1 Haziran'02
Sayı: 21 (61)


  Kızıl Bayrak'tan
  AB tartışmaları ve düzenin aldatıcı manevraları
  Denetim tamam, saldırıya devam!
  5 Haziran'da iş bırakarak alanlara!
  Grev yasağı ve sendikal ihanet
  Lastik-İş bürokratlarına işçilerden yoğun tepki
  Kıbrıs üzerine AB pazarlıkları
  Türkiye'de siyaset yapmanın zorluğu ve kolaylığı
  KESK bölge mitingleri...
  Kürdistan'ın öteki parçalarıyla ilişkiler
  Nazım Hikmet 100 yaşında!..
  "Farklı tutum"un sahiplerinin pratiği
  "Ticarethane değil üniversite istiyoruz!"
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
   Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   Emperyalist "şer cephesi"nin başı Bush'un Avrupa turu
   Yurtdışı eylemlerinden...
   Emperyalist dünya ve ABD-Rusya ilişkileri
   Sorun çözümün ta kendisi
   Ankara Öncü İşçi-Emekçi Platformu'nun Gökçesu maden işçilerini ziyareti...
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist “şer cephesi”nin başı Bush’un Avrupa turu

Geziye eşlik eden yeni
“terör dehşeti” propagandası

Saldırgan emperyalist güruhun başı Bush geçen hafta düzenlediği Almanya, Rusya, Fransa ve İtalya’yı kapsayan gezisine Almanya’da başladı. “Global terörizme karşı mücadele” ve Irak’a yönelik saldırı görüşmelerin ana temasını oluşturuyordu. Özellikle de Irak’a karşı başlatılacak bir savaşın her cephede hazırlıklarını sürdüren ABD emperyalizmi, öteki emperyalistlerin de desteğini almayı hedefliyor. Bush’un Avrupa gezisi başka şeylerin yanı sıra bu ihtiyacı karşılamayı amaçlıyor.

Afganistan saldırısı, ABD emperyalizmi tarafından ilan edilen “uzun süreli savaş”ın ilk aşamasını oluşturuyordu. Şimdi dikkatler savaşın ikinci aşamasına çevrilmiş bulunuyor. Şimdi hedef, ABD tarafından “şer ekseni” olarak tanımlanan ülkelerden ikisinin yer aldığı Ortadoğu’dur. ABD emperyalizminin gündeminde ve saldırının somut hedefinde artık Irak bulunuyor.

Avrupalı emperyalistlerin Irak’a yönelik bir saldırıyı kendi ihtiyaç ve çıkarları çerçevesinde sıcak karşılamadıklarını bilen ABD, Bush’un yaptığı Avrupa turuyla bir yandan bu ülkeleri “ikna” etmeyi amaçlıyor, diğer yandan ise propaganda aygıtlarını harekete geçirerek dünya kamuoyunu kendi dehşetine hazırlamaya çalışıyor.

Tam da bu çerçevede, gezi öncesinde kamuoyuna dehşet dolu haberler pompalayan yeni istihbarat raporları sunuldu. Yeni “terörist saldırılar olacağı“ iddiaları yoğunlaştı ve kamuoyu terör eylemleri beklentisine sokuldu. Belli ki, 11 Eylül sonrasında kurulup, yaptığı iş açığa çıkıp skandala dönüşünce güya kapatıldığı söylenen “Stratejik Etki Merkezi” işinin başındadır ve şu sıralar harıl harıl çalışıyor. CİA Başkan Yardımcısı James Pavitt “Korkunç eylemlerin olup olmayacağını değil, ne zaman olacağını düşünün” açıklamasını yaparken, Savunma Bakanı Rumsfeld tüm dünyaya “Teröristler kıyamet bombası kullanacak” haberini verdi.

Bu tür açıklamalarla bir kez daha “terör dehşeti” havası yaratılmak isteniyor. Sistematik çabalarla “özgür dünya”nın büyük bir terör tehdidiyle karşı karşıya bulunduğu propaganda ediliyor. Tüm bunlarla, ABD tarafında ilan edilen “şer cephesi”ne ve “teröristlere“ karşı her türlü kirli ve kanlı yöntemin kullanılmasına meşruluk zemini döşenmek isteniyor. Gezi öncesi yoğunlaşan “kıyamet bombası” propagandasına dayalı dehşet senaryoları, aynı zamanda Irak’a neden saldırılması gerektiğinin de açıklamasını oluşturuyor.

“Teröristler 11 Eylül saldırısından daha büyük” ve korkunç bir saldırı hazırlığı içinde olduklarına ve insanlık global bir terör tehdidiyle karşı karşıya bulunduğuna göre, bir kurtarıcıya da ihtiyaç var demektir. Doğal olarak bu sözde kurtarıcı, dünya egemenliğini elinde tutan ABD emperyalizmi oluyor. Herkes ABD emperyalizminin yürüttüğü savaş cephesinde saf tutmalı, onu sınırsızca desteklemelidir.

Alman emperyalizminden savaşa
ve saldırganlığa destek

Bush, Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada, tüm bunları bir kez daha dile getirdi. Terörizme karşı küresel savaşın zorunluluğunu anlattı ve Irak’a yönelik saldırıya destek istedi. “Saddam’ın kendi kendine yok olmasını bekleyemeyiz” diyerek harekete geçeceklerini ve tüm imkanlarını kullanacaklarını dile getirdi. Böylece Irak’a yönelik saldırıda kararlı olduklarını bir kez daha yinelemiş oldu.

Emperyalist şeflerin kapalı kapılar ardında neler konuştukları ve neler tezgahladıkları henüz tam bilinmiyor. Fakat ABD tarafından Irak’a karşı yapılacak bir saldırı durumunda, Avrupalı emperyalistlerin “gönüllü” olmasa da ABD’ye zorunlu destek sunacakları şimdiden biliniyor. ABD’nin devasa ekonomik ve askeri gücü, dünya egemenliğinde tuttuğu çok özel konum karşısında, hiç değilse şimdilik başka şansları da yoktur. Bush, Alman parlamentosu kürsüsünde, Irak’ı kastederek harekete geçeceklerini ve tüm imkanlarını kullanacaklarını ilan ederken, milletvekilleri tarafından ayakta ve uzun süre alkışlandı. Bu ibret verici tablo, Alman emperyalizmi tarafından Amerikan saldırganlığına verilmiş onursuzca bir destektir.

Dahası var. Başbakan Schröder, Bush’a karşı Berlin’de dev bir gösteri düzenleyenleri hedef alarak, kullandıkları gösteri hakkını ABD’ye borçlu olduklarını unutmamaları gerektiğini söyleyebilecek kadar küstahlaştı. Schröder, “Amerikalılar Berlin’in kötü zamanlarında aralarında gösteri hakkının da bulunduğu haklarımızı korumak için buradaydılar, gösteri yapanlar bunları unutmamalıdır” diyerek, bir taraftan Hitler faşizminin ABD tarafından yenilgiye uğratıldığı yalanını yayarak tarihi ve gerçekleri çarpıtıyor. Öte taraftan da kazanılan hak ve özgürlüklerin ABD tarafında bahşedildiğini propaganda ediyor. Buna göre ABD dün de bugün de özgürlüklerin koruyucusu ve kollayıcısı konumundadır. ABD de zaten kendini böyle sunmakta, “uzun süreli” emperyalist saldırı ve savaş politikasını bununla gerekçelendirmektedir. Kanlı faşist askeri darbeleri tezgahlarken, zalim diktatörlükleri desteklerken ve yağmacı emperyalist savaşlar yürütürken de gerekçesi ve iddiası hep bu olmuştu. Demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını ve adaleti korumak!

Başbakan Schröder’in küstah ve onursuz açıklamaları sayesinde Alman emekçileri demokratik hak ve özgürlüklere sahip olmayı kime borçlu olduklarını ögrenmiş oldular! Fakat tarihi ve gerçekleri çarpıtmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bütün dünyada olduğu gibi Avrupa halkı da insanlığın başına musalat olmuş ve Almanya’da her türlü özgürlüğü kitlesel katliamlar ve faşist zulüm makinasıyla boğmuş Hitler faşizminin kimin tarafından tarihe gömüldüğünü iyi biliyor. Hitlere mezar olan Berlin yıkıntılarının tepesinde çok yıldızlı kirli Amerikan bayrağı değil, fakat Sovyet halklarının orak-çekiçli kızıl bayrağı dalgalanıyordu.

Bush’un Avrupa turunun İtalya
durağı ve Roma zirvesi

11 Eylül saldırısından sonra ilk kez Avrupa turuna çıkan Bush, Almanya’dan başladığı gezisini, Rusya ve Fransa’yı dolaştıktan sonra, son durak olarak İtalya’da noktaladı. Gittiği her ülkede yığınların kitlesel tepkisi ve öfkesi ile karşılandı. Alman devletinin milyonlarca Euro harcayarak aldığı güvenlik önlemlerine ve protesto eylemlerini terörize etmek, böylece katılımı sınırlamak için harcadığı yoğun çaba ve propagandaya rağmen, Berlin başta olmak üzere Almanya’nın 60 kentinde yaklaşık 200 bin kişi sokaklara çıktı. Salt Berlin’deki gösterilerin birine 100 bin savaş karşıtı katıldı. Almanyadaki protesto dalgası Rusya, Fransa ve İtalya sokaklarında yankı buldu.

Cenova’daki dev kitlesel eylemle anılan Sosyal Form’un “sürekli eylem” çağrısı İtalyan kitlelerinden önemli bir karşılık buldu. Yükselen protesto dalgası karşısında ve kendi deyimleriyle “terörist saldırı” korkusu nedeniyle, zirvelerini şehir dışında, uçaksavar füzelerinin gölgesindeki Pratica di Mare Askeri Üssü’nde yaptılar.

Putin ile NATO üyesi 19 ülkenin liderleri Roma’da bir araya gelerek, NATO Rusya Ortaklık Konseyi’nin kurulmasını öngören “Roma bildirgesi”ni imzaladılar. Bush, Ortaklık Konseyi’ni kastederek, “Bu ortaklık tarihte ilk defa bütün özgür ve barış içindeki Avrupa büyük hedefini bizi yaklaştırıyor”, dedi. “Özgür ve barış içindeki Avrupa” üzerine yapılan ve halkları aldatmanın ötesinde bir değeri olmayan laflar bir yana bırakılırsa, bütün emperyalist zirve bildirgelerinin olduğu gibi “Roma bildirgesinin” de neyi amaçladığı biliniyor. Zirvenin gündemini oluşturan “teröre karşı mücadele, kriz yönetimi, silah kontrolü, güven işbirligi, füze savunma, askeri işbirliği, askeri reform ve yeni tehditler” vb. konular, emperyalist “şer cephesi”nin amaç ve hedeflerine de açıklık getiriyor. Anlaşılacaği gibi bu konuların hiçbiri işçi sınıfı, emekçi kitleler ve ezilen halkların iyiliği için değil, fakat tümüyle emperyalist egemenliğin ve çıkarların güvenliği için gündeme alınmıştır.

Özetle, emperyalistler, işçi sınıfına, emekçilere ve ezilen halklara karşı saldırganlıklarını her cephede yoğunlaştırıyorlar, bunun pazarlıklarını ve hazırlıklarını yapıyorlar. Emperyalist saldırı ve savaş çetesinin başı Bush, sistemin patronu olarak etekleri altına topladıklarına, “bütçe ve potansiyellerini“ buna göre ayarlamaları ültimatomunu bu çeçevede veriyor.

Anti-emperyalist bilinç gelişiyor, emperyalizme karşı mücadele dinamikleri güçleniyor

Polisin bütün saldırı ve provokasyonlarına rağmen Almanya’da üç gün boyunca süren ve beklenmedik bir kitleselliğe ulaşan eylem dalgası Fransa, Rusya ve İtalya’da da yankı buldu. Başını ABD’nin çektiği emperyalist savaş çetesinin maskesi giderek daha çok düşüyor, nüfuz ve egemenlik mücadelesine dayalı hesapların içyüzü açığa çıkıyor.

Gerici emperyalist propaganda aygıtlarının 11 Eylül’den bu yana kitleleri sersemletmeyi amaçlayan çabaları arzu edilen sonucu bir türlü yaratamamaktadır. “Terörizme karşı özgürlükleri ve barışı savunma“ adı altında izlenen saldırgan politikaların ve yürütülen savaşların tümüyle emekçilere ve ezilen halklara karşı olduğu ve emperyalist amaçlar için yapıldığı giderek daha geniş kitleler tarafından görülmektedir.

Gelişen protesto gösterileri bu bilincin somut göstergesidir. Bir çok gözlemci, son olarak Bush’un gezisi üzerinden emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı oluşan güçlü tepkileri ‘80 öncesi anti-emperyalist bilincin düzeyiyle kıyaslama yoluna gitmektedir. Emperyalist metropollerin göbeğinde ortaya konan tepkiler ve yükselen protesto gösterileri anti-emperyalist bilincin ve hareketin yeniden geliştiğine ilişkin anlamlı göstergeler sunmaktadır.

Avrupa toplumlarından yükselen bu büyük protesto gösterileri anti-emperyalist uyanışa anlamlı bir gösterge olduğu kadar, ilan edilen ve yürütülen emperyalist savaşın bu toplumların iç yaşamında yarattığı sonuçların giderek daha iyi görünmesi ve kavranması anlamına da gelmektedir. Bunun için Avrupa halklarının tepkisi sadece ABD emperyalizmini değil, doğrudan kendi emperyalist devletlerini de hedeflemekte ve bu devletlerin izleyecekleri saldırgan politikalara daha cepheden tutum takınacaklarının ilk işaretlerini vermektedir.

Emekçiler ve halklar arasında yeniden anti-emperyalist bir uyanış ve bilinç gelişmektedir. Dünya halklarıyla emperyalizm arasında giderek büyüyen çelişki ve çatışmalar bu bilinci giderek daha çok ateşleyecek ve zaman içinde güçlendirecektir.



Emperyalizm barışa engel

“...Berlin’de 100 bin kişinin toplandığı alanda barışa ve halkların kardeşliğine güç katan bu konuşmaların sahipleri, Bush’u protesto eylemlerini Evrensel’e değerlendirdi:”

SAVAŞ İSTEMEDİĞİMİZİ GÖSTERMELİYİZ

Horst Schmithenner (IG Metall Sendikası Genel Yönetim Kurulu Üyesi)

Buradaki ortam olağanüstü. Buraya 100 bin insanın geleceğini düşünemiyordum. Bizim protestomuzun Amerika ile dostluğu zedeleyeceği üzerine sürdürülen karşı propagandalara rağmen, bu kadar insanın tutumu, savaşa karşı barış hareketini güçlendiriyor.

“Medeniyetlerin çatışması” söylemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Savaşı sürdürmek isteyenler için bazı hazırlıklar gerekiyor. Bu konuyla ilgili en çirkin dayanaklardan birisi “medeniyetler savaşı” söylemi. Aslında sorun sadece ekonomik çıkar sorunu. Savaşın gerçek nedeni, Afganistan üzerinden petrol hatlarının ele geçirilmek istenmesidir. Gerisi, yalan ve propaganda!

Savaşlar nasıl önlenebilir?

Birincisi, insanlar, dünyanın hiçbir yerinde savaş istemediklerini açıkça göstermeli. Sonra da eşitsizliklerin nasıl giderilebileceği hakkında düşünmeleri gerek. Savaşların halklara karşı değil, bu eşitsizliklere karşı sürdürülmesi gerekir. Bunun için de, hükümetleri zorlamak gerekir. Örneğin Afganistan’daki savaşın durdurulması; Filistin devletinin kurulması; terör ve savaşlarla ilgili uluslararası hukukun güçlendirilmesi gibi...

AMERİKAN HALKIYLA GERÇEK DAYANIŞMA BUDUR...

Jean Ziegler (Sorbonne Üniversitesi Sosyoloji Profesörü ve BM Gıda Raportörü)

Buraya gelen insanların kitleselliği beni çok etkiledi. Hareketin çokyönlülüğünü, sosyal ve demokratik barış hareketinin yeniden doğuşunun bir göstergesi olarak değerlendiriyorum. Örneğin en güçlü sendikalardan biri olan IG Metall, barış mücadelesine katılıyor. Önceleri kapalı ve sönük bir bürokrasisi olan bir sendika idi, şimdi ise dünyadaki açlıkla da ilgileniyor. ATTAC, kiliseler vs. var, bunlar beni çok etkiledi. Almanya ve Berlin halkı, Amerikan halkıyla dayanışma ile, petrol için dünya çapında korkunç bir savaş sürdüren Bush hükümdarlığı arasında bir ayrım yapabiliyor. Bu yürüyüş, bu savaşlara karşı yapılan bir protestodur, aynı zamanda Amerikan halkıyla gerçek dayanışmanın göstergesidir.

11 Eylül olaylarının ardından insanların önüne “medeniyetler çatışması” gibi bir kavram getirildi. Nasıl yorumluyorsunuz bunu?

Ben bu tartışmaları tamamen saçmalık ve ilkellik olarak değerlendiriyorum. Bu değerlendirmeyi de bir sosyoloji profesörü olarak yapıyorum. Dünyanın en büyük zenginliği, kültürlerin çokluğudur. Kültürlerin birbirleriyle rekabet ve mücadele içersinde olduğunu söylemek, medeniyetin daraltılması, kısıtlanması demektir. Ve çok tehlikelidir. Çünkü Beyaz Saray, “iyi ve kötüler”in kim olduğu ve “asıl medeniyetin ne olduğu” sorusunu cevaplandırma hakkını buluyor kendinde. Örneğin Bush, General Şaron’un katliamlarını haklı kılıyor. Cenin katliamı, savaş suçları arasında en korkunç olanlardan biridir oysa.

Bir BM çalışanı olarak, Batı’dan Doğu ve Ortadoğu ülkelerini nasıl görüyorsunuz?

Tamamıyla 19. yüzyılın emperyalist politikalarına dönüş görüyorum. Tabii ki hiç kimse Taliban’ı savunmuyor. Ama bütün bir ülkeyi ve halkı bombalamak ve öldürmek, bunu özgürlük ve adalet adına yaptığını ilan etmek, yalan söylemektir. İsrail halkı değil ama İsrail hükümeti, Ortadoğu’da korkunç bir baskı politikası uyguluyor, tüm uluslararası anlaşmaları yok sayıyor, hastaneleri bombalıyor, insanları diri diri evlerinin altına gömüyor. Bunlar maddi ve silah donanımı olarak Bush tarafından destekleniyor.

En kötüsü, Avrupa’daki ülkelerin ve politikacıların her şeyi kabullenen tutumları. Avrupa, demokratik gelenek ve ekonomik güç olarak farklı bir dünya talep etme ve çabası içinde olma gücüne sahip. İnsan haklarına saygı, militarizmin zayıflatılması, kolektif bir güvenlik ve hukuk kurallarının şekillendirdiği bir dünya olanaklı. Avrupa’nın uluslararası hukuku temel alan bir rotaya girmesi gerekir. En büyük umutlarımız da demokratik hareketlerin güçlenmesi. Yani insanlar uyanır ve sokaklarda, bürolarda, işyerlerinde ve üniversitelerinde harekete geçerlerse, kendi hükümetlerini emperyalist, militarist girişimlerden uzak tutabilirler.

SAVAŞ EMPERYALİSTLERİN ÇIKARINA

Carmen Ludwig (Almanya Üniversite Öğrencileri Temsilcisi)

“Terörizme karşı savaş” gerekçesi altında geçtiğimiz aylarda yürürlüğe sokulan uygulamalar, en temel insan haklarımızı kısıtladı. Irkçı önyargılar şimdiye kadar görülmemiş ölçüde yaygınlaştı. Aylardır savaş sürdüren ve anti-terör yasalarını karar altına alan SPD/Yeşiller hükümeti iç güvenlik sorununu, hukuk devleti ilkelerinin önüne geçirdi; insan haklarını “terörist gizleme araçları” olarak değerlendirdi. Ve ilk önce yabancıların özgürlüklerini önemli derecede kısıtladı. Aynı zamanda istihbarat teşkilatlarının yetki alanları genişletildi. İstihbarat teşkilatlarının faaliyetleri üzerinde bir kontrol mekanizması yok. Bu gelişmelerin nelere yol açtığını ABD’deki uygulamalar gösteriyor. Burada, sivil mahkemeler değil gizli askeri mahkemeler ölüm cezası kararları verbiliyorlar.

Savaşın, insan hakları ve medeniyet için yapıldığı iddiaları yalandan başka bir sey değildir. Kadın hakları, insan hakları vb. gerekçeler öne sürdüler ama, gerçekte çıkarları için, egemenliklerini güçlendirmek için savaşı-yorlar. ABD ne yapıp edip Ortadoğu’ya ilişkin planlarını uygulamak istiyor ve önümüzdeki günlerde Irak’a saldırması sürpriz olmayacak. Barış yanlıları olarak biz de hazır olmalıyız.

Bir öğrenci temsilcisi olarak savaşların nasıl önlenebileceğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle bu konuları üniversitelere taşımamız gerekir. Şu anda üniversitelerde savaş, barış vb. konulara ilişkin etkinlikler, tartışmalar yetersiz. Öğrenci temsilciliklerine önemli görev düşüyor. Bunun ötesinde tabii ki bugünkü gibi, savaş karşıtı eylem ve etkinliklerin sürmesi, yerel alanlara daha fazla yayılması gerekir.

HER TAŞIN ALTINDA BUSH

Ruben Kaminer (İsrail’deki “Barış Şimdi” hareketi Öğrencileri Temsilcisi)

Burada güçlü, militan ve kitlesel bir barış hareketi gözlemledim. Anlaşılan sadece barış hareketi değil, antiemperyalist bir hareket. Gençlerin yoğun katılımı bizim neslimiz için bir umut kaynağı. Eylemi örgütleyenlerin çeşitli kesimlerden oluşması da sevindirici.

İsrail barış hareketi ne durumda?

Şu anda İsrail’de bir yarış var. Bir yanda, Şaron hükümetinin sürekli şiddet kullanan, askeri operasyonları ve provokatif tutumları var. Bununla kendi mezarlarını kazıyorlar. Diğer yanda ise yeniden canlanan barış hareketi ki, o da gelişmeler üzerinden güçleniyor. Barış hareketi, hümanist ve enternasyonalist düşüncelerden ve vicdani redcilerden etkilenmiş durumda ve kendini yeniliyor.

“Medeniyetler çatışması” kavramı sizce neyi ifade ediyor?

Bush ve diğerleri, bizim sırtımızdan kendi planları için belirli gerekçeler öne sürmekteler. “Hıristiyanlığın savunması”, “teröre karşı savaş”, “Batı uygarlığının savunulması” gibi. Kısa süre öncesine kadar da, bizi komünizme karşı savunduklarını öne sürmüşlerdi. Fakat gerçekte, Amerikan emperyalizmi ve psikolojik savaş mekanizmaları, barışı engelliyor. Nereye bakarsak bakalım, her taşın altından Washington ve Bush’un eli çıkıyor.

(28 Mayıs 2002/Evrensel)