09 Şubat '02
Sayı: 06 (46)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin Ortadoğu macerası, Türk devleti ve Kürt liberalleri
  Emperyalizme kölelik ve düzenin çözümsüzlüğü
  Kamu işçisinin direnişi örme sorumluluğu
  Yıkıntıların altından kapitalist düzenin vahşi yüzü çıktı!
  Demokratikleşme yalanı ve burjuva ikiyüzlülüğü
  "Sendika yönetiminin ihanetine uğradık"
  Her düzeyde parasız eğitim!
  Emperyalizmin çıkarları için kardeş halkların kanı akıtılmak isteniyor
  KESK genel kurulları sürüyor...
  "Başka bir dünya mümkün" ve zorunlu!..
  Hükümet vizesi için uşaklık sınavı
  Üniversite-sermaye işbirliği üzerine
  Almanya: Faşist NPD'nin kapatılması davası...
  Emperyalist savaşın yeni halkalarından biri: Filipinler
  Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik çizgisi...
   "Anadilde eğitim" kampanyası ve TC!..
   F tipi sağlığa zararlıdır!
   Tecrit ve tredmana bağlı olarak Sincan F Tipi Cezaevi'nde yaşananlar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaşın yeni halkalarından biri: Filipinler

Amerikan emperyalistleri savaşın yeni bir cephesini de Filipinler’de açmış bulunuyor. ABD emperyalizmi 11 Eylül saldırısından sonra Filipinler hükümetine terörizme karşı mücadelede mali ve askeri yardım sözü vermiş, geçtiğimiz hafta da Amerikan senatosu Afganistan’dan sonra uluslararası terörizme karşı savaşta Filipinler üzerine yoğunlaşacaklarını açıklamıştı.

Filipinler’in güneyinde faaliyet gösteren ve ABD’nin hazırladığı 27 “terör” örgütü arasında adı geçen Abu Sayyaf Grubu ‘80’li yılların sonunda, o yılların en büyük müslüman direnişçi örgütü Moro-Ulusal Bağımsızlık Cephesi (MNLF) ile Filipin hükümeti arasında barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra güneydeki Basilan Adası’nda kuruldu. Örgüt devlete ait binaları bombalama ve örgüte maddi destek için yabancı uyrukluları rehin alma eylemleri gerçekleştiriyor.

Abu Sayyaf grubuna karşı savaşta Filipin ordusuna asistanlık yapmak üzere önceki hafta Basilan adasına 15 kilometre uzaklıktaki Zamboanga havaalanına silahları ve her türlü teknik donanımları ile birlikte 160 Amerikan özel timi, 500 ABD askeri, teknisyeni ve CİA ajanları indiler. Amerikan birlikleri ajan uyduların çekimlerini değerlendirmek, infrarot kameraları ile gece uçuşları yapmak, Filipin ordusunu eğitmek üzere adaya geldiler. Ardından birlikleri Basalan Adası’na taşımak üzere 4 helikopter gönderilecek.
Filipin özel timleri Amerikan özel timleri tarafından 4 ay eğitildikten sonra 7 kişilik gruplar oluşturulacak ve her gruba iki Amerikan eğitimci önderlik yapacak. Filipin ve Amerikan birliklerinin omuz omuza sürdürecekleri “Balıkatan 02-1” (yükü beraber taşımak) operasyonu için tatbikatlar 31 Ocak’ta başlayacak.

Filipin yasalarına göre ülkeye yabancı birliklerin girmesi yasak. ABD emperyalizminin kuklası konumundaki hükümet, bunu Amerikan ordusu ile sürdürülen yıllık olağan tatbikat olduğunu, Amerikan askerlerinin kötü donanımlı Filipin ordusuna anti-terör eğitimi vermek için adaya 6 aylığına geldiklerini, ama bunun 1 yıl sürebileceğini açıklayarak, kitlelerde Amerikan emperyalizmine karşı gelişebilecek tepkileri bastırmaya amaçlıyor.

Ama Filipin halkı 1898-1946 yılları arasında Amerikan sömürgesi olarak yaşadıkları kitlesel katliamları ve acılarını unutmuş değil. Yüzyıl önce 1898 yılında Filipinler Amerika tarafından 20 milyon dolara İspanya’dan satın alındı. Burada Amerika’nın Filipin halkına karşı sürdürdüğü politikalar ile sömürgecilik tarihinin en büyük katliamı yaşandı. Filipin halkı sömürgeciliğe karşı ayaklanacak ve Amerikan sömürgecileri Filipin halkının direncini ezmek için 1899 şubatında savaş açacaktı. Amerikan sömürgeciliğine karşı savaş, 1902 yazına değin sürecek ve bu süreç içinde 1900 yılında 6.5 milyon nüfusa sahip olan Filipinler’de bir milyon kişi, yani Filipin halkının altıda biri katledilecekti. Adaya “sükuneti” sağlaması için 120 bin Amerikan askeri gönderilecekti.

Bundan 100 yıl sonra yeniden eski sömürgeci Amerikan emperyalistleri güneyde aktif duruma geliyor. Böylece ülkelerinin ikinci kez istila edilmiş olacağını savunan işçi ve emekçiler, öğrenciler Amerikan emperyalizmini protesto etmek için sokaklara çıktılar. Başta başkent Manila olmak üzere ülkenin çok sayıda kentinde emperyalizmi ve işbirlikçi Arroyo hükümetini protesto ettiler. Eylemlerde Başbakan Arroyo’ya karşı “Amerikan emperyalizminin kuklası” dövizleri taşıdılar, “ülkenin güneyine müdahale derhal durdurulsun!”, “Amerikan birlikleri evine!” şiarını yükselttiler.

Amerikan emperyalizminin sömürü, barbarlık, vahşet demek olan yüzünü Asya halkları iyi tanıyor ve ona karşı büyük bir öfke ve nefret besliyorlar. Bu topraklarda kardeş Afgan halkına karşı sürdürülen savaşın başladığı ilk günden itibaren anti-Amerikancı, anti-emperyalist dalga yeniden yükseldi. Dünya halklarına karşı talan, yağma, katliamlarla sürdürdüğü sömürgeci savaşta Amerikan emperyalizmi direnişçi Filipin halklarından bir kez daha gerekli cevabı alacaktır. Devlet ve hükümetlerin işbirlikçi tutumları bunu değiştiremeyecektir.

Daha şimdiden Filipinler’in militan işçi ve köylü örgütleri, devrimci ve sol örgütleri, Ulusal Demokratik Cephe, Moro direnişçileri Amerikan birliklerinin Abu Sayyaf grubuna karşı savaşmak için ülkelerine gelmediğini, Filipinli yandaşlarına destek vererek Filipinler’deki sistem karşıtı tüm muhalefeti de ezmeyi hedeflediklerini, ülkelerinin ikinci kez, Amerikan emperyalistlerinin sömürgesi olmayacağını vurgulayarak direniş çağrısı yaptılar.



Emperyalist savaşın hedefindeki ülkelere
yenileri ekleniyor

Amerikan silah ve petrol tekellerinin kuklası Bush’un şaibeli bir seçimle işbaşına getirilmesinden sonra, ABD emperyalizmi uluslararası ilişkilerde daha saldırgan bir politika izlemeye başladı. Rafa kaldırılan “Yıldız Savaşları Projesi” yeniden gündeme getirilerek silahlanma yarışı körüklendi. Irak’a karşı izlenen saldırgan politika doğrudan müdahale tehdidine dönüştürüldü, vb... 11 Eylül saldırısı sonrasında ise emperyalist gericilik tam kudurganlıkla saldırıya girişti. Afganistan vahşi bir şekilde tahrip edildi.

Yeni dönemle ilgili yapılan bir değerlendirmede, komünistler, “ABD emperyalizmi yeni bir emperyalist paylaşım mücadelesini kendi cephesinden başlatmış, dünyamızı yeni bir emperyalist savaşlar sürecine sokmuş bulunmaktadır.” (Ekim, sayı; 227, Kasım ‘01) tespitini yaptılar. Süreç, gelişmelerin bu tespite uygun yeni somut biçimler almaya başladığını gösteriyor. Afganistan’da görece olarak kolay elde edilen başarı, Amerikan emperyalizminin yeni ülkeleri hedef tahtasına çakarak savaşı genişletme hevesini güçlendirmiştir.

Afganistan’dan sonra Irak, Filipinler, Somali, Yemen, Sudan ve Kenya saldırı için sırada bekleyen ülkeler olarak açıklanmıştı. Bush, yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında ise Irak, İran ve Kuzey Kore’yi “şeytan üçgeni” olarak niteleyerek, bu ülkeleri açıkça tehdit etti. Amerikan halkının şovenist duygularını kışkırtan demagojiler bir yana bırakılırsa, söz konusu konuşma, baştan sona dünya halklarını tehdit eden bir içeriye sahiptir.

Bush 29 Ocak’ta yaptığı bu yıllık konuşmasında, “Terörle savaşımız iyi başladı, kısa kesemeyiz. Yoksa güvenlik hissimiz bizi yanıltabilir” diyerek, emperyalist savaşın yeni ülkelere kaydırılacağını ilan ediyor. “Irak, İran, Kuzey Kore ve terörist müttefikleri şer odağı oluşturdu. Böyle devletler kötülere kolaylık sağlıyor. Bu rejimler büyüyen birer tehlike ve onlara karşı önlem alınmalı” sözleriyle süren konuşmada, bu üç ülke hedef olarak gösteriliyor. Kitle imha silahları üretmekle suçlanan bu ülkelerin ABD’ye şu ya da bu nedenlerden ötürü boyun eğmedikleri, bu durumun dünya jandarmasını rahatsız ettiği biliniyor.

Bush’un küstahlığı bununla da sınırlı değil. Açıkça bütün dünya halklarını tehdit ediyor: “Bütün uluslar şunu bilsin ki, ABD kendi ulusunun güvenliğini sağlamak için herşeyi yapacaktır. Böylesi durumlara kayıtsız kalmanın bedeli felaket olur.”

“ABD ulusunun güvenliği” esas olarak Amerikan tekellerinin dünya hakimiyetinin güvence altına alınması anlamına geliyor. Zira Irak, Yugoslavya ve Afganistan’ın bombalanarak tahrip edilmesinin Amerikan halkının güvenliği ile ilgisi yok.

Bush’un konuşmasında Hamas ve İslami Cihat da hedef alınacak örgütler listesinde gösterildi. Bu da saldırıya uğrayacak ülkelere Filistin’in de eklenmesi anlamına geliyor.

İsrail’in sınırsız vahşet içeren Filistin işgalini destekleyen Bush yönetimi, Arafat’ı teröre karşı gerekli önlemleri almadığı gerekçesiyle köşeye sıkıştırmaktadır. Arafat’la ilişkilerin kesilebileceği şantajı yapılarak, Filistin yönetimi İsrail adına polislik yapmaya zorlanmaktadır.

Emperyalist basın tekelleri de Filistin’e olası bir saldırının zeminini döşemeye başladılar bile. İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesi, El Kaide’nin örgütünü Lübnan’a kaydırmak için hazırlık yaptığını yazdı. Haberini CİA ve Batılı istihbarat örgütlerine dayandıran gazete, böylece İsrail’e karşı savaşmak için Filistin yönetimine savaşçı sağlandığını öne sürdü. Gazete, Afganistan’dan kaçan El Kaide üyelerinin Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne geçmeye çalıştıkları da iddia ediyor. Bush’un açıklamaları ile gazete haberi birbirini tamamlıyor. Filistin’de terör örgütleri var, El Kaide üyeleri de Filistin’e geçme hazırlığındalar, ABD ise El Kaide örgütünü dünyanın neresine giderse gitsin yok edecektir!

Bush’un konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta ise, “Amerikan Gönüllüleri”, “Barış Gönüllüleri” adı altında örgütlenmelerin oluşturulması ve bu örgütlenmelerde yer alanların “İslam dünyasındaki eğitim ve kalkınmaya katkıda bulunabileceğinin” vurgulanmasıdır. Bu tarz örgütlenmelerin CIA ajanları tarafından oluşturulduğu deneyimlerden bilinmektedir. (Irak’a, “BM silah denetçisi” olarak giden heyetin ajanlardan oluştuğu belgelenmişti.) ABD bu ajanlar sayesinde psikolojik savaş yürütürken, Müslüman ülkelerde gittikçe güçlenen anti-emperyalist, anti-Amerikan muhalefeti provoke etmeye çalışacaktır. CİA bu alanda da zengin bir birikime sahiptir.

Dünya jandarması ABD dünyayı bir kan gölüne çevirmenin hazırlıklarını yapmaktadır. Bu savaş planlarını ne oranda hayata geçirilebileceğini ise halkların anti-emperyalist mücadelesi belirleyecektir.