyle ilişkilerin geldiği noktada, ne iç sıkıntılar, ne istek ve irade bir anlam ifade edebilir. Başına çuval geçirilmesine direnemeyenler, itile-kakıla Irak batağına sürüklenmeye de boyun eğeceklerdir.

Halkımıza ve bölge halklarına karşı işlenecek olan bu yeni suça karşı mücadele günün öncelikli görevlerinden biridir.