31 Ağustos'02
Sayı: 34 (74)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin savaş ve seçim çıkmazı
  Saflar netleşiyor: İki sınıf, iki program!
  İhanetin simgesi olarak işçi sınıfının hafızasına kazınacaklar!
  Derviş'li CHP solculuğu İMF-TÜSİAD solculuğudur!
  Amerikancı düzen partilerine verilecek her oy, İMF yıkım programını kabul etmek demektir!
  Irak'ın yağmasından pay kapma kavgası
  Türk gericiliği Musul ve Kerkük'ü işgal etme hevesinde
  İMF programını ileri süren devlet yetkilileri kamu çalışanlarını oyalamakla meşgul...
  Kamuda toplu görüşme komedisi...
  Burjuvazi kendi çıkarı için insan yaşamını ve doğayı hiçe sayıyor!
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/1
  "Esnek üretim" saldırısına karşı mücadelenin güncel önemi
  Dünya tekellerinin zirvesi sürüyor!
   Su ve serbest piyasa
   Tekellerin Afrika sovu
   Bask yurtseverleri kararı protesto gösterileriyle karşıladılar
   KADEK'in "yeni" saldırı ve karalama kampanyası
   Esenyurt İşçi Bülteni'nin Ağustos sayısından...
   Devrimci basın susturulamaz!
   Neden direniyoruz? Neden feda ediyoruz canlarımızı?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamuda toplu görüşme komedisi...

Hak mücadelesinin yolu kesilmeye çalışılıyor!..

Kamu emekçi sendikaları KESK ve Kamu-Sen ile hükümet adına Kamu İşveren Kurulu’nun katıldığı toplu görüşmeler 15 Ağustos tarihinden beri sürdürülmekte. 4688 sayılı sahte sendika yasasına uygun olarak görüşmelere 3’ü KESK’e, 8’i de Kamu-Sen’e bağlı toplam 11 işkolu sendikası yetki almış olarak katılıyor.

Hükümetin sahte sendika yasasına anlamlı bir karşı koyuş sergileyemeyen KESK, meşrulaşmasına katkıda bulunduğu devlet sendikası Kamu-Sen’le görüşmelere birlikte katılıyor. KESK’in henüz 3 iş kolunda yetki almış olarak “iki milyon emekçinin sesi” olmayı nasıl başaracağı, kamu emekçilerine nasıl önderlik edeceği şüpheli. Ancak KESK’in tüm bürokratik engellemelerine karşın, tabandaki aktif ve dinamik unsurların eylemlerin kararlı kesimini oluşturduğu açıktır. KESK’in yönetim kadrosundakilerin tutarlı bir mücadele hattı izlemediği ise biliniyor.

KESK yönetimi sahte sendika yasasına karşı direnç göstermemiş, yasa çıktıktan sonra da yaptığı tüzük kongrelerinde yasanın aşılmasını değil, teslimiyeti ön plana çıkarmıştır. Temmuz ayında yapılan tüzük kurultayında reformist-icazetçi kesim ellerinden gelen çabayı sarfetmiş ve yeni tüzük 17 red oyuna karşı 360 kabul oyuyla yürürlüğe girmiştir. Bütün bu gelişmelerin ardından KESK, haliyle, %5’lik zamlara karşı meydanlarda 300-500 kişiyi ancak toparlayabilmiştir. Bu kitle de her eylem ve mitingde sürekli ön planda olan bir kitledir.

Baştan sahte sendika yasasına uygun tüzük hazırlayan KESK’in, “toplu görüşmeleri toplu sözleşmeye çevirecek” gücü olabilir mi? Tabanı ne kadar keskin sözlerle oyalamaya çalışsalar da ne böyle bir perspektifi ne de gücü olmadığı açıktır. Kaldı ki kamu emekçilerinin eylemleri henüz toplu görüşme masasına yansımış değil. KESK var olan eylemleri ve tepkileri göz ardı edebilmekte.

KESK’in Ankara yürüyüşünün ardından son süreçlere ilişkin durum değerlendirmesi yapan Tüm Bel-Sen Genel Sekreteri’nin “4688 sayılı yasadan sonra yapılan tüzük kongreleri, yeniden örgütlenme çalışmaları, olağan kongre süreci ve yetki sorununa kendimizi kilitlememiz, kamu emekçilerinin toplumda meşrulaşmış dinamizminin, mücadele azminin kırılmasına yol açmış, toplumsal muhalefetin önemli bir dinamiği haline gelen KESK’in bu konumunun uzağına düştüğü görüntüsünün ortaya çıkmasına neden olmuştur” sözleri, son durumu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.

KESK kamu emekçilerinde varolan dinamizmi sürekli kötürümleştirmeye çalışmış, ilerici kamu emekçilerini yönetimden saf dışı etmiş, adeta reformist partilerin sendikası durumuna getirilmiştir. 1994’lerde üye sayısı 500 binin üzerindeyken şimdi 300 binlere gerilemiştir. KESK’in hükümet karşısında aldığı tutumlar kamu emekçileri nezdinde güvenirliliğinin yitmesine neden olmuştur. Bir tarafta 17 Ağustos’ta çatışarak alana giren kamu emekçileri, diğer tarafta ise aynı saatlerde Ecevit’e teşekkürlerini sunan Sami Evren! Sami Evren kamu emekçilerine gaz bombalarıyla, coplarla saldırı emrini verenlerden birine acaba niye “teşekkür” ediyor?

Ankara eyleminin ardından şube yöneticilerinin açık tavrı birimlerde çalışmalara başlayarak grev hazırlıklarına girişmek yönündedir. Tüm Bel-Sen Malatya Şube Başkanı “Ankara merkezli eylemlerin çok güçlü geçmediğini görüyoruz. Daha çok işyerlerine dayanan, yerellerde düzenlenen eylemlerin, iş bırakmaların, grevlerin olması gerekir. Yoksa taleplerimizi kabul ettirmek zorlaşır” diyor. Eğitim-Sen Konya Şube Başkanı, “iş bırakarak genel lgreve gidilmesi”nden sözediyor. SES Urfa Şube Başkanı, “günlük eylemler değil, üretimden gelen gücün kullanıldığı eylemlerin yapılması”nı öneriyor. ESM Antalya Şube Başkanı “bundan sonra iş yerlerimize döneceğiz. Bir miting, bir basın açıklaması olmayacak. İşyerlerinde iş bırakmalar gündeme gelecektir” diyor. Bu kararlı sözlerin sahipleri, pratikte atacakları adımlarla sürecin takipçisi, sürükleyicisi olabilirler.

Hükümet adına toplantılara katılan Kamu İşveren Kurulu ilk toplantısında KESK’in 3 iş kolu üzerinden ve yetki aşamasında olan diğer iş kollarında muhatap alınması talebini Kamu-Sen’in itirazına rağmen kabul etti. Her iki konfederasyonun ortaklaşamadıkları talepleri ayrı metinler halinde hazırlanması bunların teknik komitede görüşülmesi kararlaştırıldı. Asıl görünürde iplerin koptuğu toplantı 26 Ağustos’ta gerçekleştirildi. Burada KESK’in öne sürdüğü talepler;

- Maaş artışı mevcudun iki katı tutarında olmalı. Artışlar gerçekleşen enflasyon üzerinden yapılmalı ve refah payı eklenmeli,

-En düşük ücret asgari geçim standartlarından düşük olmamalı,

-Memur emeklileri insanca yaşayabilecekleri bir maaş almalı,

- İlk etapta kira yardımı 200 milyon, yemek yardımı günlük 3 milyon, evlilik yardımı bir maaş tutarı, giyecek yardımı yılda iki kez, yılda 4 ikramiye olmalı,
-Sendikal faaliyetleri nedeniyle sürülen bütün üyeler ile yine aynı nedenlerle görevlerine son verilen kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmeli,

-Disiplin kurallarını yeniden yapılandırarak, kurum temsilcileri oranında sendikalardan temsilci ve barolardan bir avukatın katılımı sağlanmalı,

-Yüz kızartıcı suçlar hariç hüküm giyenler, hükümlülük süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde göreve başlatılmalı,

-Yargı yolu açılmalı,

-Kamu emekçilerinin sayısı artırılmalı,

-Zorunlu tasarruflar, kayıplarıyla ödenmeli,

-Doğum izinleri toplam 36 haftaya çıkartılmalı. Baba ve annenin toplam bir yıl ücretsiz izin kullanabilmeli,

- Kurumlarda kreşler açılmalı.

İkinci toplantıda ağırlıklı olarak ücretler üzerinde duruldu. Diğer bir takım haklar kabul edilmemiş durumda. Örneğin 23 sayfalık toplu görüşme metninde yer alan “grev ve toplu sözleşme istemine” karşı hükümet, “siz de iş güvencesinden vazgeçin. Sizi sözleşmeli yapalım, bizim de lokavt hakkımız olsun” diyerek baştan niyetini ortaya koydu. En önemli tutulan ücret meselesinde ise hükümetin İMF’ye verdiği niyet mektubundaki sözden vazgeçmeyeceği ortada.

Toplantının ardından basın toplantısı düzenleyen hükümet sözcüsü Mehmet Keçeciler, KESK’e taleplerinde diretmemesi için işçi konfederasyonlarını örnek gösterdi. Açık ki, devletin arzusu kamu emekçilerinin mücadele dinamiğini tümden söndürmektir. Bu nedenle KESK’in taleplerinde ısrarcı davranışlardan kaçınmasını istiyor. Keçeciler bu niyeti, “hep olumsuzdan yaklaşmayın, uzlaşma olacakmış gibi gayret sarf edelim hep beraber. Bu tür mücadeleleri vaktiyle yapan işçi sendikalarımızın liderlerine sorun, ‘mücadele ediyoruz’ dedikleri dönemlerde uzlaşma yaptıkları dönemlerden daha zararlı çıktıklarını söylüyorlar. Dolayısıyla uzlaşma her iki tarafın yararınadır.” ifadeleriyle dillendirmiş oldu.

Bu sözleri şöyle de anlayabiliriz: Bakın biz sendika ağalarını satın aldık, bütün saldırı yasalarını çıkardık, TİS’leri istediğimiz gibi imzaladık. Sizin de bürokratlardan aslında bir farkınız kalmayacak, geç olmadan bizim sözümüze gelin.

57. hükümetin kamu emekçilerinin aleyhinde olan yasaları kolayından geçirdiğini düşünürsek, KESK yöneticileri ruhlarını çoktan düzenin temsilcilerine satmıştır. Ama hala kamu emekçilerinin mücadele dinamiğini tümden söndürebilmiş değillerdir.