22 Eylül "01
Sayı: 27


  Kızıl Bayrak"tan
 Emperyalis savaş ve Türk devleti

  Amerikan uşakları ülkeyi emperyalizmin savaş arabasına bağlamaya hazırlanıyor

  Amerikancı medya zehir kusuyor

  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!

  ABD emperyalizminin kanlı ve kirli suç dosyası
  Emperyalistler tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmayı hedefliyor
  Kuralsız ve sınırsız yeni bir faşist terör dalgası!
  KESK Olağanüstü Genel Kurulu...

  Saldırı sonrası yeni dönem

  ON"ların anısına...
Bir dineşi manifestosu
  Ulucanlar katliamının ve direnişinin 2.yıldönümü...
  Ölüm Orucu Direnişi 338. gününde sürüyor...
  "ABD saldırısı korkunç sonuçlar verecek"

  Batı basınında ABD"ye saldırı

  Emperyalis haçlı seferi
  Kurtköy İşçi ve Kültür Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

KESK Olağanüstü Genel Kurul'u...

Tartışmalar, pazarlıklar,
sonuçsuz kalan uzlaşmalar...

"Sahte sendika yasası"na uyum sağlamak amacıyla yapılan KESK 1. Olağanüstü Kurul'u 282 delegenin katılımıyla gerçekleşti. Kurul, divanın seçilmesinden sonra saygı duruşuyla başladı, Genel Başkan Sami Evren'in konuşmasıyla devam etti. Tüzük komisyonu oluşturulduktan sonra "4688 sayılı yasaya göre tüzük değişikliklerinin görüşülmesi" maddesine geçildi.

KESK MYK'sının hazırladığı tüzük önerisinin yanısıra Birleşik Sendikal Hareket'in hazırlamış olduğu tüzük önerisi de kurula sunuldu. Divana; tüzük maddeleri üzerine lehte ve aleyhte görüş bildiren delege sayısının birer kişi, konuşma süresinin ise üçer dakika ile sınırlandırılması için verilen garip önerge doğal olarak tartışmalara neden oldu.

Delege olmayan KESK üyelerinin de itiraz etmesi üzerine, divan başkanı görevlileri uyararak dinleyicilere müdahale edilmesini istedi. Delege olanlarla olmayanların ayrılması için oturma düzeni değiştirildi. Tümü genel kurula katılmasa da 500 delegesi olan KESK'in önden yalnızca 300 kişi alabilen bir salon tutması nedeniyle, bu ayrıştırma da sorunu çözemedi. Bunun üzerine divan, kongreyi izlemek üzere gelen üyelerin kendilerine ayrılan sıranın ön kısmını boşaltmaları ve buralara delegelerin oturması yönünde müdahalede bulundu. Kendilerine konuk muamelesi yapılan üyeler ön sıraları boşaltmakla yetinmediler, tepkilerini dile getirerek salonu da terkettiler. Sonuçta, BSH delegelerinin itirazına ve karşı oy kullanmasın rağmen, tartışmalara neden olan önerge oy çokluğu ile kabul edildi. Yaşanan tartışmalar üzerine divan beş dakika ara vermek durumunda kaldı.

Maddelerin görüşülmesine geçilmeden önce, 4688 sayılı yasaya göre kapatılması öngörülen ve F tipi cezaevlerine karşı görüş bildirdiği için devlet terörüne maruz kalan ve 16 üyesi hakkında 3 yıl 9 ay hapis cezası verilen Tüm Yargı-Sen'in verdiği önerge okundu. Önergede KESK'in Tüm Yargı-Sen'i sahiplenmesi gerektiği dile getirildi. Bu doğrultuda, Tüm Yargı-Sen'in yargılandığı materyalleri KESK MYK'sı ve genel merkezlerin sahiplenmesi ve "Düşünceye özgürlük" kampanyasında olduğu gibi yöneticilerin kendileri hakkında suç duyurusunda bulunması; KESK'in de üye olduğu uluslararası emek örgütü ICFTU ve ETUC yöneticilerinin duruşmaları izlemek üzere çağrılması; Emek Platformu ve sivil toplum örgütlerinin bu konuda duyarlı olması için basınç oluşturulması; Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşmelerde bulunulması; Barolar Birliği'nin konuya sahip çıkması; kamuoyu yaratmak amacıyla basın ve yayın kuruluşlarına gidilmesi; yargı süreci tamamlanmadığı halde açığa alındığı için maaşlarının 1/3'ü kesilen üyelerle görevinden atılan üyelerin maaşlarının ödenmesi için ödenek ayrılması doğrultusunda KESK'in çalışma yürütmesi gerektiği belirtildi. Divan başkanı önergeyi okuduktan sonra KESK'in bu konuyu görüşerek gerekeni yapacağını dile getirdi. Bu sırada salondan "Baskılar bizi yıldıramaz!" sloganları yükseldi.

Tüzük maddelerinin görüşülmesine geçilmeden önce ÖDP, EMEP ve HADEP delegelerinin verdiği bir başka önerge yine tartışmalara neden oldu. Önerge; gündemin yoğun olmasından dolayı, "hukuki zorunluluğun genel kurul iradesine dönüştürülmesi" amacıyla tüzük değişikliği için gerekli oyun kurula katılan delegelerin salt çoğunluğu olarak benimsenmesi önerisini içeriyordu.
Aleyhte görüş bildirmek için sözalan Cengiz Faydalı, 11 yıllık mücadelenin anlamına ve sonuçlarına dikkat çekerek, bu önergenin bugün oluşmuş bir genel kurul delegesi iradesini temsil etmediğini dile getirdi. Yasanın net olduğunu dile getiren Faydalı, tüzük değişikliğinin Valiliğe sunulacağını, Valiliğin tüzüğü inceledikten sonra aykırı gördüğü maddeleri geri göndereceğini, daha sonra mahkeme yolunun olduğunu ve ancak bundan sonra bu önergenin verilebileceğini belirtti. Bu yaklaşımın 11 yıllık fiili-meşru mücadelenin tasfiyesi olduğunu, KESK'in kendi tüzüğünü devlete göre değil kendi meşruiyetine göre belirlemesi gerektiğini söyledi. Faydalı kürsüden indiğinde, salondan "Söz, yetki, karar çalışanlara!" sloganları yükseldi.
Önergenin lehinde bir konuşma yapıldıktan sonra kürsüye çıkan başka bir delege, KESK'in önceki tüzüğüne göre 14. maddenin ihlal edildiğini, ancak 14. maddeyi değiştirmek üzere verilen önergenin kurulda onaylandıktan sonra bu önergenin verilebileceğini söyledi. (14. maddeye göre tüzük değişikliği için genel kurul delegelerinin salt çoğunluğu, yani 251 oy gerekiyor.)

Salonda yaşanan gerginlik üzerine önerge sahipleri öngelerini geri çektiler. Yaşanan kargaşa üzerine divan bir ara daha vermek zorunda kaldı. Uzun süren aradan sonra divan başkanı anlaşmazlık çıkan önerge üzerine delegelerin görüştüklerini, farklı tüzük taslağı sunan tarafların tüzük önerilerini ortaklaştırmak için de çalıştıklarını belirtti. ÖDP, HADEP, EMEP delegeleri ile BSH delegelerinin yaptığı ortak görüşme sonucu, tüzüğün 14. maddesi verilen şu önerge sonucu oy birliği ile değiştirildi: "Yasanın zorunlu gördüğü tüzük değişikliğinde genel kurula katılan delegelerin salt çoğunluğu, diğer maddeler için genel kurul delegelerinin salt çoğunluğu (251 oy) gereklidir."

Bu anlaşmadan sonra ortaklaştırılan tek tüzük taslağı üzerinden maddelerin görüşülmesine geçildi. 4688 sayılı yasanın zorunlu kıldığı bir dizi maddede yapılan değişiklikler oy birliği ya da oy çokluğu ile kabul edildi.

1. Olağanüstü Kurul'da madde 10'da belirtilen "konfederasyonun organları" başlığı altında belirtilen zorunlu organlar; Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurulu olarak onaylandı. Böylece GYK kaldırılmış oldu. Yasaya uyum için devletin zorunlu kıldığı Genel Danışma Kurulu ile Genel Danışma Meclisi ise ortaklaşılan metinden çıkarıldı ve yerine "diğer ihtiyaç duyulan kurullar gelecek genel kurulda belirlenir" ifadesi konuldu. Madde 30'da konfederasyon yöneticilerinin özlük hakları başlığı altında yeralan "Tüm mesaisini konfederasyona harcayan yöneticilerin ücretleri Genel Kurul tarafından belirlenir" ifadesi, bazı delegelerin ücretlerin olağanüstü kurulda belirlenmesi için verdiği önergeye rağmen oy çokluğu ile reddedilerek korundu.

Buraya kadar sorunsuz kabul edilen maddeler, sıra tüzük taslağında yeralan madde 4 (konfederasyonun amaçları), madde 5 (konfederasyonun ilkeleri), madde 6 (konfederasyonun görev ve yetkileri) kısmına geldiğinde yine büyük tartışmalara neden oldu. BSH delegeleri bu maddelerin genel kurul delegelerinin salt çoğunluğu (251 oy) ile değiştirilebileceğini, aksi durumda 14. maddenin ihlal edileceğini, bu durumun kurulun iptaline neden olacağını belirterek itiraz ettiler. Divan başkanı sabah yapılan oylama sonucu 14. maddenin "Yasanın zorunlu gördüğü tüzük değişikliğinde genel kurula katılan delegelerin salt çoğunluğu yeterlidir" şeklinde oybirliği ile değiştirildiğini hatırlattı ve madde 4'ün de bu kapsama girdiğini belirterek itirazları reddetti.

Bu sırada ortak görüşmeyi yürüten ÖDP, HADEP, EMEP'in MYK delegeleri madde 4, 5 ve 6'ı konusunda da ortaklaşıldığını, fakat bunun "unutulduğu" için yasanın zorunlu gördüğü tüzük maddelerine eklenmediğini belirttiler. Düştükleri oyunu geç anlayan BSH delegelerinin itirazları devam ederken, itirazlara bazı HADEP ve EMEP delegeleri de katıldı. Bu tartışmalar sürerken madde okundu ve oylamaya sunuldu. Yapılan değişiklikte, taslak tüzüğün 4. maddesinin A bendinde yeralan; "Konfederasyon, tüm maddi değerlerin yaratıcısı emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi , özgürlükler mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinciyle; A- Grev ve toplu iş sözleşmeli sendikal hakların tanınması ve mevzuatımızda çalışma koşullarını düzenleyen hükümlerin uluslararası evrensel normlara uyumunun sağlanması için gerekli mücadeleyi yürütmeyi," şeklindeki ifade çıkarılarak, yerine; "ortak ve demokratik bir çalışma yasası, grev ve toplu iş sözleşmesi hakkı mücadele ile lokavta karşı mücadeleyi amaçlar" ifadesi maddenin son bendine eklenmişti.

Yapılan oylama sonucu 82 evet oyuna karşı 52 hayır oyu çıktı. MYK'da yeralan HADEP delegesi evet oyu kullanmasına rağmen, bazı HADEP delegeleri karşı oy kullandılar. Yine MYK'da yeralan EMEP delegesi evet oyu kullanmasına rağmen, EMEP delegeleri çekimser kalarak oy kullanmadılar. Oyların iki kere sayılmasından sonra, divan başkanı tüzük değişikliği için gerekli olan dörtte bir oy çokluğu (125 oy) sağlanamadığı için maddenin reddedildiğini belirtti. Yaşanan tartışmaların gittikçe büyümesi ve BSH delegeleri arasında süren tartışmalar üzerine Cengiz Faydalı kürsüye çıkarak bu maddeler için 251 oy çokluğu aranması gerektiğini belirtti ve önergeden imzasını çektiğini söyledi. İttifakın bozulması üzerine kürsüye çıkan ÖDP delegesi Nazmi Alkaya ajitatif söylemler eşliğinde, yapılan davranışı ilkesizlikle suçladı ve imzasının arkasında durmayanlarla ortak hareket etmeyeceklerini belirtti ve bundan sonra daha devrimci bir KESK amaçlayan herkesle ortak hareket edeceklerini sözlerine ekledi. Ve ardından, önergelerden imzalarını çektiklerini belirterek salonu tebası ile birlikte terketti.

Salonda yaşanan karışıklık, tartışma ve şaşkınlık üzerine kürsüye çıkan Sami Evren, KESK'in mücadeleci geleneğine değinerek bu tür tartışmaların olağan olduğunu, içte yaşanan sorunların KESK'in birliğini bozamayacağını, bu kurulda sesli düşündüklerini, olağanüstü kurulun amacına uygun bir biçimde sona erdiğini ve yasaya uyum için tüzük değişikliğinin sağlandığını belirtti. Kurul Evren'in konuşmasıyla tartışmalı bir biçimde sona ermiş oldu.

 


 

KESK Olağanüstü Kurul'u üzerine...

Reformist koalisyonun
yasal çerçeveye uyum çabası

KESK Olağanüstü Genel Kurul'u, kamu emekçilerinin fiili-meşru mücadelesiyle yaratmış olduğu devrimci ve ilerici ne kadar değer varsa bunun reformist ve icazetçi anlayışlar tarafından son kırıntısına kadar tasfiye edilmesi olarak gerçekleşti. Kurul, önden hesap edilemeyen dengeler nedeniyle, kirli ve ilkesiz ittifakların "güçsüzlük" dengesi üzerinden şekillendi.

Sermaye sözcüsü hükümetin, İMF politikalarını uygulamak için emperyalizme koşulsuz biat ettiği, devletin F tipi hücre saldırısını meşrulaştırmak için muhalefet eden tüm kişi, kurum ve kuruluş üzerinde azgınca terör estirdiği, sınıf hareketinin durgunluğu ve toplumsal muhalefetin kırılmaya uğradığı bir süreçte, sahte sendika yasasını tekrar gündeme getirmesi bir tesadüf değildir. Bu saldırının hayata geçmesinde, 26 Mayıs sürecinden itibaren dostun ve düşmanın gözü önünde teslimiyete koşar adım giden ÖDP, HADEP ve EMEP reformist koalisyonunun payı küçümsenemez. KESK bürokratlarının fırsat buldukça dillendirdiği "bu yasanın çıkması bile bizim mücadelemiz sonucu olmuştur" türü söylemlerle devletin açıktan bir saldırısı olan bu yasayı sanki bir ganimetmiş gibi sunması ise, tam bir aymazlık ve arsızlık örneğidir. Böylesi bir demagojinin arkasına sığınan bu anlayışları sadece 26 Mayıs süreciyle değerlendirmek elbette doğru olmaz. Zaafların örtüşmesi sonucu KESK yönetimine gelen reformist anlayışlar, izledikleri siyasal hat ve icazetçi tutumlarıyla bu yasanın çıkmasının doğrudan suçlusu ve sorumlusudurlar.

Son genel kurula gelelim. ÖDP, HADEP ve EMEP reformist bileşiminin ilkesiz ittifakından oluşan KESK MYK'sı, kurula sunmak üzere bir tüzük taslağı oluşturmuştu. MYK'nın önceden hazırlamış olduğu bu taslak tüzük ve Sami Evren'in konuşması gelenlerin eline bir dosya şeklinde sunuldu. Önden hazırlanmış bir metni okumakta dahi zorlanan Sami Evren'in konuşması, bol bol küresel sermaye ve onun saldırılarından, eşitlik, özgürlük, barış ve adaletten bahseden bir çerçevede geçti. Evren Amerika'da yaşanan gelişmelere birkaç satırda değindi. Binlerce insanın öldürülmesini asla onaylamayacaklarını söyleyen Evren, bu olayın savaş tacirleri ve barış karşıtlarının karanlık senaryolarına yolaçacağını ve buna geçit verilmemesi gerektiğini belirtti. Ve bu olaya karşı hem ülkede hem de dünyada barışı savunma zamanı olduğunu vurguladı. Kiminle ve nasıl bir barış konusuna ise hiç değinmedi. Konuşmanın bu bölümü bile, reformizmin politik körlüğü ve kavrayışsızlığını gözler önüne sermeye yetmektedir.

ABD emperyalizmi ve NATO'nun, Amerika'ya yapılan saldırıyı tüm dünyada her türden ilerici ve devrimci kalkışmayı ezmeye dönük bir dayanağa dönüştürmek istediği gerçeğini görmekten ve bundan devrimci göreve ve sonuçlar çıkarmaktan uzak bu kavrayış, doğal olarak, aynı merkezlerde planlanan F tipi cezaevlerini de yalnızca satır arasında anmaya değer bulabilmiştir.

Sami Evren başta olmak üzere söz alan delegeler, KESK'in 12 yılda yaratmış olduğu fiili-meşru mücadele geleneğinin devam edeceğini dile getirdiler. Fakat kurul boyunca nasıl bir mücadele çizgisi izleneceği hiç tartışılmadı. Meşruiyeti işçi ve emekçilerin haklı mücadelesi ile yarattığı fiili durum olarak kavrayamayan reformizm, bunu kamu emekçileri mücadelesinin yasal zeminlere hapsedilmesi olarak anlamaktadır. Olağanüstü kurul ise bu kavrayışın doğal bir sonucu olmuştur.

Bürokratizme ve KESK reformizminin benimsemiş olduğu davranış çizgisine muhalefet eden ve içinde değişik siyasi eğilimlerin bulunduğu Birleşik Sendikal Hareket (BSH)'in dengeleri değiştirebileceğinin önden hesap edilememesi, kurulun tartışmalı ve çekişmeli geçmesine neden oldu. KESK MYK'sı ellerin inip kalkmasıyla sorunsuz geçirmeyi düşündüğü tüzük değişikliğini olağan kurula ertelemiş oldu.

Fakat kurulda yaşanan tartışmalar bir başka gerçeği daha açığa çıkardı. KESK'in kuruluş ve varoluş nedeni olan konfederasyonun amacı, ilkeleri ve yetkilerinin yasaya uyum çerçevesinde değiştirilmeye çalışılmasının, HADEP ve EMEP tabanında belli bir tepkiye neden olduğu görüldü. Tepkinin nedeni ve zemininden bağımsız olarak, KESK bürokratlarının kendi tabanından yükselen bir muhalefete dahi tahammül göstermeyeceği de bu vesileyle açığa çıktı. Devrimci unsurların tasfiyesinden sonra, şimdi de sıranın tabanındaki görece ileri unsurların tasfiyesine geldiği ortadadır.

Devletin yasayla amaçladığı bu saldırıyı büyük bir gönüllülük ve olağanüstü bir çabayla hayata geçirmeye çalışan KESK yönetiminin bu konuda tutumu nettir; ya teslimiyet batağında bizimle birlikte yasal çerçeveye uyum gösterirsiniz, ya da sizi de tasfiye ederiz. Çünkü KESK bürokratları devletin açtığı zemin üzerinden düzenin koltuk değnekliğine soyunmaya dünden razıdırlar. Çünkü bu bürokratlar, tabandan gelen basıncı bertaraf etmek için, yasal zemin üzerinden de işyerleri ile bağları koparmaya da hazırdırlar. KESK artık onlar için devletle pazarlık yapmak, kendilerini parlamentoya taşımak ve düzenin pisliklerinden nasiplenmek için bir koltuk işlevi görmektedir. Körün istediği bir gözdü, devletin onlara verdiği iki göz!

Kamu emekçileri mücadelesinin yaşanan olağanüstü kurulla tasfiye edilemeyeceği açıktır. Kamu emekçileri hareketinin '60'lı yıllarda yaygınlaşan sendikal örgütlenmesi ve '70'li yılların fırtınası içinde olgunlaşan mücadelesi gelinen noktada anlamlı bir deneyim biriktirmiştir. Bu birikimin liberal-reformist akımların icazetçi tutumları nedeniyle sekteye ve zaafa uğratılmasından bağımsız olarak, kamu emekçilerinin yaşam düzeylerindeki düşüşün gün geçtikçe artması ve bunun yaratmış olduğu sosyal ve ekonomik tahribat, yakın gelecekte yeniden bir hareketliliğe dönüşecektir. Aynı platformda yer alarak meşrulaştırdığı Türk Kamu-Sen üzerinden politika yaparak bir güce dönüşebileceğini hesap eden KESK bürokratlarının bu gelişmeyi kucaklayamayacağı, kamu emekçilerinin mücadele istek ve eğilimlerine yanıt veremeyeceği ise ortadadır.

Devrimci kamu emekçileri bugüne kadar üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları yeterince yerine getirmediği için, işyerlerindeki taban basıncını sendikalara taşıyamamışlardır. Kamu emekçilerinin 12 yıllık fiili-meşru mücadelesinin bu yasaya sığmayacağı açıktır. Devrimci kamu emekçileri, gelinen noktada kamu emekçilerinin içine düştüğü umutsuzluk ve çözümsüzlüğün yarattığı olumsuz ruhhalini tersine çevirmek için, bugün her zamankinden daha fazla çaba ve enerji sarfetmelidirler.

Bu ruh halini tersine çevirmenin temel önkoşulu ise işyerlerinde yürütülecek devrimci bir taban çalışmasına dayanmayı başarabilmektir. Hareketin bugüne kadar biriktirdiği yorgunluğu da gözönüne alarak, işyerlerinde yaşanan sorunlarla genel sorunların bağını kuran ve bu sorunların kaynağını hedef alan bir taban çalışması yürütmek, günün ertelenemez bir görevidir. Ancak bu tarz bir çalışmanın sağladığı olanaklarla reformist anlayışlar yönetimlerden defedilebilir, sendikalar işçi ve emekçilerin iktadar alma mücadelesinde bir araç haline dönüştürülebilir.