7 Temmuz'01
Sayı: 16


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem
  "Sosyal patlama"lara karşı ehlileştirilmiş dinsel gericilik
  Belgelenen devletin katliamcı kimliğidir!
  "Faşist devlet, bir gün mutlaka bunun hesabını verecektir!"
  Ölüm Orucu Direnişi 261. günüde sürüyor
  Sınıf hareketi
  Satılmış sendika ağaları hesap verecek
  Sümerbank işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!..
  Dönemsel durum ve partinin sorumlulukları
  2 Temmuz anma etkinlikleri
  Gençlik
  Yugoslavya'yı yöneten uşak takımı Milosevic'i kredi karşılığı sattı
   Uluslararası hareket
  Direnişçilerin kaleminden
  Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Baskının olduğu yerde direniş de olacak!”


“Halkım ben, parmakla sayılamayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliğin”

Sessizliğin sesini dinlediniz mi hiç? Yani insanlığın sesini! Yani kendi sesini! Bu ses öyle büyüdü ki, haykırarak taştı gökyüzüne. Gün gün kısılıyordu sesler, gün gün yükseliyordu. İnsanlığın boğazına zincirler vuruluyordu. Düşünmeye tahammülü olmayan zihniyet şimdi de eli koynunda, bakışlar boğazlarda... Sıktı sıkacak... Nasıl yaparım da sindiririm kaygısında! Ve hesap edememişti elbet, gün gelecek nice yiğitler dikilecekti karşısına. Alnı dik, gözleri düşmana kin, dosta sevgi dolu. Avucuna aldığı yüreğiyle bir gün katılır bu bilindik yaşama. Burada her yol özgürlüğe, her adım insanlığa gider umuduyla! Zincirleri kıra kıra...

Sistemin kendini iyiden iyiye tükettiği şu son yıllarda her gün yeni entrikalar ekleniyor hesabına. Yeni yeni savaşlar, yeni yeni açlıklar, kinler, katliamlar, kavgalar, daha ufacık yaşında sokaklara terkedilen çocuklar, boğazındaki son bir lokma ekmeğide alınmaya çalışılan, ezilen, sömürülen halklar...

Elbette ki baskının olduğu yerde direniş de olacak. Ve direnen, bu uğurda canını veren güzel insanlar! Gün gün hücrelerde tutsaklaştırılmaya çalışılan, kişiliksizleştirilip tek tipleştirilmeye çalışılan insanlar.

Ey insanlık uyanın artık! Gün direniş günüdür. Onlar ki ne yaptılarsa sizleri, bizleri daha iyiye, daha güzele götürmek için, her yeni doğan günün ışığını sizlere armağan etmek için çalıştılar, çalışıyorlar. Sense hala göremiyorsun, katiller döktükleri kanla seni de boğacaklar. Ve sen gözlerini son bir kez uykuya verdiğin anda eller gelecek, işkencecinin elleri... Seni alacak senden geleceğini de... İşte o zaman anlayacaksın kaybettiğinin bilincin olduğunu. İşte o zaman anlayacaksın, senden çalınmak istenenin onurlu yaşamın olduğunu. Bir kıvılcım yakacak ve sen işte zorlanacaksın görmekte kendini! Kendi içinden kendini çıkarmaya uğraşacaksın. Senin geleceğin için onurluca toprağa düşen kızıl güller geçecek aklından. Yavaş yavaş doğrulup gökyüzüne bakacaksın! Derin ir nefes alıp havayı sonuna kadar soluyacaksın. Kinle, öfkeyle dolacaksın... Öfken demirden bir direnç olacak, göreceksin; ve kavgada yeni güller açacak.

Geçmişi bilecek kadar yaşadın ve önünde gelecek güzel günlere inanacak kadar zaman var. Yaşadığımız her yeni güne acının tohumları serpilmeye çalışılıyor. Ama yine de unutma, yapabileceğin bir şeyler var; insanlığın yararına çalışmak, dayanışmaya, özgürlüğe bir adım daha yaklaşmak.

Kokuyu duyuyor musun? Çürümüş pis kokan nefesleriyle, çürüyen elleriyle önümüzde diz çökmek zorunda kalacak sermaye! Kokuşmuş nefeslerini bir kez olsun solutmalarına izin verme!

Şimdi mevsim kış! Pek görülmüyor yeşil, dalga dalga yapraklar. Ama biliyoruz ki bahar mutlaka gelecek ve hep birlikte dinleyeceğiz yapraklı dalların türkülerini. Sevinçlerin üzerinden hüznü kaldırmak için yürüyelim. Gün gün büyüyelim, sessizliği parçalayıp insanlığa hak ettiğini verelim.
Çocuklarınızın geleceğe kürek çekişi aldatmasın sizi, her doğan gün ayakları geçmişin zincirleriyle bağlanıyor.

Halayların birlikte çekilip, türkülerin birlikte söylendiği, bir bardak demli çayın dost elinden içildiği günlere selam olsun...

Genç bir SY Kızıl Bayrak okuru/İzmir




Kâr hırsı ne doğa dinliyor ne insan!..


28 Haziran 2001 tarihli günlük gazetelerin haberine göre, İzmir’in Balçova ilçesinde özel imar izni alan ve çok katlı yapılan Özdilek Alışveriş Merkezi inşaatı çöktü; Mehmet Çelik (27), Turan Aslan (25), Salih Köse (38) ve Mehmet Yazıcı (25) adlı işçiler göçük altında kaldı. Hastaneye kaldırılan işçilerden Mehmet Yazıcı hayatını kaybetti, ağır yaralı işçiler ise 9 Eylül Üniversitesi’nde tedavi altına alındı.

Ayrıca tartışmalı projeden de bahsedilmektedir. İmar planında olmamasına karşın turizm teşvik alanı ilan edilerek çok katlı inşaat yapmasına imkan sağlanan Özdilek inşaatına, Balçova Belediyesi ruhsat verdi. İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun İnciraltı’nı birinci derecede SİT alanı ilan etmesinin ardından, inşaat temelden mühürlendi. Özdilek’in açtığı davada mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine inşaat, yeniden başladı. Koruma kurulu, inşaat alanının SİT özelliğinin sürdüğünü belgeleyen ikinci bir rapor düzenlemesiyle Büyükşehir Belediyesi’nin Balçova Belediyesi’ne inşaatı durdurması için yaptığı uyarıya rağmen inşaat devam etti.

Burada ilk bakışta şu sonuç çıkıyor. Her ne kadar da doğanın (özellikle SİT alanlarının) korunması için yasalar olsa da, kapitalistler yasal kılıflar bulup dev binalar yapmakta. Yaparken de malzemeden çalarak bu tür kazalara neden olabilmekte. Halkın dinlenmesine açık olması gereken böylesi yerlerin kapitalistlere peşkeş çekilmesi, kâr hırsından başka bir şey düşünmeyenlerin iştahını kabartıyor. Onlar için ne doğa güzelliklerinin yok edilmesi önem taşıyor, ne de yaptıkları işin sağlamlığı. Sadece ve sadece büyük rantlar ve kârlar ilgilendiriyor onları. Nasıl olsa onları cezalandıracak yasal bir mevzuat da yok...

Bir SY Kızıl Bayrak okuru/İzmir




Direnişteki Sümerbank işçilerine ziyaret


İzmir’de Sümerbank’ı bazı kişilere peşkeş çekmek amacıyla 600 çalışanı gözden çıkaran devletin bu uygulamasına karşı işçilerin direnişi sürüyor. Bizler de Kızıl Bayrak okuru emekçiler olarak destek amacıyla direnişteki işçileri ziyaret ettik. İşçi arkadaşlarla sohbet edip sorunlarını dinledik. Bir grup emekçinin Ankara’da milletvekilleri ile konuşmaya gittiğini öğrendik. Haber bekliyorlardı. Fabrikadaki arkadaşlara onlara yapılmak isteneni anlatmaya çalıştık. Bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sorduk. Onlar da gıdaya ihtiyaçlarının olduğunu söylediler. Bizler de kendimize görev bilip gıda yardımı için karar verdik. İlk parti gıda yardımını götürdük işçilere. Fabrikadan alkış ve sloganlarla ayrıldık.

Sümerbank işçisi yanlız değildir!

Bir emekçi/İzmir