20 Ekim '01
Sayı: 31


  Kızıl Bayrak'tan
 Savaşa karşı kitle hareketi

  Hükümete savaş yetkisi bölge halklarına düşmanlığın belgesidir

  Krizin ve savaşın faturasını ödemeyi reddelim!

  Sendika ağaları yeni saldırıların zeminini döşemeye başladılar

  Savaşta yığınların manipülasyonu
  Dünyanın dört bir yanında yüzbinler alanlara çıktı
  Belediye işçileriyle savaş ve saldırganlık üzerine konuştuk
  Savaş karşıtı eylemlerden

  Bir türküdür direniş, boy verir zindanlarda

  Dört RAF militanı hücrelerde katledildi
  Büyük zindan direnişi 1.yılında!
  Göstermelik yargılama devam ediyor!
  İslam Konferansı Örgütü hanet batağında...

  Almanya'da terör paketleri ard arda açıklanıyor!

  Mamak İşçi Kültür Evi 21 Ekim'de açılıyor
  Emperyalizme ve savaşa karşı devrimci mücadelede başarının bazı temel ölçüleri
  Hükümet ABD'nin çıkarları için savaş yetkisi aldı
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın




 

Hücreler her yerde katliam ve işkence getirdi

Dört RAF militanı hücrelerde katledildi

18 Ekim 1977'de Alman emperyalizminin siyasi tutsaklar ve tehlikeli olarak gördüğü suçlular için özel olarak inşa ettiği Stammheim zindanında tek kişilik hücrelerde tutulan RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) örgütünün önder kadrosundan Andreas Baader, Jan-Carl Raspe ve Gudrun Ensslin katledildiler. Aynı cezaevinde bulunan Irmgard Möller ise göğsüne aldığı ağır bıçak yarasına rağmen ölmekten kurtuldu. İki hafta sonra, 1970 yılından beri yine RAF davasından tutuklu olan İngrid Schubert, Münih-Stadelheim Cezaevi'ndeki hücresinde asılı bulundu. Daha önce yine hücrelerde ağır tecrit koşullarında bulunan Ulrike Meinhof şüpheli bir şekilde ölmüş daha doğrusu öldürülmüştü. Böylece Alman emperyalizmi, Ô68 gençlik hareketliliğinin sonrasında kurulan küçük-burjuva radikalizminin temsilcisi bir örgütün önder kadrosunu katlederek bir Ôbaşağrısı'ndan kurtulma yolunu tuttu.

Katliamdan ağır yaralı olarak kurtulan Möller'in anlattıkları, Alman devletinin "topluca intihar ettiler" iddialarını çürütmektedir. Irmgard Möller, kendine geldiğinde göğsü deşilmiş bir şekilde sedyededir. Kendisinin ya da diğer yoldaşlarının topluca ya da tek tek ihtihar etme kararlarının olmadığını anlatır. Ona göre katiller, hücresine bayıltıcı gaz atmış, sonra verilen görevlerini yapmışlardır.

Öbür taraftan, bu olaydan iki hafta sonra kendisini astığı iddia edilen Schubert, avukatıyla son görüşmesinde bu olayı tartışmış ve asla intihar etmeyeceğini iletmiştir kendisine. Stammheim'deki akıbetin kendi başına da geleceğini sezdiği için olsa gerek, son mektubuna şu satırları yazmayı gerekli görmüştür: "Asla intihar ederek hayatıma son vermeyeceğim. Eğer bir Alman cezaevinde öldüğüm duyulacak olursa, katillerimin yalanlarına kulak asmayın." (s.57) * Bu satırların mürekkebi kurumadan kendisini astığını iddia eder Alman devleti.

Stammheim olayında ve pek çok yerde bütün deliller Alman devletini işaret etmektedir. Ağır tecrit koşullarında intihar etmek için kendilerine doğrulttukları silahları nasıl temin ettikleri sorusu yanıtlanamamaktadır. Üstelik silahla kendini vurduğu iddia edilen tutsaklardan biri solak olmasına rağmen barut izleri sağ elindedir, vb.

Herşeyi inceden inceye planlayan Alman devletinin uzman katilleri, bir katliamın gerçekleştiğini gösteren pek çok kanıtla birlikte 4 ceset, katliamdan kıl payı kurtulmuş bir tanık bırakmışlardır arkalarında. Böylece sayısız kez tecritin kaldırılması ve hücrelerin kapatılması için açlık grevine yatan, Ô74-75' yılları arasında 145 gün süren açlık grevinde iki militanını kaybeden RAF'ın zindanlardaki mücadelesi, Almanya'da da olsa hücrelerin ölüm getireceğini yıllar önce acı bir deneyimle ortaya koymuştur.

Nerede olursa olsun, hücreler sermaye iktidarlarının muhaliflerini örgütsüzleştirme, teslim alma ve katletme politikasının uygulandığı mekanlar olarak kullanılagelmiştir. Ve her yerde direnişle karşılanmış, bu uğurda bedeller ödenmiştir. Yıllar sürse de, ağır bedeller gerektirse de, sonunda pek çok yerde hücreler parçalanmıştır. Parçalanmaya mahkumdur.

* Kızıl Ordu Fraksiyonu, A. Steiner- L. Debray, Metis Yayınları.

 


 

Gülsuyu'nda ÖO Direnişi'yle dayanışma kampanyası eylemleri...

"Direniş sürecek, saldırı püskürtülecek!"

20 Ekim 2000'de başlayan ve 10 Aralık 2000'de yeni katılımlarla güçlenen ÖO direnişi 1. yılını dolduruyor. İşkence ve katliamlarla dolu 1 yılı deviren direniş, 73 şehit ve yüzün üstünde sakatla, insana şaşkınlık veren bir devrimci iradeyle devam ediyor. Devlet direniş üzerinde ne oyunlar oynamadı ki... Direnişi bitirmek için en aşağılık yöntemlere başvurmaktan geri kalmadı. ÖO direnişçileri, önceden bilinçleri kapansa dahi tıbbi müdahale istemediklerini belirten dilekçeler vermelerine rağmen, zorla müdahale işkencesine tabi tutuldular. Bazıları zorla müdahale sonrası yaşamlarını yitirirken onlarcası da sakat bırakıldı. Son olarak da devlet tahliye oyunuyla direnişi bitirmeyi hesaplamıştı. Ne var ki diğerlerinde olduğu gibi tahliye oyunu da direnişi bitirmeye yetmedi.

Dışarda süregiden suskunluk ve atalet tablosunu kırmak için, direnişin 1. yılını doldurmasının anlamı üzerinden, kendi faaliyet alanımızda 20 Ekim'e ve sonrasına yönelik bir çalışma yürütüyoruz.

TAYAD ve TUYAB üzerinden yürüyen merkezi kampanyanın alt ayaklarını bulunduğumuz bölgeden de örmeye çalıştık. İlk olarak merkezi kararların ışığında bölgedeki diğer devrimci güçlerden Atılım ve Alınteri okurlarıyla ortak bir çalışma örgütledik. İlk elden çıkacak afişleri asmak, bildirileri dağıtmak, yoğunlaştırılan kitle çalışmasını ortak bir eylemle sonlandırmak yönünde planlama yaptık. Afişin basılmamasından dolayı ilk planımız aksadıysa da çalışmalarımıza ara vermedik. TUYAB ve TAYAD'ın çıkardığı bildirilerden Gülsuyu Mahallesi'nde 3 bin adet dağıtıldı. Bildiriler tek tek evlere ve mahallenin pazarına dağıtıldı. Dağıtım sırasında kahve ve yöre derneklerinde Ölüm Orucu Direnişi'ni sahiplenmeye ve semtte yapılacak eyleme desteğe çağıran ajitasyon ve propaganda konuşmaları gerçekleştirildi.

Komünistler olarak bildiri dağıtımına güçlerimizin büyük bir bölümüyle katıldık. Dağıtımlara Atılım ve Alınteri okurlarıyla birlikte toplam 30 kişi katıldı. Dağıtımın kitlesel yapılması hem dağıtım yapanlarda hem de halkta oldukça olumlu etkiler yarattı.

Eylem çalışması ise merkezi kampanyayla birlikte başlatıldı. Yoğun bir kitle çalışmasından sonra Çarşamba akşamı Gülsuyu Son Durak'tan yürüyüş başlatıldı. Yürüyüş güzergahı dolmuş caddesinden heykele, oradan da Özgürlük Meydanı'na uzandı. 80 kişilik kortejin en önünde "Direniş sürüyor, biz kazanacağız!" şiarının yazılı olduğu pankart taşındı. Ayrıca "Şan olsun 1. yıldönümünde Ölüm Orucu Direnişi'mize", "İçerde dışarda hücreleri parçala", "Emperyalist savaşa hayır" vb. dövizlerle birlikte meşaleler taşındı.

Yürüyüş boyunca "Yaşasın Ölüm orucu Direnişimiz", "Şan olsun 1. yılında Ölüm Orucu direnişimize", "Yaşasın devrim ve sosyalizm", "Hücreleri parçala tutsaklara sahip çık", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur", "Bedel ödedik bedel ödeteceğiz" vb. sloganlar atıldı. Yürüyüş boyunca eyleme katılanlar oldu. Eylem alanına gelindiğinde ÖO şehitleri şahsında tüm devrim şehitleri için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından bir arkadaş sürece ilişkin bir konuşma yaptı. Konuşmanın bitiminde atılan sloganlardan sonra eylem sona erdirildi.

Daha önce eylemde metin ve şiirler okunması planlanmıştı. Fakat eylemden bir gün önce salı gecesi 6 arkadaşımızın TMŞ polislerince gözaltına alınması, metin ve şiirlerin okunamamasının yanısıra, kitle çalışmasında ve eylemin organizasyonunda zayıflığa yolaçtı.

Çalışma tüm aksaklıklara rağmen büyük oranda önceden planlandığı gibi yürütüldü. Ayrıca diğer çevrelerle ilk kez sorunsuz bir çalışma yürüttük. Sorumlu ve disiplinli davranıldığı ölçüde, bu başarılı ortak çalışma daha da ilerletilebilir, ilerletilmelidir. Zira süreç bize bir bütün olarak davranmayı dayatıyor.

Sonuç olarak, kendi cephemizden başarılı bir çalışma yürüttük. Fakat bu başarının kalıcılaştırılması çalışmanın yükseltilerek devam ettirilmesine bağlıdır.

Şan olsun 1. yılında ÖO Direnişimize!

Anadolu Yakası'ndan komünistler
Adana'da ÖO Direnişi'yle dayanışma eylemleri

 


 

Adana'da ÖO Direnişi'yle dayanışma eylemleri

İHD Adana Şubesi Cezaevi Komisyonu'nun her Cuma gerçekleştirdiği oturma eylemleri sürüyor. 12 Ekim günü gerçekleşen eyleme yaklaşık 80 kişi katıldı. Okunan açıklamada, Ölüm Orucu Direnişi'nin bir yıldır devam ettiğine ve 73 kişinin yaşamını yitirdiğine dikkat çekilerek, tutsaklara insanca yaşam olanakları tanınana, tecrit kaldırılana ve ölümler durdurulana kadar eylemlerin devam edeceği belirtildi.

Eylemde bir ana ve tutsaklar adına bir öğrenci konuşma yaptı. "Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!", "İçerde dışarda hücreleri parçala!", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur!", "Anaların öfkesi katilleri boğacak!" sloganlarının atılmasıyla eylem sona erdi.

15 Ekim'de ise, Ermenek ve Yumurtalık cezaevinde yaşanan baskılara ve hak gasplarına karşı bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, Ölüm Orucu eyleminin birinci yılını doldurmak üzere olduğu, 73 kişinin yaşamını yitirmesine rağmen yetkililerin F tiplerinden vazgeçmediği ve cezaevlerindeki hak gasplarının, baskıların, işkencelerin artarak devam ettiği, bu uygulamalara karşı Nuri Yavuz ve Mehmet Kan isimli tutsakların SAG eylemine başladıkları belirtildi. Tutsakların yaşamsal ve demokratik taleplerinin kabul edilmesi istendi.