31 Ağustos'02
Sayı: 34 (74)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin savaş ve seçim çıkmazı
  Saflar netleşiyor: İki sınıf, iki program!
  İhanetin simgesi olarak işçi sınıfının hafızasına kazınacaklar!
  Derviş'li CHP solculuğu İMF-TÜSİAD solculuğudur!
  Amerikancı düzen partilerine verilecek her oy, İMF yıkım programını kabul etmek demektir!
  Irak'ın yağmasından pay kapma kavgası
  Türk gericiliği Musul ve Kerkük'ü işgal etme hevesinde
  İMF programını ileri süren devlet yetkilileri kamu çalışanlarını oyalamakla meşgul...
  Kamuda toplu görüşme komedisi...
  Burjuvazi kendi çıkarı için insan yaşamını ve doğayı hiçe sayıyor!
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/1
  "Esnek üretim" saldırısına karşı mücadelenin güncel önemi
  Dünya tekellerinin zirvesi sürüyor!
   Su ve serbest piyasa
   Tekellerin Afrika sovu
   Bask yurtseverleri kararı protesto gösterileriyle karşıladılar
   KADEK'in "yeni" saldırı ve karalama kampanyası
   Esenyurt İşçi Bülteni'nin Ağustos sayısından...
   Devrimci basın susturulamaz!
   Neden direniyoruz? Neden feda ediyoruz canlarımızı?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İMF programını ileri süren devlet yetkilileri kamu çalışanlarını oyalamakla meşgul...

Masa başında vermiyorlarsa
alanlarda kazanalım!..

4688 yasa gereği kamu çalışanları ile devlet yetkililerinin yürüttüğü “toplu görüşme” süreci 15 Ağustos’ta başladı. “Görüşme” 30 Ağustos’ta sona erecek. Eğer bu “görüşme”lerde bir “uzlaşma” sağlanamazsa, anlaşmazlık, “Bakanlar Kurulu” yani hükümet tarafından “çözülecek”.

Toplu görüşme sürecini üç açıdan değerlendirmek gerekiyor. İlki 4688 sayılı yasanın kendisi, ikincisi devletin görüşme sürecinde ileri sürdüğü gerekçeler, üçüncüsü de bu gerekçeler karşısında KESK’in tutumu.

Kamu emekçileri tarafından “sahte sendika yasası” olarak adlandırılan 4688 sayılı yasa, grev ve toplusözleşme hakkı tanımadığı için yapılan “görüşmeler” de bu yasayı aşmaktan uzak kalıyor. Kamu sendikaları ancak görüş bildirmek ve görüş almaktan öteye gidemiyorlar. Son sözü “Bakanlar Kurulu” aracılığıyla hükümetin söyleyeceği gözönüne alınırsa, dar sınırlar içinde gerçekleşen bu “görüşme”nin hiçbir anlamı, yaptırımı ve değeri kalmıyor.

Görüşmelerin gündemi ise ağırlıklı olarak ücret artışı üzerinden yürüyor.

Görüşmelerde Kamu-Sen ve KESK...

Görüşmelerde kontra bir örgütlenme olan Kamu-Sen, “eşit işe eşit ücret” talebiyle birlikte en düşük memur maaşına, Eylül ayında her çalışan için 250 milyon lira iyileştirme zammı talep etti ve “Bunun, kabul ya da telaffuz edildiğini görmediğimiz takdirde toplu görüşme masasını, 2003 yılı ile ilgili konuların görüşülmesini ileriye bırakacağız” diye konuştu. Kısaca Kamu-Sen bugüne kadar yaptığı gibi güdümünde olduğu devletin safında yer tutarak misyonunu yerine getirmiş oldu. Kamu-Sen “eşit işe eşit ücret” talebiyle, devletin üst kademe bürokratlarının maaşlarının en üst seviyede, emekçilerin ise en alt seviyede eşitlenmesine çanak tutmaya çalışıyor.

Bu ülkede yaşayan herkesin bildiği gibi, çıkarılan ara genelge ve kararnamelerle üst düzey devlet yetkililerinin maaşları ek ödeneklerle artırılmaktadır. Ek olarak bakanlıklara doldurulan şu ya da bu siyasi partinin işe yaramaz bir sürü yakını bürokratın aldığı ücretle emek ve hizmet üreten kamu emekçilerinin aldığı ücret arasında gittikçe derinleşen bir uçurum vardır. Talep edilen ücret artışı ise bu uçurumu korumaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Kamu-Sen bu aldatmacı söylemlerden sonra taleplerinin kabul edilmemesi durumunda “toplu görüşme masasını, 2003 yılı ile ilgili konuların görüşülmesini ileriye bırakacağız” diyerek sözde hükümeti tehdit etmiş oluyor. Böylece kitleleri kandırmaktan öteye gitmeyen talebinin arkasında göstermelik de olsa durmayacağını ilan etmiş oluyor.

Devlet güdümlü Kamu-Sen’i, gerek yasa öncesi gerek yasa sonrası aynı platformlarda yeralarak kitlelerin gözünde meşrulaştıran KESK ise, toplu görüşme masasında öncelikli olarak 2003 yılı bütçesinden kamu çalışanlarına aktarılan kaynağın artırılmasını talep etti. KESK, 12 yıldır çalışanlar lehine bütçe payının artırılması için mücadele verdiğini hatırlatarak, 17 Ağustos’da da binlerce kamu emekçisinin bu talebi dile getirmek için alanlara çıktığını söyledi. Çalışanlara verilecek ücretin seçim yatırımı olarak değerlendirilmesine karşı çıktıklarını belirten KESK, krizler ve kayıplar gözönüne alındığında kamu emekçilerinin maaşlarında hemen 300 milyon lira civarında bir artış yapılmasını talep etti.

Devlet yetkililerinden İMF programı duvarı

Devlet yetkilileri ise görüşme masasında kamu sendikalarının taleplerinin karşılanamaz olduğunu söylediler ve kamu çalışanlarının karşısına uşakça bir sadakatle uyguladıkları İMF programı ile çıktılar. Öylesine ki, bakanlardan oluşan komisyonda Devlet Bakanı Masum Türker’in memur maaş zammı oranı için bütçe olanaklarının zorlanabileceğini söylemesi Hazine Müsteşarı Faik Öztrak’ın itirazıyla karşılandı. Zorlamanın sıkıntı yaratabileceğine dikkat çeken Öztrak, “Ekonomik programa devam edilecek mi, edilmeyecek mi? Eğer devam edilecekse zam konusunda rahat değilsiniz” uyarısında bulundu. Böylece seçim yatırımı için dahi olsa bu tür söylemlerin kullanılamayacağını vurgulamış oldu.

Sahte yasanın bir sonucu olarak görüşmeler sırasında Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlar Kurulu’na tanınan yetki kapsamında, Eylül ayında kamu persanolenin maaşlarında yapılacak iyileştirme konusunun toplu görüşmelerin kapsamı dışında kaldığını belirtti. Sendikaların bu konuyla yakından ilgili olduğunu ifade eden Keçeciler, “Ama bu konu bizim toplu görüşme masamızın mevzuu değildir” dedi. Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası’nın 28’inci maddesinde toplu görüşme masasında nelerin görüşüleceğinin hükme bağlandığına işaret eden Keçeciler, “Eylül ayında bir iyileştirme yapılacak ama bu iyileştirme bizim görüşmelerin konusu değil. Sendikalar ise 15 Eylül’de yapılacak bu iyileştirmenin de toplu görüşmeler çerçevesinde müzakere edilmesinden analar” diyerek ücret talebiyle sınırlı “görüşme”nin “ücret” kısmının dahi görüşmelerle çözülemeyeceğini ifade etmiş oldu.

Kısaca görüşme sürecinde hükümet sözcüleri İMF programlarının delinemezliğinden, kaynak yetersizliğinden, yeni kaynaklar için dış borca ya da ek vergi ve zamlara yönelineceğinden bahsetti durdu. İMF dayatmalarını uygulamaya ve bu programlardan zerre kadar sapma şansı bulunmayan sermaye hükümeti, bırakalım kamu emekçilerinin şartlarının iyileştirilmesini, varolan iş güvencesini dahi gaspetmek niyetinde. Zira 80 bin kamu çalışanının önümüzdeki yıla kadar tasfiye edileceği sözü, İMF’ye verilen niyet mektuplarında imza altına alınmış durumda. Kamu çalışanlarının tasfiyesi saldırısı, görüşme masasında KESK’in “grev ve toplusözleşme” talebini dillendirmesi üzerine verilen yanıttan da anlaşılıyor; “O zaman memurları sözleşmeli yapalım, bizim de lokavt hakkımız olsun”.

KESK’in talepleri karşılanmazsa mücadele ederiz söylemine karşılık ise Keçeciler, ellerinde bir yetki olduğunu varsayan KESK temsilcilerine, “İşçi sendikalarının liderlerine sorun. Mücadele ettikleri zamanlarda, uzlaşma yaptıkları zamanlara göre daha zararlı çıktılar” diyerek, Türk-İş bürokratlarının ihanetçi tavrını örnek göstermiş oldu. Talep edilen ücret artışına karşılık olarak kaynak yetersizliğinden bahseden Keçeciler, “ne yapalım işçiden mi keselim, kaynak için ek vergiler mi koyalım” söylemini kullandı.

Sermaye hükümetinin saldırılarının önünü düzlemekten başka bir misyonu bulunmayan Kamu-Sen’in görüşmelerdeki tavrı üzerine fazladan bir söz söylemeye gerek yok. İş, kamu emekçilerinin fiili-meşru mücadelesi ile yarattığı ve halen içinde mücadelede kararlı dinamik unsurları barındıran KESK’e gelince değişiyor.

KESK Başkanı Sami Evren, Eylül ayında yapılacak iyileştirme rakamlarını görmeden 2003 yılı zammını görüşmelerinin mümkün olmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Aksi taktirde görüşmelerin sağlıklı sonuçlanamayacağı açık. O durumda da KESK’in Türkiye’de ne yapacağı çok açık. 12-13 yıldır mücadele ediyoruz, bir 12-13 yıl daha mücadeleyi göze alırız, çünkü biz 2 milyona yakın kamu çalışanı için, yıllardır, insanca yaşayabileceği bir ücret için mücadele ettik.” Evren, kamu çalışanlarına kaynak yaratmak için çözümünü ise şu şekilde formüle ediyor: 2003 yılı bütçesinden iç ve dış borç ödemelerine ayrılan 36 katrilyon ödenek 30 katrilyona çekilsin, 6 katrilyonluk farkla da kamu emekçilerinin talepleri karşılansın...

Acil istemler bütünü için ve devrimci
bir mücadele hattı izleyerek!..

İMF ile masaya oturan, Stand-by anlaşmaları imzalayan işçi ve emekçiler değildir. Ülke kaynaklarını emperyalizme peşkeş çeken, ekonomisini İMF’ye, yönetimini ABD’ye bağlayan, alınan kredileri hortumlayanlar da işçi ve emekçiler değildir. Dolayısıyla yaşanan ekonomik krizlerin faturasını ödemek zorunda kalan kesim de olmak durumunda değillerdir.

KESK insanca yaşamaya yeten bir ücret talep ederken, aynı zamanda, “Dış borç ödemeleri durdurulsun. Tüm dış borçlar geçersiz sayılsın!”, “İMF, Dünya Bankası vb. emperyalist mali kuruluşlarla kölece ilişkilere son verilsin!”, “Emperyalistlerle açık-gizli tüm anltlaşmalar iptal edilsin!” taleplerini dile getirmek ve bu uğurda mücadele yürütmek zorundadır.

Tehdit altında bulunan kamu emekçilerinin iş güvencesi ise, “Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi”, “Tüm çalışanlar için grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı. Sınırsız grev ve genel grev hakkı. Lokavtın yasaklanması!”, şiarlarıyla birlikte tüm işçi ve emekçileri kapsayacak şekilde genişletilmeli, özelleştirmeler yoluyla paralı hale getirilen eğitim ve sağlık hizmeti “Herkese parasız sağlık hizmeti!”, “Her düzeyde parasız eğitim!” şeklinde formüle edilmelidir.

Öte yandan, sadece ekonomik taleplerle sınırlı dahi olsa bu talepler uğruna yürütülecek mücadele siyasal bir içerik kazanmaktadır. Sermaye iktidarının kamu emekçilerinin ekonomik ve sosyal taleplerini karşılayabilme, ufak da olsa esneme şansı yoktur. Kamu emekçilerinin mücadele tarihi devletin kolluk güçleriyle karşı karşıya geldiği gerçeğiyle doludur. Hem bu talepler uğruna yürütülecek mücadelede devletin militarist güçlerine, hem de işçi ve emekçileri doğrudan ilgilendiren emperyalist savaş tehdidine karşı “Açık-gizli tüm faşist-militarist örgütlenmelerin dağıtılması!”, “NATO, AB, AGİT vb. emperyalist kuruluşlarla tüm ilişkilerin kesilmesi!” talebi yükseltilmelidir.

Son olarak ve en önemlisi, bu talepleri de kapsayacak devrimci bir mücadele programının hazırlanması ve fiili-meşru mücadeleyi temel alan devrimci bir mücadele hattının örülmesidir. KESK bürokratlarının günü savan, kendiliğinden, protestocu ve uzlaşmacı mücadele hattının yerine kamu emekçilerinin güncel ve acil taleplerinden oluşan devrimci bir mücadele hattı bugün için temel bir ihtiyaçtır.

Hükümet sözcüleriyle aynı masada sınırlı talepler etrafında uzlaşmaya çalışmakla, hiçbir yaptırım gücü olmayan bir yasanın arkasına sığınmakla, kamu emekçilerinin temel ve acil talepleri karşılanamaz. KESK bürokratlarının yasa öncesi sergilediği pasif ve uzlaşmacı tutum yasa sonrası da devam etmektedir. Kamu emekçilerinin insanca yaşamasını sağlayacak olan mücadele yolu devrimci bir program ve mücadele hattı ile mümkündür.

Sosyalist Kamu Emekçileri



KESK Ankara eylemi...

“Sadaka değil toplusözleşme!”

29 Ağustos Perşembe günü KESK ücretlerin iyileşterilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi için yürüttüğü toplu görüşme sürecinde hükümeti bir kez daha uyaracağını söyleyerek birçok ilde oturma eylemi kararı aldı. Ankara Sakarya Caddesi’nde de saat 12:30’da 1000 civarında kamu emekçisi toplu görüşme sonuçlanana kadar oturma eylemine başladı. Eyleme destek amacıyla DİSK, Türk-İş ve TMMOB genel başkanları ile Hak-İş Genel Sekreteri ile bazı sol parti temsilcileri de Sakarya Caddesi’ndeydi.

KESK Başkanı Sami Evren’in yaptığı basın açıklaması sonrası oturma eylemi başladı ve görüşmeler sonuçlanana kadar da alandan kimsenin ayrılmaması önemle vurgulandı. Atılan sloganlar şunlardı: “Direne direne kazanacağız!”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Sadaka değil toplusözleşme!”, “Genel grev genel direniş!”.

Saat 11:00’de Bakanlar Kurulu’nun toplanmasının ardından 15:00’de toplu görüşmeler başladı. Saat 17:00’de Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer gelerek bir açıklama yaptı. Kamu emekçilerinin ücretlerinde bir iyileştirme yapılmadığı sürece toplu görüşmelerin devamının anlamını yitirdiğini belirten Dinçer, hükümetin 2003 yılı için %20 rakamını öne sürdüğü ama bu rakamın kendileri için kabul edilebilir olmadığını söyledi. Görüşmelerin halen devam ettiğini belirterek, taleplerinin kabul edilmesi için konfederasyon temsilcilerinin görüşmelerini sürdürdüğünü sözlerine ekledi. Ardından yapılan açıklamayla, bu eylemin sembolik olduğu, ama 4 Eylül’de bir saatlik iş bırakma eylemi ile 16 Eylül’e kadar çeşitli eylemliklerin devam edeceği s&oml;ylenerek eylem bitirildi.

Eylemin sonuna doğru yaklaşık yüz civarında kamu emekçisinin kaldığı alanda bir grup emekçi görüşme sonuçlanana kadar buradan ayrılmayacağız sloganını attıysa da bunun bir etkisi olmadı ve eylem bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/Ankara



KESK eylemlerinden kısa kısa...

İzmir’de oturma eylemi...

15 Ağustos’ta başlayan hükümet yetkilileri ile Kamu-Sen ve KESK’in katıldığı görüşmelerden bir sonuç alınamaması üzerine KESK, sürece sokakta eylemle müdehale etmeye çalışıyor. 29 Ağustos günü Alsancak Cumhuriyet Meydanı’nda büyük postaneden ilgili bakanlara faks çekme eylemi yapan KESK İzmir Şubesi, postane önünde yaklaşık 1 saat oturma eylemi yaparak tepkisini dile getirdi. Yaklaşık 150 kamu emekçisinin katıldığı eylemde; “Direne direne kazanacağız!”, “Toplu sözleşme hakkımı, grev silahımız!”, “İMF’ye değil emekçiye bütçe!” vb. sloganlar atıldı.

26 Ağustos günü de yaklaşık 400 kamu emekçisi Konak Sümerbank önünden Konak Meydanı’na aynı nedenlerle yürümek istemiş, fakat polis tarafından meydana girmelerine izin verilmeden durdurulmuşlardı. Burada da Ankara’da sürmekte olan görüşmelere ilişkin KESK tarafından bir basın açıklaması yapılmıştı. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)

İstanbul’da faks çekme eylemi...

KESK’e bağlı kamu emekçileri toplu görüşmelerde taleplerinin kabul edilmesi için 29 Ağustos günü saat 13:00’de İstanbul Sirkeci Postahanesi’nden görüşmelerin yapıldığı bakanlara uyarı faksı çektiler. Faks metni yapılan basın açıklamasının ardından çekildi. KESK adına açıklamayı Genel Sekreter Mustafa Avcı yaptı. Açıklamada kamu emekçilerinin artık sabırlarının kalmadığı ve taleplerini kabul edebilecek bir siyasi iradeyi karşılarında görmek istediklerini vurguladılar.

Eyleme yaklaşık 150 kişi katıldı. KESK İstanbul Şubeler Platfomu pankartının açıldığı eylemde; “Sefalete teslim olmayacağız!”, “Toplu sözleşme hakkımız grev silahımız!”, “Savaşa değil emekçiye bütçe!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganları sıklıkla atıldı. (SY Kızıl Bayrak/İstanbul)



Seyhan Belediyesi’nde grev...

1 Ocak 2002 tarihinde başlayan toplusözleşme görüşmelerinin tıkanmasından 6 ay sonra Seyhan Belediye işçileri greve çıktılar. İşçiler, sabah saat 7:00’de Seyhan temizlik şantiyesine grev pankartını asarak şantiyeden Seyhan Belediye binasına doğru yürüyüşe geçtiler. E-5 karayolundan sloganlarla belediye binasına geçildi. Yeşilevler kavşağında yürüyüşe park ve bahçelerde çalışan işçiler de katıldı ve grev pankartı asıldı. Burada Genel Merkez yönetiminden Ali Şahin, DİSK Bölge Başkanı ve Genel-İş 2 No’lu Şube Başkanı birer konuşma yaptılar.

Sendika yöneticilerinin konuşması esnasında sık sık “Direne direne kazanacağız!”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “İnadına sendika inadına DİSK!”, “İş ekmek yoksa barış da yok!” sloganları atıldı.

İşçiler grev çadırının kurulacağı yer olarak kararlaştırılan E-5 kenarındaki köprü altında toplandı. Ancak işçilerin bir belediye binasına bir köprü altına gelip-gitmeleri organizasyondaki eksikliği gösteriyordu.

Polisin işçileri uzaklaştırmak istemesi üzerine sendika yönetiminden bir yetkili “Emniyet bize oturacağımız bir yer gösterene kadar buradan ayrılmayacağız” dedi. İşçiler bu engelleme girişimine “Yılgınlık yok direniş var!” sloganıyla karşılık verdiler.

Toplusözleşme görüşmelerinde işveren ilk 6 ay için %12, ikinci 6 ay için %13 zam önerdi. İkinci yıl için hiçbir öneri yapılmadı. Seyhan Belediye Başkanı’nın bir gün önce yaptığı televizyon konuşmasında işçilere 665 milyon maaş verdiğini açıklaması ise işçilerin tepkisine yolaçtı.

İşçi sınıfı savaşacak sosyalizm kazanacak!

SY Kızıl Bayrak/Adana



Seyhan Belediye işçileri ile konuştuk:

“Haklarımızı sonuna kadar savunacağız!”

Cevdet Bilati: Alacaklarımızı almadan kesinlikle grevi bitirmeyeceğiz. Bizler 1 puanla, 2 puanla kandırılacak işçiler değiliz. Haklarımızı sonuna kadar savunacağız. Bizler 6 aydır iki yıl önce biten sözleşmenin ücretiyle çalışıyoruz. Belediye Başkanı basına çıkıp 6 yıllık işçinin 15-15,5 milyon aldığını söylüyor oysa ben 12 yıllık işçiyim yevmiyem 12 milyon. Yalan beyanlarla kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlar. Televizyonda 650 milyon ücret aldığımızı söylüyor, ama ne acı ki bizler 380 milyona çalışıyoruz.

İşyeri temsilcisi Enver Taşkın: Toplu sözleşmeyle ilgili 6 aydır süren olumsuz görüşmelerden sonra işverenin toplu sözleşmeyi ciddiye almayıp sergilediği ciddiyetsizlikten sonra işçinin silahı olan grevi uygulamak zorunluluğu doğdu. Hakkımızı alıncaya kadar grevi sürdürmeye kararlıyız. Başkanın medyada belirtmiş olduğu, 650 milyon bir hayal ürünüdür. İşçinin şu an almış olduğu ücret 350-400 milyon arasında değişmektedir. Bırakın medyada belirttiği rakamı, biz 600 milyona razıyız.



Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi’nde
iş yasası tasarısı paneli yapıldı...

Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi tarafından 25 Ağustos Pazar günü yeni iş yasa tasarısı konulu bir panel düzenlendi. Panalist olarak Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı İbrahim Doğangül ve İzmir Barosu’ndan Av. H. Hüseyin Evin’in katıldığı panel saat 16:00’da başladı. 50’ye yakın kişinin katılımıyla gerçekleşen panelde, ilk sözü Av. H. Hüseyin Evin aldı. Evin, bu tasarıyla birlikte işyeri kavramının değiştiğini, asgari ücretle çalışan işçilerin sırasıyla birçok iş kolunda geçici olarak çalıştırılacaklarını ve hiçbir koşulda hak sahibi olmayacaklarını belirterek, esnek çalışma yasasıyla işçilerin kazanılmış haklarının gaspedileceğini dile getirdi. Bu saldırıya karşılık işçi sınıfının kendi talepleriyle mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.

Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı İbrahim Doğangül ise, bu yasanın kıdem tazminatlarını gaspedeceğini, yerine ya bir fon oluşturularak tazminatların oraya aktarılacağını ya da 30 günlük yasal süreyi 15 gün üzerinden hesaplayarak kazanılmış bu hakkın ortadan kaldırılacağını ifade etti. Ayrıca yasayla birlikte sendikaların işlevsiz hale getirileceğini, taşeronlaştırmanın bütün işletmelerde yaygınlaşacağını vb. olasılıkları anlatarak katılımcıları yasa tasarısı hakkında bilgilendirdi ve yapılması gerekenleri aktardı.

Panelistlerin konuşmasından sonra soru-cevap kısmına geçildi. 2 saat süren panel, aralıksız bir şekilde ve oldukça canlı devam ettikten sonra bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/İzmir