3 Kasım '01
Sayı: 33


  Kızıl Bayrak'tan
 Amerikancı iktidar Türkiye'yi ABD'nin savaş arabasına bağladı

  Emperyalist barbarlığa karşı mücadeleyi yükseltelim!

  Saldırı ve ihanet cenderesini kırmak için olanakları güce dönüştürelim

  Saldırı ve ihaneti boşa çıkarmak için 9 Kasım'da Ankara'ya!

  Kahrolsun emperyalist savaş!
  Sermayeye değil direnişçi işçilere fon
  Yeni bir faşist terör dalgası ve karşı hazırlık
  Doğubeyazıt'ta devlet terörü

  Anti-emperyalist mücadele ve Parti Programı

  Anti-emperyalizm, bağımsızlık ve siyasa bağımsızlık
  Sınıf dayanışmasını örgütleyelim!
 Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Bülteni'nden
  Emperyalizm ve politik İslam

  Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık istemi bastırılamayacak!

  BİR-KAR'ın Kuruluş Kongresi gerçekleştirildi
 Kolombiyalı sağcı milisler yıllardır dehşet saçıyor
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın




 

Anti-emperyalizm, bağımsızlık ve
siyasal bağımsızlık

(... ) Demokrasi meselesini tart'ş'rken üzerinde çok durduğumuz baz' noktalar var. Bir ülkenin kapitalist gelişmede, modern s'n'flaşmada ileri bir mesafe katetmesi, demokrasi sorununun ne kendisini, ne de önemini ortadan kald'r'yor. Sadece toplumun ulaşt'ğ' yeni tarihsel gelişme düzeyinden dolay', ulaşt'ğ' yeni toplumsal ve iktisadi gerçeklik düzeyinden dolay', bu sorunun ele al'n'ş'nda bir perspektif sorunu ortaya ç'k'yor. Bu demokrasi sorunu üzerine tart'şmalarda genişçe ortaya konuldu. Demokrasi mücadelesinin, sadece az gelişmiş toplumlar'n ya da burjuva demokratik devrimini tarihsel olarak tamamlayamamış toplumlar'n değil, aynı zamanda en gelişmiş kapitalist ülkelerin de temel bir sorunu olduğu vurgulandı. Bu ülkelerde de kapitalizmin döne döne yeniden ürettiği demokratik siyasal sorunlardan hareketle yığınların devrimci bilincini ve muhalefetini geliştirmek ve bunu sermayenin sınıf egemenliğini yıkma mücadelesine bağlamak gibi temel önemde bir devrimci görevin varlığına işaret edildi.

Dolay's'yla, kapitalist gelişmenin belli bir düzeyine işaret etmek, bir toplumun ulaşt'ğ' belli bir gelişme düzeyinde proleter devrimin artık bir zorunluluk olduğunu ortaya koymak, demokrasi sorununu, onun genel devrimci mücadele içindeki kendine özgü önemini herhangi bir biçimde ortadan kald'rm'yor. Sadece sorun yeni bir temel üzerinde ve yeni bir perspektif içinde kendini gösteriyor. Demokratik sorunlar'n çözümüne bu yeni temelle bağlant'l' olarak bakmak zorunlu hale geliyor. Bunlar yay'nlanm'ş şeyler, bu nedenle üzerinde durmuyorum.

İşte bu bak'şaç's', aynen anti-emperyalist mücadele çerçevesinde de geçerlidir. Emperyalizm kapitalizmin bir üst aşamas', tekelci kapitalizm demektir; dolay's'yla emperyalizme karşı mücadele zaten kapitalizme karş' mücadeledir, bundan ibarettir, bu durumda anti-emperyalizm adına tart'ş'lacak bir şey yoktur demek, ancak konunun kapsamını ve çok yönlülüğünü anlayamayanların, onu basitleştirenlerin işi olabilir. İyi ama bugünün Türkiye'sinde bunu diyen var mıdır? Belki de. Ama en azından biz bilmiyoruz. EKİM'in soruna böyle yaklaştığını, onun sorunu ortaya koyuş tarzının bu anlama geldiğini iddia etmek ise ya kasıtlı bir tutumun ya da konuya ilişkin bilgisizliğin bir göstergesi olabilir.

Devrimin sorunları her zaman stratejik bir perspektif içinde ortaya konulur. Stratejik perspektifler ise, verili bir toplumun içinde bulunduğu sosyo-ekonomik gelişme düzeyi, topluma egemen temel sınıf ilişkileri, toplumun karşı karşıya bulunduğu temel devrimci adımların iktisadi ve sosyo-politik içeriği vb. temelinde belirlenir. Bugün eğer emperyalizmin bizim toplumumuzdaki egemenliği kapitalist ilişkiler temeli üzerine oturmuşsa, iktisadi ve sosyal ilişkiler plan'nda emperyalizmin iç dayanağ' art'k bir burjuva s'n'fsa, dolay's'yla ülkenin bağ'ml'l'ğ' bu modern ilişkiler temeli üzerinde anlam'n' buluyorsa, burada, bu toplumdan emperyalizmin çok yönlü egemenliğini söküp atmak, bu ülkeyi her açıdan emperyalist egemenlik ilişkilerinin d'ş'na ç'karabilmek, ancak anti-kapitalist bir perspektife oturan bir anti-emperyalist mücadeleyle olanakl' olabilir. Emperyalizmin ülkedeki egemenliğinin kapitalist ilişkiler temeli üzerine oturduğunu, emperyalist köleliğin bu nesnel iktisadi-toplumsal temel üzerinde kök saldığını gözden kaçıranlar, anti-emperyalist mücadelenin genel stratejik perspektiflerini doğru devrimci bir açıdan ortaya koymayı başaramazlar. Burada devrim stratejisi, bir toplumun önündeki temel tarihsel görevlerin devrimci çözümü tart'ş'ld'ğ' için, konu karş'm'za, doğru bir devrim perspektifi sorunu olarak ortaya ç'k'yor. Sorunun stratejik çözüm şeklini net bir şekilde belirlemek olarak ç'k'yor. Perspektifin doğru belirlenmesi bu çerçevede anlamını bulur. Bir kez bu belirleme doğru yapıldıktan sonra, önümüzde anti-emperyalist mücadelenin geniş bir siyasal istemler alanı çıkar. Ve genel devrimci perspektif içinde bu siyasal istemleri en iyi, amaca en uygun biçimde değerlendirebilmek de olanaklı hale gelir.

Bu, kapsam yönünden farklılıkları saklı kalmak kaydıyla, t'pk' demokrasi sorunu gibidir. Demokrasi sorununda ne diyoruz? Bu sorunun temeldeki çözümü sermayenin s'n'f egemenliğini devirmekten geçmektedir. Ama bu, gerek gündelik mücadele, gerekse genel devrim mücadelesi çerçevesinde tüm temel demokratik-siyasal istemleri (k'sa ya da uzun vadeli) formüle etmek ve y'ğ'nlar' bunlar uğruna kararl' bir mücadele içerisine sokmak görevini hiç bir biçimde ortadan kald'rmaz, tam tersine, özellikle gerektirir. Bu ayn' yaklaşımı emperyalizme karş' mücadelenin, bağ'ms'zl'k mücadelesinin siyasal sorunlar' çerçevesinde de böyle düşünmek gerekir. Bir sorunun temeldeki çözüm şeklini bilmek, buna ilişkin devrimci stratejik perspektifi aç'kl'kla saptamak ile bu temel sorunun bir parçası olan bütün alt sorunlardan yararlanarak mücadele yürütmek, birbirini bütünleyen iki farklı şeydir. Sorunu genel planda doğru devrimci bir perspektif içinde ele alacaksınız. Gerçek ve kalıcı çözümü toplumun nesnel ilişkilerinden kalkarak doğru bir biçimde ortaya koyacaks'n'z. Sonra da emperyalist bağ'ml'l'ğ'n yaratt'ğ' her türlü sorunu gündelik siyasal çal'şmada, ajitasyonda, teşhirde, propagandada, y'ğ'nlar'n memniyetsizliğini, duyarl'ğ'n' değerlendirmede sistematik bir tarzda kullanacaks'n'z.

Bu anlam'yla, yalnızca bu yöntemsel sınırlar içinde, bir ülkede burjuva siyasal gericiliğin egemenliliğinin yaratt'ğ' sorunlara yaklaş'm ile, emperyalist egemenliğin yaratt'ğ' sorunlara yaklaş'm aras'nda genel ilkesel planda bir fark yoktur.

Bu konudaki genel kafa karışıklığının gerisinde, genel bağımsızlık sorunu ile onun özel ve dar bir biçimi olan siyasal bağımsızlığı birbirine karıştırmak, bu ikisini özdeşleştirmek vardır. Bu karışıklığı yaşayanlar için emperyalist egemenlikten kurtulmak demek siyasal bağımsızlığı kazanmak demektir. Böyleleri en tam gibi görünen bir siyasal bağımsızlığın bile gerçekte emperyalizmin iktisadi ve mali egemenliği ile pekala bağdaşabileceği teorik gerçeği üzerine hiç düşünmemişlerdir. Zira onlar belirli bir nesnel durum ya da ilişkinin düşünsel ifadesi olan bilimsel kavramlar üzerine doğru-dürüst düşünmemişlerdir. Siyasal bağımsızlık kavramı bunlardan biridir. Bu kavramın içeriği ve sınırları doğru anlaşılamadığı sürece de emperyalizme karşı mücadelenin sorunları doğru bir biçimde anlaşılamaz ve ortaya konulamaz. Bazılarının anti-emperyalist mücadeleyi her durumda burjuva demokratik bir içerikte görmelerinin gerisinde, anti emperyalist mücadeleyi her durumda siyasal bağımsızlık sorununa indirgemek biçimindeki teorik yanılgı vardır. Bu yanılgı esas alındığında, gerçekten de anti-emperyalist mücadele her durumda burjuva demokratik bir içerik taşır. Neden? Zira salt siyasal bağımsızlık, kendi başına henüz kapitalizmin sınırları içinde bir durumu anlatır. Siyasal demokrasi de, siyasal bağ'ms'zl'k da, bu düzenin temelleriyle, ya da daha genel planda kapitalist dünya sisteminin temelleriyle bağdaşabilir, bu temellerle sınırlanmış bir demokrasiyi ve bağ'ms'zl'ğ' anlatır. Bu temelle bağdaşabilen en ileri demokrasi siyasal/burjuva demokrasisisidir. En ileri bağ'ms'zl'k ise siyasal bağ'ms'zl'kt'r; özünde burjuva ilişkiler temeli üzerinde bir bağ'ms'zl'kt'r bu. Anti-emperyalizm/bağımsızlık sorununa ilişkin bir konferansın tüm seyri boyunca, üzerinde özellikle durulan temel fikirlerden biri zaten budur. Yeri geldikçe döne döne vurgulanan fikir şu oldu: Anti-emperyalist mücadele siyasal bağ'ms'zl'k mücadelesine indirgenemez. Ad' üzerinde, siyasal bağ'ms'zl'k. Yani sorunun iktisadi ve mali yönü teorik soyutlama planında bu tanımın dışında tutuluyor. Bunu anlamak çok mu zor? 30 yılın burjuva demokratik önyargılarıyla hareket edenler için elbette. Ama bu aynı kimselerin, Lenin'in örneğin "emperyalist ekonomizm" üzerine kitabını döne döne okumaları, olur olmaz başkalarını emperyalist ekonomizmle suçlamaları, buna rağmen bu sorunu kavramayı başaramamaları yine de şaşırtıcıdır. Lenin tam da demokrasi sorunu üzerine tart'şt'ğ' temel eserlerinde, siyasal demokrasi sorununa, benzer bir biçimde, siyasal bağ'ms'zl'k sorununu örnek veriyor. Nas'l ki kapitalizmin temelleri üzerinde en tam bir siyasal demokrasinin kurulabileceğini biz teorik olarak inkar edemezsek, bu ayn' şey, aynen siyasal bağ'ms'zl'k için de geçerlidir, diyor. Ve hemen tamamlayıcı bir düşünce olarak ekliyor: Kendi başına en tam bir siyasal bağımsızlık bile, emperyalizmin bu konuma sahip bir ülke üzerinde iktisadi ve mali egemenlik kurmasına hiçbir biçimde engel değildir, teorik açıdan böyle bir şey iddia edilemez.

Bu temel önemdeki sorunun anlaşılmasını kolaylaştırmak için Lenin'in emperyalist ekonomistlerle tartışmasının bu konuya ilişkin bölümünü paragraf paragraf ele almakta yarar var.

Tartışmanın özü ve bu çerçevede Lenin'in temel fikri kısaca şudur: En tam bir siyasal bağımsızlık bile, kendi başına alındığında, mali sermayenin bu siyasal açıdan bağımsız devlete yayılmasına, onu iktisadi ve mali yönden kendi denetimine almasına engel değildir. Böyle olduğu içindir ki, emperyalizm çağında mali sermayenin iktisadi ve mali hakimiyet gücünü gerekçe göstererek, bu ekonomik etkene dayanarak, ezilen ya da sömürge ulusların sosyalizm olmaksızın siyasal açıdan bağımsızlıklarını kazanamayacaklarını iddia etmek, teorik açıdan yanlıştır. (...)

(H. Fırat, Bağımsızlık ve Devrim,
Eksen Yayıncılık., s.197-202)