19 Ocak '02
Sayı: 03 (43)


  Kızıl Bayrak'tan
  Boşa çıkan beklentiler
  ABD ile "stratejik ortaklık" ya da emperyalizme sınırsız uşaklık!
  Saldırı daha da derinleştirildi
  "Mezarda emeklilik" yasası basın açıklamalarıyla protesto edildi...
  Kapitalizmin kâr hırsı insan sağlığını hiçe sayıyor
  Rumsfeld'in emriyle katliam!
  Afgan savaş esirlerine karşı sınırsız vahşet ve barbarlık!
  İbretlik Amerikan ikiyüzlülüğü
  ABD emperyalizminin Avrasya hamlesi
  Teslimiyetçi platforma "samimiyet sınavı"
  Nazım Hikmet işçi sınıfının devrimin ve komünizmin şairidir!..
  Sermayenin ve liberallerin Nazım sevdası ve saldırılar
  Yazdık Nazım Nazım diye...
  Rosa Luxsemburg ve Karl Liebknecht anıldı
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Barikatları yarmak için öncülerin birliği şart
  Sefaların geleceği
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kim ilaç fiyatlarını kim yükseltiyor?

Kapitalizmin kâr hırsı
insan sağlığını hiçe sayıyor

Sağlık Bakanlığı’nın yerli ilaçların fiyatlarında yüzde 10’luk bir indirime gitmesi üzerine Eczacılar Odası iki günlük kepenk kapatma eylemi kararı aldı. Eczacılar fiyat indiriminin kendi kâr paylarını düşürdüğünü, bunun sonucunda binlerce eczanenin kapanmak zorunda kalacağını savunuyorlardı. Sonuçta Sağlık Bakanı’nın tehditleri eylemi engelleyemedi. Eczacılar eylem kararını hayata geçirdiler. Basında yeraldığına göre, başbakan vekili Devlet Bahçeli’nin duruma elkoyması ve Sağlık Bakanı’nı değil, eczacıları desteklemesi üzerine eylem anlaşmayla sonuçlandı. Eczacılar istediklerinin bir kısmını elde ettiler. Yüzde 10’luk indirimin mali yükü eczacılar, ilaç depoları ve üretici firmalar arasında paylaştırıldı.

Burjuva basın meseleyi Sağlık Bakanı Osman Durmuş’la Eczacılar Odası arasındaki bir inatlaşmadan ve fiyat kavgasından ibaret görmeye ve göstermeye çalışıyor. Fakat eczacıların iki günlük kepenk kapatma eylemi sağlık alanında yaşanan temel bir sorunu ülke gündemine taşıdı. Bu, ilaç ve ilaçta fiyatlandırma sorunudur. Türkiye’de ilaç fiyatları işçi ve emekçilerin alım gücüyle kıyaslandığında bir hayli pahalıdır. Son bir yılda ilaç fiyatlarına ortalama yüzde 100 zam yapılmıştır. Fakat bu fiyat artışı bir zorunluluktan kaynaklanmamaktadır. Sağlık hizmetini mal, hastayı ise müşteri gibi gören kapitalist pazar anlayışı ve buna uygun politikalar fahiş ilaç fiyatlarının da gerçek nedenidir. Buna bir de devletin aldığı yüzde 18 KDV eklendiğinde, ilaç paralarının yanına yaklaşılamamaktadır.

Türkiye’de işçi ve emekçilerin sağlık hizmetlerinden yararlanması son yıllarda sistemli politikalarla engellenmeye çalışılmaktadır. Hastaneler özelleştirilmekte, sosyal güvenlik sistemi işlemez hale getirilmekte, çok daha ucuza üretme olanakları olduğu halde ilaç ithalatı serbest bırakılmaktadır. Bunlara benzer daha birçok uygulama söz konusudur. Amaç sağlık sektörünü kapitalist pazar ilişkilerine daha fazla açmaktır. Özel hastane sahiplerinin, sigorta şirketlerinin ve ilaç tekellerinin daha fazla kâr elde etmelerini sağlamaktır.

Şimdi ilaç fiyatlarını bu denli ulaşılmaz kılan politikalardan bazılarına göz atalım.

Koruyucu sağlık hizmetlerinin ihmal edilmesi

Sağlık sektöründe egemen kılınan bu pazar mantığı sayesinde sağlık harcamalarının neredeyse yüzde 99’u tedavi masraflarına gidiyor. Koruyucu sağlık hizmetlerine ise çok az bir pay (yüzde 1) ayrılıyor. Tedavi için harcanan paranın yarıya yakını ise ilaca gidiyor. Yani büyük bir ilaç pazarı söz konusu Türkiye’de. Oysa başka ülkelerde ilaca harcanan para toplam sağlık giderlerinin çok düşük bir kısmını oluşturur. Türkiye’deki bu farklı durum koruyucu sağlık hizmetlerine gereken önemin verilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Oysa koruyucu sağlık hizmetlerine gereken önem verilse, birçok rahatsızlık veya hastalık daha ortaya çıkmadan önlenecek, bu da uzun süreli ilaçla tedavi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Fakat sistem kapitalizmdir ve kapitalizmin esas derdi insan sağlığı değil daha fazla kârdır. Durum böyle olunca, ilaç satışları artsın, özel hastaneler müşterisiz kalmasın da ne olursa olsun mantığı hakimdir.

Promosyon uygulaması

İlaç sektöründe bütün inisiyatif devlette değil ilaç tekellerindedir. İlaç tekelleri ise halkın sağlığını korumayı değil daha çok ilaç satmayı amaçlamaktadır. Bu da aslında ihtiyaç olmadığı halde ilaca ve diğer tıbbi ürünlere bir talep yaratmayı gerektirmektedir. İlaç ithalatçıları ve ilaç depoları ürünlere talep yaratma işi için yüzlerce insan çalıştırmakta, doktor ve eczacılara dönük dizginsiz bir promosyon kuşatması yaşanmaktadır. Doktor ve eczacılara çeşitli hediyeler verilmekte, normal gelirleriyle elde edemeyecekleri bir takım olanaklar sağlanmaktadır. Bütün bunlar gelen hastanın reçetesine o firmanın ürettiği ilacın (gerekli olsun ya da olmasın farketmez) yazılması ve satışların artması içindir. Elbette ki bütün promosyon ve tanıtım giderleri olduğu gibi satıan ilaç fiyatlarına eklenmektedir. Örneğin eczaneden 100 liralık bir ilaç aldık, bu 100 liranın en az 6 lirası promosyon masrafıdır ve bizim cebimizden çıkmaktadır.

İthal ilaç ve patent yasası

Bugün birçok ilaç ithal edilmektedir ve bunlar çok büyük kârlar eklenerek piyasaya sürülmektedir. Oysa ithal ilaçların birçoğu belli bir yatırım yapıldığı takdirde rahatlıkla Türkiye’de üretilebilir. Bu teknik olarak mümkündür. Fakat işin içine kapitalist sistemin kuralları girdiğinde bu imkansız olmaktadır. İlaç üretiminde patent uygulaması, hayati değer taşıyan ilaçların patent sahibi şirket dışında birileri tarafından üretilmesini olanaksız kılmaktadır. Türkiye bundan 4 yıl önce ilaçta tekellerin uluslararası patent hakkını tanıyarak, birçok ilacın ülkede üretimini olanaksız hale getirmiştir.

Kapitalizmde sağlıklı yaşama hakkı parayla ölçülür

İlaç fiyatlarının bu kadar yüksek olmasının gerisinde bunların dışında da çeşitli nedenler vardır. Örneğin ilaçtan fahiş vergiler alınır. Az bulunan ilaçlar devlet tarafından ithal edilip gerçek fiyatından dağıtılmadığı için, karaborsadan satılır.

Fakat bütün bunlar kötü niyetli birilerinin ihmalinden değil, bizzat sistemin kendisinden kaynaklanır. İnsana insan olduğu için değil ancak müşteri olduğu için değer veren bir sistemdir kapitalizm. Ve parası olmayanın sağlık hizmetlerinden yararlanma, en sıradan ilacı bile alma hakkı yoktur bu sistemde.
Eczacıların eylemine buradan baktığımızda, asıl suçlunun kim olduğunu görebiliriz. Gerisi ayrıntıdır ve çok da önemli değildir

O nedenle, bir nefes sağlık için bile, insan olan herşeye düşman olan bu sistemin kaldırılıp atılması gerekiyor yeryüzünden.



Siz hiç ilacın ‘‘lüks’’ olduğu
bir ülke gördünüz mü?..

(...)

Türkiye’yi bu hale getiren o ahmaklık değil mi ki, otomobilde KDV’yi indirdi de, ilacı lüks saymaktan ve yüzde 18 KDV almaktan asla vazgeçmiyor...

Çünkü holding patronlarına yaranmak, yarın emekli olunca onların holdinginde işe başlamak, ya da onların bu abur-cubur iktidara desteğini sağlamak varken, hastaları ne yapsınlar?..

Lösemili çocuklar, şeker hastası yaşlılar, böbrek makinesine bağlı yaşayanlar, kanserliler, kalp hastaları onların işine nerede yarayacak, nerede?..

O zaman otomobil lüks değil, ama kalp spazmı lüks...

Dün eczacılar istediklerini elde edip, zaten direnmekten vazgeçtiler... Sorun zaten eczacıların değil, bizimdi...

Bence; çözümü başkasına bırakmak yerine, hasta yakınlarının, sağlık vakıf ve derneklerinin, tüketici örgütlerinin eczanelerin önünde toplanıp, ilaçta KDV'nin yüzde 1'e indirilmesi için direnmesi gerek...

Görüyorsunuz; ancak direnenler kazanabilir...

Yoksul hasta çocukların-yaşlıların hatırı için...

Bekir Coşkun
Hürriyet/17 Ocak 2002