19 Ocak '02
Sayı: 03 (43)


  Kızıl Bayrak'tan
  Boşa çıkan beklentiler
  ABD ile "stratejik ortaklık" ya da emperyalizme sınırsız uşaklık!
  Saldırı daha da derinleştirildi
  "Mezarda emeklilik" yasası basın açıklamalarıyla protesto edildi...
  Kapitalizmin kâr hırsı insan sağlığını hiçe sayıyor
  Rumsfeld'in emriyle katliam!
  Afgan savaş esirlerine karşı sınırsız vahşet ve barbarlık!
  İbretlik Amerikan ikiyüzlülüğü
  ABD emperyalizminin Avrasya hamlesi
  Teslimiyetçi platforma "samimiyet sınavı"
  Nazım Hikmet işçi sınıfının devrimin ve komünizmin şairidir!..
  Sermayenin ve liberallerin Nazım sevdası ve saldırılar
  Yazdık Nazım Nazım diye...
  Rosa Luxsemburg ve Karl Liebknecht anıldı
  Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye...
  Barikatları yarmak için öncülerin birliği şart
  Sefaların geleceği
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
İptal edilen mezarda emeklilik yasası yeniden düzenlendi...

Saldırı daha da derinleştirildi

Anayasa Mahkemesi’nden dönen mezarda emeklilik yasası, çeşitli maddeleri daha da ağırlaştırıldıktan sonra başbakanlığa gönderildi. Hatırlanacağı gibi yasa, ‘99 yazında, Marmara depremi fırsat bilinerek çıkarılmıştı. Depremi önceleyen günlerde yasaya karşı yükselen bir kitle mücadelesi söz konusuydu. Depremin, nüfusunun büyük çoğunluğunu işçi ve emekçilerin oluşturduğu Adapazarı-İzmit sanayi hattında büyük bir yıkıma yol açması, Türk-İş’in eylemleri erteleme gerekçesi oldu ve hükümete yasayı geçirme fırsatı yarattı. Dolayısıyla sendika bürokratları, deprem yıkımına mezarda emeklilik yıkımının eklenmesinde en büyük suç ve sorumluluk sahibi oldular.

Sendikal ihanet de derinleşiyor

Aynı Türk-İş, bugün, yasanın daha da ağırlaştırılması karşısında yine aynı tutum içinde. Sanki Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi yasa maddelerinin ağırlığı imiş gibi, yasanın yine iptal edileceği uyarısında bulunuyor. Bu uyarı meclise ve hükümete. Sözde temsil ettiği işçi kitlelerine ise dönüp ne yapılması gerektiğine ilişkin tek sözü, tek uyarısı yok. DİSK güya bir adım ileri gidiyor. Yaptığı ise, muhalefet partileriyle görüşerek, yasanın parlamentodan çıkmasını engellemeye çalışacaklarını açıklamak.

Görüleceği gibi, sendika bürokrasisinin sorumlu olduğu sınıfa, üye kitlesine yönelik hiçbir çağrısı, yol göstermesi söz konusu değil. Sendikalar cephesinden, ağırlaştırılmış mezarda emeklilik yasasına karşı bir şey yapma eğilimi halihazırda sadece KESK’te ortaya çıkmış bulunuyor. Sahte sendika yasasına karşı mücadele sınavında sınıfta kalan KESK bürokratları, bu kez en azından bir protestoyu göze alabilmiş görünüyorlar. Ne var ki, kitlesel basın açıklaması olarak açıklanan eylem için iş bırakma gibi etkili bir yöntem göze alınamadığı için, yasanın çıkmasını değil engellemek, geciktirme ihtimali bile görünmüyor.

Ancak KESK cephesindeki bu zayıflık, eylemleri hafife alma ve müdahaleden geri durmaya değil, tam tersine, sendikalar cephesindeki zayıflığı kitle mücadelesinin gücüyle telafi etme istek ve çabasına yol açmalı. Eylemlerin, sadece kamu emekçi kitlesinin değil işçi kitlelerinin de katılımıyla güçlendirilmeye çalışılması gerekiyor. İşçi sendikalarının tutumu ne olursa olsun, tabanda birlik sağlamanın en etkili araçlarından birinin eylem birliği olduğu unutulmamalıdır.

Yasanın yeni hali neler götürüyor?

Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal gerekçesi, kadınlar için 52, erkekler için 56 yaş aralığının "adil, makul ve ölçülü" olmamasıydı. Yeni düzenlemede ise kademeli geçiş aralığı sigortalılar aleyhine daha da artırılarak kadınlar için 57, erkekler için 60 yaşa kadar genişletilmiş durumda. Ayrıca, sigortalılık süresi 21-22 yıl arasında olan erkek sigortalıların emeklilik yaşları önceki hükümlere oranla bir yaş artırılarak 47’ye çıkarılmış bulunuyor. Yine, iptal edilen yasada kademeli geçişin son basamağında aranılan prim gün sayısı da 6 binden 6200’e yükseltilmiştir. Tasarının yeni haline eklenen çok daha önemli bir saldırı maddesi de zorunlu emekliliktir.

Bilindiği gibi zorunlu emeklilik, İMF’nin yeni stand-by ile dayattığı saldırıların başında gelmektedir. Mezarda emeklilik yasasıyla çelişir görünen bu saldırı konusunda sınıfın tepkisi de biliniyor. Şimdi, iptal fırsatıyla yapılan değişikliklerle, hem yeni anlaşma ile İMF’ye verilen söz yerine getirilmiş, hem de çelişki görüntüsü ortadan kaldırılmış oluyor. Ama sonuçta işçi ve emekçiler için yasa hep aynı sonuca yol açıyor; mezarda emeklilik...

Emeklilik yaşı daha da yükseltildiği için, İMF’nin “50 yaş üstündekilerin emekliye sevkedilmesi” direktifi, bir çeşit işten çıkarmaya tekabül ediyor. Çünkü yasaya göre 50 yaşında emekliye ayrılmak mümkün olmadığına göre, bu yaşta emekliye ayrılan ya da ayırılan işçiye emekli maaşı bağlanmayacaktır. Tazminatlar, ikramiyeler vb. konusunda da, yine İMF’ye verilen sözler gereği, hak gaspları söz konusudur. Yani, zorunlu emeklilik denilen aslında işçinin beş parasız kapı önüne konulmasıdır. 50 yaş ve üstündeki bir işçiyi, üstelik devlet tarafından işten çıkarılmışken, kim ve neden çalıştırmak istesin ki? Hele de sokaklar çok daha genç, dolayısıyla çok daha verimli işsizlerle doluyken...

Sadece mezarda emekliliğe değil,
yıkım programının tümüne karşı mücadele

Mezarda emeklilik ve yeni ihtiyaçlar çerçevesinde emeklilik adı altında yürütülmek istenen işten çıkarmalar, işçi sınıfı ve emekçilere yönelik diğer tüm saldırılar gibi, İMF-TÜSİAD yıkım programları içinde yer almaktadır. Ve bu yıkım programları, tıpkı mezarda emeklilik ve işten çıkarmalar gibi, sınıfa ve emekçi kitlelere yönelik saldırılar ve hak gaspları ile yüklüdür. Bir stand-by maddesi eğer işçi ve emekçiyi doğrudan hedef almıyorsa, mutlaka, dolayısıyla hedef almaktadır. Her ülkenin can damarı konumundaki sektörlerin emperyalist tekellere peşkeş çekilmesini öngören maddelerde olduğu gibi. Ve yine bu örnek üzerinden, denilebilir ki, işçiyi ve emekçiyi doğrudan hedeflemeyen maddeler, bu kesimleri sınıf olarak hedeflemekte ve çok daha ağır ve yıkıcı sonuçlar üretmektedir. urada söz konusu olan, binlerce-onbinlerce işçinin değil, bir bütün olarak işçi sınıfının, bir bütün olarak emekçi halkın kısa ve uzun vadeli çıkarlarıdır.

Kısa vadede, yağmaya açılan sektörlerde istihdam edilen işçilerin çeşitli hak gasplarına uğratılması, hatta işten atılması; ürün ve hizmetlerin fahiş zamlarla pahalılaştırılması, bir vurgun ve soygun kapısı haline getirilmesi söz konusudur.

Uzun vadede ise, ülke eli-kolu bağlı vaziyette emperyalizme teslim edilecek, tarım başta olmak üzere ekonomi çökertilecek, dolayısıyla, ülke tümden emperyalist tekellerin sömürüsüne terkedilecektir. En azından, yıkım programlarını dayatan emperyalist güçlerin ve bunları koşa koşa uygulayan uşak yöneticilerin niyeti ve hedefi budur. Ancak bu amaçlarına ulaşıp ulaşamayacakları esasta kendi istek ve niyetlerine değil, bu ülkenin gerçek sahibi olan işçi sınıfı ve emekçilerin izin verip vermemesine bağlıdır. Uygulanan tüm programlar işçi sınıfı ve emekçi kitlelere yıkım getirdiğine göre, izin vermemek gerektiği çok açıktır.

Emperyalizme kölece bağımlılığa, bu bağımlılıkla emek-gücü başta olmak üzere, ülkenin tüm değer ve birikimlerinin emperyalist tekellere peşkeş çekilmesine işçi sınıfının hiç de razı olmadığı, dahası bu uygulamalara karşı müthiş bir öfke ve tepki duyduğu açıktır. Bunu her fırsatta ortaya koymuştur. Ancak, izin vermemek için tepki ve öfke duymak yeterli değildir. Bu tepki ve öfkenin bu tür uygulamaları engelleyebilecek bir güç ve biçime büründürülmesi gerekmektedir. Sınıfın gücü ve bunu harekete geçirme yol ve yöntemleri konusunda yeni icatlara da ihtiyaç yoktur. Herkes, sınıfın en geri kesimleri bile, işçi sınıfının gerçek gücünü üretimdeki rolünden ve örgütlülüğünden aldığını biliyor. Bugün sermayenin ve satılmış yönetiilerinin saldırılarına karşı durulamıyorsa eğer, bunun nedeni, üretimden gelen gücün kullanılamaması, bu gücü harekete geçirecek bir örgütlülüğe sahip olunmamasıdır.

Öyleyse, mezarda emeklilik ve diğer tüm saldırıların göğüslenmesi ve püskürtülebilmesi için, sınıfın acilen örgütlenmesi gerekmektedir. Bu, komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin sınıfa ve ülkeye karşı ertelenemez görevidir.