1 Haziran'02
Sayı: 21 (61)


  Kızıl Bayrak'tan
  AB tartışmaları ve düzenin aldatıcı manevraları
  Denetim tamam, saldırıya devam!
  5 Haziran'da iş bırakarak alanlara!
  Grev yasağı ve sendikal ihanet
  Lastik-İş bürokratlarına işçilerden yoğun tepki
  Kıbrıs üzerine AB pazarlıkları
  Türkiye'de siyaset yapmanın zorluğu ve kolaylığı
  KESK bölge mitingleri...
  Kürdistan'ın öteki parçalarıyla ilişkiler
  Nazım Hikmet 100 yaşında!..
  "Farklı tutum"un sahiplerinin pratiği
  "Ticarethane değil üniversite istiyoruz!"
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Emperyalist "şer cephesi"nin başı Bush'un Avrupa turu
   Yurtdışı eylemlerinden...
   Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri
   Sorun çözümün ta kendisi
   Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu'nun Gökçesu maden işçilerini ziyareti...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine düşünceler-V

Kürdistan’ın öteki parçalarıyla ilişkiler

Serhat Ararat

VII.

İki ülke devrimleri arasındaki ilişkiler konusunu tartışırken Kuzey Kürdistan’ın diğer parçalarla ilişkisine ve bu noktada ortaya çıkan ve çıkabilecek sorunlara da kısaca bakmamız gerekir. Bu bölümde bu konuyu tartışmaya çalışacağız. Kürdistan sorunu, dolayısıyla Kürdistan devrim sorunları, karmaşık özelliklere sahiptir. Özellikle ittifak, mücadele birliği konusu bu niteliktedir. Kuzey Kürdistan ulusal kurtuluş devrimi, hem Kürdistan’ın diğer parçalarındaki ulusal kurtuluş mücadeleleriyle, hem de Türkiye devrimci ve emekçi hareketiyle çok sıkı ilişkiler içinde olmak durumundadır. Mücadelenin bu iki stratejik boyutunu bütünlüklü bir biçimde kavramadan doğru, sağlıklı ve başarılı bir mücadele geliştirmek mümkün değildir. Son otuz yıllık mücadele tarihimiz bunu kanıtlar.

Tartışmamızı daha verimli ve anlaşılır kılmak için önce bir soru: Bir yandan Kürdistan’ın diğer parçalarıyla ulusal bir program ve strateji bağlamında ortak bir mücadele (biçimleri ve araçları çok çeşitli olsa da) yürütürken, aynı zamanda Türkiye devrim ve emek hareketiyle emekçi ve enternasyonalist program ve strateji bağlamında ortak bir mücadele geliştirmek mümkün mü; bu iki mücadele boyutunu birbiriyle uyumlu ortak bir dalgada birleştirmek ve birlikte yürütmek mümkün mü?

Yanıtımız kısa ve nettir: Evet, mümkündür! Aynı zamanda devrimin başarısı açısından da gereklidir!

Doğası gereği bu olgu, kendi içinde sayısız zorluğu, çelişkiyi ve engeli barındırmaktadır. Bu nedenle olayın karmaşık, zorlu yapısını ve boyutlarını kavramak gerekiyor. Ama buna rağmen sözünü ettiğimiz iki mücadele boyutunu aynı devrimci dalgada birlikte götürmek mümkün ve gereklidir! Bunun somut biçimlerini, araçlarını, ama her şeyden önce bunun stratejik anlayışını ve çerçevesini çok doğru bir tarzda çizmek gerekiyor.

Mücadelemizin bu iki boyutunu birlikte, aynı stratejik anlayış çerçevesinde ortak götürmek mümkündür, ama tarihsel süreç içinde oluşan önyargıların, ideolojik ve politik koşullanmaların aşılması kaçınılmazdır. Bunu başaracak çizgi ve strateji de devrimci emekçi çizgi ve stratejiden başkası değildir.

Diğer parçalardaki ulusal hareketlerle ulusal bir çizgi bağlamında ittifak ilişkisi içinde olma, bu ilişkiyi en üst düzeyde bir ulusal program ve stratejiye bağlamak, bunun uygun araçlarını ve biçimlerini geliştirme anlayışı ile Türkiye devrim ve emek hareketiyle ortak mücadele perspektifi ile hareket etme, bu perspektifi bir devrim programı ve stratejisine dönüştürme yaklaşımı birbiriyle çelişmek şurada kalsın, tersine bu ikisi birbirini bütünler ve tamamlar. Öncelikle bu yaklaşımın bilinç düzeyinden kavranması gerekiyor. “Ya biri, ya da öteki” biçimindeki dayatma yanlıştır. Bu dayatma halklarımızın devrimci ortak mücadelesine büyük zararlar vermiştir. Eğer bu noktada doğru bir anlayış geliştirilseydi ortak mücadele anlayışı konusunda daha farklı bir yerde olabilirdik.

Kuşkusuz bu konuda Türkiye devrimci hareketinin sorumluluğu az değildir. En başta gelen hatası ve eksikliği diğer parçalarda gelişen ulusal mücadelelere ilgisiz ve kayıtsız kalması; bu konuda gerekli bir bilgi donanımına sahip olmaması ve bu konuyu daha derinlikli öğrenme konusunda ciddi çalışmalar geliştirmemesidir. En yumuşak ve en iyi niyetli saptama bu. Ancak gerçeklik bu kadar “masum” mu? Bu soruyu başka bir soru ile tamamlamalıyız: Neden? Neden ilgisizdirler, kayıtsızdırlar, bilgisizdirler ve devrimci enternasyonalist bir politikadan yoksundurlar?

Bu sorunun yanıtı kapsamlıdır, ama burada tartışmayacağız. Ancak şu kadarını vurgulamakla yetinelim: Ne yazık, sol genel olarak diğer parçalara yaklaşımda resmi çizgiyi aşan bir noktada değil. Bu yaklaşımını ve tutumunu daha çok “emperyalizmin oyunu”, “kukla Kürdistan” teorileri altında meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Evet, emperyalizmin bir politikası var, Kürdistan’daki egemen sınıfların da geleneksel bir çizgileri var. Ama bir de parçalanmış bir Kürdistan gerçeği, Kürt halkının vazgeçilmez özgürlük, bağımsızlık ve eşitlik istemleri var. Bu noktada senin görüşün ve duruşun nedir? Bağımsız bir ideolojik ve politik duruşun var mı, bu doğrultuda inandırıcı bir politikan var mı? Bu soruların olumlu yanıtları yok. Örneğin 1991’den bu yana Güney Kürdistan’da fiili bir durum var, KDP ve YNK’nin politikçizgileri ne olursa olsun, yine ABD ve diğer emperyalist devletlerin Kürdistan politikalarına rağmen uluslaşma ve kısmi özgürleşme doğrultusunda gelişmeler var. Bunlar henüz belli bir statüye kavuşturulmasa da, büyük bir tehdit altında olmasına rağmen Kürtler açısından önemlidir. Salt “emperyalizm”, “işbirlikçi ilkel milliyetçi” gibi değerlendirmeler, kendi içinde karmaşık v çelişkili olan Güney’deki gelişmeleri kavramaya yetmez. Yetmediği ortadadır. Bu yaklaşım “anti-emperyalizm” adına sonuçta Irak ve TC sömürgeciliğini desteklemeye kadar götürebilir. Perinçek ve İP’in açıktan savunduğu budur. Peki, devrimci güçler hem emperyalizmin politikalarına cepheden tavır alan, hem de somut olarak Kürt halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini detekleyen bir çizgiye sahip olamazlar mı? Bu mümkün değil mi?

Mümkün, ancak bunun için Kürdistan sorununu bütünlüklü ve devrimci enternasyonalist bakış açısıyla kavramak gerekiyor. Ama ne yazık, yine en yumuşak yorumla solun bu konudaki kavrayışı bütünlüklü olmaktan uzaktır, parçalı ve egemen milliyetçi çizgi tarafından sakatlanmıştır. Bir kez daha vurgulamalıyız ki, bu alanda Perinçek çizgisi sanılanın ötesinde solun düşünce ve politika dünyasını etkilemektedir...

Bağımsız bir Güney Kürdistan politikası olan kaç tane devrimci grup ve parti var? Oysa TC’nin, emperyalizmin, bölge devletlerinin çok net bir Güney Kürdistan politikaları var. TC’nin Güney politikası, genel Kürdistan politikasının bir parçasıdır. TC’yi hedeflediğini söyleyen devrimci hareketlerin bu konuda kendilerine ait, bağımsız bir görüş ve politikalarının olmaması düşündürücüdür ve halklarımızın ortak mücadelesinin önünde duran en önemli handikaplardan biridir. Bu handikap hızla aşılmak durumundadır. Bunun ilk koşulu da parçalı değil, bütünlüklü bir Kürdistan kavrayışından geçer.

Kürdistan ulusal sorunu doğru kavrandığında görülecektir ki, diğer parçalara ve diğer parçalardaki gelişmelere doğru yaklaşım ve politik-stratejik duruş, Türkiye devrimi ile Kürdistan devrimi arasındaki ilişkilerin doğru kavranışına da götürecektir. Ancak “ya o ya bu” yaklaşımı halklarımızın mücadele birliğine hizmet etmez, tersine var olan mesafeyi daha da açar. Somut tarihsel gelişmelerin de kanıtladığı gibi, Türkiye devrimi ile en sıkı ilişkilerle Kürdistan’ın diğer parçalarının özgürlük mücadelesiyle ulusal bir çizgide buluşma anlayışı, birbiriyle çelişmek şöyle dursun, tersine birbirini bütünler... Doğru devrimci yurtsever yaklaşım budur!

Öte yandan kendini dar ulusal sınırlara hapseden yaklaşımlar da Kürdistan devrimine katkı sunmak şurada dursun, onu daha da daraltmaktadırlar. Evet, bizim bir özgürlük, bağımsızlık ve birleşik bir ülke yaratma sorunumuz vardır. Ve devrimimizin asgari programı da budur! Ama buna nereden ve nasıl ulaşacağız, hangi stratejik yaklaşım ve programla? Uluslaşma, özgürleşme ve bağımsızlık özlemleriyle somut toplumsal ihtiyaçlar bir bütün oluşturuyor. Bunları karşı karşıya koymak ulusal kurtuluş mücadelesini de daraltıyor ve sonuçta başarısızlığa mahkum ediyor. Daha da önemlisi üzerinde hareket edilen ulusal ve toplumsal zemine de gözlerimizi kapatamayız. Örneğin metropollerdeki emekçi Kürtlerin somut toplumsal ve ekonomik sorunlarını görmezlikten gelemeyiz. Ortak mücadeleyi zorlayan, koşullayan ve dayatan somut gerçekliklere gözlerimizi kapatamayız, kulaklaımızı tıkamayız.

Evet, somut olarak net bir Güney Kürdistan politikamız olmalıdır. Kısacası şöyle:

“Bir: Güney Kürdistan’da Kürt halkının kendi kaderini belirleme hakkını, bu bağlamda ortaya çıkan olanak, değer ve mevzileri geliştirmek, savunmak, korumak ve desteklemek en başta gelen devrimci yurtsever görevlerden biri olmaktadır. Bu görevi dışardan bir destek ve dayanışma olarak değil, somut olarak yerine getirilmesi gereken asgari bir yurtseverlik görevi olarak algılamak gerekir. Güney de ülkemizin bir parçasıdır ve oradaki gelişmelerin içinde ve doğrudan yer almak genel olarak Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine duyulan sorumluluk ve yapılması gereken yurtseverlik görevlerinin etkin bir parçasıdır. Elbette sorun salt Güney’i dış saldırılardan korumak değil, bir yandan bağımsız çizgi temelinde emekçi seçeneği geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Güney’in ekonomik inşası, toplumsal, eğitsel, kültüel kurumlaşması açısından çaba göstermek, bu doğrultudaki çabaları güçlendirmek gerekir. Güney’in ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel gelişimi, aynı zamanda daha sağlıklı sınıf mücadelesinin koşullarını da oluşturacaktır. Bu, devrimci emekçi çizginin temellerinin güçlendirilmesi anlamına gelecektir. Elbette yenilgi, Kürtler için bir kader değildir. Artık yenilgi çizgilerini amamız ve zaferi olanaklı kılan bir yaklaşım ve tutum içinde olmamız gerekir. Hemen eklemek gerekiyor ki, Güney’deki olumlu gelişmeler bütün Kürdistan parçalarını etkilediği gibi, olumsuz gelişmeler de bütün Kürdistan parçalarını ve ulusal kurtuluş mücadelesini etkiler. Bu nedenle her yurtsever parti ve çevrenin Güney’deki yurtseverlik görevlerine sahip çıkması ve gereklerini yerine getirmesi bir zorunluluk lmaktadır...

İki: Bunun için ulusal birlik ve bağımsız bir politika doğrultusunda çaba göstermek, bu çabaları diğer parçaların devrimci ulusal kurtuluş mücadeleleriyle ve bölge halklarının devrimci mücadeleleriyle birleştirmek bir zorunluluk olmaktadır.

Üç: Emperyalist ve başta TC olmak üzere sömürgeci devletlerin politikalarına alet olmamak, yedeğine düşmemek, ama ortaya çıkan fırsatları ve olanakları da devrimci bir perspektifle değerlendirmek, diğer göz önünde tutulması gereken bir noktadır...” (PKK-DÇS’nın 12 Kasım 2001 tarihli bildirisinden...)

Diğer parçalardaki ulusal hareketlere ve gelişmelere karşı da net bir görüşümüz ve politikamız olmalıdır. Ama bu Türkiye devrimci ve emekçi hareketiyle ortak hedefler ve ilkeler temelinde birlikte mücadele etmemizi engellemez, tersine bu zemini daha da güçlendirir. Salt devrimci enternasyonalist bir yaklaşım değil, tutarlı ve samimi yurtseverlik de bunu gerekli kılar. Bizim cephede sorun, ulusal dar görüşlülüğü aşmak ve tutarlı devrimci yurtsever yaklaşımı bütün boyutlarıyla kavramakta ve stratejik bir çizgiye dönüştürmekte düğümlenmektedir. Bunun için başta Öcalan sistemi olmak üzere bu alandaki pratiğimizi gözden geçirmemiz ve gerekli derslere ulaşmamız gerekmektedir.

Yukarda Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimi arasındaki ilişkiler üzerine beş bölüm altında kısaca özetlemeye çalıştığımız düşüncelerimizi toparlamamız, iki ülke devrimleri arasındaki ilişkilerin somut temellerini ve ilkelerini net bir biçimde ortaya koymamız gerekiyor. Bunu önümüzdeki hafta son yazımızda yapmaya çalışacağız.