26 Temmuz'03
Sayı: 29 (119)


  Kızıl Bayrak'tan
  Irak'ta ABD jandarmalığına hayır!
  Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...
  Demokratikleşme oyununda 7. perde açıldı...
  İMF ile 5. gözden geçirme görüşmeleri tamamlanmak üzere...
  Kürt halkına karşı yeni kirli oyunlar...
  AB'den ekonomik, sosyal ve demokratik haklar beklenemez...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri
  Kamu TİS'leri ihanetle sonuçlandı!
  Kamu emekçileri hareketine acil müdahale zorunluluğu
  Çırpındıkça batacaklar
  Emperyalist güçler İran üzerindeki baskıyı artırıyor
  Abbas hükümeti ABD-İsrail dayatmalarına boyun eğiyor...
  Saldırılara karşı örgütlü/birleşik mücadele!
  Genç İşçi Bülteni'nden...
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Bülteni'nden...
  Eğitim hakkımız gaspediliyor...
  Polkima'da TİS süreci, lokavt ve grev aşamaları
  Irak'ta yeni tuzak
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Hükümet ve ordu ABD ile anlaştı...

ABD hesabına Irak batağına gitmeye hazırlanıyorlar!

ABD’li iki generalin geçtiğimiz hafta sonu (18 Temmuz) Ankara’da yaptığı görüşmeler hafta boyunca düzen politikası ve düzen medyasının temel gündem maddesinin zemini oldu.

Dışişleri Bakanı Gül’ün, ABD’li komutanların TSK kurmayıyla sözde “gayr-ı resmi” biçimde ele aldığı konuları, 22 Temmuz günü gittiği ABD’de resmiyete bağlayacağı açıklandı. Bu yolculuk öncesi yaptığı açıklamalarda Gül, özellikle en sıkıntılı konu olan “Irak’a asker gönderme” meselesini, artık klasikleşmiş bir devlet üslubuyla, “henüz böyle bir karar bulunmadığı, resmi bir talep gelmediği” ifadeleriyle geçiştirmeye çalışırken; Erdoğan ise “müjdeyi ilk veren” tavırlarıyla, Amerika’nın Irak için asker istediğini halka böbürlenerek duyurdu.

Amerikalı generallerle görüşüldüğü açıklanan konuları üç ana başlık halinde özetleyecek olursak; 1. Kuzey Irak’taki Türk askeri-PKK/KADEK varlığı, 2. Güney ve Orta Irak’taki Amerikan askeri ihtiyaçları, 3. TSK’nın Irak Türkmenlerini kışkırtma faaliyetleri (11 özel timcinin başına çuval geçirilerek esir edilmesi problemi). Bu ana maddeler dışında, açıklamada yer alan “Irak’ın yeniden yapılandırılmasına katkı” vb. konuların aksesuar niteliğinde olduğu, çünkü Amerika’nın epey bir süre Irak’ın yapılandırılması gibi bir konuyla ilgilenmesinin mümkün olmadığı, öncelikli sorununun askeri işgalini “kolay” ilan ettiği bu topraklarda hakimiyet kurabilme olduğu ortada. Zira siyasal hakimiyet bir yana askeri hakimiyetini bile tesis edebilmiş değil. İşgalin ilk günleri-haftaları-ayarıyla kıyaslandığında giderek daha fazla kaybediyor. Kendilerinin de sonunda itiraf ettiği gibi, işgale karşı direniş giderek daha örgütlü bir gerilla savaşı görünümü kazanıyor.

İşte Amerika’nın asker talebi, tam da bu koşullarda, Mavera ün Nehir bataklığının giderek derinleşmeye başladığı bir dönemde gündeme geliyor. Dolayısıyla ve her zamanki gibi, Amerika, kendi ihtiyaçları temelinde bir ilişki geliştirmeye çalışıyor, bu temelde isteklerde bulunuyor. Farklı ilişkiler zemininde böyle bir ilişki ve istek çok daha farklı bir dil gerektirirken, Amerika “uşağından isteyen efendi”nin dil ve edasını kullanıyor. Üstelik “biz bir şey istemedik, kendiniz teklif ettiniz” açıklamasına ihtiyaç duyuyor. Gerçi asker gönderme teklifinin “biz”den geldiği ve Uğur Ziyal üzerinden iletildiği hükümetçe de kabul edildi, ama sonuçta bu teklife dayanarak da olsa Amerikalı generallerin söz konusu görüşmede asker talebinde bulunduğu bir gerçek.

Amerikan ordusu adına görüşmeyi yürüten iki general tarafından iletilen asker talebinin TSK tarafından olumlu, hükümet tarafından güle-oynaya karşılandığı ortada. Bu konuda tek sıkıntının Süleymaniye vakası olduğu düşünülüp konuşuluyor. En azından düzen içi muhalefet tarafından öne çıkarılıyor. Deniliyor ki; Amerika Süleymaniye meselesinde özür bile dilemeden ne cesaretle asker ister ve hükümet bu talebi, yine aynı nedenle, nasıl olur da olumlu karşılar? Olay, Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığını artırmıştır. Bu koşullarda yine bir tezkere krizi yaşanacağı ortadadır...

Her konuda üç maymunu oynamaya alışmış düzen muhalefetinin ABD ile ilişkiler konusunda farklı tavır göstermesi kuşkusuz beklenemez. Hele söz konusu olan meclisteki muhalefet CHP ise, tablonun daha traji-komik görüntüler sunması kaçınılmaz hale gelir. Kendi iktidarı durumunda ABD’yle ilişkilerin daha az rezillikte yürümeyeceğini bilmelerinin psikolojisiyle, gönülsüz yürüttükleri muhalefetin argümanları, olsa olsa mizahçılara malzeme olabilir. Çünkü CHP ve lideri Baykal, iki devlet arasındaki ilişkilerin ne kadar köklü ve güçlü olduğunu, dolayısıyla problemin çözümünün ancak “köktenci” girişimlerle mümkün olabileceğini en iyi bilen parti ve kişilerin başında gelmektedir.

Türk burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle göbek bağlarının kesilmesi, bu sınıfın ve bu bağların “koruyucu-kollayıcı” gücüne/iktidar erkine son vermek!.. Türkiye’nin emperyalizme kölelikten kurtuluşunun başka bir yolu, imkanı bulunmuyor. “TSK’nın içindeki Amerikancıları temizlediği” gibi ucube teorilerle ortaya çıkanlar, Irak’ın işgali ve yıkımı süreci boyunca Amerika’ya verilen desteğin esasta ve hemen tümüyle ordu desteği olduğunu ya görmezden gelmekte ya da üstünü örtmeye çalışmaktadırlar. Bugün gündeme getirilen talepler de yine esas olarak orduyu bağlamaktadır. “Kuzey Irak’tan çıkın-Güney’e gelin” denilen ve olumlu yanıt alınan TSK’dır. Hükümet, onyıllardır her hükümetin yaptığı gibi, ordunun bu mutabakatını onaylamak dışında bir rol ve işleve sahip de&curre;ildir. İster gönüllü ister gönülsüz (başbakanın tutumuna bakıldığında son derece gönüllü) onaylayacaktır.

Gerçi, başbakan dışında hükümet temsilcilerinin oldukça “akıllı” bir tutum izlemeye çalıştığı söylenebilir. Böyle kritik konular gündeme geldiğinde, hükümet olarak tek başına sorumluluk üstlenir bir ifadeden mümkün mertebe kaçınan bu üslup “çeşitli kurumlarla istişare”den, “TSK ile uyumlu bir çalışma”dan, “düşünüp-danışmadan karar almamak”tan söz etmeye özen göstermektedir. Irak’a asker gönderme konusu üzerinden özetle; asker gönderme kararı alabiliriz, ancak bu karar esasta hükümet olarak bize değil TSK’ya aittir, görüşmeyi yapan, mutabakata ulaşan TSK’dır, denilmek istenmektedir.

Ordu cephesinde de aynı “akıllı” tutum (tezkere krizinden beri) söz konusu. Onlar da, “karar mercii hükümet ve meclistir, biz emir kuluyuz, karar alır, git derlerse gideriz” demeye gelen açıklamalar yapıyorlar. Aynı ordunun aynı süreçte, AB uyum paketi tartışmalarında MGK’nın gücü üzerinden gösterdiği direnç gözönüne alındığında, bu “emir kulu” havalarının kimseyi kandırmaya yetmeyeceği ortada. Aslında, TSK da hükümet de, Amerika ile ilişkilerin aynen, efendi-uşak pozisyonunda sürdürülmesi konusunda bir uzlaşmazlık içinde bulunmuyor. Hizmet ettikleri sınıfın pozisyonu, doğal olarak onların pozisyonunu da belirlemiş durumda.

Irak’ın yeniden yapılanmasında Amerikan tekellerinin taşeronluğu için can atan Türk burjuvazisine bakılırsa, Türk devletinin Irak’ta ve Ortadoğu’da Amerikan maşalığına soyunmasını anlamanın bir güçlüğü yok.