1 Haziran'02
Sayı: 21 (61)


  Kızıl Bayrak'tan
  AB tartışmaları ve düzenin aldatıcı manevraları
  Denetim tamam, saldırıya devam!
  5 Haziran'da iş bırakarak alanlara!
  Grev yasağı ve sendikal ihanet
  Lastik-İş bürokratlarına işçilerden yoğun tepki
  Kıbrıs üzerine AB pazarlıkları
  Türkiye'de siyaset yapmanın zorluğu ve kolaylığı
  KESK bölge mitingleri...
  Kürdistan'ın öteki parçalarıyla ilişkiler
  Nazım Hikmet 100 yaşında!..
  "Farklı tutum"un sahiplerinin pratiği
  "Ticarethane değil üniversite istiyoruz!"
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Emperyalist "şer cephesi"nin başı Bush'un Avrupa turu
   Yurtdışı eylemlerinden...
   Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri
   Sorun çözümün ta kendisi
   Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu'nun Gökçesu maden işçilerini ziyareti...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri

M. Dicle

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin simgesi olan Rusya, uzun yıllar sömürücü asalak sınıfların, onları temsil eden devletlerin korkulu rüyası oldu. İki dünya savaşı arası dönemde proletaryanın sosyalist bayrağının dalgalandığı tek ülkeydi. Dünya işçi ve emekçilerinin gözleri oraya dikilmişti. Ekim devriminin yarattığı sarsıcı dalga başka ülkelere yayılabilir, yeni zaferlerin önünü açabilirdi. Asalakların korkusunun asıl nedeni de buydu. Sovyetleri iç savaşla yıkmayı başaramayan emperyalistler, ikinci hamleyi Hitler faşizmi ile yaptılar. Ama sonuç yine hüsrandı. Sovyet halkları, dünya komünistleri ve devrimcileri ile birlikte faşizmi yerle bir ederek orak-çekiçli kızıl bayrağı Berlin’e, Brandenburg kalesine diktiler.

İkinci paylaşım savaşından sonra Sovyetlerin yanı sıra, doğu Avrupa ülkeleri ve ardından Çin devrimi ile sosyalist ülkeler bir blok oluşturdu. Bu gelişmeler karşısında ABD emperyalizmi ve onun hegemonyası altındaki öteki kapitalist ülkeler, saldırgan bir askeri güç olarak “Kuzey Atlantik İttifakı” olan NATO’yu kurarak “soğuk savaş” dönemini başlattılar. Dış kuşatmanın bu basıncı ve ondan da önemli olarak iç zaafların birikimi, zamanla bürokratik bir yozlaşma ve adım adım yeni bir sınıflaşma yaşayan Sovyetler Birliği’ni ve Doğu Avrupa’yı ‘89’daki utanç verici çöküşe hazırladı.

‘89 çöküşü emperyalist güçler arasındaki
çelişkilerin açığa çıkmasını sağladı

Sovyet sistemi ayakta kaldığı sürece emperyalist sistem kendi iç ilişkilerinde nispeten sorunsuz bir dönem geçirdi. ABD’nin kesin egemenliği bu uyumun devamında önemli bir rol oynuyordu. Zira kapitalist-emperyalist kamp içinde Amerikan emperyalizminin ekonomik, siyasi ve askeri alanda bir rakibi yoktu. Ne var ki bu durum zamanla değişmeye başladı. Eşitsiz gelişim çizgisi izleyen süreç zamanla Avrupalı emperyalistlerin ve Japonya’nın yeniden güçlenmesine tanıklık etti. Bu güçler ekonomik alanda ABD’nin rakipleri olarak sivrildiler. Bu gelişim, doğal olarak çıkarlarda bir farklılaşmayı da beraberinde getirdi. Ancak bazı istisnalar dışında emperyalistler arasındaki siyasi ve askeri uyum devam etti.

‘89 çöküşünden sonra ABD ve Avrupa arasında, uluslararası politika alanında zamanla farklılaşmalar kendini göstermeye başladı. Bu, ABD egemenliğine karşı gittikçe güçlenen Avrupa emperyalizminin kendi çıkarlarını koruma çabasının bir ürünüydü. Özellikle AB’nin ekonomik alanda sağladığı büyüme, siyasi-askeri alandaki etkisinin çok ötesine geçmişti. Bugün iki gücün uluslararası politika alanında yaşadığı farklılaşma giderek kurumsal bir temele de oturmuş durumda. Buna rağmen ABD hala belirleyici olma konumunu sürdürüyor.

AB’nin yanı sıra, Asya’da da Çin ve Japonya’nın güçlenmesi gündeme gelmiştir. Bu ise, ekonomik olarak zayıflayan ABD’nin hegemonyasını tehlikeye düşürecek bir gelişmedir. Dünya jandarması ABD, bu gelişmelerin ardından sahip olduğu askeri üstünlüğü kullanarak izlediği saldırgan politikaya yeni boyutlar eklemiştir. Bush’un iktidara gelmesinden sonra bu saldırganlık tamamen çığrından çıktı. 11 Eylül saldırılarından sonra dünyanın yeniden paylaşımını gündeme getiren ABD emperyalizmi, “ya bizden yanasınız ya bize düşman” ikilemini dayatacak kadar azgınlaştı. Onlara göre, “tek vazgeçilmez ülke”, “küresel çıkarı olan tek” ABD’dir.

Bugün Avrupa, ABD’ye karşı askeri alanda yaşadığı zayıflığı ekonomik gücü, çok yönlü ittifaklar, uluslararası topluluk değerleri vb. ile dengelemeye çalışıyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra “ortak savunma refleksi” ortadan kalktı. Dünkü birlik temeli bir anlamda boşlukta kaldı. NATO içindeki ABD hakimiyetinden duyulan rahatsızlığın açığa çıkması önünde artık bir engel kalmamıştır. Bugün Ortadoğu sorunu, “terörizme karşı savaş”, “şer ekseni”, Irak’a saldırı, “füze savunma kalkanı” gibi konularda iki güç arasındaki farklar bariz hale gelmiştir. Çelişkiler ekonomik alanda da keskinleşmektedir. ABD’nin tek taraflı olarak aldığı kararlarla tarım ve çelik ürünlerine uyguladığı devlet korumacılığına gösterilen tepkiler ve alnan karşı önlemler bunun son örnekleri durumundadır.

Rakipsiz bir askeri güç olan ABD’ye bağımlı kalmamak için Avrupalı emperyalistler “acil müdahale gücü” adı altında askeri oluşumlar kurmaya hazırlandı. “Küresel konuşlandırma uyduları” ve kendi savaş uçaklarını imal etmekte gösterilen kararlılık da bunu tamamlıyor. Başını Almanya-Fransa ikilisinin çektiği Avrupa ile ABD arasında “dost ve müttefik” temeline dayanan ilişkilerin eski uyumu kalmamıştır.

Bu dönemde Asya’daki önemi artan Rusya, yeni türeyen kapitalist egemen sınıfın çıkarları gereği emperyalist-kapitalist sistemle daha ileriden bir bütünleşme arayışına girdi. Çin’in gittikçe güçlenmesi, olası bir Rusya-Çin ittifakından rahatsızlık duyan ABD, karşı önlemlere yöneldi. Petrol ve doğal gaz yatağı olan Hazar-Kafkaslar bölgesine Afganistan saldırısıyla birlikte ilk önemli hamleyi yaptı. Rusya ile anlaşarak, Asya’daki çıkarlarını güvence altına alma konusunda önemli bir adım daha atmış oldu.

ABD-Rusya ilişkilerinde yeni aşama

Almanya ziyaretinin ardından Rusya’ya geçen Bush başkanlığındaki Amerikan heyeti Rusya ile bir dizi konuda anlaşmalar yaptı. Ortadoğu petrolleri üzerinde çıkabilecek kriz olasılığına karşı ABD, Rusya bölgesindeki zengin petrol-doğal gaz yataklarını güvenceye almak istiyor. Almanya’da yüzbini aşkın kişi tarafından protestolarla karşılanan Bush, ilgiyle karşılandığı Rusya gezisiyle bu konuda belli bir mesafe almayı başardı. Rusya ile yapılan anlaşmalarla, Hazar petrolleri üzerinde söz sahibi olma konusunda adımlar atıldı.

ABD-Avrupa arasındaki sorunlar çözülmezken, ABD ile Rusya arasında “stratejik işbirliğine” dayalı anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmalarla ABD sermayesinin Rusya’ya girişi hızlanacak. Ancak anlaşmanın kapsamı bunun çok ötesindedir. Orta Asya’da “teröre karşı” birlikte mücadele edilecek, Kafkasya-Hazar bölgesi enerji kaynaklarının işletilmesinde işbirliğine gidilecek. Stratejik işbirliği anlaşmaları Amerikan emperyalizminin Kafkasya ve Hazar bölgesine, dünyanın ikinci büyük petrol ve doğal gaz yataklarının bulunduğu alana doğrudan yerleşme olanakları getiriyor. Bunun yanında ABD petrol şirketlerine Rusya petrol sanayiine doğrudan ortak olmasının da önü açılıyor. Bunun karşılığında ABD, Rusya’ya NATO toplantılarında temsil edilme ve oy kullanma olanağını sağladı.

Rusya-ABD arasında stratejik işbirliğine dayalı bir ittifakı olanaklı kılan gelişme, ABD’nin çıkarlarının yanı sıra ‘89 çöküşünden sonra türeyen Rusya burjuvazisinin çıkarlarıdır. Emperyalistler, Rusya’yı uşak durumuna düşüremeyince sistemin içine dahil ettiler. Bu ittifak, Rusya gerici yönetimi ile ABD emperyalizmi arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmıyor. Sadece yağmadan alınan payı artırmak ve güvence altına almak için karşıt gibi görünen güçlerin nasıl birden ittifak kurabildiklerini gösteriyor.

Rusya bir yana, ABD 11 Eylül’den sonra kendisiyle işbirliği yapacak ya da kendisine uşaklık edecek her türden devletle ortaklığa hazır olduğunu ilan etti. Pakistan’dan Ürdün’e, Suudi Arabistan’a kadar birçok ülkeyle işbirliği yapıyor. Dünyadaki şeriatçıları finanse eden ortaçağ kalıntısı bir yönetim olan Suudi krallığı halen ABD’nin bölgedeki en yakın ortaklarından biridir. Kuşkusuz ABD için demokrasi-özgürlük gibi kavramlar, vahşi Amerikan tekellerinin çıkarlarından başka bir şey ifade etmez.

Saldırgan emperyalist ittifak NATO
Rusya ile birleşmeye dönük bir adım attı

İkinci paylaşım savaşı sonrasında Sovyetler Birliği ve dünya halklarına karşı kurulan NATO, yarım asır sonra Rusya’yı da içine almak için adım attı. “Roma Deklarasyonu” olarak adlandırılan NATO-Rusya ortaklık konseyi sözleşmesi İtalya’da imzalandı. Bu sözleşme ile Rusya, 19 NATO ülkesiyle masaya oturacak, alınan kararlarda eşit söz ve oy hakkı olacak. Ama veto yetkisi bulunmayacak. Ayrıca NATO’nun 5. maddesi Rusya için geçerli olmayacak. Rusya Brüksel’deki NATO karargahında temsil edilecek.

“Tarihi anlaşma”, “yeni bir dünya düzeni” gibi abartılı yorumlara konu olan Rusya-NATO anlaşması ile Orta ve Yakın Asya ile Kafkaslar’da düzenlenecek olası askeri müdahalelerde NATO ile Rusya’nın ortak hareket etmesi bekleniyor. Rusya, belirleyici kararlarda kendisine de aktif rol verilmesini sağlayamadı. Rusya-NATO ortak konseyinde verilecek ortak kararlar şöyle sıralanıyor: “Terörle mücadele, kriz yönetimi, nükleer silahlanma, silahlanma denetimi, füze savunma sistemleri ve askeri işbirliğidir.”

Abartılı değerlendirmelere karşın Rus yetkililer daha ihtiyatlı bir dil kullandılar. Putin’in sözcüsü Aleksandr Yakovenko “Rusya’nın NATO’ya katılması bugünün değil, geleceğin konusu” sözleriyle ifade etti. İtar-Tass Ajansı Kremlin’e dayandırdığı bir haberinde, “Roma Deklarasyonu’nun imzalanması, Rusya ile NATO arasındaki ilişkilerin düzeyinin artırılması yolunda sadece bir ilk adım olarak” değerlendirdi. Yine de Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya alınmasıyla başlayan sürecin Rusya’yı kapsayacak bir düzeye doğru evrildiği görülmektedir.

Bu ve benzer ittifaklar halkların değil, fakat her zaman nüfuz ve egemenlik peşinde koşan gerici-emperyalist güçlerin ittifaklarıdır. İşçi sınıfı ve ezilen halkların önünde buna karşı sınırları, enternasyonal dayanışma ve birliği güçlendirmek, her türden gerici ve saldırgan ittifaka karşı enternasyonal devrimci mücadeleyi yükseltmek görevi durmaktadır.