18 Mayıs'02
Sayı: 19 (59)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin işçi sınıfı hareketi içindeki ajanları
  Yakıcı sorunlar karşısında yasak savma tutumu
  Göstermelik eylem işçilerin basıncı karşısında zamanından önce bitirildi
  Lastik işçisi grev hakkına sahip çıkmalıdır!
  Kamuda çalışan binlerce işçi ve emekçinin tasfiyesi gündemde
  Kamu bankalarında büyük tasfiye
  Yonca Teknik işçisi greve devam ediyor
  16. Geleneksel İTÜ Şenliği ve devrimci tavır
  Paralı Eğitim Karşıtı Öğrenci Platformu Bülteni'nden...
  Platform çalışmasının güncel sorunları
  Düzen siyasetinin açmazı ve iflası
  AB tartışmaları, yoksulluk ve demokrasi...
  Siyonizm ve uluslararası emperyalizm/2
   Hollanda parlamento seçimlerinde politik deprem
   Türkiyeleşme" politikasının içyüzü ve birleşik mücadelenin gerekleri
   Filistin kazanacak!..
   Kadın hakları için ayağa kalkın!..
   Faşizmin işkencehanelerinde ser verip sır vermedi!..
   Ezilen halklarla dayanışmayı yükseltelim!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Siyonizm ve uluslararası emperyalizm/2

Abu Walid
(Filistinli öğrenci)

Yok edilmek istenen Filistinliler

1948 Savaşı sırasında tam 418 Filistin köyü tamamen yok olmuştu. İnsanlıktan çıkmış ve bir halkın tarihiyle, kültürüyle ve herşeyi ile varlığını inkar eden Meir, diğer siyonist liderler ile birlikte en faşist slogan yarışmasını kazanmış olabilir. Fakat yıllar önce Meir’in inkar ettiği halktan bahsederek yarışa katılan siyonistler de vardı. 1940 yılında Yahudi Milli Bankası Müdürü Yusuf Fayts’ın bir yazısında şu cümleler yer almıştı; “O topraklarda iki halk için yer olmadığı herkes tarafından bilinmelidir. Araplar çıksalar bile bizim için yeterli olmaz. Hepsini çıkartmaktan başka yolumuz yoktur.” 1967 Savaşı’ndan sonra Kinesset Başkanı Meir, Kohen’de şöyle demişti; “İsrail Batı Şeria’dan 200, 300 bin kişi daha çıkartmamak ile büyük bir hata yapmıştır.” 

Siyonizmin görevlerini hatırlatmaya çalışan Yoram Borat da, “İsrail liderlerinin görevi, zamanla unutulmuş gerçekleri açıkça ve cesaretle hatırlatmak ve anlatmaktır. Bu gerçeklerin en önemlisi de, Arapları topraklarından kovmadan ne siyonizm ne de Yahudi bir devlet olmayacaktır.” demekten geri kalmamıştır.

Böylece seçilmiş halk, vaadedilen topraklar, Filistinlileri topraklarından kovmak, Yeşu (bazen de Yaşova olarak yazılır) öyküsü (binlerce yıl önce Yahudilerin lideri Yeşu’nun Ariha’yı işgal ettiğinde tüm halkını öldürdüğü ve hiçbir canlı bırakmadığı savaşı anlatır) gibi temellere dayanarak sistemli bir şekilde dini öğretimli ve siyonist eğitimli nesiller yetiştirilir ve bir ordu oluşturulur.

Bu ordu, girdiği her savaşta güçsüz ve mağdur durumunda görünmeye çalıştı. Ancak İsrail’in bölgedeki askeri güç açısından her zaman üstünlüğü vardı. İşgalcilerin getirdiği zor koşullar ve engeller bölgedeki ülkelerin güçlenmesinin önüne geçti. İsrail, bu işgalci ve sömürgeci ülkelerin silahlarıyla savaşa giriyordu ve gün geçtikçe onların destekleriyle daha da güçleniyordu.

Ancak İsrail ve sömürgeci ülkeler, medya güçleriyle sürekli olarak o gerçekleri işlerine gelecek şekilde göstermeye çalışıyorlar. 2. Dünya Savaşı’nda ölen 6 milyon Yahudi (Amerikan Yahudi Yıllığı, 5702 sayılı 22 Eylül 1941-11 Eylül 1942 süreci ile ilgili kitabında, Alman ordusunun kontrolü altında bulunan bölgedeki Yahudilerin sayısı toplam 3 milyon 210 bin 722’dir) için İsrail’de anıt yapıldı ve Almanya’dan tazminat istendi. Savaşın kurbanlarının sayısının 50 milyonu bulmasına rağmen, yapılan filmlerde Yahudiler savaşın tek kurbanı olarak gösterilmeye çalışıldı.

Bir insanın öldürülmesi affedilmeyecek bir cinayettir ve 50 milyon ölünün içinden sadece seçilmiş halktan olanlarını hatırlamak veya bir halkın yok olduğunu iddia etmek bir cinayet değil midir?

ABD ve İsrail ittifakı

Soğuk savaş sırasında Sovyetler’e karşı ve güvenlik adı altında (şu anda İsrail’de en çok kullanılan terimdir!) savaşlara giren veya savaşlarda bir tarafı destekleyen ABD için Ortadoğu’nun sahip olduğu özellikler büyük önem kazanmıştır. Bir taraftan dünya petrolünün yarısını içeren bölge, öbür taraftan Asya, Afrika ve Avrupa arasında yer alması veya su kaynakları açısından önemli bir bölge olması... Tüm bunlardan öte, ABD’deki Yahudi lobisinin baskıları ABD’nin İsrail’i desteklemesi için yeterli sebeplerdir.

BM’nin İsrail aleyhine verdiği kararlarda veto hakkını kullanan veya İsrail’in reddettiği yüzlerce kararın uygulanması için BM’nin harekete geçmesini engelleyen ABD, İsrail için bir yardım programı da hazırlamıştı.

1948-1952 yılları arasında İsrail’in aldığı yardımlar nüfus olarak hesaplarsak yardım alan diğer ülkelerin 20 katını aşmaktadır. 1961 yılında başlayan askeri destek, 1972’de imzalanan Kamp David anlaşmasından sonra arttı ve İsrail’in girdiği tüm savaşlarda önemli katkılarda bulundu.

1990 Savaşı’nda ABD askerlerinin müdahalesi, Suudi Arabistan’a yardım etmek için değil, bölgenin petrolünü yakından kontrol etmek, bölgede daha güçlü duruma gelmek, kontrol alanlarını genişletmek ve ABD veya İsrail’e karşı olan ülkelere iyi bir ders olması amacıyla gerçekleşmişti. 1981 yılındaki Lübnan Savaşı’ndan önce, şu anki İsrail Başbakanı Şaron şöyle bir demeç vermişti: “Önümüzdeki yıllarda İsrail’in etki alanı genişleyecektir. Sadece Akdeniz’deki Arap ülkelerine değil, tüm Ortadoğu’ya, İran, Pakistan, Türkiye ve Afrika’ya da uzanacaktır.”

Dini sloganlar ile seçimi kazanan Nitenyahu veya Şaron, BM’nin verdiği tüm kararları reddederek, Kudüs’ten Filistinlileri çıkartarak ve çevresini siyonist yerleşim bölgeleriyle çevirmeye devam ederek, diğer ülkelerin topraklarını işgal ederek sınır güvenliğinden bahsediyorlar. İnsanlıktan bahsederek Filistinli çocukları öldürmeye devam ediyorlar. Yeşu öyküsü veya diğer efsanelere inanmak değil, onu tekrar yaşatmak ve uygulamak dincilik olur.

Yeşu kitabından alınan “… ve şehri yıkın. İçindeki erkekleri, kadınları, çocukları, yaşlıları ve hatta inekleri, keçileri ve eşekleri öldürünüz” cümlesi üzerine Prof. Tamaren, bir okulda yaptığı ankette şu soruları sormuştu:

- Sence Yeşu ve Yahudilerin davranışı doğru mudur?

- Diyelim ki İsrail ordusu bir Filistin köyünü işgal etmiş, köyün halkına Yeşu’nun Ariha halkına davrandığı gibi davranmalı mıdır?

Öğrencilerin %70’i anketin sorularına evet cevabını vermişlerdi. Sonuçları açıklayan Prof. Tamaren Tel Aviv Üniversitesi’nden atılmıştı. Kudüs’teki İbri Üniversitesi’nde Nazizm tarihi uzmanı Prof. Zimmerman şunları söylemişti: “El-Halil’deki Yahudi yerleşimlerde yaşayan çocuklara bakınız. Tamamen Hitler’in yetiştirdiği gençler gibiler. Çocukluklarından beri Arapların kötü oldukları ve Yahudi olmayanın düşman olduğunu öğrenerek, kendilerini üstün bir ırk olarak görmüşler. Tıpkı Hitler’in gençleri gibi.” 

Okullarda olan orduda da olmaktadır. Askeri eğitim sırasında Yeşu adına bağıran askerler, 10 Mayıs 1996’da Lübnan’a düzenlenen saldırının sonucunda, Kana katliamından sonra toplanırlar. İyi bir iş başardıkları için komutanları tarafından tebrik edilirler. Yayınlanan bir röportajda şu diyalog geçer; 

- Kendinizi suçlu hissetmiyor musunuz?
- Neden? Biz sadece görevimizi yaptık. Bize verilen emirleri yerine getirdik. Nasıl olsa kimse düşüncemizi sormaz. 
- Peki ya sorarlarsa?
- Daha fazla bomba atar, daha fazla Arap öldürürdük!
- Peki silahlarınızın böyle kullanılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Neden bahsettiğini anlamadım, ama biz topçu ekibiz. Böyle saçmalıkları tartışmak için zamanımız yok. Bizim tek öğrendiğimiz şey, profesyonel asker olmak! 

Bugünlerde Filistin halkına yönelik saldırılar da siyonizmin planlarının ve uygulamalarının bir parçasıdır.

Filistinlilerin ve özellikle çocukların yaşama haklarını aşırı ve öldürücü silahlar kullanarak ihlal etmek, cezaevlerindeki Filistinliler’in kötü koşullar altında kalmaları, işkence görmeleri ve gerekli sağlık bakımları yapılmadan hastalıklarının doğal bir işkence ve baskı aracı olarak kullanılması, sağlık ekiplerinin yaralılara ulaşmasını engellemek ve o gerçekleri yansıtmamak için basın mensuplarının bilgi almalarını engellemek, vs.. Tüm bunlar siyonizmin ve emperyalizmin bir görüntüsü ve devlet terörünün birer örneğidirler.

(Bu metin daha önce İleri dergisinin
Eylül-Ekim 2001 tarihli 6. sayısında yayınlanmıştır...)