09 Şubat '02
Sayı: 06 (46)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin Ortadoğu macerası, Türk devleti ve Kürt liberalleri
  Emperyalizme kölelik ve düzenin çözümsüzlüğü
  Kamu işçisinin direnişi örme sorumluluğu
  Yıkıntıların altından kapitalist düzenin vahşi yüzü çıktı!
  Demokratikleşme yalanı ve burjuva ikiyüzlülüğü
  "Sendika yönetiminin ihanetine uğradık"
  Her düzeyde parasız eğitim!
  Emperyalizmin çıkarları için kardeş halkların kanı akıtılmak isteniyor
  KESK genel kurulları sürüyor...
  "Başka bir dünya mümkün" ve zorunlu!..
  Hükümet vizesi için uşaklık sınavı
  Üniversite-sermaye işbirliği üzerine
  Almanya: Faşist NPD'nin kapatılması davası...
  Emperyalist savaşın yeni halkalarından biri: Filipinler
  Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik çizgisi...
   "Anadilde eğitim" kampanyası ve TC!..
   F tipi sağlığa zararlıdır!
   Tecrit ve tredmana bağlı olarak Sincan F Tipi Cezaevi'nde yaşananlar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yurtsever Kürdistan halkına!..

Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik çizgisi hızla nihai amacına götürülüyor!..

Kendilerinden istenen, kendilerine dayatılan bu. Türk özel savaş kurmaylığı, 12 maddelik mutlak teslimiyet ve ihaneti dayattı, “Kürt ve Kürdistan kavramlarından, bunu çağrıştıran söz ve eylemlerden vazgeçin, silahlarınızla birlikte gelin Türk adaletine teslim olun” ültimatomunu verdi. Buna karşılık İmralı Partisi yönetenleri, “evet, buna varız, ama bizim de isteklerimiz var, Başkanımızın koşullarını biraz daha iyileştirin ve bizi de affedin” (O. Öcalan’ın Medya TV’deki konuşmasına bakılabilir) demeye başladılar. Elbette ortada bir samimiyet testi vardı, bunu kanıtlamaları, kanıtlayıcı davranışlarda bulunmaları gerekiyordu. Aceleleri vardı, iradelerini, beyinlerini teslim ettikleri güç, 8. Kongre’yi ve orada alınacak kararları beklemek istemiyordu. Samimiyet için hemen somut kanıt, çok somut adımlar istiyordu. Bunun üzerine İmralı Partisi yönetenleri hemen “Parti eclisi’ni” topladılar ve “tarihi” kararlarını açıkladılar:

“PKK adına yürütülen çalışmaları durduruyoruz!”. “Yani PKK’yi artık tarihe ve toprağa gömüyoruz! Resmi gömme töreni ise 8. Kongre’de olacaktır.”

Bir tarihi kesite damgasını vurmuş bir parti için bundan daha hazin, trajik ve utanç verici bir son olabilir mi? Tarih, böyle bir ihanete gerçekten tanıklık etmiş midir?

Utanmadan, sıkılmadan, zafer kazanmış komutan edasıyla pişkince teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilikte geldikleri son noktayı açıklıyorlar:

“Parti Önderliğimizin çizdiği yeni strateji doğrultusunda yeniden yapılanma çalışmalarının önemli bir düzeye ulaştığını tespit etmiş, bu çalışmanın kararlılıkla sürdürülmesini ve 8. Kongre ile başarılı bir biçimde sonuca götürülmesini gerekli görmüştür. Bu doğrultuda yaratılan yeni örgütlenmeleri daha da geliştirirken, yeniden yapılanmayı tamamlamak için gerekli olan örgütsel çalışmaları kararlaştırıp bir plana kavuşturmuştur. Bu çerçevede öncelikle Avrupa Birliği sınırları içinde ve yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde PKK adıyla politik, örgütsel ve pratik çalışmanın yürütülmesini durdurmayı gerekli görmüştür. Bu andan itibaren AB ve TC sınırları içinde PKK adıyla herhangi bir çalışmamız olmayacaktır. Mevcut çalışma ve örgütsel yapımızın bu karar doğrultusunda yeniden yapılanması için gerekli çalışmalar hızla yürütülecektir. Bu vesileyle Avrupa’daki taraftarlarımızın bu karara uygun davranmalarını, başta YDK ve KNK olmak üzere yasal ve demokratik çerçevede kurulan kurum ve kuruluşlarda kendilerini örgütleyip faaliyet yürütmelerini istiyoruz. Yine Türkiye’deki sempatizan ve taraftarlarımızı, yeni sürece ve Önderlik &ccedl;izgisine uygun olarak kendilerini örgütleyip mücadele etmeye çağırıyoruz.”

Evet, çok açık; Avrupa Birliği ve TC sınırları içinde “PKK adıyla politik, örgütsel ve pratik çalışmanın yürütülmesi” durduruluyor. Bu, PKK’nin bir bütün olarak fiilen feshi ve toprağa gömülmesi değilse nedir?

Neden, sadece AB ve TC sınırları içinde? Ya Güney Kürdistan ve diğer parçalardaki çalışmalar yine PKK adına mı yürütülecek? Neden? Sınırlardaki bu “ince” ayrımın anlamı ve nedeni nedir? Hangi politik iradeye oturuyor, hangi politik iradenin sonucudur?

Daha da önemlisi, İmralı Partisi yönetimi, NEDEN, NİÇİN “PKK adıyla politik, örgütsel ve pratik çalışmanın yürütülmesini durdurmayı gerekli görmüştür?” Bu kimin iradesi, kimin istemi ve kararıdır? PKK ve Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için her şeyini ortaya koyan, hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Kürt halkının, yurtseverlerin, PKK’lilerin bu konuda düşüncesini soran, onayını alan oldu mu? Bütün Kürt halkının, devrimcilerin, yurtseverlerin bu soruları sormaları ve mutlaka yanıtlarını İmralı Partisi yönetenlerinden istemeleri gerekir.

Aslında ortada çok da “yeni” ve sürpriz niteliğinde bir karar ve gelişme yoktur. Bundan üç yıl önce İmralı’da altın tepside düşmana sunulan bütün değerlerimizden geriye kalanlar bugün tasfiye ediliyor ve toprağa gömülüyor. Hatırlanırsa 7. Kongre PKK ve Kürdistan devriminin cenaze töreniydi. İç tepkilerden çekindikleri için o platformda cenazeyi kaldırmak yerine bu işlemi zamana yaydılar, biraz da alıştıra alıştıra, yedire yedire yaptılar; bununla diri, canlı ve gelecek vaat eden unsurları bu süre içinde bitireceklerini hesaplıyorlardı. 8. Kongre ise morgda bekletilen, bu süreçte bütün unsurlarıyla çürümeye başlayan cenazeyi gömme platformu olacaktı. Ama Özel savaş kurmaylığı bu kadarını bile beklemedi, işi bir an önce güncel iç ve dış politikalarına uyarlamak istedi. İradeden yoksun, tek işlevi veilen talimatlara meşruiyet kazandırmak ve uygulamak olan İmralı Partisi yönetenleri de hemen denileni yaptılar. Bugüne nasıl gelindi? Bu sürecin ana çizgilerini kısaca hatırlatmakta yarar var:

15 Şubat’tan sonra İmralı adasına alınan A. Öcalan, kendisine dayatılan iradeyi ve tasfiye planını tartışmasız kabul etti, kendisinden ne istendiyse harfiyen onu yaptı. Mutlak teslim olmuştu, parti ve devrimimiz adına ne varsa düşmana altın tepside sunmuştu. Düşman karşısında diz çöken Öcalan, “yüce devletin” hizmetinde olacağına söz vermişti, bu hizmetini kusursuz yapabilmesi için “yüce devlet” de kendisine yaşama şansı tanımalıydı. TC’nin ve onun ardındaki uluslararası emperyalist güçlerin planı çok net ve kesindi. Öcalan’ın teslimiyeti üzerinden PKK, PKK üzerinden de Kürt halkı teslim alınacak ve çok yönlü tasfiye ve silahsızlandırma planı adım adım mantıki ve nihai sonucuna götürülecekti. Plan harfiyen ve kesintiye uğramadan uygulandı. Planın en önemli unsurlardan biri de iç tepkilerin ve alternatif eğilimlerin bastrılması, önünün alınması ile Kürt halkının yoğun bir demagoji ve yalan kampanyasıyla sanal bir alemde uyutulması ve denetim altında tutulmasıdır! Tasfiye planının kod adı da konulmuştu: “Barış Süreci!”

Soruşturma ifadeleri ve çizilen tasfiye planı, İmralı yargılamalarıyla resmiyete döküldü; ideolojik ve politik teslimiyet, PKK’nin ve devrimin mahkumiyeti temelinde gerçekleştirildi. Bu, sözcüğün tam ve gerçek anlamında bilinç, bellek ve ruh katliam hareketinden başka bir şey değildir. Bu plan içinde Öcalan ve Başkanlık Konseyi’nin rolü, önlerine konulan planı resmileştirerek meşrulaştırmak ve uygulamaktı. Doğrusu rollerini “kusursuz” oynuyorlar...

Devlet salt ideolojik ve politik silahsızlandırma ile yetinmezdi, planın diğer aşamalarını da yaşama geçirme kararındaydı. Omuzu kalabalık bir general İmralı’da Öcalan’a “kayıtsız koşulsuz olarak dağdakileri indir” (bugün kendilerine dayatılan 12 maddelik ültimatomun bir ön örneği) dediğinde, Öcalan, hemen kaleme sarıldı: “Silahlara ve silahlı mücadeleye nihai olarak veda ediyoruz. Silahlı güçler sınırların ötesine çekilsin ve devletin atacağı adımları, yani affı beklesin!” 2 Ağustos 1999’da bu karar da yürürlüğe konuldu, hem de yüzlerce gerillanın katli pahasına... Böylece ideolojik silahsızlandırma askeri silahsızlandırma hareketiyle yeni bir boyuta taşınmış oluyordu.

Ardından devlete güven vermek, samimiyette inandırıcı olduklarını kanıtlamak için teslimiyet gruplarını TC’ye teslim ettiler.

Tabii bütün bunların resmi bir nitelik kazanması gerekiyordu. Bu amaçla 7. Kongre toplatıldı. Yeni bir program, yeni bir strateji ve tüzük benimsendi. PKK’den geriye bir ad ve içi boşaltılmış bir gövde bırakıldı. 7. Kongre bir cenaze töreniydi, ama eksik bırakılan bir cenaze töreni. PKK adı ve gövdesinin tamamen gömülmesi, cenazenin çürütülerek gömülmesi işlemi zamana yayılmalıydı. Bu, daha “gerçekçi” ve sonuç alıcıydı, Kürdistan devrimci dinamiklerine vurulacak darbe bu yöntemle daha derinlikli ve kalıcı olacaktı.

AİHM’e sunulan savunma ise teslimiyet, ihanet ve tasfiyeciliği teorik bir izaha, “felsefi bir anlayışa oturtma çabasından başka bir şey değildir. Bu savunma ile bilinç, bellek ve ruh katliam hareketi en üst boyuta çıkarıldı.

7. Kongre’nin üzerinden yaklaşık iki yıl geçti, gövde önce tam denetim altına alındı, Kürt halkının geleceği ve devrimci dinamikleri ipotek altına alındı. Politik alanda etkili bir alternatif hareket oluşturulamadığı için tasfiye süreci genel olarak engelsiz yoluna devam etti ve bugünkü noktaya geldi.

Görüldüğü gibi, tasfiyecilik son noktaya hızla yaklaşıyor. Hala İmralı Partisi’nin etkisinde olan dürüst, emekten ve özgürlükten yana olan insanlarımız kendi kendilerine şu soruyu sormalılar: Kürt, Kürdistan, PKK ve devrimimizden geriye ne kaldı, hangi değer kırıntısı? O zaman niye bekleniyor, ne bekleniyor? “Biraz daha bekleyelim” diye kendilerini avutanların sarılacakları bir dal kaldı mı?

Yurtsever Kürdistan halkı!
Gerçek PKK’li yoldaşlar!

Bu üç yıl içinde İmralı teslimiyet, ihanet ve tasfiyeciliği epey yol aldı. Bunda, kuşkusuz, seyirci kalanların, boş beklentilerle kendilerini avutanların, bireysel kaygılarla kendilerini atalet içinde bırakanların sorumluluğu da yadsınamaz.

İmralı Partisi’nin kimin iradesiyle hareket ettiği bu son kararlarıyla bir kez daha kanıtladı. Düşman, 12 maddelik dayatmada bulunuyor, onlar da buna kendilerini fesih anlamına gelen kararlarıyla karşılık veriyorlar. Peki, bu rastlantı mı?

Tam da tüm saptırma ve iç boşaltma çabalarına rağmen “Anadilde eğitim” kampanyasının Kürt dinamizmini açığa çıkardığı böyle bir dönemde, İmralı Partisi’nin böyle bir karar alması rastlantı mı?

Hayır!

Bir: Yakın bir gelecekte Irak’a savaş açmayı planlayan ABD tarafında yer alacağını açıkça ilan eden (son bildirilerine bakılabilir) İmralı Partisi, bu tutumlarının gerekli karşılığı görmesini ve oynamak istedikleri role alınmayı bekliyor ve düşünüyorlar.

İki: TC’nin AB’ye giriş planlarını kolaylaştırmak için bu adımı gerekli görüyorlar.

Üç: Güney Kürdistan’daki varlıklarını ve çalışmalarını “PKK adına yürütülen çalışmaları durdurma kararının” dışında tutmaları da boşuna değil: TC’nin Güney Kürdistan üzerindeki siyasal ve askeri faaliyetlerini meşrulaştırmada PKK’nin adı ve bu ad altında faaliyetlerin yürütülmesi gerekiyordu...

Kısacası, tasfiye süreci TC’nin güncel politikalarına destek ve zemin sunarak yoluna devam ediyor, hızla nihai hedefine götürülüyor.

Bu noktada halkımızın ve gerçek devrimci yurtseverlerin bir an önce ayağa kalkmaları, toparlanmaları, devrimci çizgide birleşerek alternatif bir politik hareket yaratmaları ertelenemez bir görev olmaktadır...

Hiçbir yurtsever güç, çevre ve kişi bu görevden kaçamaz, kaçmamalıdır!

Kahrolsun teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik!
Devrimci çizgide birleşelim!
Yaşasın partimizin devrimci çizgisinde ısrar direnişimiz!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları