28 Haziran'03
Sayı: 25 (115)


  Kızıl Bayrak'tan
  Temel demokratik hak ve özgürlükler için mücadeleyi yükseltelim!
  İnsanca yaşamaya yeten asgari ücret için mücadeleye!
  Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!" talebini yükseltelim!
  Özelleştirme yağma ve talandır!
  Yolsuzluk boydan aşıyor, komisyon ancak diz boyuna ulaşmış!..
  Af isteyenler terörle susturulmaya çalışılıyor
  Diyanete değil, eğitime ve sağlığa kadro!
  Krizin faturasını kapitalistler ödesin!
  İşçi ve emekçi eylemlerinden...
  Geçmişe sırtını dönenlerin geleceği yoktur!..
  Devlet güdümlü Sivas katliamının 10. yılı...
  Türkiye ABD askeri işgaline açıldı...
  Selanik zirvesi: Yeni saldırı kararları
  Almanya: Metal işçilerinin grevi kararlılıkla sürüyor
  Direniş, ABD'nin Irak hesaplarını boşa çıkarıyor!
  Hiçbir yere çıkmayan yol
  Avrupa'da sosyal hak gasplarına karşı mücadele sertleşiyor!
  Amerika-Taliban işbirliği yeniden başlıyor
  Kanımızı emmelerine artık izin vermeyeceğiz!
  Ücretli köleliğe ve kölelik yasasına hayır!
  Ellere var...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Türkiye ABD askeri işgaline açıldı...

Emperyalizmin İran seferberliği ve
Türkiyeli uşakların rolü

Amerikalı emperyalist haydutlar, ikinci hedef olarak seçtikleri İran’a giderek daha fazla yükleniyorlar. İran’ın Irak’tan sonra baş hedef seçilmesi, bölgedeki coğrafik ve politik konumu ile ilgilidir. Amerika için İran engeli kalkmadan Kafkasya-Ortadoğu kuşağında tam hegemonya kurmak mümkün değil. İkinci olarak da İran Almanya, Rusya, Fransa gibi emperyalistlerle ilişkilerine rağmen, ABD açısından el konulacak bakir bir pazardır. Neticede “Amerikan Yüzyılı Projesi”, zaten paylaşılmış olan pazarların emperyalist savaşlar dizisiyle ele geçirilmesi üzerine kuruludur. Bu pazarlar ister Irak gibi emperyalistlerle kurumsallaşmamış ilişkilere, isterse İran ve Suriye gibi kurumsallaşmış ilişkilere sahip olsun; Amerika hepsine bir av muamelesi yapıyor.

Aslında İran’a göre, daha küçük bir lokma olarak Suriye hedef seçilmişti. Daha Irak saldırısının dumanı tütüyorken Suriye, suçlanmaya başlandı. Saddam Hüseyin ve erkanının Suriye’ye geçtiği; silahların daha savaştan önce bu ülkeye kaçırıldığı; Suriye’nin terör örgütleriyle işbirliği yaptığı gibi yabancısı olmadığımız argümanlar, hem ABD’li çetenin ağzından ifade edildi. Fakat Suriye yönetimi alttan alınca, emperyalist haydutları memnun edecek bir takım adımlar (örneğin Filistinli örgütlerin Şam bürolarının kapatılması) atınca, İran birinci sıraya oturdu.

Her cepheden İran’a saldırı hazırlığı

Bu kez emperyalist çetenin bütün uğraşı İran’a odaklandı. Öncelikle saldırının psikolojik ortamının hazırlanması çalışmaları hızlandı. Bu çerçevede Washington çetelerinden peşpeşe kışkırtıcı ve saldırgan açıklamalar, tehdit yüklü mesajlar yağmaya başladı. İddiaların çerçevesi ya da işlenen tema Irak’takilerle aşağı yukarı aynı: Kitle imha silahları tehdidi; teröre destek, özellikle de El Kaide’le bağlantı; rejimin baskıcı, anti demokratik karakteri...

ABD’nin psikolojik harekatta kullandığı araçlar ile yöntemler de gene Irak saldırısındakilere benziyor; tekelci medya, uluslararası göstermelik kurumlar, siyasi-ekonomik-diplomatik baskıyla tecrit, komşu ülkelerden askeri kuşatma vb. Emperyalist medya ile aynı anda harekete geçen çeşitli ülkelerdeki burjuva medya, ağırlıklı olarak İran’a yönelik saldırı hazırlığına kilitlendi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), tüm ilgisini İran’a yöneltti. UAEA’nın nasıl bir rol oynadığını Irak sürecinden biliyoruz. Yaptığı tek şey uluslararası düzlemde ABD’nin propaganda kampanyasına malzeme yaratmaktır. Şimdiye kadar silahlanmayla ilgili bir kanıt ortaya süremediler. ABD’nin isteği çerçevesindeki tüm çabalarına rağmen, İran’ın Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’nı ihlal etmediği yönlü bir karar almak zorunda kaldılar. Ama işbirliğinin genişletilmesi ve şeffaflık konusunda çağrılar çıkarmadan da edemediler.

UAEA’nın ikiyüzlü, ABD işbirlikçisi bir siyaset izlediği kimse için sır değil. NPT’yi ihlal eden Amerika’ya ya da benzeri emperyalist ülkelere karşı yaptıkları tek bir şey yok. Sadece Ortadoğu’yu baz aldığımızda ise, anlaşmayı hiçe sayan ve bütün ülkeler için tehdit unsuru olan, üstelik siyonist karakteri nedeniyle hepsinden daha açık bir tehdit olan İsrail’dir. Bütün oklar ısrarla İsrail’i işaret ettiği halde, İsrail UAEA’nın gündemine girmiyor. Girmez, zira arkasında ABD emperyalizmi, dünyanın dört bir yanındaki siyonist lobi var. Ki, bu tür uluslararası kurumların finansmanında bu iki gücün belirleyici olduğuna kuşku yoktur. Tıpkı medya tekellerinde olduğu üzere...

Elbette emperyalist haydutların İran’a saldırı hazırlıkları bunlarla bitmiyor. Bir taraftan Azerbaycan bu saldırı için hazır hale getiriliyor. Yalanlanmış olsa da Amerika’nın Azerbaycan’a asker yığma planları basına sızdırılmış oldu. Diğer yandan işbirlikçi Arap rejimleri hizaya sokuluyor. Irak’ta işgal kuvvetlerine yönelik saldırıların sorumluluğu Şiiler’e, dolayısıyla da İran’a bağlanarak, İran Irak üzerinden de sıkıştırılıyor. Tabii bu söylemin bir amacı da İran’ı tehdit ederek Iraklı Şiiler’i hizaya çekmek.

İran’ın iç dinamiklerine oynamak, bu seferberliğin diğer parçasını oluşturuyor. Haydut takımı, İran’daki iç sorunları kaşımak için Azeriler’i, Kürtler’i ve rejim karşıtlarını gözüne kestirmiş durumda. İran’da öğrencilerin eğitimde özelleştirme saldırısına karşıtı başlattığı, fakat anında kitleselleşip rejim karşıtlığına bürünen hareket, ABD’nin ilgisini fazlasıyla çekmiş durumda. Mollalar rejimine karşı hareketin ABD’nin yedeğine düşüp düşmeyeceği üzerine bugünden kesin bir şey söylenemez. Halihazırda böyle bir şey söz konusu değil. Bunu belirleyecek olan, hareketin kendi bağımsız inisiyatifini koruyup koruyamayacağı, gerici molla rejimine olduğu kadar emperyalizme karşı geleneksel duyarlılığı yitirip yitirmeyeceğidir. ABD kışkırtmaları şimdilik İran Azeriler’i ve Kürtler’i üzerinde de bir etki yaratmadı. Dolayısıyla haydut takımının işi, Irak’takiyle kıyaslanamayacak derecede zor.

Türkiye’deki işbirlikçiler ABD hesabına
İran saldırısına hazırlanıyor

Savaş hazırlığının en önemli adımı ise Türkiye üzerinden atıldı. Irak işgali tamamlanır tamamlanmaz, Amerikalı haydutlar, Türkiye’yi hizaya sokmaya soyundular. Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz’in azarlamaları adeta start oldu. Artık Türkiye üzerine konuşan her Amerikalı haydut, Türk egemenlerini aşağılamadan, paylamadan duramadı. Türk egemenleri halen de süren aşağılamalara bir kez olsun itiraz etmediler. Hatta TÜSİAD kodamanlarından önde gelenler, son zamanlarda açıktan siyaset yapan generaller, hükümet ve belli başlı medya tekelleri, bu aşağılama ve azarlamaların haklılığına işaret ettiler. ABD’nin istekleri doğrultusunda, kırmızı çizgiler -ki savaş sırasında pembeleştiler- üzerine oturtulmuş dış politika revizyondan geçirildi.

Türk sermaye iktidarı şimdi kendisine verilen role sıkı sıkıya sarılmış durumda. Türkiye adına konuşanlar, özellikle AKP hükümeti kraldan daha kralcı bir edayla ABD’nin sözcülüğünü yapıyor. İKÖ toplantısında Türkiye adına konuşan, Suriye’yi ziyaret eden sanki Abdullah Gül değil de Amerikan elçisiydi. İran ile devletler arası ilişkiler de ABD’nin istediği çizgiye çekildi. İranlı nizami ordu komutanının Türkiye ziyareti, komik gerekçelerle ertelendi. İran Cumhurbaşkanı’nın gezisinin ertelenmesi de gündemde.

Amerikanın Türk dış ilişkilerini belirleyiciliği bununla sınırlı değil. Örneğin Filistin’e ziyaret gerçekleştirecek olan Erdoğan’ın, ABD ve İsrail’in Arafat’ı dışlama siyasetine paralel olarak Arafat’la görüşmeyeceği konuşuluyor. Liste böyle uzayıp gidiyor.

Türk devleti hem kendisine çizilen çerçevede attığı adımları anlatmak ve bağlılığını vurgulamak, hem de ABD’nin yeni talimatlarını almak için en son Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal’i ABD’ye gönderdi. Bu gezi ile İran ve Suriye konusunda Türkiye’nin tavrı tamamen ABD’nin isteklerine uygun hale getirdi. Yapılan açıklamalar bunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor. Gezi üzerine en açık itiraflar yapan isim Washington Büyükelçisi Faruk Loloğlu oldu. Loloğlu, İran ve Suriye konularında ABD ve Türkiye arasında büyük ölçüde örtüşme olduğunu söyleyerek, Türkiye’nin şimdiye dek izlediği uşakça tutumun derinleşerek süreceğini ima etmiş oldu.

Türkiye ABD işgaline açıldı

Ziyaretin hemen ardından, bu yönde daha somut adımlar da atıldı. Amerika Türkiye’deki üs ve limanları artık istediği gibi kullanabilecek. Zira hükümet kaza risklerini ortadan kaldırmanın yolu olarak, TBMM’yi devre dışı bırakan, oylama gibi uzun prosedürleri ortadan kaldıran bir karar aldı; Amerikan-İngiliz askerlerinin Türkiye topraklarını işgali için tezkereye ihtiyaç yok. Ek olarak konu ile ilgili tüm inisiyatif de Genelkurmay’a bırakıldı. Hani Türk generalleri, hayal kırıklığına uğrattıkları ağa babalarının/ABD’nin gönlünü alabilsinler diye...

Bütün bu uşaklıklara rağmen, ABD’li haydutlar aferinlerin yanına tehdit ve uyarılar eklemeyi ihmal etmiyorlar. “Türkiye’nin attığı adımları olumlu karşılıyoruz”, “Türkiye önemli bir müttekimizdir” vb. ile başlayan açıklamalar, “ama Türkiye İran ve Suriye konusunda yanlış yaparsa, bu Türkiye için felaket olur”la noktalanıyor. Sütten ağzı yananın yoğurdu üflemesinden öte bir şey bu. İzlenen bu siyasetle Türkiye’nin göze girme kaygısı sürekli diri tutulduğu gibi, köleliği de pekiştiriliyor.

Nedir ki bu kölelik dün ve bugün olduğu gibi, Türk egemenlerinin ayağına dolanacaktır. Kurtuluşu emperyalist haydutlara uşaklıkta görenler, bu süreçte sadece uluslararası ilişkiler alanında sorunlar yaşamakla kalmayacaklar. Ya da sadece Ortadoğu ve dünya halklarının nefretini kazanmakla kalmayacaklar. ABD emperyalizminin er-geç yaşayacağı çöküş akıbetinden paylarına düşeni, daha erkenden ve fazlasıyla alacaklardır.