18 Mayıs'02
Sayı: 19 (59)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin işçi sınıfı hareketi içindeki ajanları
  Yakıcı sorunlar karşısında yasak savma tutumu
  Göstermelik eylem işçilerin basıncı karşısında zamanından önce bitirildi
  Lastik işçisi grev hakkına sahip çıkmalıdır!
  Kamuda çalışan binlerce işçi ve emekçinin tasfiyesi gündemde
  Kamu bankalarında büyük tasfiye
  Yonca Teknik işçisi greve devam ediyor
  16. Geleneksel İTÜ Şenliği ve devrimci tavır
  Paralı Eğitim Karşıtı Öğrenci Platformu Bülteni'nden...
  Platform çalışmasının güncel sorunları
  Düzen siyasetinin açmazı ve iflası
  AB tartışmaları, yoksulluk ve demokrasi...
  Siyonizm ve uluslararası emperyalizm/2
   Hollanda parlamento seçimlerinde politik deprem
   Türkiyeleşme" politikasının içyüzü ve birleşik mücadelenin gerekleri
   Filistin kazanacak!..
   Kadın hakları için ayağa kalkın!..
   Faşizmin işkencehanelerinde ser verip sır vermedi!..
   Ezilen halklarla dayanışmayı yükseltelim!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Liberal küreselleşmenin üçlü savaş cephesi...

Şer Mihveri

Ignacio Ramonet

Üç cephe. Liberal küreselleşmenin bundan böyle toplumlara üç cephede saldırdığını yurttaşlar bilmeli.

Birincisi, insanlığı bütünüyle ilgilendirdiği için esas cephe olan ekonomi cephesidir. Bu cephe uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) oluşturduğu gerçek “şer mihveri”nin komutası altında bulunuyor. Bu uğursuz mihver pazar diktatörlüğünü, özel sektörün mutlak üstünlüğünü, kâra tapmayı dünyaya dayatmaya ve yeryüzünün bütününde korkunç zararlara yol açmaya devam ediyor: Enron'un hileli hiper iflası, Türkiye'deki para krizi, Arjantin'in tepetaklak çöküşü, dört bir yandaki ekolojik yıkımlar...

21- 22 Mart tarihlerinde Monterrey’de (Meksika) toplanacak olan Kalkınma İçin Finans Uluslararası Konferansı da, muhtemelen, Güney ülkelerinin kalkınmasında baş rolü özel sektörün oynaması gerektiğini oylayarak genel felaketin daha da ağırlaşmasına yol açacak... Devlet ve hükümet başkanlarının, özellikle de Avrupa Birliği'nin devlet ve hükümet başkanlarının, kalkınmadan yana, insanlığın üçte ikisini sefaletten kurtarabilecek yegane önlemleri benimsemeyi ret etmeleri özel olarak utanç vericidir.

Söz konusu önlemlerin on tanesini şöyle sıralayabiliriz: Yoksul ülkelerin borçlarını toptan silmek; Güney ülkeler topluluğunun borcuyla ilgili esnek, akılcı ve hakkaniyetli bir ödeme düzeni getirmek; gelecekteki finansmanların tatmin edici koşullarda gerçekleşip kalıcı kalkınma için kullanılmasını sağlayacak güvenceler belirlemek; zengin ülkelerin zenginliklerinin en az % O,7'sini kalkınma finansmanına ayırmayı üstlenmelerini sağlamak; Kuzey ile Güney arasındaki karşılıklı ilişkileri yeni bir dengeye oturtmak; beslenme egemenliğini her ülkede güvence altına almak; rasyonel olmayan sermaye hareketlerini denetlemek; banka gizliliğini yasaklamak; vergi cennetlerini yasadışı ilan etmek; ve nihayet, para hareketlerini uluslararası planda vergilendirmeye yönelik bir sistem kurmak.

İkinci cephe gizli kapaklı, sessiz, gözle görülmeyen bir cephedir ve ideoloji alanındadır. Üniversitelerin, saygın araştırma kurumlarının (Heritage Foundation, American Enterprise Institute, Cato Institute), büyük medya kuruluşlarının (Fransa'da ve başka yerde pek çok köle tipli gazetecinin öykündüğü CNN kanalı, The Financial Times, The Wall Street Journal, The Economist) etkin işbirliğiyle, yeryüzü sakinlerini liberal küreselleşmenin sonunda evrensel mutluluğu getireceği konusunda ikna etmeye yönelik gerçek bir ikna endüstrisi kuruldu. Haberciliğin gücünden destek alan ideologlar, hükmedilenlerin edilgen suç ortaklığından da yararlanarak, tabiri caizse tadına doyum olmaz bir despotizmi böyle oluşturdular.

Bu yönlendirme, 11 Eylül 2001'den sonra Pentagon'un Orwell'i çağrıştıran ve açıkça uluslararası basını “zehirlemek” ve “düşman devletlerde olduğu kadar dost ülkelerde de kamuoyunu ve siyasetçileri etkilemek” görevlendirilen Stratejik Etki Bürosu’nu kurmasıyla birlikte, resmi olarak yeni bir hız kazanmış oldu. Yani, aynen en karanlık Mc Carthycilik ve soğuk savaş yıllarında olduğu gibi, Amerikan Savunma Bakanlığının denetimi altında, resmi gerçeği, Übüvari diktatörlüklere yaraşır bir biçimde kurgulamakla görevli bir tür dezenformasyon ve propaganda bakanlığı oluşturuldu.

Bugüne dek var olmayan üçüncü cephe askeri alanda kendini gösteriyor. Bu cephe 11 Eylül 2001 travması ertesinde açıldı. Ve liberal küreselleşmeyi kuralına uygun bir güvenlik aygıtıyla donatmayı hedefliyor. Amerika Birleşik Devletleri bu misyonu Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı'na (NATO) bırakmayı bir süre denedikten sonra tek başına üstlenmeye ve bu misyonu en etkili en gösterişli biçimde hayata geçirmeyi sağlayacak önemli araçlarla kendini donatmaya karar verdi.

Afganistan'da Taliban rejimine ve El Kaide örgütüne karşı yürütülen son savaşta Washington, bu çaptaki misyonlarda, Birleşik Krallık ve Fransa gibi başlıca stratejik müttefiklerinden ya da hatta NATO'dan fazla bir askeri işbirliği talep etmenin gereksiz olduğuna kanaat getirdi.

Bu küçümseyici tavır, müttefiklere danışılmadan yapılan ve Washington’un yakında Irak'a saldırma niyetinde olduğunu bildiren son açıklamada da doğrulandı. Avrupa hükümetlerinden gelen itirazlar Amerikan yönetimini hiç mi hiç etkilemedi, ayrıca bu itiraz sesleri de daha şimdiden pek duyulmaz oldu. Kulların işlevi boyun eğmektir ve Amerika da bundan böyle mutlak bir siyasal hakimiyet kurmak için can atıyor. William Pfaff’ın saptamasına göre "Birleşik Devletler bir anlamda Devletler, evrensel imparatorluğun modern bir versiyonu olan, üyelerinin gönüllü olarak buyruğuna girdiği kendiliğinden oluşmuş bir imparatorluğun başına geçebilecek güçtedir."

Bu imparatorluk liberal küreselleşmeyi somut olarak, hayata geçirmek istiyor. Tüm muhaliflerin, tüm başkaldıranların ve tüm direnişçilerin ekonomik, ideolojik ve askeri bu üç cephede kendileriyle savaşılacağını artık bilmeleri gerek. Birçok Avrupalının (Fransız, Britanyalı ve İspanyol) kafeslere kapatıldığı Guantanamo’daki “tropikal zindan” rezaletinin de gösterdiği gibi, insan haklarına saygı devri geride kaldı...

Şer Mihveri (IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü) gerçek yüzünü gizliyordu. Şimdi onun ne olduğunu biliyoruz.

Le Monde Diplomatique (çev. Mine Haksal)
(Şubat 2002 tarihli olduğu anlaşılan bu yazı internetten alınmıştır. Üst başlığı tarafımızdan konulmuştur.../SY Kızıl Bayrak)



Emperyalist barbarlığa ve saldırganlığa karşı

Ezilen halklarla dayanışmayı yükseltelim!

Emperyalistler tarafından halklara karşı ilan edilen emperyalist savaşın yeni hedefi Ortadoğu’dur. ABD emperyalizmi Irak’a karşı başlatacağı savaşın her cephede hazırlıklarını sürdürüyor. Emperyalist ölüm makinası tekrar harekete geçirilecek, Ortadoğu halklarına derin acılar ve yıkımlar yaşatılacaktır. Emperyalist propaganda aygıtları dünya kamuoyunu buna hazırlıyor.

Emperyalistler özgürlük, adalet ve barış uğruna “terörizme karşı savaş” yürüttüklerini iddia ediyorlar. Dünya halklarını ve emekçi kitleleri bu yalana inandırmak istiyorlar. Oysa sadece 11 Eylül’den bu yana yaşananlar bile emperyalizmin her türlü özgürlüklerin düşmanı ve adaletsizliğin kaynağı olduğunu yeterince kanıtlamıştır. Dünyanın dört bir yanında ezilen halklara ve emekçi kitlelere sınırsız bir terör uygulayanlar, hak ve özgürlükleri için mücadele edenleri teröristlikle damgalıyorlar. Böylece ezilen halklar, işçiler, emekçiler, ilericiler ve devrimciler terörist, onların meşru talepleri ise terörizm olarak ilan ediliyor. Oysa gerçek teröristler her yıl onmilyonlarca insanı açlıktan ölüme terk edenler, bir milyardan fazla insanı işsiz bırakanlardır. Gerçek teröristler milyonlarca çocuğu kölelik koşullarında çalıştıran, fuhuş sektöründe pazarlayan ve bulaşıcı hastalıkların pençesinde ölüme itenlerdir. Milyonlarca insanı sağlık ve eğitim başta olmak üzere tam sosyal hizmetlerden mahrum bırakanlardır. Gerçek teröristler, birçok bölgede gerici savaşlar yürüterek toplu katliamlar yapan, insanlığı onlarca kez yok edecek nükleer silahları ellerinde bulunuranlardır.

Emperyalistler uyguladıkları terör ve barbarlığın adına “özgürlük ve adalet” diyorlar. Ama özgürlüğü için savaşan Filistin halkına kan kusturuyorlar. Adalet ve özgürlük isteyen Filistin halkı soykırım amaçlı katliamlardan geçiriliyor. İsrail siyonizmi ABD’nin tam desteğini arkasına alarak Filistin halkına karşı Nazi vahşeti uyguluyor. Cenin mülteci kampında yakın dönemin en büyük katliamı yaşandı. Bine yakın insan katledildi, bir o kadarı tutuklanarak işkence kamplarına götürüldü, yüzlerce ev yerle bir edildi.

Bu vahşetin arkasında emperyalizmin kanlı yüzünün olduğu bir kez daha görüldü. Kirli yüzü açığa çıkan bir başka odak ise Birleşmiş Milletler oldu. Bugüne kadar BM kararlarını hiçe sayan İsrail siyonizmi bu kez BM heyetini bölgeye bile sokmadı. Irak’ın Birleşmiş Milletler’in denetimini reddetmesini savaş gerekçesi sayanlar, tam bir ikiyüzlülükle İsrail’in pervasızlığına destek sunuyorlar.

İşçiler, emekçiler!

Emperyalizm insanlığın ve uygarlığın düşmanıdır. Özgürlüklerin önünde engeldir. Eşitsizliğin ve adaletsizliğin kaynağıdır. Filistin halkının seçtiği onurlu yol ezilen halklara emperyalizme karşı nasıl davranılması gerektiğini anlatıyor. Filistin halkı emperyalist barbarlığa ve siyonist vahşete karşı dişiyle-tırnağıyla direniyor. Bu yiğit ve onurlu halkın yanında yer alalım! Ortadoğu halklarıyla dayanışmayı yükseltelim!

BİR-KAR
(İşçilerin Birliği Hakların Kardeşliği Platformu)