09 Şubat '02
Sayı: 06 (46)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin Ortadoğu macerası, Türk devleti ve Kürt liberalleri
  Emperyalizme kölelik ve düzenin çözümsüzlüğü
  Kamu işçisinin direnişi örme sorumluluğu
  Yıkıntıların altından kapitalist düzenin vahşi yüzü çıktı!
  Demokratikleşme yalanı ve burjuva ikiyüzlülüğü
  "Sendika yönetiminin ihanetine uğradık"
  Her düzeyde parasız eğitim!
  Emperyalizmin çıkarları için kardeş halkların kanı akıtılmak isteniyor
  KESK genel kurulları sürüyor...
  "Başka bir dünya mümkün" ve zorunlu!..
  Hükümet vizesi için uşaklık sınavı
  Üniversite-sermaye işbirliği üzerine
  Almanya: Faşist NPD'nin kapatılması davası...
  Emperyalist savaşın yeni halkalarından biri: Filipinler
  Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik çizgisi...
   "Anadilde eğitim" kampanyası ve TC!..
   F tipi sağlığa zararlıdır!
   Tecrit ve tredmana bağlı olarak Sincan F Tipi Cezaevi'nde yaşananlar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Ilımlı islami parti” ABD’de görücüye çıktı ...

Hükümet vizesi için uşaklık sınavı

“Ilımlı islami parti” AKP’nin lideri Tayyip Erdoğan geçen hafta Amerika’daydı. Dünya Ekonomik Forumu’na (DEF) Derviş ve Cem ile birlikte davet edilen 3. Türk politikacısı olarak hem ABD’de bir dizi “düşünce kuruluşu” ile, hem de DEF’e katılarak dünyanın en güçlü “iş çevreleri” ile bir dizi temasta bulundu. Yani görücüye çıktı.

Bu ülkede hükümetin yolu seçim sandığından değil, ABD’nin onayından geçer. Bundan dolayı da her hükümet adayının ilk işi soluğu ABD’de almak olur. ABD yönetimine sadakatini bildirir, kendisini pazarlar. ABD, “ya kulum yürü” derse rüştünü ispatlar. İşte önümüzdeki dönemde hükümete en yakın aday partinin lideri Tayyip böylesine olağan bir görevi yerine getirmiş oluyor.

Elbette bu olağan görev, resmi bir ziyaret biçiminde yapılmıyor. Yani doğrudan ABD yönetimiyle değil, onun akıl üretmekle görevli memurları karşısına çıkılıyor. Bu görevli memurlar karşısında gerçek anlamda bir sınav veriliyor. Tayyip’in “temaslar”da bulunduğu kuruluşlar da tümüyle bu niteliği taşıyor. İçlerinden bazıları da zaten resmi olarak CİA’nın yan kuruluşları olarak faaliyet gösteriyorlar. Tayyip, herbiri ABD politikalarının farklı bir alanını tutan RAND, CİSİS, NMD, Eurasya gibi kuruluşların önünde boy gösterdi. ABD Dışışleri Bakanlığı’ndan uzmanlar ile ABD’nin gerçek iktidar odaklarından CFR üyelerinin de bu toplantılara katıldıkları ayrıca belirtiliyor.

“Burada kaba işler düşünce üreten kuruluşlarca kotarılıyor. ABD yönetiminin bütün kolları oradaydı. Sorular yönelttiler. Onların girmeye cesaret etmeyeceği konuları da bizler soru haline getirdik. Bundan sonra iş ince ayara kaldı. Başka kaynaklardan gelen bilgileri, okuduklarını, büyükelçilik ve konsolosluk raporlarını önlerine koyup değerlendirme yapacaklar...” (Taha Kıvanç, Yeni Şafak, 30 Ocak ‘02)

İşte ABD, uydusu olan bir ülkenin siyasal geleceğini böyle şekillendiriyor. Herşey işin kılıfına uygun ve belli prosüdürler izlenerek gerçekleştiriliyor. ABD yönetiminin kolları olan “düşünce üretme kuruluşları” ve medya Amerikan vizesini kopartmak için çırpınan bir uşağı böyle sınava tabi tutuyorlar. Bu sınav ve daha bir takım rapor ve bilgilerin sonucunda değerlendirme yapılıp karar veriliyor.

Tayyip’in ABD ziyareti esasta, ABD’nin bölgede ve buna bağlı olarak Türkiye’deki ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini ve sadakatini ispatlamayı içeriyor. Bu ihtiyaçlar, siyasal ve ekonomik olarak iki ana başlık altında toplanabilir. Öyle ki, ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar politikasında uzman kuruluşlarla yapılan görüşmeleri, DEF’te bir araya gelen dünyanın en büyük tekellerinin temsilcileriyle yapılan görüşmeler tamamlıyor.

“ABD’nin model ülke-parti ihtiyacını biz karşılarız”

Tayyip’in ziyareti, alışıldık ABD vizesi alma ziyaretlerinden biçim olarak değilse de, içerik olarak farklı bazı özgünlükler taşıyor. Çünkü ABD yönetimince bu ziyaret, on gün önceki Ecevit’in ziyareti gibi ABD’nin bölgede ve uluslararası çapta tasarladığı kapsamlı operasyonların bir parçası olarak ele alınıyor. ABD dünya çapında hegemonyasını pekiştirmek için başlattığı hamlede Türk devletine özel bir rol biçiyor. Bundan dolayıdır ki Türk devletinin vitrininden, yöneticilerine kadar herşeyi bu rolün gereklerine göre yeniden biçimlendiriyor. “Hükümete en yakın parti lideri”nin ABD’ye davet edilmesi tam da burada anlamını buluyor. Tayyip gerçekleştirdiği “temaslar”ın tümünde tam da bu gerçeğin bilinciyle, “biz Türkiye’de bu rolün gereklerini yerine getirecek, hem de seçim olsa hükümete en yakın partiyiz” vurgusunu yaptı.

“Öncelikle şu gerçeği herkes bilmelidir, ABD, dünyadaki 1 milyar müslüman nüfusla hangi model aracılığıyla temasa geçeceğine henüz karar vermedi. Türkiye İslam dünyasına model olacak deniliyor ve Başbakanınız Ecevit 10 gün önce gelip ‘laik Türkiye ile İslam dünyasına model olacağız’ dedi. .... ABD henüz hangi islam-hangi model sorusuna henüz tam cevap bulmuş değil. Bu soruya cevap arıyor, çözüm ararken de her türlü düşünceyi ortaya atıp tartıştırıyor, dinliyor, tartıyor, izliyor.” (Güler Kömürcü, Haberturk.com sitesinden, Tayyip’le görüşen bir yetkilinin anlatımlarını aktarıyor)

İşte Tayyip, ABD’nin model arayışlarına kendi “ılımlı islamı”nı önererek yanıt vermeye çalışıyor. ABD de, huzuruna çağırdığı Tayyip’i “izliyor, tartıyor”. (Tayyip’in Derviş ve Cem’le birlikte davet edildiği DEF’in Türkiye konusundaki forum, “Türkiye’nin görünümü” başlığını taşıyor. Bu forumun sonucunda Türkiye’nin model ülke olarak parlatılması da ayrıca unutulmamalıdır.)

Tayyip yaptığı konuşmalarda tümüyle ABD’nin model arayışına uygun parti olduklarını (Irak’a saldırı da dahil olmak üzere) anlatıp duruyor: Partimiz terörizmin ortadan kaldırılması için askeri önlemlerin yeterli olmayacağı görüşündedir. İslam alemi ile batı arasında daha iyi bir karşılıklı anlayış, en az askeri önlemler kadar önemlidir. Türkiye gibi bir ülke ve bizim gibi bir siyasi parti bu karşılıklı anlayışa değerli katkılarda bulunabilir. ...Türkiye bu nitelikleriyle örnek bir ülke olabilir.

Irak ve İran’a ilişkin düşünceleri sorulduğunda ise, “Türkiye’nin bütün komşularıyla arasının iyi olmadığı genişliği içerisinde cevap”lıyor.(Taha Kıvanç, Yeni Şafak, 30 Ocak ‘02) Yani bu “ılımlı islam”cı ABD’nin Irak operasyonunda rol üstlenmeye genişçe evet diyor. Siz Irak’a saldırırsınız, biz de bu operasyona “ılımlı bir islam ülkesi” olarak arka çıkarız, böylelikle “İslam dünyası”nın tepkisi de kontrol edilmiş olur demeye getiriyor. Arkasından son noktayı koyuyor: ABD bizim doğal müttefimiz!

“Ecevit hükümetinden daha Amerikancıyız”

Tayyip’in ABD’de verdiği sınavın ikinci başlığı ise ekonomik politikalar. Bu konuda şunları söylüyor: Türkiye’de yapılmakta olan reformların gerekli olduğunu düşünüyoruz. Hükümetin zaman zaman buna gösterdiği direnci üzüntüyle izliyoruz. Bu reformlardan bazılarına karşı çıktıkları için birkaç bakanın istifaya zorlanması dikkat çekicidir....

İMF politikalarına sadakatini bildirirken, Ecevit hükümetinin bu politikaları uygulamadaki acımasızlığını aşacak bir kararlılıkta olduklarını beyan ediyor. Hükümetin içerisinde zaman zaman çıkmış bazı çatlak sesleri de buna kanıt olarak getiriyor. Yani en Amerikancı benim diyor. Sadece sadakatini sunmakla da kalmıyor, beraberinde yapacakları icraatler konusunda vaadlerde bulunuyor: Yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmek için her türlü önlem alınacak...bürokrasi azaltılacak... yabancı yatırımcılarla ilgilenecek yüksek yetkilerle donatılmış tek bir makam...yabancı sermayeli firmaların, enflasyon nedeniyle oluşan fiktif kazançlarının vergilendirilmesini engelleyecek bir muhasebe sistemi oluşturulacak...

Sonuç: ABD sınavı sürecek!

İşte Tayyip ABD’de vize almak için böyle bir sınav verdi. Yaptığı açıklamalara bakılırsa sınavın sonucunda, “ABD’li dostları” Tayyip’in partisinin; “radikalizmden uzak bir parti olduğunu tespit etmişler”. Ama ABD henüz vize çıkarmış değil. Yani incelemeler devam ediyor. Yine Tayyip’in belirttiğine göre, “ABD yönetimi kendileriyle görüşmek üzere uzman seviyesinde temsilci gönderecek”miş. Anlaşılan inceleme, tartma ve elbette düzeltme çalışmalarından sonra “ılımlı islami partisi”ne Amerikan vizesi verilerek hükümet yolu açılmış olacak.