22 Eylül "01
Sayı: 27


  Kızıl Bayrak"tan
 Emperyalis savaş ve Türk devleti

  Amerikan uşakları ülkeyi emperyalizmin savaş arabasına bağlamaya hazırlanıyor

  Amerikancı medya zehir kusuyor

  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!

  ABD emperyalizminin kanlı ve kirli suç dosyası
  Emperyalistler tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmayı hedefliyor
  Kuralsız ve sınırsız yeni bir faşist terör dalgası!
  KESK Olağanüstü Genel Kurulu...

  Saldırı sonrası yeni dönem

  ON"ların anısına...
Bir dineşi manifestosu
  Ulucanlar katliamının ve direnişinin 2.yıldönümü...
  Ölüm Orucu Direnişi 338. gününde sürüyor...
  "ABD saldırısı korkunç sonuçlar verecek"

  Batı basınında ABD"ye saldırı

  Emperyalis haçlı seferi
  Kurtköy İşçi ve Kültür Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Radio B92(Yugoslavya)'nin ünlü ABD'li bilim adamı
Noam Chomsky ile yaptığı görüşme:

ABD saldırısı korkunç sonuçlar verecek

B92: Bu saldırılar neden yapıldı?

Soruyu yanıtlayabilmemiz için önce saldırıyı gerçekleştirenleri teşhis etmemiz gerekir. Genellikle eldeki kanıtlara bakarak saldırıyı gerçekleştirenlerin Ortadoğu kökenli oldukları ve büyük olasılıkla bu saldırıların kaynağında Usama Bin Ladin'in şebekesinin bulunduğu varsayılıyor. Bu karmaşık ve yaygın örgütlenmenin esin kaynağının Bin Ladin olduğu muhakkaksa da saldırının mutlaka onun denetimi altında gerçekleşmiş olması gerekmiyor.

Bin Laden CİA yetiştirmesi

Ama bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. O zaman sorunuzu yanıtlamak isteyecek her aklı başında kişi Bin Ladin'in görüşlerinin ve bölgede sahip olduğu geniş destekçi yığınağının duygularının ne olduğunu bilmek isteyecektir. Bunlar konusunda epeyce malumat var. Bin Ladin'le geçtiğimiz yıllar içinde çok güvenilir Ortadoğu uzmanlarıyla geniş söyleşiler yapıldı. Bunlar arasında en önemlisi Londra'da yayımlanan The Independent gazetesinin bölgeye ilişkin çok özel bilgilere ve onlarca yıllık deneyime sahip muhabiri Robert Fisk'ti.

Suudi Arabistan kökenli bir dolar milyoneri olan Bin Ladin Ruslar'ı Afganistan'dan çıkartmak için verilen savaşta militan bir İslami önder konumuna yükseldi. Ladin, CIA ve Pakistan istihbaratı içindeki müttefiklerince büyük ihtimalle birçok uzmanın da kuşkulandığı şekilde geri çekilme yollarını kapatarak Ruslar'a verilebilecek en büyük zararı verdirmek amacıyla örgütlenen, silahlandırılan ve finanse edilen çok sayıdaki aşırı köktendenciden biriydi. Ancak kendisinin doğrudan doğruya CIA ile temasta olup olmadığı belli değil ve bunun da konu açısından pek bir önemi yok. CIA'nin seferber edebileceği en acımasız ve en fanatik savaşçıları silahlandırmış olmasına şaşmamak gerek.

Sonunda, kendisi de bölge konusunda uzman olan London Times muhabiri Simon Jenking'in belirttiği gibi, "Amerikalılarca uluorta finanse edilen gruplarla ılımlı bir rejim devrilip yerine mutaassıp bir rejim kuruldu." Çoğu Bin Ladin gibi Afganistanlı olmayan bu "Afganiler" Rusya sınırını geçerek terör harekatları gerçekleştirdiler, ama Ruslar çekildikten sonra eylemlerine son verdiler. Savaşları tiksinti duydukları Rusya'ya karşı değil, Rus işgaline ve Rusya'nın Müslümanlara uyguladığı suçlara karşıydı.

Ama "Afganiler" faaliyetlerini işgal sona erdikten sonra durdurmadılar. Balkanlardaki savaşlarda Müslüman Boşnaklarla elbirliği yaptılar. ABD buna itiraz etmediği gibi, İran'ın onlara verdiği desteğe de ses çıkarmadı. Bunun karmaşık nedenlerini şimdi ele almamız gerekmiyor.Yalnızca şuna işaret etmekle yetinebiliriz ki, "Afganiler" Boşnakların acı kaderi onları pek fazla ilgilendirmiyordu. "Afganiler", ayrıca Çeçenya'da da Ruslarla savaşıyor ve büyük olasılıkla Rusya toprakları içinde Moskova ve başka yerlerde gerçekleştirilen terörist saldırılarda yer alıyorlar. Bin Ladin ve "Afganiler"i 1990'da Suudi Arabistan'da üslerini kurduktan sonra ABD'ye karşı çıkmaya başladılar. Ladin'e göre Suudi Arabistan'da üs kurmalarının nedeni Rusya'nın Afganistan işgalinin bir benzeri de Amerikalılarca bu ülkede gerçekleştiriliyor olmasıydı. Ama daha önemlisi, Suudi Arabistan'ın en kutsal mabetlerin muhafızı olarak sahip olduğu özel statüydü.

Bin Ladin aynı zamanda bölgedeki Suudi Arabistan da dahil "gayri-İslami" olarak nitelediği kokuşmuş ve baskıcı rejimlere de karşı. Suudi Arabistan Taliban'dan sonra dünyadaki en aşırı köktendinci rejim ve kurulduğu günden bu yana en yakın ABD müttefiklerinden biri. Bin Ladin ABD'den bu rejimlere verdiği destek nedeniyle nefret ediyor. Bölgedeki diğer İslami hareketler gibi Ladin de 35. yılına giren Filistin'deki zalim İsrail işgaline öfke besliyor.

Washington'ın İsrail'in muazzam
suçlarına verdiği destek

Washington, bunlardaki başlıca sorumluluğu bir yana bırakılsa bile, infazlar, yıllar süren sert ve yıkıcı kuşatma, Filistinliler'e hergün reva görülen horlama, işgal altındaki toprakları Bantusta'daki gibi kantonlara ayırarak bölgeyi kontrol altına almak üzere Yahudi yerleşimlerinin yaygınlaştırılması; Cenevre sözleşmelerinin açıkça ihlali, ve dünyanın her yerinde suç olarak görülen diğer eylemlerle sürdürülen İsrail işgaline destek verdi.

Ladin diğer İslamcılar gibi, Washington'un İsrail'in bu suçlarına verdiği desteği son on yıldır ABD ve İngiltere'nin elbirliğiyle Irak'ın sivil nüfusuna yönelttikleri saldırılarla karşılaştırıyor ve bu saldırıların toplumu mahveder ve yüz binlerce insanın ölümüne yol açarken Saddam Hüseyin yönetimini güçlendirmekten başka bir sonuç vermediğini görüyor. O Saddam Hüseyin ki, Batılılar gerçekleri unutmuş olsalar bile bölge halkının hiç aklından çıkartmadığı mezalim ve bu arada Kürtlerin (Halepçe'de) zehirli gazlarla öldürülmesi boyunca hep ABD ve İngiltere'nin yakın dostu olagelmişti.

Bu duygular yaygın olarak paylaşılıyor. 14 Eylül tarihli Wall Street Journal Körfez bölgesinden ABD ile yakın ilişkileri bulunan zengin ve ayrıcalıklı Müslüman bankacı, yönetici ve iş adamlarıyla yapılmış bir anket yayımladı. Kendileriyle görüşülenler çok benzer duyguları dile getiriyorlardı: ABD'nin İsrail'in suçlarına destek olur ve yıllardır diplomatik bir çözümün yolunu tıkarken, Irak sivil toplumunu çökertmesi, bölgede sert ve baskıcı antidemokratik rejimleri desteklemesi ve "baskıcı rejimler kurdurarak" ekonomik gelişmeyi engellemesinden duyulan hoşnutsuzluk.

ABD ve Batı'nın rahatlatıcı öyküsü

Derin bir yoksulluk ve baskı içinde yaşayan toplumun büyük çoğunluğu arasındaysa aynı duygular çok daha yoğun olarak yaşanıyor. Bu duygular olgularla ilgilenenlerce ortaklaşa anlaşılageldiği şekilde sonunda intihar saldırılarına yol açan öfke ve umutsuzluğun da kaynağı. ABD ve Batı'nın büyük bölümü daha rahatlatıcı bir öyküye inanmayı tercih ediyor. New York Times'ın 16 Eylül tarihli nüshasında yer alan başmakaleye atıfta bulunacak olursak, saldırganlar meğer Batı'nın yüksek değerleri olan özgürlük, hoşgörü, refah dinsel çoğulculuk ve genel oy hakkına duydukları nefretten bu işe kalkışmışlar. ABD'nin eylemlerinin bununla bir ilintisi yokmuş ve değinilmesi bile gerekmiyormuş (Serge Schmemann).

Bu bildik bir tablo ve genel duruş itibariyle entelektüel tarihte çok örneği görülmüş bir şey, aslında, neredeyse kural olduğu söylenebilir. Bunun bildiğimiz hiçbir şeyle ilgisi olmadığı, ama insanın kendi kendisini aldatmasına ve iktidara kayıtsız koşulsuz destek olmaya pek yaradığı ortada. Ayrıca bin Laden ve benzerlerinin "Müslüman ülkelere yönelik büyük bir saldırı gerçekleşmesi için dua ettikleri" ve böylece "fanatiklerin onun davasına başlanmasını" bekledikleri de çokça söyleniyor (Jenkins ve daha pek çokları). Bu da bilinmedik bir şey değil.

Şiddetin şiddet doğurarak ilerlemesi her iki taraftaki en zalim unsurlarca genellikle memnuniyetle karşılanır, yalnızca tek bir örnek vermek gerekirse, Balkanların yakın tarihi buna tanıklık edecektir.

Dünyaya ya kırk katır ya kırk satır deniyor

B92: Bu saldırılar ABD iç politikası ve Amerikalıların kendilerine bakışını nasıl etkiler?

ABD politikasının ne olacağı ilan edildi bile. Dünyaya ya kırk katır ya kırk satır deniyor: Ya bize katılırsın ya da "ölümlerden ölüm beğenirsin." Kongre, Başkan'a saldırılarla ilişkisi olduğunu düşündüğü herhangi bir kişi ya da ülkeye karşı kuvvet kullanma yetkisi verdi bile. Bunu destekleyenlerin hepsi bu doktrinin aşırı-kriminal olduğunu kabul ediyor. Bunu görmek çok kolay.

ABD'nin Dünya Mahkemesi'nin Nikaragua'ya karşı yasal olmayan kuvvet kullanımına son vermesi kararını reddinden ve Güvenlik Konseyi'nin bütün ülkeleri uluslararası hukuka uymaya çağırmasını veto etmesinden sonra aynı doktrini Nikaragua benimsemiş olsaydı ABD'nin ne yapmış olabileceğini bunlara sorun bakalım ne diyecekler. Üstelik bu saldırı söz konusu ihlalden çok daha ciddi ve yıkıcıydı da.

Bu konuların ABD'de nasıl algılandığına gelince burası daha da karmaşık. Şunu akıldan çıkarmamak gerekir ki, medyanın ve entelektüel seçkinlerin kendi gündemleri var. Dahası bu soruna nasıl yanıt verileceği bir kararlılık meselesi: Başka pek çok durumda olduğu gibi fanatizm ve kör nefret yaratma gayretleri ve otoriteye boyun eğiş, yeterince kararlılık ve enerji gösterilirse tersine çevrilebilir. Bunu hepimiz çok iyi biliriz.

B92: ABD'nin dünyaya yönelik politikasını esastan değiştirmesini bekliyor musunuz?

İlk tepki, bu terörist saldırıya gerekçe ve zemin oluşturan öfke ve hoşnutsuzluğu besleyen politikaları yoğunlaştırmak ve ABD liderliğindeki şahinlerin gündemine daha sıkı sarılmak yönünde oldu: Militarizasyonun artırılması, içeride sertleşme, toplumsal programlara yönelik saldırılar. Bunlar tekrarlanabilir. Terör harekete geçebilir, bunun kışkırttığı şiddet sarmalı toplumun en sert ve baskıcı unsurlarının yetki ve itibarını yükseltebilir. Ama buna boyun eğmenin kaçınılmazlığı diye bir şey de yok.

Batı'nın entelektüel kültürünün
ahlaki çöküntüsü

B92: İlk şokun yerini ABD'nin buna vereceği cevabın ne olacağı korkusu aldı. Siz de korkuyor musunuz?

Her aklı başında insan, verileceği sanılan cevaptan, yani ABD'nin yapacağını söylediği ve Bin Ladin'in yapsın diye dua ettiği şeyden korkar. Bu çok muhtemeldir ki, bilinen şekilde şiddet sarmalını tırmandıracaktır, ama bu kez çok daha büyük bir ölçekte.

ABD şimdiden Pakistan'ın Afganistan'ın yoksul ve aç halkının hiç değilse bir bölümünü hayatta tutan gıda ve malzeme yardımını kesmesini istedi. Eğer bu istek yerine getirilirse, terörle uzaktan yakından ilgileri olmayan belki de milyonlarca insan can verecek. Tekrar ediyorum: ABD Pakistan'dan kendileri Taliban'ın kurbanları olan milyonlarca insanı ölümle yüz yüze bırakmasını istedi. Buna intikam bile demek zor. Ahlaken bundan bile aşağı bir şey bu. Bunun önemini artıran bir başka şeyse bütün bu taleplerin laf arasında, yoruma bile gerek duyulmadan, kimsenin dikkatini çekmeksizin söylenmiş olabilmesi. Bu talebe gösterilen tepkiye bakarak Batı'nın entelektüel kültürünün içinde bulunduğu ahlaki düzey hakkında bir hüküm verebiliriz. Şundan emin olabiliriz ki, Amerikan halkı kendi adına yapılanlar konusunda şu kadarcık bir fikir sahibi olabilseydi bunlardan çok sarsılırdı. Tarihten ders almak bu bakımdan öğretici olabilir.

Pakistan bu ve benzeri ABD taleplerine olumlu karşılık vermezse kendisi de benzer bir saldırının hedefi olabilir ve bunun sonuçlarını bilebilmeye olanak yok. Eğer Pakistan ABD taleplerine boyun eğerse bu kez de Pakistan hükümeti Taliban benzeri güçlerce devrilecek ve bunların ellerine nükleer silahlar geçmiş olacak. Bunun petrol üreten ülkelerin de aralarında bulunduğu bölge ülkeleri üzerinde yaygın etkileri olacak. Bu noktaya gelindiğinde insanlığın büyük bölümünü yok edecek olan bir savaş olasılığından söz ediyoruz demektir.

Bu olasılıkların hiçbiri doğru çıkmasa bile, Afganlılara yapılacak bir saldırı çoğu uzmanın öngördüğü gibi şuna yol açacak: Bin Ladin'i destekleyenlerin sayısı, onun da umduğu gibi çoğalacak. Bin Ladin öldürülse bile fark etmeyecek. Bütün İslam dünyasında kasetleri dolaşmaya başlayacak ve geride kalanlar için esin kaynağı olan bir şehit haline gelecek. Şunu akılda tutmakta fayda var; bir ABD askeri üssüne sürülen bomba yüklü bir kamyonla gerçekleştirilen tek bir intihar saldırısı, bundan 20 yıl önce dünyanın en büyük askeri gücünü Lübnan'dan çıkarmıştı. Bu tür saldırlar için sonsuz fırsat var. Ve intihar saldırılarını önlemek neredeyse olanaksız.

ABD ve Batı'nın katliamlar ve
zalimliklerle dolu tarihi

B92: "Dünya artık hiçbir zaman 11 Eylül 2001'den önceki gibi olmayacak" deniyor siz de buna katılıyor musunuz?

Salı günkü dehşetengiz terörist saldırılar, ölçek ve nitelikleri dolayısıyla değil ama hedefleri dolayısıyla çok yeni. ABD için bu, 1812 savaşından bu yana ulusal toprağının ilk kez saldırı hatta tehdide hedef olmuş olması demek. ABD sömürgelerine saldırılar olmuş ama kendi toprağına hiç olmamıştı.

Bütün bu yıllar boyunca ABD neredeyse yerlilerin tamamını ortadan kaldırdı, Meksika'nın yarısını istila etti, bölgede şiddetli müdahalelerde bulundu, Havai'yi ve yüzbinlerce insanı öldürerek Filipinler'i ele geçirdi, ve geçtiğimiz yarım yüzyıl içinde dünyanın pek çok yerinde güç kullandı. Kurbanların sayısı muazzam. İlk kez silahların yönü değişti. Aynı şey dramatik bir tarzda Avrupa için de geçerli. Avrupa caniyane yıkımlardan nasibini almıştı ama bunlar Avrupa içi savaşlardı. Bu arada Avrupa inanılmaz bir zalimlikle dünyanın büyük bölümünü ele geçirmişti. Şimdiye kadar (İngiltere'de IRA gibi istisnaları saymazsak) kurbanlarının saldırılarına hedef olmamıştı hiç. O nedenle NATO'nun destek için ABD'nin etrafında kenetlenmesi doğal. Yüzlerce yıllık emperyal vahşetin entelektüel ve ahlaki kültür üzerindeki etkisi muazzam.

Şunu söylemek yerinde olur: Bu saldırı dünya tarihinde yeni bir şey ama yıkımın -üzüntü de verse- ölçeği açısından değil, hedefi açısından yeni bir şey. Batı'nın buna nasıl tepki göstereceği çok büyük önem taşıyor. Eğer zenginler ve güçlüler geleneklerine uyar ve aşırı şiddete başvururlarsa, bir şiddet sarmalının tırmanmasına neden olacaklar. Bildiğimiz nedenlerle bunun uzun vadeli sonuçları korkunç olacak. Elbette bu hiç de kaçınılmaz değil. Daha özgür ve demokratik toplumlarda yaşayan uyanık halklar çok daha insani ve soylu bir yol tutabilirler.

18 Eylül 2001
[Rizgari Online Forum] sitesinden alınmıştır. Ara başlıklar SY Kızıl Bayrak tarafından konulmuştur...

 


 

Merkezi ABD'de bulunan Uluslararası Eylem Merkezi'nin ABD halkına bir çağrısı:

Hükümetin saldırganlığına
destek vermeyin!

Burada herkes olayların etkisi altında. Uluslararası Eylem Merkezi olarak olaylarda yakınlarını kaybedenlere ve bugün aşağı Manhattan'da bulunan binlerce işçiye en derin üzüntülerimizi iletmek istiyoruz.

Herkesin yakınlarının yasını tuttuğu şu dakikalarda, Bush yönetimi bu trajik insani kayıplardan yararlanmaya ve Pentagon'un özellikle Ortadoğu'daki savaş girişimlerini artırarak baskı kuvvetlerini yoğunlaştırmaya çalışıyor.

ABD'de yaşayan Arap ve Müslüman toplulukları yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerde ırkçı tacizlere maruz kaldıklarını bildiriyorlar. Arap karşıtı ırkçılık reddedilmesi gereken bir zehirdir. Irkçılığa karşı olan herkesi Arap-Amerikalı toplumuyla dayanışmaya çağırıyoruz. Oklahoma'daki federal hükümet binasının 1995'de bombalanmasının ardından ABD hükümeti ve medya gayet hızlı bir biçimde olaydan Arapları ve islami örgütleri sorumlu tuttular. Oysa şu anda herkesin bildiği gibi olayın faili aşırı sağcı savaş gazisi Timothy Mc Veigh idi.

Uluslararası Eylem Merkezi tüm savaş karşıtı aktivistleri ve ilerici insanları Bush yönetimine ve krizi Üçüncü Dünya'ya, özellikle de Ortadoğu halkına karşı saldırganlığın yeni bir evresini başlatmak için kullanma konusundaki Pentagon planlarına karşı durmaya çağırıyor. Ağustos 1998'de Pentagon Kenya'daki ABD büyükelçiliğinin bombalanmasına misilleme olarak, elinde hiçbir kanıt olmadığı halde Sudan'a Cruise füzeleri fırlattı ve Sudan'ın ilacını üreten El şifa ilaç fabrikasını yerle bir etti. Binlerce Afrikalı Pentagon'un bu saldırısının sonuçlarından doğrudan etkilendi.

1983'te Lübnan'daki ABD Deniz Üssü'nün bombalanmasının ardından Başkan Ronald Reagan Karayipler'deki Grenada Adası'nın işgal edilmesini emretti. Baba Bush'un döneminde uyuşturucu mücadelesi bahanesiyle, 2 bin Panamalı Noel arifesinde gece yarısı öldürüldü. 1986'da Almanya'daki bir diskotekte meydana gelen patlamadan Suriye, İran ve birçok Filistinli örgütü sorumlu tutan ABD, Libya'yı bombaladı. Çocuklar da dahil olmak üzere yüzlerce sivil uykularında öldüler.

Aktivistlerden ve bu ülke halkından Pentagon'un yeni saldırganlıklarını protesto etmeye hazır olmalarını istiyoruz. Bush yönetimi bu krizi barınma, eğitim, sağlık, iş ve diğer insani gereksinimlerimiz pahasına Pentagon'un savaş bütçesini artırmanın bir gerekçesi olarak kullanacak. Ülke çapında ordu, FBI ve yerel polis otoriteleri geniş kent bölgelerini mühürlüyorlar, köprüleri, tünelleri ve yolları kapatıyorlar. Bütün bunlar, Siyahi, Latin kökenli, Asya kökenli, Arap ve diğer ezilen toplumların üzerindeki baskının artırılacağının göstergeleri.

New York şehri halkının ve tüm ülkenin Bush yönetiminin ve Pentagon'un, halkın içinde bulunduğu şok halinden yararlanmalarına, baskı güçlerinin artırılmasına izin vermemesi gereklidir. Bu ülkenin emekçileri ve ezilenleri için bunun hiçbir yararı yoktur.

Bugünkü olaylar karşısında takınılacak tavır Dünya Ticaret Merkezi'nde ve Pentagon'da yaralananlarla ve hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla dayanışma içinde olmak, tüm dünyada savaşa, yoksulluğa ve sömürüye karşı mücadele veren halklarla küresel bir dayanışma kurmak ve yeni Pentagon saldırılarına karşı hareketi geliştirmektir.