3 Kasım '01
Sayı: 33


  Kızıl Bayrak'tan
 Amerikancı iktidar Türkiye'yi ABD'nin savaş arabasına bağladı

  Emperyalist barbarlığa karşı mücadeleyi yükseltelim!

  Saldırı ve ihanet cenderesini kırmak için olanakları güce dönüştürelim

  Saldırı ve ihaneti boşa çıkarmak için 9 Kasım'da Ankara'ya!

  Kahrolsun emperyalist savaş!
  Sermayeye değil direnişçi işçilere fon
  Yeni bir faşist terör dalgası ve karşı hazırlık
  Doğubeyazıt'ta devlet terörü

  Anti-emperyalist mücadele ve Parti Programı

  Anti-emperyalizm, bağımsızlık ve siyasa bağımsızlık
  Sınıf dayanışmasını örgütleyelim!
 Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Bülteni'nden
  Emperyalizm ve politik İslam

  Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık istemi bastırılamayacak!

  BİR-KAR'ın Kuruluş Kongresi gerçekleştirildi
 Kolombiyalı sağcı milisler yıllardır dehşet saçıyor
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın




 

Emperyalizm ve politik islam...

11 Eylül'de ABD'nin gücünü ve egemenliğini simgeleyen kurumlarına yapılan saldırılardan sonra politik İslam, uluslararası gündemin birinci maddesi oldu. ABD, Usame bin Ladin ve Taliban şahsında politik İslam'a savaş ilan etti ve 7 Ekim'den itibaren de Afganistan topraklarını harabeye çeviren, milyonlarca Afganlı'yı yaşadıkları toprakları terk etmeye zorlayan, binlercesini öldüren ve yaralayan, bütün bir halkı soğuk, açlık, hastalık ve ölümle yüzyüze bırakan hava saldırılarını başlattı. Buna karşılık Taliban ve bin Ladin, bütün Müslümanlara seslenerek "Cihat" ilan ettiler. Bu emperyalist hegemonya savaşını, bir "Dinler savaşı", "Uygarlıklar savaşı" olarak tanımlayanlar oldu, halen de bu değerlendirmelerini sürdürenler var.

Hiç kuşkusuz şu anda Afganistan toprakları üzerinde süren emperyalist savaşın temel hedefi, kendi başına Taliban, bin Ladin ve onların üzerinden politik İslam değil; anılan bu güçler sadece emperyalist hedeflere varmada aşılması gereken bir ön basamak durumundadırlar. Süren savaşın stratejik hedefi, Avrasya'ya, Ortadoğu'ya egemen olmak, buradan hareketle tek kutuplu dünya düzenini korumak ve bu hedefin önündeki engelleri temizlemektir. Bu savaşın aynı zamanda bir paylaşım ve hegemonya savaşı olduğunu hatırlamakla yetinelim.

Bu savaşta politik İslam'ın hedeflenmesi de boşuna değildir. Burada politik İslam, savaşın gerçek hedeflerini gizlemede, savaşı meşrulaştırmada kullanılan bir araç. Bununla birlikte politik İslam'ın birçok bölgede, ülkede kimi güçlerin elinde bir anti-Amerikan silah işlevini gördüğü de bir olgudur. Birçok alanda emperyalizmin kendi yaratması olan bu hareket, egemenliği önünde aşılması gereken bir handikap işlevini görüyor ve bu nedenle aşılmayı gerektiriyor. Öte yandan dünya çapında siyasal gericiliği, anti-demokratizmi, ulusal ve toplumsal kurtuluş hareketlerine karşı yeniden düzenlenmek istenen özel savaşı meşrulaştırmada politik İslam bir bahane olarak kullanılıyor.

Bütün bu nedenlerle politik İslam'a, onu var eden ve geliştiren koşullara, etkenlere, emperyalizmle varolan ilişki ve çelişkilerine kısaca bakmakta yarar var. Bu, dünyayı daha bütünlüklü kavramamıza ve devrimci görevlerimizin derinliğini daha iyi bilince çıkarmamıza katkıda bulunacaktır düşüncesindeyiz.

Genellikle Türkiye'deki İslamcı çevreler, İslam ile politikayı bağdaştıramaz ve bunu şiddetle reddederler. Oysa gerçeklik tam tersidir: İslam, politik bir ideoloji olarak doğdu, iktidar mücadelesinin en etkili bir silahı işlevini gördü; "Devri Saadet"te, Emeviler'de, Abbasiler'de, İslam bir devlet dini oldu. (Konumuz İslam ve devlet, İslam ve siyaset ilişkisinin tarihi olmadığı için burasını geçiyoruz.) Kuşkusuz İslam salt bir politik-ideoloji değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın kültürel ve manevi düzeylerini, maddi yaşamı etkisi altına alır ve yaşamına girdiği toplumların derinliklerine nüfuz eder; tarihlerinin ayrılmaz ama etkin-dinamik bir parçası, kapsayıcı bir olgusu haline gelir. Aynı gelişme, toplumsal ve tarihsel etki durumu diğer büyük dinler için de geçerlidir.

Geleneksel İslam'ı bir yana bırakırsak, bugün gündeme oturan politik İslam, bir yirminci yüzyıl ürünüdür. Bu ideolojik ve politik akımı homojen, "yekpare" bir bütün olarak düşünmek yanılgı olur. Aralarında ortak noktaların varlığı kadar, farklılıkları da önemlidir. Bunun da göz ardı edilmemesi gerekir. 1920'li yılların sonlarında Ortadoğu'da uç veren Müslüman Kardeşleri bugünkü politik İslam'ın öncüsü olarak değerlendirmek mümkündür. Bunun bir ucunun yüzyılın başında Osmanlı ve Rusya'nın egemenliğindeki İslam ülkelerinde gelişen İslami eğimlere uzanan damarları vardır. Geliştirilen politik İslam'ı, Ortaçağ Avrupa'sında gelişen "Dinde Reform Hareketleri"nin bir benzeri olarak değerlendirmek de yanlış olur. Politik İslam'ın, İslam'ı değişen koşullara yanıt verecek tarzda yenileme, reforma tabi tutma ve bir toplumsal proje olarak geliştirme durumu ve özellikleri yoktur. Tersine var olan politik ihtiyaçlara göre kendini uyarlayan veya uyarlatılan bir hareket konumundadır.

Politik İslam esas gelişimini İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sağlar. O dönemde ABD emperyalizmi için ise esas olan, Sovyetler Birliği'ni sınırlamak, İslam'ı devrim ve sosyalizmin gelişimi önünde ideolojik ve politik bir kalkan, giderek bir saldırı silahı haline getirmektir. Sovyetler'i güneyden yarım ay biçiminde ideolojik olarak kuşatma, halkın önemli bir çoğunluğu İslam olan Orta Asya Cumhuriyetleri'ni İslam'la etkileme Soğuk Savaş döneminin en önemli unsurlarından biriydi. Ortadoğu'da, Pakistan ve Afganistan'da İslam'a özel bir önem verildi ve anti-Sovyetizmin etkili bir silahı haline getirilmeye çalışıldı.

Sovyetler'in Afganistan işgalinden sonra Orta Asya'da politik İslam silahlı bir güç haline getirildi. Kendilerini "Mücahitler" olarak tanımlayan Afganlı İslami grupların ABD ve bölge gericiliği ile yaşadığı balayı dönemi biliniyor. Ancak ne zamanki Sovyet işgali sona erdi, Afgan "Mücahit" grupları kendi aralarında iktidar savaşına tutuştular, ABD ile ilişkileri süreç içinde bozulmaya, başka bir deyişle bu gruplar giderek ABD'nin denetiminden çıkmaya başladılar. Bugün baş düşman ilan edilen Taliban ve Usame bin Ladin işte bu sürecin ürünü, ABD'nin kucağında gelişen güçlerdir.

Bu anlamda ABD'nin sosyalizm ve Sovyetler Birliği'ne karşı geliştirdiği silah bugün kendisine doğrulmuş bulunuyor. Bunu, tarihin bir cilvesi mi, yoksa intikamı mı saymak gerekir?

Suudi Arabistan'ın ABD'nin onayı ve desteği ile desteklediği ve büyüttüğü politik İslam Kafkaslar'da, Balkanlar'da ve Orta Asya'da etkince kullanılıyor. Bosna, Kosova, Çeçenistan, Tacikistan ve diğer ülkelerde etkili olan politik İslam'ın arkasında ABD emperyalizmi ve bölge gericiliği vardı. Bütün bu özet bilgileri vermemizin bir nedeni var. O da şu: Bir yönüyle ve yukarda adı geçen bölge ve ülkelerde politik İslam'ın gelişip güçlenmesi ABD politikalarının bir ürünüdür. Soğuk Savaş döneminde ve 1990'lı yıllardan sonra "Yeni Dünya Düzeni"ni Balkanlar'a, Kafkaslar'a ve Orta Asya ülkelerine taşırmada politik İslam etkili bir silah olarak kullanılmıştır. Bu politikasında ABD ve bölge gericiliği belli ölçülerde başarılı da olmuştur. Elbette burada "yerel" çelişkileri, uygulama konusu olan toplumların ulusal ve toplumsal özelliklerini kullanmışlardır. Bu önemli noktayı da değerlendirme dışı tutmamak gerekir.
Bir de emperyalizmle doğrudan bağımlılık ilişkisi içinde gelişmeyen bir politik İslam hareketi daha var ki, bunun üzerinde de kısaca durmakta yarar var. İran Devrimi ile birlikte Ortadoğu'da İslam, ulusal ve toplumsal mücadelelerin çözümünde etkili ideolojik ve politik silahlardan biri haline geldi. Bu hareketin anti-Amerikancı ve anti-siyonist özellikleri belirgindir ve geniş yığınlar tarafından desteklenmesinde bu özelliklerin rolü büyüktür. İran'dan kaynaklanan politik İslam, Lübnan ve Filistin hareketleri elinde güçlü bir mücadele silahı işlevini görmüştür. Yansımaları başka ülkelere olsa da bu sınırlıdır. Ama İran Devrimi'nin politik İslam'ın canlanmasında oynadığı rolü unutmamak gerekir. Bu hareket kendi içinde anti-ABD ve anti-Siyonist öğeler taşıyor, bu nedenle emperyalizmin bölge politikaları önünde, bu giderek zayıflasa da, belli ölçülerde önleyici rol oynuyor. ABD ve Fransa'nın '80'lerin başında Lübnan'ı terk etmelerinde, İsrail'in dize getirilmesinde, "Ortadoğu Barış Süreci"nin çökmesinde, İslam'ı bir ideolojik ve politik bayrak olarak kullanan grupların rolü önemlidir. Bu durum, diğer ezilen Müslüman halkları da etkilemiştir.

İster emperyalizmin desteğiyle gelişen politik İslam olsun, isterse İran'ın etkisindeki politik İslam olsun, kendi toplumlarına sundukları alternatif bir toplum projeleri yoktur. Pratik gelişmeler, sürekli bu yönlü iddiaları yalanlamıştır. İslam'da reform ve çağa uyarlama eğilimi şurada kalsın, en gerici Ortaçağ kurumları ve politikaları bu hareketlerin gerçek kimliklerini belirlemektedir. Uygulandıkları ülkelerde Ortaçağı aratmayan görüntü ve uygulamaları günlük olarak izlemek mümkündür.

Gerici ve çağdışı yapıları çok açık olmasına rağmen, başta Ortadoğu toplumlarında olmak üzere politik İslam, birçok İslam ülkesinde geniş halk kitleleri tarafından kurtarıcı bir ideoloji ve politik akım olarak benimsenmektedir. Bu olgu çok önemlidir ve devrimci sosyalist hareketler üzerinde derinlemesine durmak, nedenlerini aydınlatmak ve kendileri açısından dersler çıkarmak durumundadırlar. Hemen hatırlatmak durumundayız ki, bu konu ayrıca incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir konudur. Son on yılda sosyalizmin yaşadığı sorunlar ve bunların bir türlü aşılamaması, sosyalizmin güçlü bir kuvvet haline gelememesi, daha önce Sovyetler'in ve geleneksel komünist partilerin yaptığı büyük yanlışlar, sosyalizmin bölgemizde etkili, halklar için çekici bir ideolojik silah olmasını önlemiştir. Neden sosyalizm değil de, en gerici öğeleri içinde taşıyan ve güncelde yeniden üretilen politik İslam çekici ve motive edici bir ideolojik silah olabiliyor? Bu soru, üzerinde kolektif bir tartışmanın yapılması ve gerekli derslere ulaşılması gereken bir sorudur.

Bir de birkaç cümleyle de olsa Türkiye ve Kürdistan'da politik İslam üzerinde durmamız gerekir.

20. yüzyılın hemen başında pan-İslamik ideolojinin Osmanlı devletinde ve Rusya'nın sömürgesi Müslüman halklarda uç verdiği ve bunlar arasında birçok bağın bulunduğu bilinen bir olgudur. Pan-islamizmin, İttihat Terakki'nin elinde sömürgeci ve yayılmacı bir politik işleve kavuşturulduğu biliniyor. Daha sonra Türkiye siyasetinde önemli rol oynayan Mili Nizam, Selamet ve Refah Partileri aynı kökene dayanmaktadır. O nedenle hep devletçi olmuş, şovenizmin bir ucunu temsil etmişlerdir. Politik İslam her zaman devlet tarafından sola, sosyalist devrimci hareketlere ve en son Hizbullah örneğinde olduğu gibi Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesine karşı ideolojik, politik ve paramiliter bir güç olarak kullanılageldi. Denetim dışına çıktığı dönemlerde ise sivri uçları ezildi, ana gövdesi ise "terbiye" edildi. 28 Şubat, diğer temel hedefelerinin yanı sıra, bir yönüyle, politik İslam için bir "terbiye" hareketidir. Bu noktada TC'nin epey başarılı olduğunu vurgulamamız gerekir.

Kuşkusuz politik İslam geniş bir yelpazeyi oluşturuyor ve kendi içinde farklılıkları barındırıyor. Bugün ABD ile çatışan boyutları var. Kimi ülkelerde kitleler tarafından "kurtarıcı" bir silah olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda gerici, karşı-devrimci bir hareket olduğu da inkar edilemez bir gerçekliktir.

Bu noktada özellikle bu savaş ortamında devrimcilerin, sosyalistlerin, emekçilerin ve ezilen halkların kurtuluşlarından yana olan güçlerin politik İslam'a karşı tavrı çok önemlidir. Kuşkusuz bu emperyalist haydutluk savaşında okun sivri ucunu emperyalizme, savaşa ve onun ardındaki "Kutsal İttifak"a yöneltmek durumundadırlar. Ama aynı zamanda politik İslam'ı da teşhir ve tecrit etmekten geri durmamak da gerekiyor. Özellikle Taliban ve bin Ladin'e karşı böyle bir tutum içinde olmak zorunlu. Ancak Siyonizme ve ABD'nin bölge hegemonyasına karşı savaşan Filistin ve Lübnan gruplarına karşı ideolojik mücadeleyi ertelemeksizin daha esnek bir politik taktik, yani anti-siyonist mücadeleyi zayıflatmadan bir taktik yaklaşım içinde olmak gerekir.

İslam ve politik İslam bizim bölgemizin tarihsel ve güncel gerçekliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kürdistan ve Türkiye devrimci sosyalist güçleri güçlenmek, emekçiler içinde sosyalist ideolojiyi geliştirmek için, bu gerçeklik ışığında politik İslam'a karşı etkili ve sonuç alıcı bir ideolojik ve politik mücadele vermek durumundadırlar. Bu mücadelenin de anti-emperyalist, anti-faşist ve anti-sömürgeci mücadelenin bütünleyici bir parçası olması kaçınılmazdır.

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları