25 Ağustos '01
Sayı: 23


  Kızıl Bayrak'tan
 " Ulusal güvenlik" ve ordu yalakalığı

  Kapitalizm savaş demektir, barış sosyalizmle gelecek!

  Sermaye ve sendika ağalarının ortak saldırısı...

  İHD Raporu'ndan: "işkence ve keyfi uygulamalar yoğun şekilde devam ediyor"
  ESK ve sendikalar: "Toplumsal uzlaşma mı, suç ortaklığı mı?"
  Deprem gerçeği, devlet gerçeği
  Sınıf hareketi
  Küresel ısınma/2

  Türk dış politikası üzerine/3

  Hacıbektaş Şenliği'ne devrimci müdahale...
  Emperyalistlerin Balkanlar'daki kirli oyunları sürüyor...
  Uluslararası hareket
  Ölüm Orucu Direnişi ile dayanışma etkinlikleri
  PKK-DÇS: "Ulusal güvenlik" tartışmaları...
  Mücadele Postasi

 Tüm yazilar

Bu sayinin PDF formatini download etmek için tiklayin



 

İsviçre'de çalışanların kazanılmış haklarına büyük saldırı...

Demiryolları ve Telecom'un ardından
postane ile özelleştirmede tam hız

Bütün dünyada emekçiler üzerinde tam bir saldırıya dönüşen özelleştirme dalgasından İsviçre de payına düşeni alıyor. Bundan birkaç yıl önce "kendi kendisini finanse etmelidirler" demagojileriyle birçok kamu işyeri özerkleştirildi ve ardından özelleştirildi. Bunun en çarpıcı örneklerini Telecom ve demiryolları oluşturuyor.

En kârlılar en öncelikle özelleştiriliyor

Telecom önce özerkleştirildi, ardından adı Swisscom olarak değiştirildi ve çok geçmeden de önemli bir bölümü özelleştirildi. Hala hissesinin çoğunluğu devletin elinde olmasına rağmen, özel bir tekel gibi çalışmakta ve kârı devlet kasası yerine rekabet etme gücünü elde tutma bahanesiyle tekelin kasasına akmaktadır. Daha şimdiden Swisscom Hollanda, İtalya, İspanya gibi ülkelerde milyarlık yatırımlar yapmakta, birçok şirkete ortak olmakta ya da onları satın almaktadır.

Demiryolları da önce özerkleştirildi. Ardından yüzlerce işyeri yok edildi. Birçok senaryonun yanısıra, kâr getiren büyük şehirlerarası hatların özelleştirilmesi, tali hatların da en aza indirilerek devletin elinde kalması tartışılıyor.

Anayasanın temel maddelerinden birinde şöyle deniliyor: "Haber alma özgürlüğü herkes için güvence altına alınmıştır." Bu anayasal güvence iddiası postaneyi özellikle hassas kılmaktadır deniliyor ve bu nedenle bugüne kadar posta hizmetlerinin özelleştirilmediği iddia ediliyor. Bir an öyle olduğunu kabul edelim. Peki telefon iletişimi de temel bir haber alma kanalı değil mi? Bu da bize esas meselenin hiç de bu olmadığını gösteriyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, İsviçre'de de ilk elden en fazla kâr getiren sektörler kapitalistlere peşkeş çekiliyor. Nitekim Telecom böyle bir sektör ve bu nedenle özelleştirmede ilk nasibini alan işletme oluyor.

Kazanılmış hakların sistematik gaspı

Bu kısa ön bilgiden sonra, bu yazının esas konusu olan postaneye ve şu anda gündemde olan toplu iş sözleşmesine geçmek istiyoruz. Kamu sektörü olması vesilesi ile bugüne kadar çalışanların ücretleri parlamento, dolasıyla hükümet tarafından belirleniyordu. Bu sektörde çalışanlar memur statüsündeydi ve grev hakları yoktu. Memur olmaları nedeniyle bir iş güvenceleri vardı ve keyfi biçimde işten çıkarılamıyorlardı. Kadın ile erkek işçiler aynı ücreti alıyorlardı. Aynı işi yapanlar arasında bir ücret farkı yoktu.

Oysa yeni sözleşme tüm bunları rafa kaldırdığı gibi, yürürlüğe girmesi durumunda çalışanların büyük bir bölümünün ücretlerinin yüzde on oranında azalmasına neden olacak. İşte elli binin üzerinde çalışanı kapsayan böylesine tartışmalı bir sözleşme, sendikalar tarafından kabul edilerek çalışanlara havale edildi.

Biz çalışanlara neden havale edildiğine girmeden önce, sözleşmeyi bazı maddeleriyle somut olarak açmak istiyoruz.

Daha önceki sözleşmelerde ücretlerin hayat pahalılığına oranlanması garanti altına alınmıştı. Yeni sözleşmede bu madde çıkarılmış bulunuyor. Aynı işi yapanlar arasında ücret farkının olacağı maddeleştirilmekle kalınmamış, bunun yüzde on oranına kadar olabileceği de belirtilmiş. Böylelikle, bütün çalışanlar için olmakla birlikte, özellikle kadınların daha fazla ücret saldırısına uğramalarının yolu açılmış oluyor.

Daha önceki sözleşme gereğince, yüzkızartıcı suç işleme durumu dışında işverenin çıkış verebilmesi mümkün değildi. Şimdi ise işveren "haklı gerekçe" gösterdiği durumda sizi tazminatsız işten atabiliyor. İşverenin; "Size göre işimiz olmadığı için, sizi işten çıkarmak zorundayız" demesi de sözü edilen "haklı gerekçeler" katagorisine giriyor.

Daha önce verilen aile yardımı, düzensiz iş saatleri primi gibi ödenekler rafa kaldırılıyor. Sadece bu ödeneklerin kaldırılması, yılda yüzde onlara varan bir ücret kaybı demek oluyor. Yeni işe alınanlar daha önce herkes için geçerli bir ücret alıyordu. Yeni sözleşmede bu da bir kenara itiliyor ve yeni alınacakların düşük bir ücrete boyun eğdirilmesinin yolu düzleniyor. "Beğenmezsen sırada bekleyen çok" tehdidi burada kapitalistin elinde bir balyoza dönüşüyor.

2005 yılının sonuna kadar İsviçre çapında sayıları bin civarında olan şubelerin 750'si kendi kendilerine yetmiyorlar gerekçesiyle kapatılıyor. Bu, nereden bakarsanız bakın binlerce işyerinin yokedilmesi demektir. Her ne kadar zorunlu olmadıkça kimseye çıkış vermeyeceğiz deniliyorsa da, sonuçta bu iş yerlerinin yok edileceği gerçeğini değiştirmiyor. Yıllardır postaneye yeni işçi alınmıyor. Emekli olan veya kendiliğinden işten çıkanların yeri doldurulmuyor. Belki buradan elde edilecek artı ile zaten ihtiyaç olan boşluklar giderilecek, ama bu saldırının kapsamını değiştirmiyor. Şubelerin kendi kendilerine yetmediğini söyleyen postane yönetim kurulu başkanı Ulrich Gygi, yılda 700 bin Frank (yaklaşık bir milyon mark) aylık alıyor. Ve bu zat, yıllık gelirleri kendisinin aldığı yıllık maaşın onda birini bile bulmayan çalışanların ücretlerini "fazla" buluyor.

Sarı sendikaların sıkıntısı

İşte tüm bu gerçekler sarı sendikaların (bu sektörde yetkili olan iki sendika var, Kominikation ve Christliche Soziale) işini zorlaştırıyor. Hazırlanan sözleşmeden yana olmalarına rağmen üyeleri adına kabul etmeyi göze alamadılar. Sendikalarla işverenin onayını alan bu sözleşme önümüzdeki günlerde çalışanların onayına sunulacak. Denilecektir ki, "demokratik bir işleyiş, beğenmiyorlarsa, kabul etmesinler".

Taraflar (sendika ve işveren) anlaşmaya vardıklarından bu yana hummalı bir çalışma yürütmektedirler. İşveren ve sendikalar elele bu sözleşmenin ne kadar da sosyal olduğuna dair her birimde ayrı ayrı toplantılar yaptılar. İşte bakın 50 yaşın üstünde olanlara çalıştıkları süre boyunca (İsviçre'de çalışma yaşı 65'dir) aylıklarının düşürülmeyeceğini garanti ediyoruz. Bu bir sözleşme maddesi olmakla birlikte iş garantisi sözleşme maddesi değil. Yarın "size göre işimiz yok" diye sokağa atmanın önü hem de tazminatsız açılmış olacak. Kendimizi Avrupa Birliği standartlarına uydurmak zorundayız diye dayatılan bu sözleşme, hala Avrupa'da en uzun çalışma saatlerini (haftalık 42 saat!) içeriyor.

İşverenle sendika zaten anlaşmış bulunuyorlar ve bunu kamuoyu önünde de ilan ettiler. Pekala çalışanlara havale etmeden de her iki taraf sözleşmeyi imzalayıp yürürlüğe koyabilirlerdi. Bunu yapmamalarının nedeni hiç de demokratik olmalarından kaynaklanmıyor. Bu sektörde sayıca fazla olan yaşlı bir nesil çalışıyor. Yaşı elli ve üstünde olanların "çalıştıkları sürece ücret garantisi" espirisi-aldatmacası buradan geliyor.

Vebayla korkutarak sıtmaya razı etme

Diğer taraftan, sendikalar her birimde yaptıkları toplantılarda sürekli olarak, "biz bunu kabul etmek zorundayız, bunu kabul etmezsek daha da geri olan bir sözleşmeyi bize kabul ettirecekler" gibi açıklamalarla oldukça etki yaratmış bulunuyorlar. Aylardır süren görüşmelerin başlangıcında işverenin önerileri oldukça geriydi. İşverenin hazırladığı sözleşme üç defa adeta sendikalar tarafından yırtıldı. Bu ise sendikaya mücadeleci bir görünüm sağladı. Tüm faktörlerin yanısıra "kabul etmezseniz biz yokuz" gibi ince tehditler de işverene ve sendikaya tabanın kabul edeceği garantisini veriyor.
Bu sözleşme kabul edilirse, işte o zaman esas saldırılar başlayacak. Çalışanların gücünü toparlayıp karşı durmaları da epey zaman alacak. Çünkü kendim ettim kendim buldum ruhhali bu sektörün emekçilerini epey oyalayacak ve onlara zaman kaybettirecek.

Tabana havale etmekle varılmak istenen sonuç ve amaç tam da budur.
Kapitalistler ve sarı sendikalar bugün avantajlı konumda olmalarından dolayı yalan ve aldatmacaları da prim bulmaktadır. Sosyal haklara yapılan saldırılar ve giderek tırmanan yoksulluk, emekçilere bu yalanlara kanmamalarını öğretecektir. İşte tam da o zaman çanlar kapitalistler için daha da tok çalacaktır.

Postane işçisi bir sendikacı/İsviçre

 


 

Meksika'daki Volkswagen fabrikasında grev

Meksika'nın en büyük Volkswagen (VW) otomobil fabrikasında geçtiğimiz Cumartesi 12 bin sendikalı işçi ve 4 bin çalışanın başlattığı grev büyük ilgi görüyor. Şu ana kadar yapılan görüşmelerde bir sonuç elde edilemedi.

Sendika yönetiminin talep ettiği %19'luk zamma karşın VW yönetimi sadece %7'lik zam öngörüyor. Nissan ve Ford işçilerinin aldıkları %13 ve %16'lık zamma işaret eden sendikacılar, VW'nin de üretim ve tüketimdeki yerine işaret ederek, %19'luk zammın hiç de yüksek olmadığını vurguluyorlar.

Buna karşılık olarak VW yöneticileri ise önerdikleri %7'lik zammın gelecek bir yıl içerisinde yükselebilecek olan enflasyon oranının %1,5 üzerinde olduğunu söylüyorlar. VW temsilcisi Bada, sendikaların bu önerilerinden vazgeçmemeleri durumunda, milyarlara varacak yatırımların tehlikeye gireceği tehditinde bulunuyor. Üretimin durmasının günlük 30 milyon dolara varan zarar açacağı bildiriliyor.

Ortalama günde 1550 adet arabanın, yanısıra diğer VW işletmeleri için motor ve aksların üretildiği Meksika'daki fabrikada, 2 hafta boyunca sürecek grevin fabrika depolarının boşalmasına yolaçacağı ve böylece yeni taleplerin karşılanamayacağı belirtiliyor. Bu da Almanya dışında sadece Meksika'da (Puebla) üretilen Beetle-arabası için sıkıntı yaratacak. Bu açmazlara dayanarak sendikalar VW yönetimini dize getirmeye çalışıyorlar.

 


 

Almanya'da militarist dış politika
yeni boyutlar kazanıyor

Bugün Balkanlar'ın birçok bölgesi "barışı sağlama" adı altında emperyalizmin işgali altında bulunuyor. Bölgedeki işgalci güçlerden biri de Almanya.
Makedonya Almanya için salt askeri değil ticari açıdan da önemli bir bölge. Makedonya'nın para birimi olarak Alman Markı'nı kullanması bunun bir ifadesi.

Son haftalarda Makedonya'ya asker gönderilmesi tartışmaları Almanya'yı sardı, sorun parlamentoda ufak çapta bir krize yol açtı. Başbakan Schröder muhalefete çağrı yaparak, ulusal çıkarlar adına yardım talebinde bulundu. CDU, CSU ise Alman ordusunun bütçesinin artırılması talebini dile getirdiler. Maliye Bakanı hemen ordu bütçesi için 120 milyon mark ayırdığını belirtti ve böylece haftasonu yapılacak oylamada muhalefetin oyları garantilenmiş oldu. Ama kendi sıralarından çatlak sesler duyuluyor. 30'un üzerindeki SPD ve Yeşiller milletvekili Makedonya ile yapılan barış anlaşması nedeniyle askeri bir müdahalenin gereksiz olduğunu savunarak, red oyu kullanacaklarını söylüyorlar.

Almanya'da yurtdışına asker gönderilmesi her defasında parlamentonun oylaması ile mümkün. İkinci emperyalist paylaşım savaşından sonra Almanya'nın yurtdışına asker göndermesi anayasa ile yasaklanmıştı. 1994 yılında yapılan anayasa değişikliği ile, yurtdışına asker gönderme parlamentoda onaylanma koşulu ile olanaklı hale getirildi.

Makedonya'ya asker gönderilmesi tartışmaları da bu konuda daha hızlı karar verilebilmesi için bütün yetkinin hükümete verilmesi tartışmalarını yeniden başlattı.

Balkanlar'da emperyalistler arası rekabet ve çatışmaların kızışacağı kesin. Emperyalist Almanya da giderek sertleşecek olan emperyalistler arası yeni paylaşım çatışmalarına tüm gücüyle hazırlanıyor.

 


 

Berlin'de Cenova protestosu

20 Ağustos 2001 tarihinde Almanya'nın çeşitli kentlerinde düzenlenen yürüyüş ve gösterilerle Cenova'da katledilen Carlo Guiani anıldı, Göteborg ve Cenova'da tutuklanan göstericiler için özgürlük haykırıldı.

Almanya'nın başkenti Berlin'de de düzenlenen yürüyüşe bin aşkın katılım vardı.

Anti-faşist grupların yanısıra sendikalar ve çeşitli partilerin de içeriside yer aldığı protestocu kitle, devlet terörünü kınadı. Halen tutuklu bulunan göstericilerin serbest bırakılmasını içeren yazılar okuyup sloganlar attı. Türkiye'ye dönük olarak ise 300. gününü doldurmuş Ölüm Orucu anlatıldı ve enternasyonal destek vurgusu yapıldı. SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) merkez binası önünde bitirilecek olan yürüyüş, bina önüne gelindiğinde yaklaşık 30 kişilik bir grubun SPD ve Yeşiller bürosunu işgal etmesiyle neticelendi. Yapılan bu işgal eylemiyle, Göteborg ve Cenova'da eylemci kitleye uygulanan devlet terörü protesto edildi ve tutuklananlarla dayanışma vurgulandı.

BİR-KAR /Berlin

 


 

İsviçre/Basel'de Cenova'daki terörü ve cinayeti protesto için izinsiz yürüyüş...

Carlo Giuliani yaşıyor!

"Bir ay önce Carlo Giuliani bizimle birlikte Cenova'da kapitalistlerin G-8 Zirvesi'ne, kapitalist sömürüye ve onların küresel sonuçlarına karşı mücadele ederken alçakça katledildi." Carlo Giuliani'nin katledilmesinin 30. günü nedeniyle bütün Avrupa'da düzenlenen yürüyüşlerin birinde, İsviçre Basel'de yapılan yürüyüşte dağıtılan bildiride böyle söyleniyor.

TKİP taraftarları olarak katıldığımız yürüyüş 20 Ağustos Pazartesi günü saat 19.00'da Clara Platz'da başladı. Taşınan döviz ve pankartlarla bir taraftan kapitalist sömürü ve baskılar teşhir edilirken, diğer taraftan başka bir dünyanın mümkün olduğu haykırılıyordu. Bütün yürüyüş boyunca Ocak 2002´de Davos´da yapılacak zenginler zirvesini engellemek için çağrılar yapıldı.

İzinsiz gerçekleştirilen yürüyüşe bin civarında kitle katıldı. Kitlenin yarısından fazlasını gençliğin oluşturması yürüyüşün militan ve coşkulu geçmesinde önemli bir etkendi. Yürüyüş şehrin en kalabalık yerlerinde konuşma ve sloganlar eşliğinde gerçekleşti. Bankalar Meydanı'na gelindiğinde heyecan doruğa ulaştı. Burada Bush ve Berlusconi'nin maketleri yakıldı. Daha sonra dünyanın önde gelen ve İsviçre´nin de en büyük finans kuruluşu olan UBS Bankası'nın camları öfkeli kitle tarafından indirildi.

İtalya konsolosluğu önüne geldiğimizde yine heyecan doruğa ulaştı. "Katiller! Katiller!" diye haykırıldı ve İtalya konsolosluğu da öfkeden nasibini aldı. Yürüyüş boyunca "Carlo Presente!", yani "Carlo yaşıyor!" sloganının yanısıra, biz bu kadar değiliz, daha şehitlerimiz de var gibi sloganlarla şehitlere sahip çıkıldı. Yürüyüş kolu İtalyan konsolosluğunun önünden ayrıldıktan sonra bitiş alanına doğru harekete geçildi. Yürüyüş boyunca geniş güvenlik önlemi almış olan kolluk kuvvetleri geri planda durmayı tercih ettiler. Yürüyüş bittikten sonra gruplar halinde dağılan kitleye duvarlara slogan yazıyorlar, afiş asıyorlar bahanesiyle saldıran polis, göz yaşartıcı bomba ve plastik mermi kullandı. 40 civarında gösterici azgın terör eşliğinde gözaltına alındı.

Ocak 2002'de Davos´da yapılacak zirvenin provasını yapıyorlardı herhalde! Yapsınlar. Korkunun ecele faydası yok. Yürüyüşün en önünde pankart olarak taşınan ve bütün yürüyüş boyunca da haykırılan, "Kapitalizm öldürür, Kapitalizmi öldürün!" sloganının verdiği korku bir gün elbette sadece korku olmaktan çıkacak.

Kahrolsun kapitalizm! Yaşasın sosyalizm!

TKİP taraftarları/ İsviçre

 


 

Dünyadan kısa kısa...

Cezayir'de polise öfke

Berberiler 2001'in Nisan ayında Berberi bir gencin gözaltında öldürülmesi sonucu isyan etmişlerdi. Çıkan çatışmalarda onlarca kişi devletin kolluk güçleri tarafından öldürüldü.

Son olay ise, görevde olmamasına rağmen bir polisin tartıştığı genci silahla öldürmesi üzerine çıktı. Katledilen genç için yapılan cenaze töreninin ardından yürüyüş yapan yüzlerce kişi, hükümet konağının önünde "Katil devlet!" sloganını attı. Eylemde araba lastikleri yakıldı, elektrik direkleri yıkıldı ve hükümet konağının camları kırıldı.

Arjantin emekçileri sokaklarda

Arjantin'de ekonomik krizin değerlendirildiği Rio Zirvesi protestolarla karşılandı. Santiago'da Güney Amerikalı 19 ülkenin katıldığı zirveyi binlerce işçi protesto ederek, "işsizliğin önüne geçilmesini" istedi.

Merkez İşçileri Birliği (CUT) tarafından organize edilen ve 7 bin işçinin protestosuna sahne olan Rio Zirvesi'nin yapıldığı alana doğru yürüyen protestoculara polis göz yaşartıcı bombalarla saldırdı.

Filistinliler BM binası önünde eylem yaptı

Suriye'deki Filistinliler, Şam'daki Birleşmiş Milletler binası önünde bir eylem gerçekleştirdiler. Eylemde Arap ülkelerini İsrail'le ilişkilerini kesmeye çağırdılar. Protestocular "Kudüs bizimdir, Kudüs bağımsız Filistin devletinin başkentidir" yazılı pankart ve dövizler taşıdılar.

Endonezya'da ABD protestosu

Endonezya'nın başkenti Cakarta'da, 16 Ağustos 2001 tarihinde, ABD'yi hedef alan bir protesto eylemi gerçekleştirildi. Göstericiler gün geçtikçe artan dış borç yükünün halkı daha çok yoksulluğa ve sefalete götürdüğünü belirttiler. Endonezya'nın '97 Asya krizinden sonra yüklü miktarda aldığı dış borç sonucu ülke ekonomisi tam bir çıkmaza girmiş bulunuyor.

Greenpeace üyelerine ağır ceza

14 Temmuz'da Kaliforniya'daki askeri üste yapılacak denemeler sırasında şişme botlarla deneme sahasına giren 17 Greenpeace üyesi gözaltına alınmıştı. Haklarında "Güvenlik kuşağını ihlal etmek"ten açılan davada, 6 yıl hapis ve 250 bin dolar para cezası isteniyor.

Yargılanan eylemcilerden Willian Peden, "Bu dava politik olarak yönlendirildi. Bu davada 'Yıldız Savaşları Projesi' yargılanmalıydı, Greenpeace değil" dedi.

İMF'yi yüzbin kişi protesto edecek

İMF ve Dünya Bankası'nın 29-30 Eylül tarihlerinde Washington'da yapacağı yıllık toplantıları protesto için, yaklaşık yüzbin küreselleşme karşıtı eylemcinin Washington'a gelmesi bekleniyor. Washington Emniyet Müdürü; "Edindiğimiz istihbarata göre, protestocular burada tarihin en büyük küreselleşme karşıtı gösterisini düzenlemeye hazırlanıyor. Ancak biz hazır olacağız. Gelecekleri varsa görecekleri de var", diyor.

29-30 Eylül'deki toplantılar sırasında Washington'da görevli 6 bin polise takviye amacıyla diğer eyaletlerden 4 bine yakın kolluk gücünün de kentte aktarılacağı açıklandı. Temmuz ayında yapılan G-8 Zirvesi sırasında gerçekleşen militan protesto eylemleri nedeniyle, İMF ve Dünya Bankası altı gün sürmesi gereken yıllık toplantıları iki güne indirdi.