7 Temmuz'01
Sayı: 16


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem
  "Sosyal patlama"lara karşı ehlileştirilmiş dinsel gericilik
  Belgelenen devletin katliamcı kimliğidir!
  "Faşist devlet, bir gün mutlaka bunun hesabını verecektir!"
  Ölüm Orucu Direnişi 261. günüde sürüyor
  Sınıf hareketi
  Satılmış sendika ağaları hesap verecek
  Sümerbank işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!..
  Dönemsel durum ve partinin sorumlulukları
  2 Temmuz anma etkinlikleri
  Gençlik
  Yugoslavya'yı yöneten uşak takımı Milosevic'i kredi karşılığı sattı
   Uluslararası hareket
  Direnişçilerin kaleminden
  Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Ölüm Orucu Direnişçisi siper yoldaşım

“Mahmut Gökhan Özocak’a...

“19 Aralık günü Bayrampaşa Cezaevi C koğuşu 21. yüzyılın nazi kampları gibiydi. Arkadaşlarımız diri diri yakıldı...”

(Bu mektup elimize Ölüm Orucu direnişçisi M. Gökhan Özocak
şehit düşmeden önce ulaşmıştır.
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz... SY Kızıl Bayrak...)

Sevgili siper yoldaşım,

Seni coşkuyla kucaklıyorum.

Yıllar önce yine bir yaz günü, İzmir Bornova’da, bana bir adres bırakıp haki renklerin sultasından kurtularak gitmiştin. Bana bıraktığın adrese birkaç defa yazdım, ama herhangi bir yanıt alamadım.

12 Eylül faşizminin zindanlarından çıkan çok sayıda insan vardı. Sen de onlardan biriydin. Bana ise yeni tüfek diyordunuz. O uzun boylu ince Niğdeli’yi hatırlıyorsundur herhalde. Onun da hala devrim saflarında olmasını diliyorum. Yazdıklarıma bir süre yanıt verdi, ama daha sonra ondan da bir ses çıkmadı. Çok sayıda insanın üzerinde, aldığımız yenilginin ve zindanların ağırlığı açıkça hissediliyordu. Yani çoğu zaman eski tüfek (ama patlamayan cinsten) haline gelmişti. Bu durumun beni çok şaşırttığını belirtmeliyim. Ama sen onlardan farklıydın. Onlarla yaptığın tartışmaları hala hatırlıyorum. Onlar kendi bireysel yaşamlarını kurmanın planlarını yaparken, sen mücadeleyi sürdürmenin gerekliliğini savunuyordun. Ve bunu içtenlikle yapıyordun.

Yoldaşlarımız ve siper yoldaşları, 20 Ekim 2000’de süresiz açlık grevi ve ardından da ölüm orucu direnişine başladığınız ilk andan beri yüreğimiz sizinleydi. Hala da öyledir. Adını gazetede ilk okuduğumda heyecanlandım. O yıllar öncesini yeniden hatırladım. Ama yine de senin olup olmadığın konusunda tam emin olamadım. Devrim mücadelesini sürdüreceğin konusunda herhangi bir şüphem yoktu. Ancak yine de isim benzerliği olabileceğini hesaba kattım.

Kızıl Bayrak sayfalarında yayınlanan çağrını okuyunca heyecanıma sevinç de eklendi. Bu kesin, dostum M. Gökhan Özocak’tır dedim. Çünkü adının başındaki M. hala net olarak hafızamda duruyordu. Hafızamı yokladığımda o haki rengin hükmü altında geçen anların çoğunun silikleştiğini fark ettim. Ama seninle paylaştıklarımız daha canlı ve sanki yakınmış gibi duruyor. Düzenle uyumlu yaşamı reddeden ve sosyalizm idealinden hiçbir koşulda vazgeçmeyen insanların paylaşımları demek ki hafızalara daha derin kazınıyor.

Sevgili siper yoldaşım, büyük ve destansı bir direniş sayesinde yeniden buluşmak çok anlamlıdır. İzmir’e gelip seni kucaklamasam da bunu sosyalizmin SY Kızıl Bayrak’ın sayfaları üzerinden yapıyorum. Birbirimizi bulduk. Artık ikimiz de idealimizde devrim ve sosyalizm olduğunu biliyoruz ve hücreleşmiş bir yaşamı asla kabul etmiyoruz.

Bu cüretkar ve onurlu direnişte çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Ama insanlık onurunun ve devrimci kimliğin ancak ağır bedeller pahasına ayakta tutulup geliştirileceğini sizler bütün dünyaya gösterdiniz. Senin ve kuşağından olan devrimcilerin bu direnişteki kararlılığının daha da özel bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sizler, askeri faşist darbenin zulmü altında teslim alınamayanların geleneğini devam ettirenlersiniz. Hiçbir zorbalık çözülme, yenilgi, ihanet ve konjonktür değişimi sizi yolunuzdan alıkoyamadı. Demek ki devrimci temeliniz çok sağlam. Zira devrim mücadelesinin ihtiyaç duyduğu insanlar zor koşullarda devrimi savunacak, devrimin bayrağını dalgalandıracak olanlardır. Sizler, tüm ölüm orucu direnişçileri böyle olduğunuzu kanıtladız. Bundan dolayı adınız devrim tarihinin şanlı sayfalarına şimdiden yazılmıştır.

Devrimcileri katledenler, sakat bırakanlar elbette bu suçlarının hesabını vermekten kurtulamayacaktır. Devrimcileri teslim alma planları hüsranla sonuçlanacaktır. Bu görkemli direniş Paris Komünü’nden, Ekim Devrimi’nden, Onbeşler’den, Kızıldere’den, Nurhak’lardan, Metris, Diyarbakır ve Ulucanlar geleneğinden esinlenerek devam ediyor.

Tarih devrimci iradenin teslim alınamayacağına tanık olmuştur, olmaya da devam edecektir. Devrimci coşku ve siper yoldaşlığı sıcaklığıyla ve zafere olan inancımla seni kucaklıyorum.

Bir siper yoldaşın




HÖP’ün açıklamasından...

Armutlu Direniş Evi’nde
bir direnişçi daha şehit düştü

ZEHRA KULAKSIZ
direnişin 57. şehidi olarak ölümsüzleşti!

 

(...)
Zehra KULAKSIZ: 23 yaşında genç bir yürekte, bir asırlık bilgeliği ve onuru taşıyan Laz Kızı...
Kardeşi Canan yanıbaşında şehit düştüğünde 19 yaşındaydı. Tüm dünyaya devrimci olmanın, onurlu insan olmanın dersini veriyordu. Zehra da kendisine ilişkin değerlendirmesinde şöyle diyordu;

“... Meseleyi çözdüm. Yani isteyince oluyor, gerçekten isteyerek oluyor. Esas meseleyi CANAN çözdü. Her şeyin başı istemek. Çok şey öğretti CANAN...” Şimdi şehitliğiyle Zehra öğretiyor.

3 Mart 1978'de Rize'de doğdu. Laz kızı İstanbul-Esenyurt'ta orta-lise öğrenimini yaptıktan sonra 1997 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’ne girdi. Dördüncü sınıfa kadar okudu. Lise yıllarından itibaren devrimcilerle tanıştı. Amcası devrimciydi. Halen tutsak olan amcasından etkilendi. Devrimcileri tanıdıkça, kendisini keşfetti, yaşamanın anlamını kavramaya başladı.

Üniversitede DEV-GENÇ'lilerle tanıştı. Bir DEV-GENÇ'li olarak sürdürdü mücadelesini. Öğrenci gençliğin akademik sorunlarının çözümü için çalışırken, bu sorunların çözümünün halkın sorunlarından bağımsız olmadığını biliyordu. Bunun için halkın her türlü mücadelesinin yanında, içinde oldu.

Hem bir DEV-GENÇ'li hem de bir tutsak yakınıydı Zehra. Tayad'lı Ailelerin dışarıda başlattığı ölüm orucuna katıldı. Direnişin içindeyken duygularını şöyle dile getiriyordu;

“Kendimi mücadelenin en güzel ve önemli bir yerinde görüyorum. Önemli bir süreçten geçiyoruz ve ben de büyük bir direnişin içindeyim. Yani mücadelenin tam ortasındayım.”

Mücadelenin tam da ortasında, suskunluğun, zulmün ortasına daldı ve bir bomba gibi patladı ortasında direnişin.

29 Haziran 2001
HÖP (Haklar ve Özgürlükler Platformu)





Ölüm Orucu şehidi Zehra Kulaksız sloganlarla uğurlandı..

“Kahramanlar ölmez, halk yenilmez!”

 

20 Ekim’de zindanlarda başlayan ÖO Direnişi’ne destek için dışarıda, Küçükarmutlu'daki Direniş Evi’nde sürdürdüğü ölüm orucunda şehit düşen Zehra Kulaksız, 30 Haziran günü direniş evinden omuzlara alınarak pankartlar ve kızıl bayraklarla yürüyüşe geçildi. “Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!”, “Kahramanlar ölmez, halk yenilmez!”, “Direnme hakkı kutsaldır, kazanacağız!”, “Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun!”, “Zehra-Canan ölümsüzdür!” sloganları atıldı.
Zehra Kulaksız’ın cenazesi sloganlar eşliğinde Armutlu’nun çıkışına kadar getirildi. Ambulansa konarak önce işlemlerin yapılacağı Adli Tıp’a götürüldü. Oradan da toprağa verileceği Rize’ye doğru yola çıkarıldı.

1 Temmuz da ise Rize'nin Dağsu Mahallesi’nde düzenlenen törenle uğurlandı.

Mahalle girişinde,"Kahramanlar ölmez, halk yenilmez” pankartı arkasında 100'e yakın kişiyle kortej oluşturarak yürüyüşe geçildi. Polisin ilk müdahalesi bu anda oldu ve pankarta saldırarak yürüyüşü engellemek istedi. Bu saldırı püskürtüldü. Kortej mahalle içinden Zehra Kulaksız'ın evine kadar geldi. Zehra Kulaksız, kendisi gibi ÖO’da direnerek şehit düşen kardeşi Canan Kulaksız'ın yanıbaşında toprağa verildi. Mezarı başında Canan ve Zehra Kulaksız'ın mücadelesi anlatıldı. Sloganlar atıldı, şiirler okunup marşlar söylenerek tören bitirildi. Tören sonrası da polisle arbede yaşandı, ancak herhangi bir gözaltı olmadı.

255 gündür içeride ve dışarıda direniş bitirilemedi. Zafer direnenlerin olacaktır!

Devrim şehitleri ölümsüzdür!