1 Haziran'02
Sayı: 21 (61)


  Kızıl Bayrak'tan
  AB tartışmaları ve düzenin aldatıcı manevraları
  Denetim tamam, saldırıya devam!
  5 Haziran'da iş bırakarak alanlara!
  Grev yasağı ve sendikal ihanet
  Lastik-İş bürokratlarına işçilerden yoğun tepki
  Kıbrıs üzerine AB pazarlıkları
  Türkiye'de siyaset yapmanın zorluğu ve kolaylığı
  KESK bölge mitingleri...
  Kürdistan'ın öteki parçalarıyla ilişkiler
  Nazım Hikmet 100 yaşında!..
  "Farklı tutum"un sahiplerinin pratiği
  "Ticarethane değil üniversite istiyoruz!"
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Emperyalist "şer cephesi"nin başı Bush'un Avrupa turu
   Yurtdışı eylemlerinden...
   Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri
   Sorun çözümün ta kendisi
   Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu'nun Gökçesu maden işçilerini ziyareti...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Madrid’de 100 bin kişilik gösterinin ardından...

İspanya’da genel grev hazırlığı ve
zirve karşıtlarının ayak sesleri

İspanya’da sendikalar gerici hükümetin iş pazarında planladığı “reform”lardan vazgeçmemesi üzerine genel greve gitme kararı aldılar. Eğer mevcut tutum sürdürülürse, 22-23 Haziran tarihleri arasında Sevilla’da gerçekleşecek Avrupa Birliği zirvesi, genel grevle felce uğramış bir İspanya ile yüzyüze kalacak.

Hükümet bu yeni “reform” ile, işsizlik durumunda kamu yardımlarında da kısıtlamaya gidilmesini, işten atılmaların kolaylaştırılmasını, “kırsal alanda çalışma planı”nın kaldırılmasını hedefliyor.

İspanyol sendikaları genel grev için tarih olarak 20 Haziran’ı kararlaştırdılar. İspanyol “sosyalistler”inin (PSOE) planlanan genel greve çağrı yapması durumunda eylemlerin daha güçlü geçmesi bekleniyor. PSOE ve Sol Bilik (IU) “iş pazarı reformu”na karşı anayasa mahkemesine gitmeye hazırlanıyor.

Gerici Aznar hükümeti iş pazarını ikinci kez “reform”dan geçirmek istiyor. Geçtiğimiz Mart ayında hükümetteki gerici Halk Partisi (PP) ücret özerkliği uygulamasını kaldırmıştı. Daha o zamanlardan Aznar hükümetinin işçi haklarına yoğun saldırı hazırlığında olduğu anlaşılıyordu. O günden bu yana süreli iş anlaşmaları genel bir kural olurken, iş saatleri “esnek”leştirilmişti.

BASK sendikaları ise, İspanyol sendikalarının kendilerini genel grev planlamasında dışlamalarını eleştirerek, genel grev için 19 Haziran tarihini kararlaştırdılar. Ayrıca İspanyol sendikalara hep birlikte her iki tarihte de greve gidilmesi için çağrı yaptılar.

26 Mayıs günü güney İspanya’da, Endülüs’de, “Bu politikalar Endülüs’e giremez!” diyerek binlerce tarım emekçisi saatlerce yollara barikatlar kurdu. Başka bir kavşağa barikat kurmak isteyen bin kadar köylüye ise polis azgınca saldırdı, saldırıda çok sayıda kişi yaralandı.

Yeni liberal programlara karşı Latin Amerika’da büyüyen sosyal ve politik direnişin etkisiyle, AB ve Latin Amerika devletlerinin 48 temsilcisinin ikinci toplantısı 18 Mayıs’ta başkent Madrit’te gerçekleşti. Toplantının ana teması “terörizme karşı mücadele”ydi. Ama Madrit sokakları 100 bin kişinin “Sermayenin ve savaşın Avrupa’sına karşı” şiarları ile inledi.

İspanya’da ve BASK ülkesinden genel grev hazırlığı ile birlikte, daha şimdiden Sevilla (AB Zirvesi’nin yapılacağı İspanyol kenti) sokaklarından kapitalist globalleşmeye ve sermayenin Avrupa’sına karşı yüzbinlerin ayak sesleri de duyulmaya başlandı.



Almanya’da paralı eğitime karşı
öğrenci eylemleri yayılıyor

Almanya’da Kuzey Ren Vesfalya eyaleti, 2003 yılı içinde bütçede 1.4 milyar Euro’luk tasarrufa gitmeyi planlıyor. Kabinenin bu açığı kapatmak için neler planladığı henüz net olarak açıklanmış değil. Ama bunlardan birinin eğitim sektörü olduğu kesin...

Medyada eyalet milletvekilleri, öğrenim için kayıt yenilemede dönem başına 50 Euro harç alınacağını, ikinci öğrenimi de bulunan veya öğrenim süresini aşmış olanlardan ise 500 ile 650 Euro arasında harç alınacağını açıklıyorlar. Maliye Bakanı öğrenci harçlarından 25-30 milyon Euro gelir bekliyor. Eyalet Başbakanı SPD’li Clement ise üniversite ve akademilerle üniversitelerin tamir ve bakımı için eyalet kasasına 90 milyon Euro ödemeleri gerektiğini açıkladı. Bu aslında saldırının görünen bölümü. Saldırının diğer yönünü ise üniversitelerde, kantinlerde, yurtlarda çalışan kamu emekçileri oluşturuyor. Tasarruf kapsamında çok sayıda kamu emekçisinin işini kaybedeceği sanılıyor.

Tüm bunlara sessiz kalmayan öğrenciler haftalardır boykotlor, yürüyüşler, gösterilerle paralı eğitimi protesto ediyorlar. Protesto ve boykotların yanında 8 Haziran günü eyalet başkenti Düsseldorf’da merkezi bir yürüyüş yapılacak.

***

Konuya ilişkin olarak Junge Welt gazetesinin, Kuzey Ren Vesfalya eyaletinde Paralı Eğitime Karşı Eylem Birliği eyalet koordinatörü Markus Struber ile yaptığı röportajı (29 Mayıs 2002) okurlarımıza sunuyoruz...

JW: SPD Yeşiller hükümeti Kuzey Ren Vesfalya eyaletinde paralı eğitimi planlıyor. Bunlar somut olarak nelerdir?

- Şu ana kadar hükümet tarafından net bir şey söylenmiyor. Ama önümüzdeki yıldan itibaren kayıt yenilenmesinde sömestri başına 50 Euro alınacağı kesin. Birçok milletvekili uzun süre okuyan veya ikinci öğrenimini yapanlardan her halükarda 500-650 Euro alınacağına dair açıklamalar yapıyorlar.

JW: Öğrencilerin eleştireleri nelerdir?

- Herşeyden önce öğrenim ücretleri eğitimin serbestçe yapılmasını daha da sınırlandırıyor. Daha şimdi bile sadece iyi kazanca sahip ailelerin çocukları liseyi bitirebiliyor veya yüksek öğrenimini yapabiliyorlar.

Şu an öğrencilerden alınacak bu paraların eyalet bütçesine akması planlanıyor. Bizim eleştirilerimiz daha çok paraların nereden geldiğine yönelik. Yani öğrencilerden gelmesine. Biz öğrenimin genel vergilerle finanse edilmesinden yanayız. Yoksa öğrencilerin bireysel katılımıyla değil.

JW: Köln Üniversitesi’nde dün öğrencilerin genel toplantısı yapıldı. Köln’de de diğer şehirlerde olduğu gibi boykota mı gidilecek?

- Evet. Salı günü uyarı boykotu yaptık. Bunun dışında Pazartesi günü Essen Üniversitesi 10 Haziran’a değin boykot kararı aldı. Duisburg Üniversitesi boykotunu sürdürecek. Ayrıca Wuppertal’daki kolej okulu öğrencileri de boykot yapanlara katıldı.

JW: İşçi grevinden farklı olarak öğrencilerin boykotu ekonomiye zarar vermiyor. Boykot ile politikaya baskı uygulanabilir mi?

- 1993-94 ve 1997-98 kış sömestrilerinde tüm Almanya genelinde yaşanan boykotlarla paralı eğitim ve uzun süre okuyanların okuldan atılmaları ile ilgili planlar püskürtüldü. Bu kez de protestolar, yürüyüşler, imza kampanyalarımızla grevi öyle kullanacağı ki, bu planlanan politikaları kabul etmediğimizi göstereceğiz. Bu da politik bir basınç biçimidir.

JW: Bu aralar GATS ile öğrenim sektörünün liberalleşmesi gündemde. Öğrenciler böylesine bir düşmana karşı silahları doğrultmadılar mı?

- Kesinlikle değil. Biz daha çok boykot ve protesto eylemlerini bunlar arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmaya yöneltmeliyiz. Örneğin, Almanya ekonomisinin kurumları ile birlikte ücretli öğrenimi kararlaştıran 3 Mayıs’taki ekonomi bakanları konferansının sonuçlarına. Avrupa ve tüm dünyada süren pazarlıklara karşı güçlü dayanışmacı protestolar örgütlemeliyiz.



Savaş ağası Bush Frankfurt’ta da
protesto edildi...

Almanya’nın birçok kentin olduğu gibi Frankfurt’ta da Bush’un Almanya gezisi prostesto edildi. Haftalar öncesi protesto için hazırlıklar yapıldı. Her cuma günü Hauptwache’da saat 17.00’den 19.00’a kadar içinde sendikalar, ilerici kuruluşlar ve sınır tanımaz doktorlar birliğinin de yeraldığı ortaklaşa gösteri, bilgilendirme standı ve imza kampanyaları düzenlendi.

21 Mayıs’da Frankfurt DGB sendikasının önünden otobüslerle Berlin’ne gidecek gruplar hareket ettiler. 22 Mayıs Çarşamba günü ise, Frankfurt Üniversitesi’nin önünden Römer’e doğru bir yürüyüş yapıldı. Binlerce kişinin katıldığı gösteri sonunda Prof. Dr. Ullrich Gottstein bir konuşma yaptı. Konuşmasında Amerika halkı dahil kimsenin bu savaşa, hele Irak’a karşı yapılacak müdahaleye destek vermediğini söyledi. Hergün binlerce Iraklı çocuğun Irak’a uygulanan ambargo yüzünden öldüğünü örnekler vererek anlattı. Sharon’un Ortadoğu’daki iğrenç politikalarını kınayan Ullrich Gosttstein, savaşa karşı kesintisiz mücadeleye devam edeceklerini söyledi. İGM Frankfurt temsilcisi ise savaşın faturasının kendilerine ödetildiğini, Irak’a müdahale durumunda ise bunun işsizlik e yoksulluk olarak kendilerini vuracağını belirtti.

Son olarak ise, Frankfurtter Rundschau gazetesinin Bush’u protesto yürüyüşüne çağrı yapan metni yayınlamaması ve gazete redaksiyonun “bunu basamayız” cevabı kitlerde büyük bu şaşkınlık yarattı ve protestoya neden oldu.

BİR-KAR dışında Türkiyeli devrimci çevrelerden eyleme katılan olmadı.

BİR-KAR/Frankfurt



Almanya’da metal işçilerinin grevi satış sözleşmesiyle kırıldı

Almanya’da metal sektöründe sendikanın %6.5 ücret artışı talebine karşı metal patronlarının %3.3 vermesi üzerine TİS görüşmeleri tıkanmış ve işçiler greve gitmişti. Ama işçiler, geçtiğimiz hafta sendika bürokratları tarafından görüşme masasında bir kez daha satıldılar. Böylece 22 ay için ücret artışı Haziran 2002’den itibaren %4 ve Haziran 2003’ten itibaren 7 ay için %3.1 olarak kabul edildi.

İG Metal Sendikası %6.5 ücret artışı talebini tabanın zorlaması sonucunda almak zorunda kalmıştı. Grev işverenin geri adım atmayan tutumu ve yine tabanın uyarı ve basıncı ile (Baden Würtemberg eyaletinde işçiler %90’u, Brandenburg ve Berlin’de ise %85’in üzerinde greve evet oyu) kaçınılmaz olmuştu. Sendikanın grev kararı alması kendi geleceği için de önemliydi. Çünkü son yıllarda yüzbinlerce üye kaybetmişlerdi. Böylesi bir dönemde yine onbinlerce üye kaybedebilirdi. Ve grev, IG Metal’in tabanı ile yeniden barışmasına neden oldu ve üye sayısında büyük bir patlama yaşandı.

Greve karşı saldırgan propaganda

Gerçekte sendika bürokratları ne sermayeyle ne de hükümetle kötü olmak istemiyordu. Bu yüzden de “Biz kalkınmayı bozmak için grev yapmıyoruz” diyerek “esnek grev” uygulamasını gündeme getirmişti. İşçiler bir gün iş bıraktı, 24 saat sonra fabrikaya geri döndü. Sendikaya göre bu grev taktiği ile “soğuk lokavt” önlenecek, ama asıl olarak ekonomi de grevden zarar görmemiş olacaktı.

Almanya’nın güneyinde Baden Würtemberg eyaletinde toplam 85 bin işçi, önce büyük otomobil tekellerinde iş bıraktı, sonra orta ölçekli işletmelerde makinaları kapattı. Ardından Berlin ve Brandenburg eyaletlerinde de 25 işyerinde çalışan 10 bin işçi greve katıldı. Greve yüzde yüz katılım sağlandı. Bazı işletmelerde çalışan işçiler daha ilk günde “şimdi tam greve gitme zamanı!” diyerek süresiz bir greve hazır olduklarını dile getirmişlerdi.

Grev yoğun ve saldırgan bir karalama ve çarpıtma propagandası eşliğinde sürdü. Sermayenin akıl hocaları ve şakşakçısı ekonomistler; işverenin söylediği rakamın bile ödenebilir bir talep olmadığını, böylece gelecek yıl otomobil sektöründe her 10 iş olanağından birinin yokedileceğini, grevin binlerce iş olanağının yokedilmesi anlamına geleceğini söyleyerek, bunun sorumlusunun sendikalar ve metalcilerin grevi olduğu yönlü tehditkar açıklamalar yaptılar.

Oysa bugüne kadar işçilerinin ücret artışından feragat etmesi ile yeni iş imkanlarının açıldığı görülmedi. Geçtiğimiz yıllarda metal işçileri TİS masalarından elleri boş dönmüş, aynı süreçte tekeller kârlarına kâr katmıştı. Örneğin metal tekellerinin 2000 yılında kârları %11.6’ya yükselmiş, buna karşı işçilerin reel ücretleri %1.1’de kalmıştı. Geçtiğimiz yıl ise daha da düşerek %0.1 düzeyine indi. Hem de üretim büyük ölçüde artmasına rağmen (2000 yılında %8.6 oranında, 2001 yılında ise %4 civarında.)

Ekonomi dergilerinde veya günlük gazetelerin ekonomi sayfalarında grevin konjonktürü gerilettiği, seçim yılında grevin Schröder’e, dolayasıyla SPD’ye zarar vereceği ve bunun Birlik Partisi CDU/CSU ve başbakan adayı Stoiber’in işine yarayacağı, grevlerin zaten modası geçmiş bir araç olduğu yazı ve demeçleri biribirini izledi. Bazı dergiler ise IG metal şeflerinin Schröder ile lüks bir otelde yaptıkları gizli toplantıları duyurdular.

Kârlarla birlikte işsizlik de büyüdü

Alman Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (DIW) Başkanı, metalcilerin istedikleri ücret artışını kabul ettirmesi durumunda diğer sektörlerde de benzeri anlaşmalar dayatılacak, bu da kalkınmanın önünde güncel bir tehlike olacak derken; Avrupa Ekonomi Araştırma Merkezi Başkanı ise, grev ile sendikaların “iş düşmanı bir çizgi” izlediğini ve bunun da binlerce işçiyi işsizliğe sürükleyeceğini söyledi.

Oysa tam da sermaye ve akıl hocalarının sıraladığı bu türden gerekçelerle, 1990 yılında yapılan TİS görüşmelerinde, sermayenin istediği türden sözleşmeler imzalanmıştı. 1993-2001 yılları arasında büyüme oranı yükselmişti, ortalama %2’nin üzerindeydi. Fakat bu aynı yıllar arasında reel ücretler %6.5 oranında düştü. Sermayenin ise net kazancı %85 oranında arttı. Sermayenin kazanç sağlamasına yarayan bu uygun ortam, ileri sürülen teorilere göre, yeni işyerleri açmalıydı. Oysa tam tersi oldu. 1992 yılından bu yana resmi işsizlik bir milyondan fazla arttı. 1992’de 3 milyon iken, 1998 yılında 4.2 milyona ulaştı. Schröder’li ilk yıllarda (1999 ve 2000 yılında) işsizlikte az bir gerileme yaşansa da, 2001 yılından beri yükseliyor ve 2002 yılında resmi rakamlara göre 4.3 milyona ulaştı.

Eski Doğu Almanya eyaletleri tekeller için ucuz iş cenneti olarak daha uygun olanaklar sağlıyor. Burada reel net ücret ve maaşlar batı Almanya’dan dörtte bir oranında daha düşük. Bunun yanında doğuda batıya nazaran iki saat daha fazla çalışılıyor. Yine ileri sürülen teorileri doğru sayarsak, bu durumun doğu Alman eyaletlerinde daha fazla işyerine yol açması gerekirdi. Ama pratikte bunun tam tersi yaşandı. İşsizlik oranı doğuda %20’lere ulaştı. Bu oran Schröder hükümeti döneminde daha da büyüdü.

SPD işçilerin sırtından hükümet
olup sermayeye hizmet etti

Sermayenin ekonomi uzmanları grevin başlar başlamaz işçilerin alacağı ücret artışının, fiyatları yükselteceği tezini tekrarlayarak da grevi demoralize etmeye çalıştı. Oysa Almanya’da yaşayan herkes biliyor. 2002 yılının başından beri Euro’nun uygulamaya konulması fiyatların gözle görünür biçimde artmasına yolaçtı. Bugün Almanya’da hiç kimse Euro’nun düşük olan enflasyon oranında hiçbir değişikliğe neden olmadığı yönlü resmi istatistiklere inanmıyor. Çünkü onlar bunu yaşayarak bizzat görüyorlar.

Sendikalar ise son 12 yıldır bu teorilerin hepsine tartışmasız uymuştu. İşçi ve emekçiler TİS’lerden sıfır sözleşmelerle, ücret artışından feragat ederek elleri boş dönerken, sosyal uçurum büyüdü, işsizlik arttı, sendikalara güven azaldı ve sendikalar yüzbinlerce üyesini kaybetti.

Almanya’da sendikaların SPD’ye yakınlığı ve desteği biliniyor. Sendikalar, özellikle Schröder’in ilk 3 yılında sınıfın taleplerini savunmayı bir yana bıraktılar. Schröder’in ve SPD’nin işsizliğin düşürüleceği ve Kohl döneminin iş yasalarının iptal edileceği yönlü vaatlerine inanarak işçi ve emekçileri de aldatıcı bir beklentinin içine soktular.

Hastalık durumunda ücret ödenmesi ve yeni işyeri yasasında basit bir-iki rötuş yapılmasının dışında hükümet işçilerin ve sendikaların hiçbir beklentisine cevap vermedi, veremezdi. Tam tersine, Schröder, “Patronların başbakanı” olduğunu tüm icraatı ile gösterdi. Hükümet vergi reformu ile işverenlere büyük kolaylıklar sağlarken, hatta işverenlerin ödediği bazı vergileri sıfıra düşürürken, işçilerin durumu daha da kötüleşti. Emeklilik reformu adı altında, yaşlılığın güvenceye alınması kişinin kendisinin “özel sigorta” yaptırmasına bağlandı. Lokavt uygulamasında lokavta uğrayan işçilerin paralarının iş ve işçi bulmak kurumu ve sosyal yardım dairesi tarafından ödenmesini ortadan kaldıran ve ‘86 yılından beri uygulamada bulunan yasanın iptali gibi talepler gözardı edildi. Herşeyden önemlisi de, işsizli düşmek bir yana, 2002 ilkbaharında 4.3 milyon ile eski rekor düzeye yaklaştı.

Metalcilerin kararlılığı ve sendikanın ihaneti

Metal işçileri yıllar sonra ilk kez tam 10 yıldır yaşadıkları reel ücret kayıplarına karşı grev silahlarını kuşanmışlardı ki, yine frene basıldı ve yine ihanete uğradılar. İşçiler başından itibaren ücretlerinin artışı için mücadeleyi sürdürme kararlılığı gösterdiler. Özellikle de daha düşük ücretle ve daha fazla saat çalışmak zorunda kalan doğu eyaletlerindeki işçiler batıdaki işçilerle eşit olabilmek için greve gittiler. Sendika ise sözde lokavta karşı “esnek grev”e gidilmesini kararlaştırdı ve böylece eylemin etkisini ve başarısını peşinen boşa çıkardı.

Lokavt sendikanın abarttığı gibi büyük bir sorun teşkil etmiyordu. Çünkü tam da seçim ortamında, hükümeti sosyal yardım yasasının 146. maddesini iptal ettirmek ve tam grev hakkını elde etmek için daha uygun bir fırsat olamazdı. Bu birincisi. Diğeri ise işçiler arasından tekellerin lokavt uygulanması durumunda fabrika işgalleri, sokak barikatları gibi eylem biçimlerine gidilmesi gerektiği sesleri yükseliyordu. Ama sendika bunlara karşı işverenle uzlaştı. Başka bir şey de beklenemezdi.

Metal işçilerine grev süresince mücadeleci bir hava hakimdi. Berlin ve Brandenburg’da işçiler 72 yıl sonra ilk kez greve gitmişlerdi. Ve bugüne kadar hiç greve katılmamış çok sayıdaki işçi için bu kısacık grev büyük deneyimler ve öğretilerle dolu bir okul oldu. Üretimden gelen gücünü kullanarak kolektif bir kavgaya atılmasının metal işçilerinin bilincinde değişiklikler yaratmış olduğu kesin. Kesin olan bir şey daha var. O da asıl bunun patronlara ücret artışlarından daha fazla korku verdiği. Hele de işçiler grev silahını sık sık kullanırlarsa...