31 Ağustos'02
Sayı: 34 (74)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin savaş ve seçim çıkmazı
  Saflar netleşiyor: İki sınıf, iki program!
  İhanetin simgesi olarak işçi sınıfının hafızasına kazınacaklar!
  Derviş'li CHP solculuğu İMF-TÜSİAD solculuğudur!
  Amerikancı düzen partilerine verilecek her oy, İMF yıkım programını kabul etmek demektir!
  Irak'ın yağmasından pay kapma kavgası
  Türk gericiliği Musul ve Kerkük'ü işgal etme hevesinde
  İMF programını ileri süren devlet yetkilileri kamu çalışanlarını oyalamakla meşgul...
  Kamuda toplu görüşme komedisi...
  Burjuvazi kendi çıkarı için insan yaşamını ve doğayı hiçe sayıyor!
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/1
  "Esnek üretim" saldırısına karşı mücadelenin güncel önemi
  Dünya tekellerinin zirvesi sürüyor!
   Su ve serbest piyasa
   Tekellerin Afrika sovu
   Bask yurtseverleri kararı protesto gösterileriyle karşıladılar
   KADEK'in "yeni" saldırı ve karalama kampanyası
   Esenyurt İşçi Bülteni'nin Ağustos sayısından...
   Devrimci basın susturulamaz!
   Neden direniyoruz? Neden feda ediyoruz canlarımızı?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Kızıl Bayrak'tan

18 Haziran 2001 tarihinde, Kütahya Hapishanesi’nde 5. ekipte direnişe başlayan Gülnihal Yılmaz, 26 Ağustos ‘02 günü, ÖO direnişinin 95. şehidi olarak ölümsüzlüğe kavuştu.

Aynı gün İstanbul’da devrimci yayın bürolarına ve kültür merkezlerine baskınlar düzenleniyordu. Bu genel saldırının startı aslında 20 Ağustos günü Ekmek ve Adalet ve Gençlik Gelecektir dergileri ile TAYAD’a düzenlenen baskınlarla verilmişti. Devrimci basın çalışanlarının bu saldırıya yanıtı topluca açlık grevine başlamak oldu. 23 Ağustos günü Atılım gazetesinde başlatılan direniş de, yine, baskın ve gözaltılarla karşılandı düzen tarafından.

3 gün sonra, 26 Ağustos günü gazetemizin de içinde bulunduğu bir dizi gazete ve dergi bürosu ile kültür merkezi basılarak yağmalanmış, gözaltılar gerçekleşmiştir. Bu baskınlar için gösterilen gerekçe ise 1 Eylül Dünya Barış gününün yaklaşıyor olmasıdır.

Öyle ya, savaşa hazırlanan bir devlet için barıştan, barış talebinden daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

Görüldüğü gibi sistem kendi icadı göstermelik anmalara dahi tahammül edemez hale gelmiştir. Savaşa, saldırıya, yıkıma ve kırıma öylesine adapte olmuştur ki, barışın adını dahi duymak istememektedir. Kendi icadı dahi olsa, en geri ütopik hayaler üzerine bile kurulsa, barış adına düzenlenecek bir etkinliğin, kitlelerin tepki ve öfkesini canlandırmasından çekinmektedir. Çünkü onlar da biliyorlar ki, bu ülkenin halkları Amerikan askeri olmayı reddediyor. Kendilerine ait olmayan, hiçbir haklılık ve meşruluğu bulunmayan bir emperyalist savaşın piyonları olmayı istemiyor.

Türkiye’nin başındaki Amerikan uşakları, bu savaşta yalnız olduklarını biliyorlar. Bu yalnızlık korkularını daha da büyütüyor. Saldırılarının asıl nedeni korkularıdır. Ama, korkunun ecele faydası olmayacak. Komşu bir halkın kırımına katılmayacak, Amerikan askeri olarak ölmeyi ve öldürmeyi reddedeceğiz.

Dünya Barış Günü etkinliklerine bu bilinçle hazırlanıyor, emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı mücadelemizi bu bilinçle örüyoruz.