22 Eylül '01
Sayı: 27


  Kızıl Bayrak'tan
 Emperyalis savaş ve Türk devleti

  Amerikan uşakları ülkeyi emperyalizmin savaş arabasına bağlamaya hazırlanıyor

  Amerikancı medya zehir kusuyor

  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!

  ABD emperyalizminin kanlı ve kirli suç dosyası
  Emperyalistler tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmayı hedefliyor
  Kuralsız ve sınırsız yeni bir faşist terör dalgası!
  KESK Olağanüstü Genel Kurulu...

  Saldırı sonrası yeni dönem

  ON'ların anısına...
Bir dineşi manifestosu
  Ulucanlar katliamının ve direnişinin 2.yıldönümü...
  Ölüm Orucu Direnişi 338. gününde sürüyor...
  "ABD saldırısı korkunç sonuçlar verecek"

  Batı basınında ABD'ye saldırı

  Emperyalis haçlı seferi
  Kurtköy İşçi ve Kültür Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Emperyalist savaş ve Türk devleti

Amerikan silah ve petrol tekellerinin kuklası başkan George W. Bush önden bolca reklama konu edilen kongre konuşmasını nihayet yaptı. Ajanslar yarım saat süren "tarihi konuşma"nın kongre üyeleri ve dinleyiciler tarafından 27 kez ayakta alkışlandığını bildiriyorlar. Bu her dakika başına bir ayakta alkışlama seansı anlamına geliyor. Konuşmaya ilişkin görüntüler herşeyin bir görsel seremoni olarak düzenlendiğini gösteriyor. Böyle seremonilerle Amerikan halkının daha da sersemletilmesi, böylece İç Asya ve Ortadoğu halklarına karşı ilan edilen "haçlı seferi"ne moral ve psikolojik olarak daha iyi hazırlanması amaçlanıyor.

Kukla başkan, silah tekellerinin çıkarları doğrultusunda felaketle sonuçlanabilecek her adımı gözü kapalı atmaya hazır olduğunu son saldırı öncesinde zaten yeterince kanıtlamıştı. 11 Eylül saldırısından beri ise artık bu açıdan tüm engeller aşılmış ve tüm çekinceler bir yana bırakılmıştır. Herşey, ABD emperyalizminin, dünya çapında büyük öfke ve nefrete konu olan ve son günlerde birçok kimseye "ABD ektiğini biçiyor", "Amerika yaptıklarının bedelini ödüyor" yorumunu yaptıran kibirli, küstah ve saldırgan tavrını daha da güçlendirerek sürdüreceğini gösteriyor. ABD, kendi güç ve olanaklarının sınırlarını zorlayarak, büyük bir bölgesel savaşa, hatta dünya savaşına yolaçabilecek çılgınca ve canice adımlara hazırlanıyor. Tüm belirtiler, Pentagon'un modern savaş makinasının Afganistan'a kusacağı geniş çaplı ölüm ve yıkımın yalnızca bir ilk adım olduğunu, ardından sıranın öteki ülkelere geleceğini ortaya koyuyor. Yapılan saldırgan açıklamalarla bu açıkça dillendiriliyor da.

Seremonideki konuşmasında çok yönlü ve uzun süreli savaş ilanını bir kez daha yineleyen Bush, sorunu, "bu savaşta bizden yana olmayanlar bize karşı demektir" biçiminde formüle etmiş bulunmaktadır. Bu hiç de salt bir düşünce ya da çağrı değil, fakat tümüyle, kendi emperyalist müttefikleri ya da rakipleri de dahil tüm dünya devletlerine yöneltilmiş kaba bir tehdittir. Bu tehditin kapsamında, dahası ön sıralarında, halihazırda tam bir sıkışmışlık içerisinde bunalan Türkiye'deki işbirlikçi rejim de var. Son iki gündür zirve üstüne zirve yapan, fakat Türkiye'nin tümüyle ABD'nin çıkarları doğrultusunda ABD'nin savaş arabasına koşulması kararını almakta görüldüğü kadarıyla biraz zorlanan devlet erkanının işi bu tehditten sonra artık çok daha zordur.

Kukla başkan Bush, konuşmasında, ABD yetiştirmesi Taliban rejimine tüm manevra alanlarını kapattı. Bir dizi yeni koşul ileri sürdü ve bunların "koşulsuz olarak" yerine getirilmesini isteyerek, olmayacak bir şeyi, tek kurşun atmadan tam teslimiyeti dayattı Afganistan yönetimine. Böylece, Afganistan'a karşı hummalı bir biçimde hazırlıkları sürdürülen savaşın her halükarda gerçekleşeceğini kesinleştirmiş oldu.

Amerikan medyası ve onun izinden Batı medyası günlerdir Afganistan'ın hangi muhtemel saldırı planlarıyla yıkıma uğratılacağı üzerine görüntülü savaş senaryoları sunup duruyor. Çizilen haritalarda Türkiye'nin hep belirgin bir yeri var ve Türkiye'deki ABD üsleri gerçekleştirilecek saldırının kilit mevkilerinden biri olarak sunuluyor. Bu arada 11 Eylül saldırısı içerisinde Irak'ın da yer aldığına dair "bazı kanıtlar" bulunduğu üzerine CİA ve Pentagon kaynaklı haberler emperyalist medya üzerinden gitgide daha çok tekrarlanıyor. Yakında bu sözde kanıtların seri üretim halinde peş peşe sıralanacağına ise kuşku yok. Irak'a karşı bu sinsi hazırlığın Türkiye için ne anlama geldiğini biliyoruz. Satılmış ABD uşakları olduklarını son saldırıyla bir kez daha ayan-beyan ortaya koyan Türk medyasının Amerikancı yazar çizer takımı, ABD'nin bu kez "Irak meselesi"ni kesin bir biçimde halledeceğini, daha saldırının ilk gününden beri zaten yineleyip duruyorlardı. 'Irak meselesi"ni bu kez mutlaka halletmek demek, Türkiye'nin ABD hesabına Irak'a karşı mutlaka savaşa sokulması ile aynı anlama gelmektedir. Amerikancı uşak takımının açıkça söylediği ya da ima ettiği de zaten bundan başka bir şey değildir.

Amerika'ya kendi özgüvenini yeniden kazandırma programı kapsamındaki seremonik konuşmaya dönelim. Kukla başkan, Amerikan ordusuna da çağrı yaparak, uzun süreli bir savaşa hazır olmasını istedi ve ordu üzerinden ABD'yi gururlandıracak günlerin çok yakın olduğunu duyurdu. Bu gururun neyle kazanılmak istendiğini biliyoruz. Yoksulluk ve perişanlık içinde ve bunu tamamlayan şeriatçı terör altında büyük acılar çeken bir halkın üzerine modern savaş makinasının ölüm ve yıkımını kusmak, emperyalist ABD'ye eski gururunu yeniden kazandıracak! Şu günlerde ABD propagandasının ve onun bir yankısı olarak dünyanın dört bir yanındaki ABD uşaklarının bir kampanya halinde yineleyip durduğu "ABD değerleri"nin özü ve özeti işte budur. Başkan Bush, alaylara konu salaklığı ve patavatsızlığıyla, sorunu en kaba ve aynı ölçüde çirkin biçimde açıkça ortaya koymuştur.

ABD donanmasının Pasifik'teki uçak gemilerinin peş peşe Afganistan'a en yakın nokta olan İran Körfezi'ne birikmesi, "ABD'yi gururlandıracak" günlerin giderek yakınlaştığını gösteriyor. Ve Ankara'daki kapalı kapılar ardında ne olup bittiğini Türkiye halkı hala da bilmiyor. Atılacak her adım ülkenin ve halkın kaderini hayati düzeyde ilgilendirdiği halde, ülkeyi yönetenler bu konuda halka tek kelime bilgi vermemeye özen gösteriyorlar. Hemen yakınımızda emperyalist bir savaşın hummalı hazırlığı yapıldığı ve ABD'nin Türkiye'den bu savaşa katılmasını, tüm ülke sathını ABD saldırıları için bir üs olarak kullandırmasını istediği herkesin bildiği bir sır olduğu halde, parlamentoda bu mesele üzerine herhangi bir tartışma yapılması ihtiyacı da duyulmuyor. Herşey, kirli pazarlıklar, tehditler, şantajlar, özendirici rüşvetler, hep de kapalı kapılar ardında konuşuluyor, gerçekleşiyor, yaşanıyor.

11 Eylül saldırısından bugüne yaşanan süreç üzerinden yansıyanlar, Türk gericiliğinin bazı açmazlar ve sıkıntılarla yüzyüze olduğunu gösteriyor. Başlangıçta en yetkili resmi ağızlardan ABD'ye her alanda "koşulsuz tam destek" dile getirilmişti. Şu sıra CİA tarafından her zamankinden daha cömert bir biçimde yemlendiği anlaşılan Amerikancı basın, bu açıklamalardan da aldığı güçle, saldırı gününden beri tiksindirici bir savaş çığırtkanlığı yapıyor. Türkiye'nin ABD'nin yanında ve dahası "en ön safta" olması gerektiğini propaganda edip duruyor. Amerikancı basın Amerika'ya uşaklık çizgisinde ipin ucunu öylesine kaçırdı ki, devletin zirvesindeki tereddütleri "titrek tutumlar" olarak suçlayıp eleştirmeye bile vardırdı işi.

NATO'nun 5. maddeyi ABD için gündeme getirme kararı, başlangıçta Türk gericiliğini fazlasıyla rahatlatan bir gelişme olarak görünüyordu. Fakat birkaç gün sonra başını İngiltere'nin çektiği birkaçı hariç tüm öteki NATO müttefiklerinin, muhtemel bir savaşa doğrudan katılmaya hiç de istekli olmadıklarını belli etmeleri ve ABD için savaşma işinin savaş bölgesine yakın tek ülke olarak Türkiye'ye ihale edilmek istendiğinin açıkça anlaşılması, bugün yaşanmakta olan sıkıntı ve tereddütlerin de önünü açtı. Son iki gündür üstüste zirveler yapan ve bu zirvelerden ABD'ye bir mektup çıkaracaklarını önden açıklayan devlet erkanı, bunu hala başarabilmiş değil. Bu, tereddütlerin ve buna eşlik eden kirli pazarlıkların hala sürdüğünü gösteriyor. Pazarlık Türkiye ve Türkiye halkının kaderi üzerinden yapılıyor ve elbette ki tüm bölge halklarının kaderini yakından ilgilendiriyor. Bu pazarlıklarda ABD'nin en büyük kozu, yaşanmakta olan ekonomik çöküntü, ağır dış borç yükü ve Türk hükümetinin ihtiyaç duyduğu yeni krediler, bu çerçevede İMF'nin tutumudur, bunlar biliniyor. Kaldi ki, Amerikancı Aydın Doğan medyası, sorunu en veciz ve arsız bir biçimde manşete çıkarmış da bulunuyor: "Ön safta yer al, parayı al"! (Hürriyet, 21 Eylül '01)

Hiçbir ifade sorunu bu kadar kaba ve rezil, fakat o denli de açık bir biçimde ortaya koyamazdı. Bu manşet, Türkiye'nin ABD'nin savaş arabasına koşulmak üzere satın alınmak istendiğini göstermektedir. Bu satışın, Türk ordusunun bölge halklarına karşı gündeme getirilen emperyalist savaşta bizzat yer almak noktasına mı varacağı, yoksa her türden lojistik desteğin yanısıra Türkiye topraklarının boydan boya bir saldırı üssü olarak kullanılması sınırları içinde mi kalacağı henüz açıklık kazanmış değil. Ama her iki durumda da söz konusu olanının ülkenin ve halkın kaderi üzerinde ve bölge halklarının felaketini hazırlamak üzere gerçekleşen bir satış işlemi olduğu şimdiden kesinlik kazanmıştır. Bu satış işlemini yapacak olanlar vatana ihanet suçu işlemiş olacaklar, ülkesini ve halkını belirli bir fiyata satışa çıkaran vatan hainleri olarak damgalanacaklardır.

Türkiye'nin ABD'ye çok yönlü bağımlılığı ve ağır borç köleliği bugüne kadar emekçilerin sosyal yıkımına, ülkenin birikmiş kaynaklarının yok pahasına emperyalist tekellere peşkeş çekilmesine, Türkiye'nin siyasi yapısından öteye idari yapısının da adım adım emperyalizmin dolaysız denetimine verilmesine temel oluşturmuştu. Şimdi ise aynı olgu, Türkiye'nin ABD'nin savaş arabasına koşulmasına, bölge halklarıyla birlikte Türkiye halkının ABD çıkarları için bir savaş felaketine sürüklenmesine dayanak olarak kullanılmak isteniyor. (Eklemeden geçemeyiz. Türkiye ekonomisinin başına İMF tarafından atanan Amerikan memuru, "ABD'yi koşulsuz desteklemeliyiz, pazarlık yapmak ahlaki olmaz" demiş. Bunu; birkaç milyar dolarlık kredi için İMF'den direktif üzerine direktif, koşul üzerine koşul taşıyan biri söylüyor! Onun tam bir Amerikan ajanı olduğunun bundan daha dolaysız bir kanıtı olabilir mi?)

Ülkemizin savaşta doğrudan yer alıp almayacağı henüz tam açıklık kazanmasa da, Türkiye'yi yönetenlerin bu savaşta ABD'nin işini kolaylaştıracak çok yönlü girişimler içerisinde oldukları gözler önündedir. Bir savaş döneminde ABD emperyalizminin yumuşak karnı olarak ortaya çıkan Filistin sorununun ABD hesabına ve geçici olacağı kesin olan bir ateşkesle şu günlerde bir parça yatıştırılması görevi, Türkiye'nin işbirlikçi takımına ihale edilmiştir. Türk diplomasisi bu doğrultuda hummalı bir çaba içindedir ve Arafat'ı ABD hesabına ayartmak peşindedir. Aynı şekilde, Afgan muhaliflerini ABD hesabına hazırlamak görevini de Türk devleti üstlenmiş bulunuyor. Bunları her türlü lojistik desteğin yanı sıra Türkiye topraklarının bir saldırı üssü olarak kullanıma sunulmasıyla birleştirdiğimizde, Türk devletinin yakınlaşmakta olan emperyalist savaşta ABD hesabına zaten yer aldığını görürüz.

Oysa Türkiye halkı kesin bir biçimde savaş istemiyor. Bunun ABD'nin emperyalist çıkarları için gündeme getirilen tümüyle haksız ve caniyane bir savaş olduğunu kendi deneyimleri üzerinden biliyor. Türkiye halkının kalbi ABD emperyalizmine karşı bölge halklarıyla birlikte çarpıyor. Türkiye'nin ABD'nin savaş arabasına şu veya bu düzeyde koşulmasına yönelik tüm girişimler, Türkiye'yi yönetenleri emekçilerin öfkesinin ve nefretinin de hedefi haline getirecektir. Bu şimdiden bellidir ve işbirlikçi takımının kendi bünyesinde çelişkiler ve tereddütler yaratan temel etkenlerden biri de zaten budur.