22 Eylül "01
Sayı: 27


  Kızıl Bayrak"tan
 Emperyalis savaş ve Türk devleti

  Amerikan uşakları ülkeyi emperyalizmin savaş arabasına bağlamaya hazırlanıyor

  Amerikancı medya zehir kusuyor

  Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı birleşelim!

  ABD emperyalizminin kanlı ve kirli suç dosyası
  Emperyalistler tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmayı hedefliyor
  Kuralsız ve sınırsız yeni bir faşist terör dalgası!
  KESK Olağanüstü Genel Kurulu...

  Saldırı sonrası yeni dönem

  ON"ların anısına...
Bir dineşi manifestosu
  Ulucanlar katliamının ve direnişinin 2.yıldönümü...
  Ölüm Orucu Direnişi 338. gününde sürüyor...
  "ABD saldırısı korkunç sonuçlar verecek"

  Batı basınında ABD"ye saldırı

  Emperyalis haçlı seferi
  Kurtköy İşçi ve Kültür Evi coşkulu bir etkinlikle açıldı
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

Emperyalistler tüm hak ve özgürlükleri
ortadan kaldırmayı hedefliyor

11 Eylül'de ABD'ye yapılan saldırı emperyalist ülkelerde gericiliğin güçlendirilmesine dayanak yapılıyor. Terörizme karşı mücadele adı altında dünya halklarına açılan savaş askeri müdahalelerle sınırlı kalmayacak. Devrimci ve ilerici örgütler ile yükselecek işçi-emekçi mücadelesi de hedef tahtasında.

İşçi ve emekçilerin zorlu mücadelelerle kazandıkları haklar "terörizme karşı mücadele", "toplumun güvenliği", "düzenin korunması" demagojileriyle bir çırpıda yok edilmek isteniyor.

Başta Almanya ve ABD'de olmak üzere, kapitalist ülkelerde yine yabancılar günah keçisi olarak gösterilmeye çalışılıyor. ABD'de Arap ve Asyalılar'a karşı yapılan 300'ün üzerinde saldırıda iki kişi yaşamını yitirirken, ırkçı gösteriler de sürüyor.

"Biz de Amerikalıyız!" sloganını tüm topluma egemen kılmaya çalışan Alman devleti ise, kiliselerde, okullarda, fabrikalarda, alanlarda saygı duruşları örgütlüyor. Ama insanlar buralarda savaş istemiyoruz şiarını yükseltiyorlar.

RAF eylemlerinin gerçekleştiği yıllarda her ağacın arkasında bir terörist aradıkları gibi, şimdi de yabancıların sokakta, telefonda ya da kendi aralarındaki konuşmalarda sevinç gösterisinde bulunmaları tutuklamalara, fabrikalardaki işçilerin saygı duruşu için makinasını kapatmaması işten çıkarmalara, öğretmenlerin okulda "bu Amerika'ya ders olsun" demesi açığa alınmaya, uçaktaki Arap uyruklu birinin bir telekafeden telefon ettiğinin tespit edilmesiyle telekafelerin basılmasına kadar uzanıyor saldırılar.

Alman medyası üzerinden yabancılara karşı önyargılar kışkırtılıyor. Düne kadar aşağılanan, dıştalanan ve sermaye beslemesi faşistlerin saldırılarına maruz kalan yabancılar, şimdi potansiyel "terörist"ler olarak gösterilmeye çalışılıyor. Düne kadar yabancıları yaşadıkları toplumlara uyum sağlamadığı için aşağılayıp hor görenler, şimdi de entegre olmuş yabancıların normal yaşamda hiç dikkat çekmeden rahatlıkla gizlenebildikleri için çok tehlikeli olduklarını ifade ediyorlar.

Alman emperyalistleri ABD'deki olayların benzerinin Almanya'da da olabileceğini ileri sürerek, ulusal güvenlik ve savunma politikasında köklü bir değişimin şart olduğunu, özellikle de önümüzdeki günlerde Almanya'daki sol veya islami gruplar tarafından çeşitli parti ve gazete bürolarının işgalleri, bombalı tehdit ve saldırı gibi eylemlerin gerçekleştirilebileceğini, bu nedenle gerekli güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini vurguluyorlar. Alman ordusunun gerektiğinde iç güvenliğe müdahale etmesinin yollarının açılması yönlü tartışmalar sürüyor.

Amerika'ya yapılan saldırılardan sonra Federal Bakanlar Kurulu çarşamba günü iç ve dış güvenliğin arttırılmasının tartışıldığı toplantıda anti-terör paketini oy birliği ile kabul etti. Buna göre; belli bir dini ve dünya görüşünü korumayı kendilerine görev edindikleri gerekçesiyle yasaklanamayan dernek ve kuruluşların elinden dini imtiyazları alınıp kapatılmaları kolaylaştırılacak. Başta havaalanı personeli olmak üzere güvenlik gerektiren yerlerde çalışanlar özel güvenlik soruşturmasından geçecek, "Bilgi koruma" ile ilgili yasa değiştirilecek. Örneğin bankalar kişilere ait hesaplar konusunda bilgi verebilecek.

Ayrıca anti-terör yasasısının 129. maddesinin sınırları genişletiliyor. "Almanya'da terör örgütü kurmak yasaktır" maddesine "Terör örgütünü destekleyen dernek ve kurumlar yasaklanır" maddesi ekleniyor. 129. madde Almanya'da PKK ve DHKP-C'nin yasaklanmasında işletilmişti. 129. maddenin genişletilmesi ile önümüzdeki süreçte devrimci örgüt ve partilere yakınlığıyla bilinen dernekler ve kuruluşlar kapatılacak.

Güvenlik ve gözleme aygıtı daha da sertleştirilecek, "terörist" avını sürdürecek gizli örgütler, polis ve ordu teknik ve personel olarak yeniden donatılacak. Bütçeden silahlanmaya daha fazla para ayrılacak. İlticacılarla ilgili sınırlar daha da daralacak. Yabancılara daha sıkı bir kontrolden sonra vize verilecek. Şüpheli devletlerden gelecek olanlar Anayasayı Koruma Örgütü tarafından ön soruşturmadan geçirilecek.

Alman devleti terör paketinin 3 milyar marklık yükünü de yine işçi ve emekçilere ödetmeyi planlıyor. Bunun için vergiler yükseltilecek. Diğer taraftan bu saldırılar gerekçe gösterilerek onbinlerce işyeri yok edilme tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor. Hava yolları tekelleri daha şimdiden onbinlerce işçiyi işten atacaklarını açıkladılar.

Amerika'daki olaylar bahane edilerek ırkçı propagandaya hız verilecek, her türlü hak aramanın önü terör demagojisi ile kesilecek, hak aramaya çalışanlara terörist muamelesi yapılacak. Aynı işyerinde çalışan, hak gaspları ve sömürüden aynı oranda etkilenen işçiler arasında ayrımcılık körüklenecek, işçilerin birliği ve ortak mücadelesi engellenmeye çalışılacak.

Bu saldırıları boşa çıkarmanın yolu, din, dil, ulus, ırk ayrımı yapmaksızın tüm işçilerin sermayenin her türlü saldırısına, hak gasplarına, işten atmalara ve ayrımcı politikalara karşı ortak bir cephe kurmasından, birlikte yürütülecek mücadeleden geçiyor.

 


 

Emperyalist şiddetten medet umanlar...

Türkiye ve İsrail katliamcı kimliğini
meşrulaştırmaya çalışıyor

Amerikan emperyalizminin Ortadoğu'daki stratejik müttefikleri, Türkiye ve İsrail, efendilerine dönük saldırılardan azami şekilde yararlanma hesapları yapıyorlar. Bu arada "terör mağduru devletler" olarak Batılılar tarafından daha iyi anlaşılacaklarını umuyorlar. Asıl efendileri ABD'den hiçbir şikayetleri yok. Zira o "onları her zaman desteklemiş, ondan aldıkları silahlarla teröre karşı savaşmışlar"dır. Sitemleri Avrupa Birliği ülkelerinedir.

Ortadoğu'nun en faşizan, en katliamcı devletleri olan Türkiye ve İsrail birden terör mağduru olduklarını ilan ettiler. Bölgede kendilerini "hür dünya ve demokrasinin" temel güvencesi olarak gören bu iki devlet, değerlerinin yeterince anlaşılmadığından yakınıyorlar. Gerçekleştirecekleri yeni katliamların "teröre karşı mücadele, demokrasi mücadelesi" olarak onaylanmasını istiyorlar.

Siyonist İsrail dünya halkları nazarında katil bir devlet olarak teşhir olmuştur. Kurulduğu günden bu yana kirli siciline onlarca kitle katliamı sığdırmıştır. 1982'de Sabra-Şatilla Filistin mülteci kamplarında şimdiki İsrail Başbakanı Şaron denetiminde işlenen vahşi katliam, tek başına siyonist devletin niteliğini açığa çıkarmaya yeter. Binlerce çocuk, kadın ve yaşlı insanın İsrail kuklası Falanjistler tarafından parçalanması, insanlığın belleğinde silinmeyecek izler bırakmıştır.

Dünya Ticaret Merkezi ve Pentogon'un vurulmasından sonra oluşan atmosferi değerlendiren İsrail, kitle katliamlarına hız verdi. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilen hunharca katliamların adı "teröristlere karşı operasyon"! En kanlı devlet terörü terör fobisiyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu zorbalığın kitleler tarafından kabul görmesi için iğrenç yalanlar kusuluyor. Filistin kent, kasaba ve köylerini işgal eden İsrail ordusu, yerleşim yerlerini yerle bir ediyor, onlarca Filistinliyi katlederek ilerliyor. Buna rağmen herhangi bir siyasi ya da diplomatik tepkiyle karşılaşmıyor.

Emperyalizme uşaklığı en uç noktaya vardıran Türk sermaye rejimi ise, yeni oluşan konjonktürden, stratejik müttefiki İsrail'in izinden giderek yararlanmaya çalışıyor. Devlet ve hükümetin değişik kademelerinden yetkililerin yaptıkları açıklamalarda iki yön öne çıkıyor. İlki, ABD'ye ne kadar sadık oldukları, efendilerinden gelen her türlü emre amade oldukları ve bunun için devletin "teyakkuz" durumunda bulunduğu... Dünyanın en haydut emperyalistinin çıkarları gerektiriyorsa eğer, NATO'nun ikinci büyük ordusu savaşa hazır!

İkincisi ise, ABD'ye saldırının emperyalistler için bir ders olduğu ve Türkiye'yi daha iyi anlayacakları yönünde. Kürt halkına karşı yürüttükleri inkar ve imhaya dayalı kirli savaşı; "bin operasyon", binlerce köyün yakılması, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar, silah ve uyuşturucu ticareti gibi kirli icraatları teröre karşı mücadele olarak kabul ettirme çabası içindeler.

Burjuva düzen bekçilerinin asıl hesapları ise geleceğe yönelik. Emperyalist mali kurumlar tarafından yönetilen, kendi deyimleriyle "İMF'nin kucağına düşen" ülkede işçi sınıfı ve emekçiler tam bir yıkımı yaşıyor. MGK toplantılarında olası bir "sosyal patlama"nın nasıl bastırılacağı konusunda tedbirler alınıyor. Bunun anlamı, olası bir toplumsal başkaldırıyı şiddetle ezmektir. Geçmiş katliamlar bir yana 19 Aralık'ta cezaevlerinde sergiledikleri vahşet, emekçilerin yükselecek mücadelesi karşısında estirecekleri terörün somut göstergesidir. Şimdiden, sömürü ve yağmaya karşı direnecek yığınların eylemini terörizm olarak damgalamanın, buna karşı uygulanacak her türlü terörü meşrulaştırmanın zeminini döşüyorlar.

Kısacası sermaye düzeni daha büyük çatışmalara hazırlanıyor. Sınıf savaşının keskinleştiği, işçi sınıfı ve emekçilerin kitlesel bir şekilde hesaplar sormaya başladığı zaman, düzen bekçileri yetersiz kalma kaygısı taşıyorlar. Bu durumda emperyalist efendilerin yardımına ihtiyaç duyacaklar. Artık emperyalistleri hareketi ezmek için doğrudan katkı sunmaya çağırıyorlar.

"Hür dünya ve demokrasi" adına her türlü bastırma harekatı ve zorbalık uygulanabilir! Bugünden en sıradan hak arama eylemine karşı kudurganca saldırmaları, geleceğe dair planları hakkında bir fikir veriyor. Aktif dağıtım ile Tuzla Tersanesi işçilerine, 1 Eylül'de Kürt halkına karşı kolluk kuvvetlerinin sergiledikleri tutum ve Armutlu'daki direniş evlerine saldırı, devlet terörünün son tezahürleridir.

Emperyalistler de tüm dünyada benzer bir hazırlık yapıyorlar. Terör tanımını genişletme ve bunun karşısında cephe oluşturma çabası içindeler. Uluslararası haydutlar paktı NATO daha saldırgan bir politikayı gündemine almış durumda. Gelecekte sınıf çatışmalarının daha keskin yaşanacağı konusundaki bilinç açıklığıyla şiddetin dozunu artırmanın yollarını arıyorlar.

Ortadoğu'nun katliamcı iki devleti, Türkiye ve İsrail, efendilerine yaltaklanarak bu süreçten güçlenerek çıkma hesabı içindeler. Şiddete dayanarak güçlenmeyi hesaplayanların akibetinin ne olduğu ise tarihteki örneklerden bilinir. Zulüm üzerine yükselen bütün imparatorlukların sonu çöküş olmuştur. İster efendi olsun ister uşak, yaşamı hergün yeniden üretenleri baskı altında tutan rejimler emekçilerin örgütlü silkinişiyle yerle bir olmaktan kurtulamayacaklardır.