7 Temmuz'01
Sayı: 16


  Kızıl Bayrak'tan
  Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem
  "Sosyal patlama"lara karşı ehlileştirilmiş dinsel gericilik
  Belgelenen devletin katliamcı kimliğidir!
  "Faşist devlet, bir gün mutlaka bunun hesabını verecektir!"
  Ölüm Orucu Direnişi 261. günüde sürüyor
  Sınıf hareketi
  Satılmış sendika ağaları hesap verecek
  Sümerbank işçileriyle dayanışmayı yükseltelim!..
  Dönemsel durum ve partinin sorumlulukları
  2 Temmuz anma etkinlikleri
  Gençlik
  Yugoslavya'yı yöneten uşak takımı Milosevic'i kredi karşılığı sattı
   Uluslararası hareket
  Direnişçilerin kaleminden
  Açıklamalardan
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamu emekçileri hareketinde yeni dönem

 

Kamu emekçilerinin sendikal haklarını gaspetmeyi hedefleyen sahte sendika yasası da meclisten geçti. Bu 57. hükümetin çıkardığı onlarca saldırı yasasından sadece biridir. Ancak bunun anlamı ve sonuçları kamu emekçileri açısından özel bir önem taşımaktadır.

Bu yasayla amaçlanan, öncelikle, 11 yılın mücadelesiyle kazanılmış sendikal mevzilerin yıkılması, işlevsizleştirilip kötürümleştirilmesidir. Düzenin efendileri çok iyi biliyorlar ki, kitleleri köleleştirmenin en etkin yolu onları örgütsüzleştirmekten geçiyor. Bu yüzdendir ki yıllardır işçi ve emekçilerin örgütsüzleştirilmesi için çok yönlü ve kapsamlı bir saldırı yürütülüyor.

Sanayide saldırı yasalarına toplu işten çıkarmalar eşlik ediyor. Kamu hizmetlerinde sahte sendika yasasına tasfiye kararnamesi eklenmek üzere. Tüm bu örgütsüzleştirme saldırılarının odak noktasında ise, sınıf ve emekçi hareketinin kaderiyle yakınen bağlantılı bulunan, devrimci örgütleri tasfiye saldırıları yer alıyor. Hücre saldırısı ve zindanlarda ardardına gerçekleştirilen vahşet örneği katliamlar, devrimci kimliğin ve onun güvencesi olarak devrimci örgütlerin tasfiyesini amaçlıyor. Böylece, işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci örgütlenme-devrimci sınıf savaşımı seçeneğinin tümden ortadan kaldırılması hedefleniyor. Devletin “milli siyaset belgesi” üzerinden bunun temel bir hedefi olduğunu ise biliyoruz.

Meclisin saldırı yasalarını bu derece hızlı çıkarıyor olması, elbette sistemin gücünü kanıtlamıyor. Her saldırıyı mutlaka özenle kamufle etmeye çalışmaları, bir “reform” ya da “ilerleme-demokratikleşme” adımı olarak sunmaları boşuna değil. Kuşkusuz burada kaba bir arsızlık da var. Nasıl ki eşine az rastlanır bir faşist vahşet sergiledikleri zindan katliamını tutup “hayat kurtarma operasyonu” diye reklam etmeye kalktılarsa, bugün de sahte sendika yasasını “kamu çalışanlarına sendika hakkı tanıyan yasa” olarak sunmaya çalışıyorlar.

Nasıl ki, beton ve demir bloklar içinde hapis tuttukları birkaç bin devrimciyi hücrelere kapatabilmek için, helikopterinden panzerine, makinelisinden bombasına ve kimyasal silahına kadar tam teçhizat donatılmış bir katliam ordusuyla saldırıya geçtilerse, sahte sendika yasasını geçirebilmek için kamu emekçilerinin üzerine de panzerleri ve bombalarıyla yürüdüler.

Peki yürüdüler de ne oldu, yasayı geçirdiler de ne olacak? Bir kararın yasal olması ona meşruiyet kazandırmaya yetecek mi? Sahte sendika yasası, kamu emekçilerinin 11 yıllık zorlu ve onurlu mücadeleyle kazandığı meşru mevzileri yıkmaya muktedir olacak mı?

Düzen devrimci tutsaklardan hakettiği yanıtı almıştır. Tüm katliamlara, işkencelere, hücrelerin tecrit koşullarına rağmen, devrimci tutsakların “Hayır, asla teslim olmayacağız!..” yanıtı rejimin suratına bir kamçı gibi patlamıştır. Hiçbir çaba direnişi sürdürme iradesini ve tecriti parçalama kesin kararlılığını kıramamıştır.

Kimsenin kuşkusu olmasın ki, kamu emekçilerinin de kendilerine yönelik saldırılara yanıtı benzer yönde olacak. Bu olmak zorundadır. Kamu emekçi mücadelesinin sadece son 11 yılda biriktirdiği güç ve deneyim bile, bu zoru yenmelerine, bu saldırıyı püskürtmelerine yetecektir.

Kamu emekçilerinin de çok iyi bildiği gibi, bu hükümetin son iki yılda çıkardığı yasalar salt kimi hakların gaspıyla sınırlı değildir. İşçi ve emekçi haklarının gaspı, ülkenin emperyalizme peşkeş çekilmesini kolaylaştırmak kirli amacına hizmet etmektedir. Zira işçi sınıfı ve emekçiler ülkenin işbirlikçi uşak takımı tarafından böylesine rezilce emperyalist efendilerine peşkeş çekilmesine karşı durabilecek gerçek toplumsal güçtürler. Aşağılık satış planlarını bozabilecek biricik kuvvet, işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci mücadelesidir. Bunu sadece düzen sahiplerinin değil, işçi ve emekçi kitlelerin de içten içe hissettikleri açıktır. En basit gündelik haklar için gerçekleştirilen eylemlere dahi anti-emperyalist şiarların damga vurması bunu göstermektedir.

Kamu emekçileri sahte sendika yasasıyla ve onu tamamlayan tasfiye kararnamesiyle kendilerine yöneltilen saldırıların anlamını ve hedeflerini iyi bilmektedirler. Bu saldırıyla kendilerinin örgütlülükten mahrum bırakılmak, böylece sınıf mücadelesinin dışına düşürülmek istendiğinin farkındadırlar. Aynı şekilde, bu ve benzer saldırılarla ülkenin -aynı anlama gelmek üzere işçi sınıfı ve emekçilerin- köleleştirilmek istendiğinin de farkındadırlar. En azından, azımsanmayacak öncü bir kesimin bu gidişatın farkında olduğuna kuşku yoktur.

Kitlelerde emperyalizme ve ona uşakça teslimiyete karşı biriken öfke ile birlikte ele alındığında, öncü kesimin bilinci, sabırlı-planlı-özverili bir çabaya konu edildiği takdirde, mücadelenin önündeki barikatları yıkmak, örgütsüzleştirme-köleleştirme saldırılarını püskürtmek mümkün olacaktır. Yeter ki devrimci kamu emekçileri üzerlerine düşen sorumluluğun hakkını verebilsinler.

Mücadelenin önündeki en güçlü barikat hareketin kendi içinden, örgütün en tepesindekiler eliyle örülmüş durumdadır. Sahte sendika yasasının geçiş süreci bu kaba gerçeği tüm açıklığı ile gözler önüne sermiştir. Bu durumda ve bu nedenle, saldırıların karşısına güçlü bir biçimde dikilebilmek için öncelikle bu barikatın aşılması gerekir.

Bu süreçte, sendikal ihanet cephesinden gizli-saklı hiçbir şey kalmamıştır. Kamu emekçi mücadelesinin bütün bir tarihi, güçlü bir direnişle püskürtülemeyecek hiçbir saldırı olmadığını gösterdiği ve kamu emekçileri kendi mücadele süreçlerinden edindikleri bu bilinçle yüklenmeye hazır oldukları halde, KESK bürokratları kitlenin direnme istek ve imkanlarını tahrip etmek için ellerinden geleni arkalarına bırakmamışlardır.

Öncelikle, meclis takvimine endeksli bir eylem takvimiyle yapmışlardır bunu. Bunu, bir gecede alınıp işyerlerine (çoğunlukla sendika şubelerine bile) duyurulmayan eylem kararlarıyla, bir gün alınıp ertesi gün ertelenen eylem kararlarıyla, hedefsiz Ankara yürüyüşleriyle ve tüm bu tutumlarının kitlede yarattığı örgüte güvensizlikle yapmışlardır. Bu tutumlarıyla da, işçi hareketinin başındaki hainlerle bir ve aynı konumda değerlendirilmeyi fazlasıyla haketmiş durumdadırlar.

Bu adamlar daha şimdiden -yasa henüz onaylanıp yürürlüğe bile girmeden- yeni yasanın gereklerini yerine getirmeye soyundular. Bir yandan Sezer’e yakarı telgrafları çekerken (böylesine geri ve utanç verici bir etkinliği dahi salt tabanın gözünü boyama amaçlı yapıyorlar), öte yandan kitleden gizli görüşme masalarına oturmaya başladılar bile. Alelacele çıkarılan yasanın muğlak bıraktığı “işkolu” vd. tanımlamalarında işverene canı gönülden “yardıma” koşuyorlar. Onlar açısından saldırının püskürtülmesi, sendikal mevzilerin korunması, tüm bunlar için dişe diş bir mücadelenin örgütlenmesi diye bir sorun kalmamıştır artık. Onların sorunu global köleliğe boyun eğmek, teslim olmak, uşaklaşmaktır. Bu böyle bilinmeli ve en geniş kamu emekçi kitle nezdinde de yaygın bir teşhire konu edilmelidir.

Kamu emekçi kitleleri bir yandan sendikal ihanet barikatı konusunda bilinçlendirilirken, diğer yandan kendi birikimleri, kazanımları, güç ve potansiyelleri konusunda da uyarılmak, yaşanan sürecin, kayıpların ve ihanetin tahribatı giderilmek zorundadır. Kitlelerde direniş ruhunu yükseltecek temel etken, özgücüne güven ve bu güveni sağlayacak bir örgütlülüktür.

Demek ki, bilinçlendirme faaliyetiyle paralel ve yoğun bir örgütlenme çalışması zorunludur. Gerek sözkonusu saldırı yasalarına karşı, gerekse günlük ekonomik-demokratik hak talepleri için yürütülecek fiili-meşru mücadele, saldırıların püskürtülebilmesi için ihtiyaç duyulan birleşik-militan mücadelenin zeminini döşeyecektir. Yerellerde, işyeri ve iller bazında örgütlenen hak eylemleri kitleleri diri tutmanın da bir aracı olarak görülmelidir aynı zamanda.

Devrimci kamu emekçilerinin, hareketin bu yeni aşamasında düşebileceği en büyük yanılgı, reformistlerin peşinden yasal dayatmalara boyun eğmek, duruma ve zemine uyum sağlamak olacaktır. Bu salt kendi devrimci kimliklerini aşındırmakla kalmayacak, kamu emekçi kitlesinin biricik gerçek imkan ve umudunu da zedeleyerek, mücadelenin yıllarca geriye düşmesine sebep olacaktır.

Devrimci kamu emekçileri, bunun bilincinde olarak ve bu bilinçle davranarak, kendi görev ve sorumluluklarına kitlelerin bu gerçek ve yakıcı ihtiyacı üzerinden yaklaşmalıdırlar.