09 Şubat '02
Sayı: 06 (46)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin Ortadoğu macerası, Türk devleti ve Kürt liberalleri
  Emperyalizme kölelik ve düzenin çözümsüzlüğü
  Kamu işçisinin direnişi örme sorumluluğu
  Yıkıntıların altından kapitalist düzenin vahşi yüzü çıktı!
  Demokratikleşme yalanı ve burjuva ikiyüzlülüğü
  "Sendika yönetiminin ihanetine uğradık"
  Her düzeyde parasız eğitim!
  Emperyalizmin çıkarları için kardeş halkların kanı akıtılmak isteniyor
  KESK genel kurulları sürüyor...
  "Başka bir dünya mümkün" ve zorunlu!..
  Hükümet vizesi için uşaklık sınavı
  Üniversite-sermaye işbirliği üzerine
  Almanya: Faşist NPD'nin kapatılması davası...
  Emperyalist savaşın yeni halkalarından biri: Filipinler
  Teslimiyet, ihanet ve tasfiyecilik çizgisi...
   "Anadilde eğitim" kampanyası ve TC!..
   F tipi sağlığa zararlıdır!
   Tecrit ve tredmana bağlı olarak Sincan F Tipi Cezaevi'nde yaşananlar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Afyon’da deprem!.. Onlarca ölü, yüzlerce yaralı!..
Deprem sigortası yapmadığı için halk ölüme terkedildi!..

Yıkıntıların altından kapitalist düzenin
vahşi yüzü çıktı!

Afyon’da geçen hafta yaşanan depremle birlikte yüzlerce bina yıkıldı, onlarca insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Deprem sonrasında ortaya çıkan tablo 17 Ağustos ve Düzce depremlerinden farklı değildi. Afyon halkı da depremin yıkımına, açlığa ve soğuğa terkedildi.

Durum böyleyken, burjuva medya devletin bu kez sınavı geçtiği yaygarasını kopartıyor. Yapılan yardımlardan, kurtarma çalışmalarının hızından dem vuruluyor. Sınırlı bir takım görüntüler buna kanıt olarak gösteriliyor. Oysa depremin etkilediği bölge oldukça geniş ve bir o kadar da dağınık bir yerleşim alanını kapsıyor. Merkez ilçeler bir yana, uzun süre köylere tek bir yardım ulaştırılmadı.

Burjuva medya da bu gerçeği saklamıyor, ama önceki depremlerde olduğu gibi halkın ıstıraplarından, devletin acizliğinden de bahsetmiyor. Tersine, halk yaşadıklarından dolayı suçlanıyor, yer yer de aşağılanıyor. Gerekçesi de basit: Zorunlu deprem sigortası yapmamak.

Sigorta yaptırmayanlar yardım alamayacaklar

Sermaye devleti yapılacak her türlü yardımı, Marmara depreminden sonra çıkarılan zorunlu deprem sigortasını yaptıranlarla sınırlıyor. Sigorta yaptıranların tüm kayıplarıyla birlikte ihtiyaçlarının karşılanacağı söylenirken, sigorta yaptırmayanlara tek kuruş ve zerrece yardım yapılmayacağı açıktan ifade ediliyor. Burjuva medyanın kalemini ve ruhu satmış kalemşörleri de devleti bu tutumundan dolayı alkışlıyorlar ve popülizm yapmaması konusunda uyarıyorlar. Dahası, bu konuda Dünya Bankası’na vermiş olduğu taahhütü hatırlatıyorlar.

Böylece sermaye devleti depremin her türlü külfetinden kendisini kurtarmış oluyor. Önceki iki büyük depremde ölümle başbaşa bıraktığı halkın haklı öfkesiyle karşılaşmışken, bu kez çıkardığı derslerle depremlere hazırlıklı girmiş oluyor!

Marmara depremiyle birlikte bölge halkı devlet gerçeğiyle karşılaşmış, bunun şaşkınlığını yaşamıştı. Çünkü bu devlet gücüyle övünürken, onbinlerce insanı yıkıntılar altında ölüme terketmişti. Afyon halkı ise bu kez bu devletin hizmet ettiği düzen gerçeğiyle tanışıyor. Bu gerçek, kapitalizm ve onun yasalarıdır. Bu düzende paran kadar yaşar, paran kadar muamele görürsün. Yıkıntılar arasındayken kurtarılmak için parana bakılır, yoksa ölüme terkedilirsin. İşte sermaye devleti ve medyası depremin yıkıntısı altında inleyen Afyon halkına kapitalizmin bu gerçeğini anlatıyor. Sigorta ise buna sadece kılıf oluyor.

Zorunlu deprem sigortası: İMF-DB patentli soygun

Zorunlu deprem sigortası, sermaye devletine sadece depremin külfetinden kendisini sıyıracağı bir kılıf değil, yanı sıra büyük bir soygun mekanizması olarak da hizmet görüyor. Yani sermaye devleti olası depremlere hazırlığını, sadece yıkımın külfetinden kurttulmak için değil, depremi büyük vurgunların dayanağına çevirerek de yapmıştır. Deprem sigortasını zorunlu hale getirerek büyük bir soygun sahası yaratmıştır. Deprem riski taşıyan bölgelerin genişliği bu soygunun büyüklüğünü de anlatmaktadır. Burjuva medyanın uzun süre “depremi unutmadık, unutturmayacağız” yaygaralarının nedeni de böylelikle açığa çıkmış oluyor: Böylesine büyük bir soygun mekanizmasına zemin hazırlamak, soygunun hedeflenen büyüklüğe ulaşmasını güvencelemek.

Ancak Afyon depremi bu soygunun istenilen düzeyde gerçekleştirilemediğini de gözler önüne sermiştir. Çünkü bırakalım deprem sigortasını, bu ülkede emekçiler açlıkla yüzyüzeler. Afyon’un emekçi halkı da bundan dolayı 1. derecede riskli bir deprem bölgesinde yaşıyor olmasına rağmen zorunlu deprem sigortası yaptırmamıştır. Sigortası yaptırılan konut sayısı il genelinde 9 bin civarındadır, toplam konut sayısı ise 132 bin kadardır. Bu rakamlar, deprem sigortası soygunun Afyon’daki sınırlarını göstermekle birlikte, ildeki gelir uçurumunun boyutlarına tutulmuş bir aynadır da.

Afyon gibi küçük ve yoksul bir taşra ili deprem sigortası ile hedeflenen soygun açısından fazla önem taşımıyor. Zaten burjuvazi de İstanbul ve Marmara’daki diğer metropol kentlere gözünü dikmiş durumdadır. Bundan dolayıdır ki burjuva medyada Afyon depremi bu metropol illerle bağlantılı biçimde işleniyor: Afyon depremi Marmara depreminin habercisi olabilirmiş, deprem gün geçtikçe yakınlaşıyor, zorunlu deprem sigortası yapmazsınız sonunuz Afyonlular gibi olurmuş! vb., vb... Yani Afyon depremi zorunlu deprem sigortası soygununun istenilen büyüklüğe ulaşması için bir malzeme olarak kullanılıyor.

Bu soygunun patenti ise İMF ve Dünya Bankası’na aittir. Sermaye devleti bu kurumlara, zorunlu deprem sigortası yaptırmayanlara yardım etmeme (popülizm yapmama) taahhüdünde bulunmuştur. Bu ülkede işler böyle yürüyor. İMF-DB planlıyor, ülkedeki uşak takımı da bunun gereklerini harfiyen yerine getiriyor. Milyonlarca emekçinin canı emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin kasalarına tahvil ediliyor. Ve yaratılan her fon gibi deprem sigortası fonu da bu asalakların kullanımına sunuluyor. Deprem sigortası poliçeleri 33 sigorta şirketi tarafından pazarlanırken, devlet tüm riski üzerine alıyor.

Deprem değil kapitalizm öldürüyor!

Afyon depremi bir kez daha kapitalizmin insana düşmanlığını gözler önüne sermiştir. Bu düzende milyonlarca emekçinin sadece emeği Çalınmıyor. Canları da kapitalist piyasanın konusu haline getiriliyor. Deprem gibi bir olay devasa bir soyguna dayanak yapılıyor. Bu düzende kapitalistler semiriyor, emekçiler kırılıyor. Ve bu düzende depremin değil de kapitalizmin öldürdüğü gerçeği her depremle birlikte bir kez daha açığa çıkıyor.



Irak: IMF desteğinin dış politika faturası

(...)

Saddam’ın, bir ‘Amerikan saldırı baskısı’ altında diplomatik manevralar yaparken, ‘baştan çıkartmaya’ hiç tevessül etmediği ‘komşu’sunun Türkiye olduğu dikkati çekiyor. Üstelik, Türkiye’nin Irak’a yönelik bir harekata ‘isteksiz’ olduğu gün gibi ortadayken ve bu ‘isteksizlik’, Bülent Ecevit’in Saddam’a gönderdiği her satıra sinmişken, Bağdat’ın Ankara’ya bu ‘kayıtsızlığı’nın sebebi ne olabilir? Bunu nasıl anlamak gerekir?

Mektup, Ankara’dan Bağdat’a yola çıkarken; Washington’dan Ankara’ya 16.2 milyar dolarlık ‘IMF desteği’ yola çıkarıyordu. Bu rakam, IMF tarihinde bir rekor.

İşin en ilginç yanı, bir Reuters haberi. IMF’nin üç saatlik Türkiye toplantısına katılan 24 İcra Kurulu Üyesi’nden biri toplantı sonunda Reuters’e ‘şok’ bir açıklama yapıyor ve şunları söylüyor:

“Bu çok büyük bir para ve İcra Direktörleri Kurulu’ndaki hiç kimse özellikle bu konuda mutlu değil.”

Eğer IMF’nin 24 kişilik İcra Direktörleri Kurulu’ndaki ‘hiç kimse’ Türkiye’ye böylesine ‘rekor düzeyde’ para verilmesinden ‘mutlu değil’ ise, bu para nasıl verilebildi?

Bunu, Washington’da IMF’nin de üzerinde bulunan bir ‘siyasi irade’ ve ‘siyasi otorite’nin isteğiyle açıklamak uygun olur. Orası neresidir?

IMF’ye düzayak beş dakika mesafede ve Amerikan Hazine Bakanlığı binasının bitişiğinde olan Beyaz Saray!

Bu ‘rekor meblağ’, Beyaz Saray’da George W. Bush ile Bülent Ecevit görüşmesinden iki hafta sonra, IMF İcra Direktörleri bu ‘cömertlik’ten kendilerini ‘mutlu hissetmeseler’ bile çıktı.

Bu ‘rekor meblağ’ın bir ‘dış politika fatura’sı olması gerekiyor. Bu ‘fatura’, Ankara’nın, Bağdat’a karşı, Washington’a vereceği desteğin faturası.

Türkiye, Irak’a karşı bir ‘Amerikan harekatı’ olursa, buna ‘tam destek’ verecek. Saddam bunu anladı. Saddam bunu biliyor.

Türkiye, bu desteği vermeyecek olsa, bu ‘para’ gelmezdi. Gerçi, bu ‘para’, Türkiye’nin 2002’de 10.7; 2003’te 11.9; 2004’te ise 13 milyar dolar borcu IMF’ye ödemesi demek ama bu ‘para’ gelmese, Türkiye 2002’de ‘iflas’ edecek, hükümet çökecek ve Türkiye, ‘siyasi, toplumsal ve ekonomik kaos’a saplanacaktı.

Artık kendimizi aldatmaya son verelim. ‘Mukadder geleceğe’ doğru hazırlanalım. Türkiye’nin geleceğini, IMF programının uygulanması ve Irak’a yönelik girişimler belirleyecek?

Cengiz Çandar/Yeni Şafak/7 Subat 02