26 Temmuz'03
Sayı: 29 (119)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'ta ABD jandarmalığına hayır!
  Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...
  Demokratikleşme oyununda 7. perde açıldı...
  İMF ile 5. gözden geçirme görüşmeleri tamamlanmak üzere...
  Kürt halkına karşı yeni kirli oyunlar...
  AB'den ekonomik, sosyal ve demokratik haklar beklenemez...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri
  Kamu TİS'leri ihanetle sonuçlandı!
  Kamu emekçileri hareketine acil müdahale zorunluluğu
  Çırpındıkça batacaklar
  Emperyalist güçler İran üzerindeki baskıyı artırıyor
  Abbas hükümeti ABD-İsrail dayatmalarına boyun eğiyor...
  Saldırılara karşı örgütlü/birleşik mücadele!
  Genç İşçi Bülteni'nden...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Eğitim hakkımız gaspediliyor...
  Polkima'da TİS süreci, lokavt ve grev aşamaları
  Irak'ta yeni tuzak
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Birleşik Metal-İş genel kurulları ve
metal işçilerinin görevleri

Birleşik Metal-İş yaklaşık üç yıllık bir aradan sonra yeni bir kongreler sürecine girmiş bulunuyor. Kongre süreci işçi sınıfının kazanılmış haklarına dönük saldırıların çığırından çıktığı, köleliğin yasalaştığı bir dönemin ardından gündeme giriyor. Kongre tarihini önceleyen üç yıllık süreç, işçi sınıfı ve emekçilerin kapsamlı bir yıkımla yüzyüze kalmasına, işsizliğin, açlığın ve sefaletin derinleşmesine, ABD emperyalizminin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesine tanıklık etti. Aynı zamanda bu süreç sermaye hükümetinin, emperyalist devletler ve İMF ile işbirlikçi burjuvaziye uşakça bir sadakat gösterdiğinin, işçi ve emekçilere ise düşmanlık beslediğinin kanıtı oldu.

Geride bıraktığımız döneminin bir başka önemli olgusu da, Türk-İş yöneticilerinin başını çektiği sendikal ihanet çetelerinin işçi sınıfına ağır bedeller ödetmesidir. Bu üç yıllık dönemde işçi sınıfına ve emekçi yığınlara yöneltilen saldırılar, sendika bürokratlarının ihanetçi ve teslimiyetçi tutumu sayesinde hayat bulmuştur. Tüm bunlar hem işçi sınıfının, hem de bu sınıfın motor gücü olan metal işçilerinin tarihsel görevlerle yüzyüze olduğunu göstermektedir.

Peki Birleşik Metal üyesi işçilerin önündeki görevler nelerdir? Genel kurullarda metal işçilerinin tutumu ne olmalıdır? Bu sorulara yanıt verebilmek için öncelikle genelde sendikaların, özelde ise Birleşik Metal-İş’in son üç yıllık döneminin kısa bir tablosunu çıkarmak gerekir.

Sendika bürokratları ihaneti büyüttüler!

Türkiye sendikal hareketinde son üç yılda büyüyen tek şey sendikal ihanet oldu. Gerçek ücretler düştü, ekonomi küçüldü, işten atmalar ve hak gaspları arttı, sendikalar küçüldü vb. Ama sendikal ihanet derinleştikçe derinleşti. Başını Türk-İş’in çektiği sendikal ihanet çeteleri son üç yılda yüzlerindeki maskeyi de söküp attılar. Kasım ve Şubat krizlerinin ardından 14 Nisan mitingi düzenlemekle yetinen bu ağalar, krizin bütün faturasının işçi ve emekçilere ödetilmesine, onbinlerce işçinin işten atılmasına ve sosyal hak gasplarına çanak tuttular. Hatta daha da ileri giderek, işçilerin patronlar için fedakarlık yapmasını öğütlediler. 5 Eylül ve 2 Ekim 2001 tarihlerinde patron örgütleri ile bir araya gelen sendika bürokratları, işçilerden toplanacakparalarla patronların kullanması için “Ulusal Ekonomiyi Güçlendirme Fonu” adı altında bir fon oluşturulmasını bile kararlaştırdılar.

Bu toplantılarda dönemin Türk-İş Başkanı Bayram Meral “işçiler olarak iki zeytinimizden birini vermeye hazırız” diyordu. Ama patronlar yalnızca fon ile yetinmek istemiyorlardı. Onların asıl istedikleri işçi sınıfının yüzyıllık kazanımlarının rafa kaldırılmasıydı. Bunun için patron örgütü TİSK, Çalışma Bakanı, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK başkanları yanyana gelerek 26 Haziran 2001 tarihinde iş yasalarının değiştirilmesi için bir protokol imzalamışlardı. Bu protokole dayanarak, işçi sınıfının mevcut tüm haklarını elinden alan, esnek çalışmayı yasalaştıran İş Yasası Ön Tasarısı hazırlandı. Yani yakın zamanda meclisten geçen ve bizlerin kölelik yasası dediğimiz yeni İş Yasası’nın startı sendika ağaları tarafından verildi.

Kölelik yasasının gündeme gelmesinin ardından sendika bürokratları önce patronlarla pazarlığa oturdular, yasanın meclis gündemine gelmesinin ardından ise işçi sınıfını oyalamaya yöneldiler. Kölelik yasası mecliste onaylanana kadar işçi sınıfını sahte vaatlerle kandırdılar, basın açıklamaları ve miting gibi hava boşaltma eylemleriyle vakit geçirdiler. Oysa sermayenin kölelik saldırısı ancak işçi sınıfının birleşik bir mücadelesiyle, genel grev-genel direnişle püskürtülebilirdi. Ama ağaların böyle bir niyeti olmadığı gibi, işçilerden yükselen genel grev talebine de kulak tıkadılar. Böylece işçi sınıfının zorlu mücadelelerle elde ettiği kazanımlarının rafa kaldırılmasının önünü açmış oldular. İMF-TÜSİAD yıkım programları da sendika ağalarının ihanetçi tutumları nedeniyle hayat bulabildi. Özelleştirmeler, kamu kurmlarının tasfiyesi, tensikatlar ve düşük ücret dayatmaları hep sendikal ihanetin işçi sınıfına ödettiği bedeller oldu.

Kısacası son üç yılda sendikal ihanet çizgisi daha da derinleşti. Sendikal ihanetin başını çekenler bu üç yılda ihanetlerini daha açıktan yapar oldular. Patronlarla ve hükümetle, hiç gizleme gereği bile duymadan işçi haklarının pazarlığını yaptılar. Kuşkusuz sendika bürokratlarını bu kadar pervasızlaştıran ve açıktan sermaye ile işbirliği yapmalarını kolaylaştıran en büyük etken işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Karşılarında işçi sınıfının örgütlü gücünü görmeyen sendika bürokratları, meydanı boş bularak at oynattılar.
Sendika ağaları, sermayenin işçi hareketini denetleme aracı olarak iş görmektedirler. Onlar sermayenin piyonlarıdırlar ve sendikalarımızdan sökülüp atılmalıdırlar. Türkiye işçi sınıfının önündeki tarihsel görevlerin başında, sendika ağalarını defetmek ve sendikaları gerçek işçi örgütleri olarak yeniden inşa etmek görevi bulunmaktadır. Geride bıraktığımız son üç yıl, bu görevin ne kadar hayati bir önem taşıdığını bir kez daha kanıtladı.

Birleşik Metal-İş’in son üç yılı

Kriz döneminde saldırılar karşısında
Birleşik-Metal’in tutumu

2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin ardından işçi sınıfının bütününe dönük çok yönlü bir saldırı dalgası başlatıldı. Metal işçileri de bu saldırılardan paylarını aldılar. Birleşik Metal’in örgütlü olduğu hemen her fabrikada işten atmalar, ücretsiz izinler, girdi-çıktılar, sözleşme haklarının gaspı gibi bir dizi saldırı yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Bu saldırılar karşısında Birleşik Metal yöneticileri genelde uzlaşmacı bir tutum sergilediler. Her fırsatı metal işçilerinin kazanılmış haklarını budamanın aracı olarak kullanan metal patronları, karşılarında dirençli bir sendikal örgütlülük görmedikleri ölçüde saldırılarının dozunu daha da artırdılar.

Öyle ki, toplu sözleşmelerden doğan ücret artışları bile bir dizi fabrikada masaya yatırıldı ve kimilerinde ücret düşürmelere gidildi. Metal patronlarının saldırıları karşısında Birleşik Metal-İş’in tutumu kısaca şöyle özetlenebilir: Eğer patron 25 işçi atacaksa diyalog yoluyla bunu 15’e çekmek, eğer ücretsiz izinler gündemdeyse izin günü sayısını düşürmek vb. Kısacası Birleşik Metal’in metal patronlarının saldırıları karşısındaki tutumu hep uzlaşma olmuştur. Bu üç yıllık dönem boyunca birkaç istisna dışında neredeyse hiçbir fabrika direnişi yaşanmamış, tüm saldırılar “uzlaşma” ile karşılanmış, metal işçilerinin kayıplarına yolaçmıştır.

Grup toplusözleşmeleri ve
esneklik karşısında alınan tutum

Metal sektöründe yaklaşık 100 bin işçiyi kapsayan, 2002-2004 yılları arasında geçerli olacak olan grup toplu iş sözleşmeleri satışla sonuçlanmıştı. Her dönem olduğu gibi satışın başını Türk Metal Sendikası çekmiş, Çelik-İş ve Birleşik Metal de satış sözleşmelerinin altına imza atmışlardı. Yapılan sözleşmeyi satış sözleşmesi olarak nitelendirmemizin esas nedeni yalnızca %12’lik bir ücret artışına imza atılmış olması değil, metal patronlarının örgütü MESS’in (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası) dayatmalarına boyun eğilmesidir.

MESS sözleşme sürecinin başlamasından itibaren esnek çalışmayı dayatıyordu. MESS dayatmaları şunlardı: 1- Ücretsiz izin uygulaması, çalışma saatlerinin patronlar tarafından değiştirilebilmesi, telafi çalışması ve bu çalışma hafta sonuna gelse bile fazla çalışma sayılmaması 2- İş güvencesine ilişkin sözleşme hükümlerinin iş güvencesi yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte geçersiz sayılması 3- İş yasalarında yapılacak her değişikliğin sözleşme maddesi olarak kabul edilmesi ve sözleşme maddelerinin geçersiz sayılması.

Bu üç dayatmadan ilki MESS tarafından geri çekilmişti. Ama yeni iş yasasıyla birlikte ücretsiz izin uygulaması, çalışma saatlerinin patronlar tarafından serbestçe belirlenmesi, telafi çalışması, taşeronlaştırma gibi esnek çalışmanın her biçimi yasalaştı. Diğer iki dayatmanın altına ise sendikalar imza attılar. Hatta yasaların bile gerisine düşüldü. Örneğin iş güvencesi yasası işçiye dava hakkı tanırken, yapılan sözleşmede bu hak işçilerin elinden alındı ve uyuşmazlıkların özel hakem yoluyla ‘çözülmesi’ tek kural haline getirildi.

Köleliğe imza atmaktan daha büyük ihanet olabilir mi? Birleşik Metal yöneticileri böyle bir sözleşmenin altına imza atmalarını Türk Metal’e bağlıyorlar. “Gücümüz olsa” böyle bir sözleşmeye imza atmazdık diyorlar. Oysa henüz sözleşme imzalanmadan önce aynı yöneticiler MESS’in dayatmalarını kabul etmenin “ihanet” olacağını söylüyorlardı. Bu sözler Türk Metal’in ihanetine ortak olduklarının itirafıdır. Her şeyi dönüp dolaşıp Türk Metal’e bağlamak kadar saçma bir şey olamaz. Çünkü Türk Metal gerçekte bir patron örgütüdür, işçi düşmanı bir örgütlenmedir. Türk Metal gücünü patronların desteğinden almaktadır. Grup toplusözleşmelerinde işçilerin karşısında sadece MESS değil, Türk Metal de bulunmaktadır. Tük Metal’in işçi düşmanı olduğunu bu sendikanın üyesi olan işçiler de bilmektedir. Ama eğer diğer sendikalar da Türk Metal’in yolundan gidiyorlarsa, Türk Metal üyeleri neden Birleşik Metal’e gelsinler ki?

1998 yılı bu açıdan öğreticidir. 1998 yılında satış sözleşmelerine tepki gösteren 10 bini aşkın işçi Türk Metal’den istifa etmiş ve günlerce üretimi durdurarak direnmişlerdi. Ama binlerce işçinin satışa karşı direnişe geçtiği bu dönemde de Birleşik Metal “gücümüz yok” diyerek Türk Metal’in imzaladığı sözleşmenin altına imza atmıştı. Oysa grev kararı alınıp direnişe geçilse ve direnişteki binlerce işçiyle buluşulsaydı Türk Metal’deki çatlama daha da büyüyebilir, MESS’e geri adım attırılabilirdi. Ama öyle olmadı. Birleşik Metal hem kendi tabanından gelen “grev” istemine ve hem de direnişteki metal işçilerine sırt çevirdi. Öyle ki, grev kararı almak bir yana, Türk Metal’den istifa eden işçilerin örgütlenmesi için de yeterli çaba gösterilmedi. Çünk&uul; direnişteki işçilerin kendilerini de aşabileceğini düşünüyorlardı.

Birleşik Metal genel merkez yöneticileri herşeyi “gücümüz yok” edebiyatıyla açıklamayı sürdürüyorlar. Öyle ki, bırakalım MESS’i, tek bir patron karşısında da aynı edebiyata sarılıyorlar. İşten atmalar, ücretsiz izinler, girdi-çıktılar ve hak gaspları karşısında da direnmeden teslim olmayı tercih ediyorlar. Oysa direnmeden alınan yenilgi her zaman daha büyük oluyor.

Son üç yılda bir dizi fabrikada sendika fiilen tasfiye edildi. Hemen her fabrikada saldırılar hayata geçirildi. Bu saldırılar karşısında Birleşik Metal’in tutumu birkaç istisna dışında hep direnmeden teslim olmak oldu. Grup TİS’lerinde de aynı yolu tercih etmişler, “ihanet” dedikleri kölelik dayatmasına imza atmışlardı. Peki bu yöneticilerin düşman kuvvetlerini görür görmez mevzilerini terk eden komutanlardan ne farkı vardır?

Kölelik dayatması karşısında alınan tutum

Taşeronlaştırmayı, ücretsiz izinleri, toplu işten atmaları, geçici, part-time, sözleşmeli vb. çalışma biçimlerini yasalaştıran, ödünç işçi, telafi çalışması, denkleştirme gibi uygulamalar getiren, 8 saatlik işgününü, hafta sonu tatilini, fazla mesai ücretini, kıdem tazminatını kaldıran kölelik yasası neredeyse hiç tepki gösterilmeden geçtiğimiz haftalarda meclisten geçti. Sermayenin kölelik saldırısı karşısında konfederasyonlar uzlaşmacı bir tutum sergilediler. Sendikalar ise genel olarak bu tutuma ayak uydurdular. Birleşik Metal’in tutumu da farklılık göstermedi. Daha da kötüsü, Birleşik Metal kölelik dayatmasına TİS’lerde de imza atmıştı. Kölelik yasasının gündeme gelmesinin ardından Birleşik Metal yöneticileri beklemeci bir tutum sergilediler. Şubeler genel merkezlere, genel merkezler de konfederasyonlara pas atıp durdular. Oysa Birleik Metal Genel-İş’le birlikte DİSK’in en önemli gücünü oluşturuyordu. Fakat birkaç basın açıklaması ve yazıp çizmeler dışında Birleşik Metal’den herhangi bir tutum gelmedi. Kölelik yasası karşısında da Birleşik Metal uzlaşmacı-beklemeci bir tutum sergiledi.

Birleşik Metal İş’in son üç yılına uzlaşmacılık damgasını vurmuştur. Yukarıda başlıklar altında verdiğimiz örnekler yalnızca özet bir tablo sunmaktadır.

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP)
(Devam edecek...)