7 Temmuz'01
Sayı: 16


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem
  "Sosyal patlama"lara karşı ehlileştirilmiş dinsel gericilik
  Belgelenen devletin katliamcı kimliğidir!
  "Faşist devlet, bir gün mutlaka bunun hesabını verecektir!"
  Ölüm Orucu Direnişi 261. günüde sürüyor
  Sınıf hareketi
  Satılmış sendika ağaları hesap verecek
  Sümerbank işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!..
  Dönemsel durum ve partinin sorumlulukları
  2 Temmuz anma etkinlikleri
  Gençlik
  Yugoslavya'yı yöneten uşak takımı Milosevic'i kredi karşılığı sattı
   Uluslararası hareket
  Direnişçilerin kaleminden
  Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Onlar her açıdan asalak burjuva sınıfının bir parçasıdırlar...
Onlar işte bunun için işçi sınıfı hareketi içinde burjuvazinin ajanı rolünü üstleniyorlar!..
Star gazetesinin aşağıdaki haberi, Türk Metal’in başını tutan faşist-mafyacı çetenin işçilerin sırtından nasıl bir servet içinde yüzdüğünü gözler önüne seriyor...

Karun gibi başkan

BStar, Türk Metal Sendikası'nın Ankara ve Girne'de 2 süper lüks otelinden sonra 2 yeni otel daha yaptırdığını ortaya çıkardı... Bu arada Sendika Başkanı'nın servetinin de göz kamaştırıcı olduğu ortaya çıktı...

Türk Metal Sendikası Türk -İş'e bağlı en zengin sendikalardar biri. Sendikanın eğitim tesisleri, otelleri, kampları herkese parmak ısırtıyor. Son olarak Çubuk'ta 5 yıldızlı bir otel yapan Türk - Metal Sendikası'nın Başkanı Mustafa Özbek de aslında Ankara'nın sayılı zenginleri arasında. Eski bir metal işçisi olan Özbek'in hem kendisinin üzerine hem de çocuklarının üzerine çok sayıda emlak sahibi olduğu belirtiliyor.

İşte o servet

Kırıkkale-Samsun yolunda HABAŞ Gaz Dolum Tesisleri.
Ankara Çankaya'da 2 apartman.
Kuşadası'nda villa.
Ankara Çubuk yolunda 12 dönümlük arazi üzerinde havuzlu villa.
Ankara Çubuk yolunda Metal Kooperatifi'nde dubleks villa.
Ankara Keçiören'de 2 daire.
Ankara Bahçelievler'de 2 daire.
Ankara Bilkent'te villa.
Ankara ODTÜ Kooperatifi'nde hisse.
Ankara Gazi Üniversitesi Kooperatifi'nde dubleks villa.
Bursa'da daire.
Kırıkkale'de 5 katlı, 10 daireli apartman. (Burada, Orman İşletme Müdürlüğü kiracı olarak oturuyor.)
İzmir'de kooperatif hissesi.
Kıbrıs-Girne Çatalköy'de 15 dönüm arazi üzerinde 2 villa.
Kırıkkale'de 40 dönüm arazi.
Ankara OSTİM'de tüp gaz dolum tesisi.
Kendine ait bir jeep, eşi ve çocuklarına ait 4 otomobil.
Ankara Beysukent'te 4 katlı villa.
Ankara Beysukent'te villa.
Ankara Çayyolu'nda kooperatif hissesi.
Kıbrıs-Girne Karaoğlu Mahallesi'nde daire.
(...)
TV kanalı

Bu arada Türk Metal İş Sendikası'nın Ankara'daki Büyük Anadolu Oteli, Girne'deki M.Özbek Grand Avrasya Oteli'nin ardından şimdi de KKTC'de yayın yapan Genç TV'yi satın almak için girişimleri olduğu iddia edildi. Sendika ya da diğer adıyla Uluslararası Avrasya Metal İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in Genç TV'yi satın almak ve 20 Temmuz'daki frekans ihalesinde finans sorununu ortadan kaldırmak için 250 bin dolar ödeme yaptığı ileri sürüldü.

Çubuk'ta havuzlu çiftlik: Mustafa Özbek Ankara'daki villasının yanısıra Çubuk'ta da bir çiftlik sahibi. Esenboğa Havaalanı yolu üzerindeki çiftlik evinin hemen arkasında büyük bir havuz var. Bahçe düzenlemesi de yine işin uzmanlarına yaptırılmış. Ancak Mustafa Bey bu yıl çiftlik evine gitmiyor. Çünkü Özbek'in bunun yerine evine 5 kilometre uzaklıktaki 5 yıldızlı otelini tercih ettiği söyleniyor...

Beysukentte 4 katlı villa: Mustafa Özbek Beysukent'te de 4 katlı bir villanın sahibi. Oldukça lüks yapılan Planlama Sitesi'ndeki bu villa her türlü lüks için düşünülmüş. Özbek'in bu devasa villası milyarlarca lira değerinde. Ancak villanın pembe boyası tüm bu lüksün yanında ihtişama biraz gölge düşürüyor. Beysukent'te Özbek'in oğullarından birinin de başka bir villası olduğu söylenenler arasında...

(Star,28 Haziran 2001)!




Satılmış sendika ağalarının verilecek hesabı var

Türkiye'de sendikalı işçi sayısı her geçen gün azalmaya devam ediyor. Sermaye, sendikaların işlevini tamamen bitirmek amacıyla taşeronlaştırmayı geliştirdi. Özelleştirmeler sonucunda sendikalı işçi sayısında önemli düşüşler yaşandı. Bunun yanısıra eşel-mobil sistemiyle sendikaların ücret konusundaki pazarlık güçlerini de hemen hemen bitirdi gibi. Grev yasaklama kararıyla sınıfın üretimden gelen gücünü kullanmasının da önünü kesiyor (Şişe-Cam grevi, belediye grevleri gibi birçok grev yasaklandı).

Sermayenin topyekûn saldırılarına karşı işçi sendikaları bugüne kadar hiçbir ciddi bir tavır geliştirmediler. Durum böyle olunca, sermaye sınıf üzerindeki baskılarını yoğunlaştırdı.

Toplusözleşme görüşmeleri İMF-DB’nın belirlediği düzeyde artışlarla sonuçlandı. Bu durumu da “ülkenin bu kritik günlerinde biraz daha fedakarlık” masalıyla açıklıyorlar. Krizlerinin faturasını yine işçi sınıfı ve emekçilere çıkartmaya çalışıyorlar. Sendikalar da bunda önemli bir rol oynuyorlar. Ücretler hep sermayenin isteğine göre belirleniyor.

Adana’da Bossa ve Teksa şube yöneticileri, tümüyle kişisel çıkarları için, DİSK Tekstil’den Hak-İş’e bağlı Öz İplik-İş’e üye transferi yapıyorlar. Bu, işçileri bölüp parçalamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bir süre sonra her iki sendika arasında yetki mücadelesi başlayacaktır. Sahte üye yaptın şeklindeki itirazlar sonucunda süreç uzayacak, 2002’de DİSK’in yetki süresi dolduktan sonra da sendikasız, örgütsüz bir süreç başlayacaktır. Yoğun işçi çıkışlarının yaşandığı bu dönemde işveren Bossa’da istediği gibi at koşturacaktır. Özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırısına karşı işçilerin birlik ve beraberlik içerisinde olmaları gerekirken, işçiler böyle bir maceraya sürüklenmektedirler.

Sermaye sınıf mücadelesinin önünü kesmek için her zaman Alevi-Sünni, Kürt-Türk, sağcı-solcu ayrımını körükleyerek işçi ve emekçileri birbirine düşürerek, bizleri daha fazla sömürmektedir. Oysa işçi sınıfı Türkü’yle, Kürdü’yle, Lazı’yla, Arabı’yla, Alevisi-Sünni’siyle sermaye sınıfı tarafından ezilen, sömürülen bir sınıftır. Bu ayrımları sınıfı bölmek, parçalamak, sınıf üzerindeki egemenliğini pekiştirmek isteyen sermaye sınıfı bilinçli bir tarzda kışkırtmaktadır.

İşçi sınıfı sendika ağalarının elinde, dilediklerince işçileri oradan oraya taşıyacakları bir oyuncak olmamalıdır. Sendika bürokratları sınıfa bu kadar kolayca ihanet edebiliyorsa, sermayeye ve bir başka sendikaya işçileri kolayca pazarlıyorsa, bu cesareti nereden aldıklarına da bakmak gerekir. TİS’lerden işyerindeki sorunların çözümüne kadar belirleyici güç işçilerin kendisi olmalıdır. Bu da ancak taban örgütlülüklerinin yaratılması ile mümkün olacaktır. Sendika yönetimlerini işlevli hale getirecek, sendikaları sınıfın çıkarları için mücadele edecek örgütlülüklere dönüştürecek olan taban örgütlülükleridir.