27 Ekim '01
Sayı: 32


  Kızıl Bayrak'tan
 Amerikancı iktidar Türkiye'yi bataklığa sürüklüyor

  Borç ve savaş bütçesini sokaklarda yırtalım!

  Gençliğin savaş karşıtı hareketliliğinin anlamı ve önemi

  Dünyada emperyalist savaşa karşı protestolar sürüyor

  Savaşta yığınların manipülasyonu
  Brisa işçisinin ağır sorumluluğu
  Mevzileri korumak ve yenilerini kazanmak için etkin bir sınıf çalışması!
  Bir devrimci daha işkencede katledildi

  Sınıf hareketinin güncel durumu ve devrimci görevler

  Görkemli direnişe zayıf destek!
  Şanlı Ölüm Orucu Direnişi'nin 1.yılında Galatasaray'daydık
  Mamak İşçi Kültür Evi açıldı
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...

  İsviçre Ekim Gençliği Kampı: "Başka bir dünya mümkün"

  Mülteciler Taliban'dan değl, bombalardan kaçıyor
 Hür dünya kimin dünyası?
  Emperyalist-gerici savaşlar ve kadın...
  Emperyalist savaşın gölgesinde Türkiy ve Küdistan
  Geleceğimiz için hücrelere karşı çıkalım!
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayının PDF formatınıdownload etmek için tıklayın




 

Esenyurt İşçi Bülteni'nden...

Merhaba,
Esenyurt, binlerce işçi ve emekçinin oturduğu bir semt. Burada oturanlar olarak çevre fabrikalarda, atölyelerde çalışıyoruz. Patronlara alınterimizi, göz nurumuzu satarak geçiniyoruz. Her birimiz farklı milliyetlerden farklı memleketlerden geldik. Kürt de olsak, Türk de olsak, Sivaslı ya da Karslı da olsak ortak bir noktamız var. Hepimiz işçiyiz. Bizi birbirimize bağlayan ortak bir yaşam biçimimiz var. Dertlerimiz, ortak sorunlarımız var.

Çalıştığımız fabrikalarda atölyelerde sömürüyü en yoğun şekilde yaşıyoruz. Yaşamak ne kelime, iliklerimizde hissediyoruz. Büyük çoğunluğumuz sendika, sigorta nedir bilmiyor. Hiçbir sosyal hakkımız olmadan, dizginsiz kuralsız bir şekilde sömürülüyoruz. Sabahın köründen gece karanlığına kadar en kötü koşullarda çalıştırıyorlar bizi. Ama karşılığında aldığımız ücret neredeyse ekmek paramızı bile karşılamayacak düzeyde. Sefalet içinde yaşıyoruz.

'Patronun işine gelmediğinde ise kullanılmış mendil gibi buruşturulup köşeye atılıyoruz'. Çoğumuz her an işten atılma korkusu içinde. Çünkü patronun işine gelmediğinde kullanılmış bir kağıt mendil gibi sokağa atılmak var...

Sadece Esenyurt'ta mı? İşçi ve emekçilerin durumu bütün ülkede aynı. Bugünkü hükümet işbaşına geldiğinden beri bizleri daha da yoksullaştıracak bir yığın yasa çıkardı. Kazanılmış haklar teker teker gaspedildi. Halkın verdiği oylarla seçimi kazanan partiler işin başına geçtikten sonra bizlere savaş açtılar. Memleketin dümenini allayıp pullayarak getirdikleri bir Amerikan ajanının eline teslim ettiler. "15 günde 15 yasa"yı alelacele meclisten geçirip, sermaye sınıfının yarattığı krizin faturasını biz işçi ve emekçilerin sırtına yıktılar. İki milyon kişiyi işten atarak, ücretlerimizi kırparak, ek vergiler koyarak, ücretsiz izine göndererek, bizi sefalet kuyusuna ittiler. Hakkını arayan kardeşlerimizi polis copu ve jandarma dipçiği ile karşıladılar.

Bize bütün bunları reva görürken emperyalistlerin, İMF memurlarının karşısında el pençe durup, üç beş kuruş dilenmekten utanmadılar. Ülkenin tüm zenginliklerini emperyalist tekellere peşkeş çektiler. Şimdi ise sadece Amerika ve diğer emperyalistlerin işine yarayacak, halklara ise acı ve gözyaşı getirecek bir savaşa sürüklüyorlar bizi. Soyup soğana çevirdikleri yetmedi. Şimdi de Amerika'dan üç beş kuruş alabilmek için evlatlarımızın kanı üzerinden pazarlık yapıyorlar

Bizler tüm bunları haketmiyoruz. Krizi bir yaratmadık. Savaşı da biz çıkarmıyoruz. Bütün bunların bedelini ödemek bizim kaderimiz değil. Bizler istersek alnımıza yazılmak istenen bu kötü kaderi değiştirebiliriz. Bunun için ise biraraya gelip örgütlenmemiz, güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor.

Patronların bugün bu kadar güçlü olmalarının tek nedeni örgütlü olmalarıdır. Karşımızda boy boy partileriyle, kendi çıkarlarına göre düzenlenmiş yasalarıyla, mahkemeleriyle, ordusu ve polisiyle, örgütlü bir patronlar sınıfı var. Çıkarlarını korumak, bizi ezip sömürmek için her aracı kullanıyorlar. O halde bizler de sermayeye karşı bir sınıf olarak kendi çıkarlarımızı savunmalıyız.

Esenyurt İşçi Bülteni, sermayenin sömürü saltanatına karşı Esenyurt'taki işçi ve emekçilerin sesi olabilmek için çıkıyor. İşçi ve emekçilerin çıkarlarını savunmak, sorunlarına sahip çıkmak için yayınlanıyor. Birbirimizin ne yaptığından haberdar olmak için, deneyimlerimizi ve sorunlarımızı paylaşmak için, bir araya gelip örgütlenmek için böyle bir sese ihtiyacımız var.
Esenyurt İşçi Bülteni'ni sahiplenmeliyiz. Onu örgütlenmemizde bir araç olarak kullanmalıyız. Her fabrikaya, her atölyeye, her eve ulaşması için çaba harcamalıyız.

Bültenimize sahip çıkalım!
Okuyalım, okutalım, yazı yazalım!

(Yayın hayatına yeni başlayan
Esenyurt İşçi Bülteni'nin
"Sunuş" yazısıdır...)

 


 

Esenyurt İşçi Bülteni'nden...

Emperyalist savaş tehdidine karşı,
yapabileceğimiz çok şey var...

11 Eylül'den beri medyada bir savaş çığırtkanlığı sürüyor. Amerika Bin Ladin'i suçlu ilan etti ve ardından bunu bahane ederek Afganistan'a saldırdı. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye'nin savaşa asker gönderip-göndermeyeceği tartışması başladı.

Aslında bu tartışmanın tek nedeni, daha öncesinden verilen karar doğrultusunda kamuoyu oluşturmak ve insanları bu yönde ikna etmekti. Süreç çok hızlı işlediği için işçi ve emekçileri savaşa katılma fikrine alıştıramadan meclis savaşa asker gönderme kararının önünü açtı. Amerika öyle istiyordu ve öyle oldu. Amerika'nın sözünden çıkmayan iktidar halka, ülkeye ve insanlığa ihanet anlamına gelen bir karara imza attı. Üstelik bir savaşın ne büyük bir yıkım getireceğini bile bile.

Televizyonlarda yapılan tartışmalarda bu savaşın kimin yararına olacağı konusu hep gözden uzak tutuluyor. Savaş işçi ve emekçiler için ne gibi yıkımlar getirecek, bunlar konuşulmuyor. İşlerine gelmediği için bunları hiç tartışma gereği duymadılar.

Bu savaş tamamen emperyalist bir savaştır. Yani dünya üzerindeki sömürü ve yağma pastasından kim daha fazla pay alacak, petrol kuyuları, değerli madenler kimin denetiminde olacak, bunun savaşı veriliyor şu anda. Yoksul halkların yaşadığı ülkeler parselleniyor bu nedenle. Bundan dolayı da bu savaşın acısını, cefasını her yönüyle işçi sınıfı ve ezilen halklar çekecek, sefasını ise patronlar sınıfı sürecektir. Peki bu savaş Türkiyeli işçi ve emekçilere nelere malolacak?

1- Ekonomide durgunluk, belirsizlik daha da beter bir hal alacağından işsizlik artacak, işsizler çoğaldığı için ücretler tepe taklak düşecektir.
2- Zaten ağır olan çalışma koşulları iyice ağırlaşacaktır. Türkiye'nin doğrudan savaşa girmesi durumunda günlük çalışma süreleri uzatılacak. Kırıntı düzeyindeki hakların adı bile kalmayacaktır.
2- Hayat pahalılığı dayanılmaz bir hal alacak, alım gücü iyice zayıflayan işçi ve emekçiler açlıkla yüzyüze kalacaktır. En sıradan şeyler bile karaborsaya düşecektir.
3- Cepheye Koçlar, Sabancılar gitmeyeceğine göre, savaşa bundan hiçbir çıkarı olmayan işçi ve emekçiler, onların eşleri, çocukları, kardeşleri, yakınları gidecektir. Belki de binlerce, onbinlerce insanımız Amerika'nın çıkarları için ölecektir.
4- Depremi fırsat bilen hükümet nasıl mezarda emeklilik yasasını bir gecede meclisten geçirdiyse, şimdi de savaş bahane edilerek kıdem tazminatları kaldırılacak, esnek üretim yasal hale getirilecek, SSK tasfiye edilip sosyal haklarımız gaspedilecektir.
5- Bu savaşta petrol şirketleri, silah şirketleri palazlanacak, savaşta yanıp yıkılan bölgeler iş sahası olarak açılmış olacak yani sermaye için ucuz hammadde, pazar elde edilmiş olacaktır.
6- Her türlü örgütlenme ve hak arayışı terörizm bahanesiyle bastırılacak-yasaklanacaktır. Normal zamanda bile lastik ve cam sektörlerindeki grevleri ulusal güvenliği gerekçe göstererk yasaklamışlardı. Şimdi bu tip yöntemler daha da meşrulaştırılarak işçilerin ve emekçilerin eli kolu bağlanmış olacaktır.

O halde ne yapacağız?

İşçi ve emekçiler kendilerine yıkım getirecek bu savaşın önüne geçebilmek için savaşa karşı birleşmek zorundadır. Çünkü görüldüğü gibi savaş çok büyük bir yıkım demektir. Sadece savaş çıkmaması için değil, sürekli savaş kışkırtıcılığı yapan sermaye düzenine karşı da mücadele yükseltilmelidir.

İşe kendi çevremizi bu büyük sorun karşısında duyarlı hale getirmekle başlayabiliriz. Bizim gibi düşünenlerle birlikte işyerimizde ve mahallemizde "Savaşa karşı mücadele komiteleri" kurabiliriz. Düzenlenen eylemlere topluca katılabiliriz. Önemli olan bu işi başarma konusunda kendimize güvenebilmek ve mücadele konusunda kararlı olabilmektir. Böyle davrandığımızda yapabileceğimiz birçok şeyin olduğu daha kolay görülecektir.