1 Haziran'02
Sayı: 21 (61)


  Kızıl Bayrak'tan
  AB tartışmaları ve düzenin aldatıcı manevraları
  Denetim tamam, saldırıya devam!
  5 Haziran'da iş bırakarak alanlara!
  Grev yasağı ve sendikal ihanet
  Lastik-İş bürokratlarına işçilerden yoğun tepki
  Kıbrıs üzerine AB pazarlıkları
  Türkiye'de siyaset yapmanın zorluğu ve kolaylığı
  KESK bölge mitingleri...
  Kürdistan'ın öteki parçalarıyla ilişkiler
  Nazım Hikmet 100 yaşında!..
  "Farklı tutum"un sahiplerinin pratiği
  "Ticarethane değil üniversite istiyoruz!"
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Emperyalist "şer cephesi"nin başı Bush'un Avrupa turu
   Yurtdışı eylemlerinden...
   Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri
   Sorun çözümün ta kendisi
   Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu'nun Gökçesu maden işçilerini ziyareti...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İMF heyetinin Türkiye ziyareti...

Denetim tamam, saldırıya devam!

Türkiye bu yılın başında İMF ile yeni bir stanb-by anlaşması imzalayarak 16 milyar dolar yeni dış borç aldı. İMF’nin bu kadar büyük miktarda bir parayı Türkiye’ye neden verdiği biliniyor. Bu para Ortadoğu’da ABD’ye taşeronluk yapmak, gerektiğinde Türkiyeli işçi ve emekçi çocukların savaşa sürmek karşılığında kan parası olarak verildi.

Fakat bu karşılıksız bir para değildi. Emperyalist finans kuruluşlarına faiziyle birlikte nasıl geri ödeneceği inceden inceye düşünülüp taşınılmış ve İMF’ye sunulan niyet mektubuna yazılmıştı. Hükümet, işçi ve emekçilere dönük kapsamlı bir saldırı programı yürütecek, tüm faturayı onların sırtına yüklemek için ne gerekiyorsa yapacak, böylelikle alınan İMF kredisinin aksatılmadan ödenmesi sağlanacaktı. İşlerini şansa bırakmak istemeyen emperyalistler, bir İMF heyetinin sık aralıklarla Türkiye’ye gelip yapılanları yerinde denetlemesini de anlaşmada şart koştular. Dilimlere bölünen kredinin her bir parçası, yapılan denetimin ardından ve şayet uygun görülürse Türkiye’ye verilecekti.

İMF Türkiye Masası Şefi Juha Kahkonen başkanlığında bir heyet geçtiğimiz günlerde bu amaçla Türkiye’ye geldi. Günlerce süren “ikinci gözden geçirme çalışmaları” sonrasında heyet başkanı Juha Kahkonen bir basın toplantısı düzenledi. Hükümete ve uygulanan programa dair bildik övgüleri bir yana bırakırsak eğer, Kahkonen’in basın açıklamasında söyledikleri önümüzdeki aylarda yürütülecek saldırıların ilanı niteliğindeydi.

Saldırılar hızlanarak sürecek

Kahkoen basın açıklamasında, kamuda 40-60 bin civarında fazla istihdam olduğunu, hükümetin bu fazlalığı giderme konusundaki hazırlıklarını tamamladığını açıkladı.

Şimdiye kadar birçok kamu işletmesinde işçilere zorunlu emeklilik dayatılmış, binlerce işçi bu yolla kapı dışarı edildi. Son günlerde kamu kurumlarına ait birçok bölge müdürlüğü kapatılmakta, buralarda çalışanlar başka bir kuruma geçmeye ya da işten çıkmaya zorlandı. Gerek niyet mektubunda yazılanlar, gerekse de Kahkonen’in son açıklaması (ya da talimatı), kamuda tasfiye saldırısının Haziran ve sonrasında daha da yoğunlaşacağını gösteriyor.

Özelleştirmeler konusunda mevcut gidişattan memnun olmadığını dile getiren Kahkonen, “Fakat özelleştirmenin yılın kalan kısmında hız kazanacağını düşünüyoruz” diyerek, İMF’nin hükümetten beklentisini ortaya koymuştur.

İMF İcra Direktörleri toplantısının Haziran ayının ortalarında yapılacağını da anımsatan Kahkonen hükümetin bu toplantıdan önce yerine getirmesi gereken diğer ödevleri şöyle sıralamaktadır. “BDDK tarafından bankalara sermaye artırılmasına ilişkin mektupların gönderilmesi, Kamu İhale Kanunu’na yapılması öngörülen değişikliklerin onaylanması, Türk Telekom’un özelleştirme planına uygun adımların atılması”.

İMF’nin koşullarından birini oluşturan Kamu İhale Yasası bundan sadece 5 ay önce ve gene İMF istediği için değiştirilmişti. Fakat İMF, yeni çıkarılan Kamu İhale Yasası’nı da yetersiz bulduğu için bir kez daha değiştirilmesini istiyor.

Emperyalizme uşaklıkta sınır tanımayan hükümetin bu onur kırıcı dayatmaya karşı gösterdiği tavır ise ibret verici. Daha İMF heyeti Türkiye’den ayrılmadan, İMF’nin istediği değişiklikleri öngören yeni bir taslak apar topar hazırlanarak meclise gönderildi ve bir-iki gün içinde meclis komisyonlarında görüşülmeye başlandı. İMF’nin talepleri doğrultusunda 15 günde 15 yasayı onaylayan meclisin bu yasayı da 15 Haziran’dan önce çıkaracağına kesin gözüyle bakmak gerekiyor.

Söz konusu yasa devlet ihalelerinde emperyalist tekellere birçok kolaylıklar sağlıyor. 2003 yılı başında yürürlüğe girecek yasa sayesinde, emperyalist tekeller neredeyse Türkiyeli şirketlerle aynı koşullar altında devlet ihalelerine katılabilecekler.

İMF programının başarı şansı yok

Bu programın gerçek amacının dış borç ödemelerini güvenceye almak, sömürü ve yıkımı derinleştirmek, krizin faturasını işçi ve emekçilerin sırtına yıkmak olduğu açık. Bu anlamda başarıyla uygulandığı da söylenebilir.

Fakat gerek hükümetin, gerekse de İMF yetkililerinin söylediklerine bakılacak olursa, bu program aynı zamanda Türkiye ekonomisinin büyümesine ve ülkenin kalkınmasına da hizmet edecekmiş. Kahkonen, “Politikalar oldukça ileri görüşlü olup, yapısal reformlarla desteklenmektedir. Tüm bu politikaların hızlı büyüme ivmesinin yakalanmasına yardımcı olacağını düşünüyorum” diyor örneğin. Bir an bile düşünmeden bunun büyük bir yalan olduğunu söyleyebiliriz. Bu sözler başka bir İMF memuru olan Cottarelli’nin bundan sadece 1.5 yıl önce söylediklerine ne kadar benziyor. O da herşeyin yolunda gittiğini söyleyip toz pembe tablolar çizip dururken, birdenbire her şey tepetaklak olmuştu.

İMF reçetelerine hayır!

Zaten başka türlüsü de mümkün değildir. Emperyalizme kölece bağımlılık ve yıllardır uygulanan yıkım politikaları, Türkiye ekonomisinin üretim yapısını ve dolayısıyla gelişme olanaklarını büyük ölçüde tahrip etmiş durumdadır. Bu nedenle Türkiye kapitalizminin yapısal sorunları daha da ağırlaşmış, ülke ekonomisi emperyalizme bağımlılık ilişkileri içinde her gün daha da hızlanan bir girdabın içine sokulmuştur. Altyapısı tahrip olmuş bir ekonominin ise kendi ayakları üzerinde doğrulma olanakları tükenmiş demektir. Bugün yayılmaya çalışılan iyimserlik havaları, “her şey çok iyi gidiyor” söylemleri birer yalandan başka bir şey değildir. Emperyalizmin ve İMF programlarının, bağımlı bir ülkeye, hele ki o ülkenin işçi ve emekçilerine hayır getirdiği görülmemiştir.

Tarihinin en büyük krizlerinden birini tam da İMF politikalarını en büyük sadakatle uyguladığı için yaşayan Arjantin’in Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Narciso Munoz geçtiğimiz günlerde Türkiye’de idi. “İMF bize önerdiği kur politikasının tıkandığını krizin eşiğine geldiğimiz zaman fark edebildi. Biz politikalarımızı İMF’ye kilitlemek yerine kendi değerlendirme mekanizmalarımızı çalıştırmış olsaydık bu duruma gelinmezdi. Türkiye şimdi aynı yolda. Dikkatli olun” diyor.

Bu söylenenleri dikkate alması gerekenler sermayedarlar ve onların hizmetkarları değildir. Onlar çürüyüp kokuşmuş düzenlerinin nasıl bir akıbete doğru gitiğini çok iyi biliyorlar. Sadece ve sadece o kaçınılmaz akıbetlerini geciktirmek için uğraşıyorlar. Bu sözlerden anlamlı dersler çıkarmaları gerekenler işçi ve emekçilerdir. İMF saldırı programları kaldırılıp atılmadıkça, bunun için gerekli birleşik mücadele örgütlenmedikçe, kriz, yıkım, sömürü ve yoksulluk bizim kaderimiz olmaya devam edecektir.

Kaderimizi ellerimize almak için harekete geçmeliyiz.